Connect with us

Dernekler

Giles Dickson yoğun gündemi Rüzgar Enerjisi’ne değerlendirdi: ‘Avrupa malı’ ifadesi Türkiye’yi de kapsamalı

Yayın tarihi:

-

Giles Dickson-ekim-2023

Ülkeler yenilenebilir enerjiye geçişteki adımlarını hızlandırıyor, Rusya’ya olan enerji bağımlılığından dili yanan Avrupa ve yanı sıra ABD, yeşil enerji için önemli yasalar çıkararak yenilenebilir enerjideki tedarik zincirini daha kontrollü oluşturuyor. Rüzgar enerjisinde önemli eşikleri geride bırakan Türkiye, deniz üstü rüzgar enerjisinde aday sahaları açıklayarak önemli bir kilometre taşını daha geride bırakıyor. Rüzgar Enerjisi Dergisi’ne özel açıklamalarda bulunan WindEurope CEO’su Giles Dickson, Avrupa’nın kendi rüzgar tedarik zincirini zamanında büyütmezse, diğer ülkelerin bugünkü darboğazlardan faydalanmaya hazır olacağını vurgulayarak, “Avrupa malı ifadesi açıkça Türkiye’yi de kapsamalı” diyor. Türkiye’nin deniz üstü rüzgardaki adımlarıyla ilgili önemli bir değerlendirme yapan Dickson, “Türkiye, Avrupa’nın yaptığı hatayı yapmamalı” diye uyarıyor.

Küresel ölçekte rüzgar enerjisine yön veren kuruluşlardan biri olan WindEurope’un CEO’su Giles Dickson, sektörün yoğun gündemini Rüzgar Enerjisi Dergisi’ne değerlendiriyor.

Bu yıl Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi’nde (TÜREK) TÜREB ile işbirliği yapıyorsunuz. Avrupalı türbin ve komponent üreticileri ile rüzgar enerjisi sektörünün Türk tedarikçilerini bir araya getirecek olan TÜREK 2023 ile hedeflenen etkileşim hakkında yorum yapabilir misiniz? Bu tür iş birlikleri devam edecek mi?

Türkiye rüzgâr endüstrisinin başarısı, sürekli genişleyen güçlü yerel tedarik zincirine dayanıyor. Birçok Avrupalı ve uluslararası şirketin üretim tesisleri kurduğu Türkiye’de, rüzgâr sektörü bugün yaklaşık 25.000 kişiye istihdam sağlıyor. Şu ana kadar Türkiye’de kurulu olan 12 GW’lık rüzgar enerjisinin tamamı karada; ancak Türkiye’nin offshore rüzgar endüstrisi de şekilleniyor. Yakın zamanda kurulan Denizüstü Rüzgar Enerjisi Derneği, Avrupa’nın offshore rüzgar başarı hikayesinden dersler çıkarmak üzere WindEurope’a katıldı.

7-8 Kasım 2023 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek olan Türkiye Rüzgâr Enerjisi Kongresi, Türkiye’de karasal ve offshore rüzgâr enerjisinin gelecekteki genişlemesi hakkında bilgi alışverişinde bulunmak ve öğrenmek için harika bir fırsat olacaktır. Onaylanan konuşmacılar ve konferans programı mükemmel bir etkinlik vadediyor.

WindEurope uzun yıllardır Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) ile çok verimli bir şekilde çalışmaktadır. Diğer etkinliklerin yanısıra, bu yılın başlarında Avrupa’nın önemli rüzgar enerjisi liderlerinin özel bir toplantısı olan 2023 WindEurope CEO’ları Toplantısı’nı İstanbul ev sahipliğinde yaptık. Daha pek çok projede el ele çalışmayı umuyoruz.

Türkiye’nin 2035 yılına kadar olan hedeflerini içeren Ulusal Enerji Planı’nda açıklanan 5 GW deniz üstü rüzgar enerjisi hedefi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu hedefe ulaşmak için neler yapılması gerekiyor?

Türkiye hızla gelişerek karasal rüzgar enerjisinde lider bir pazar haline geldi. Şimdi bir sonraki adımı offshore rüzgârdan yararlanarak atmanın tam zamanı. Türkiye’nin denizdeki mükemmel rüzgar hızları ideal koşulları sunuyor. Ulusal Enerji Planı’ndaki 5 GW’lık offshore rüzgâr hedefi iyi bir başlangıç noktası ve açık deniz rüzgâr gelişimini mümkün kılmak için önemli iyileştirmeler yapıldı.

Türkiye şimdi mekansal deniz planları aracılığıyla rüzgâr için bölgeler tahsis etmelidir. Ardından Hükümet, deniz üstü rüzgâr ihalelerinin sıklığını, hacimlerini ve değerlendirme kriterlerini belirlemek üzere ihale takvimleri belirlemeye başlayabilir. Bu ihaleler, gelirleri istikrara kavuşturacak ücretlendirme mekanizmaları ile birleştirilmelidir.

Avrupa’daki deneyimler, Fark Sözleşmesi modelinin offshore rüzgar gelişimini desteklemek için en iyi model olduğunu göstermektedir. Bu model, yeni rüzgar santralleri için finansman maliyetlerini düşük tutmaktadır. Ayrıca vergi mükellefleri ve hükümetler için de faydalıdır: Hükümetler sadece offshore rüzgar santrali geliştiricilerine ödeme yapmakla kalmıyor, elektrik fiyatları yüksek olduğunda da geri ödeme alıyorlar. Türkiye, diğer Avrupa ülkelerinin şu anda yaptığı hatayı yapmamalı ve offshore rüzgarı veya deniz sahası kiralama ihalesini peşin ödeme şeklinde yürütmemelidir. Bu ödemeler offshore rüzgâr geliştiricileri için kötüdür çünkü deniz üstü rüzgarı daha pahalı hale getirir. Nihayetinde bu ekstra maliyetlerin tedarik zincirine ya da elektrik tüketicilerine yansıtılması gerekir; bu da herkesi daha kötü bir durumda bırakır.

Kesin bir ihale takviminin yanı sıra offshore rüzgar da limanlara ve şebekelere yatırım yapılmasını gerektirir. Deniz üstü rüzgar santralleri için zamanında ve güvenilir şebeke bağlantıları en önemli öncelik olmalıdır. Eğer elektrik kıyıya ulaştırılamıyorsa türbin inşa etmenin bir anlamı yoktur. Türkiye aynı zamanda liman altyapısına, açık deniz rüzgar gemilerine ve daha geniş tedarik zincirinin sanayileşmesine de yatırım yapmalıdır. Bu kulağa çok para harcamak gibi gelebilir; ancak bu, ucuz elektrik, kalıcı ekonomik büyüme ve offshore rüzgar sektöründe binlerce yeni istihdam sağlayacak stratejik bir yatırımdır. Avrupa’da her yeni offshore rüzgar türbini ulusal GSYH’ye 15 milyon euroluk ekonomik faaliyet katkısı sağlamaktadır.

WindEurope 2026 Annual Event’a resmen aday olan İstanbul’la ilgili ne düşünüyorsunuz? İstanbul’a rakip şehirlerle ilgili de bilgi vererek, etkinliğin burada düzenlenme ihtimalini değerlendirebilir misiniz?

Şu an için yorum yapmayacağız.

BloombergNEF, yayınladığı bir raporda yeni rüzgar türbinlerinin devreye alınmasında %15’lik bir düşüş yaşandığını açıkladı. Tedarik zinciri ve sübvansiyon kısıtlamalarından etkilenen rüzgâr enerjisi sektörü 2023’ü nasıl geçiriyor? Bu yıl sonu için neler öngörüyorsunuz?

Rüzgar enerjisi için yıllık kurulum rakamlarının dikkatle karşılaştırılması gerekmektedir. Rakamların bir yıldan diğerine hafifçe dalgalanmasının birçok nedeni var ancak karadaki rüzgar kurulumunun gidişatı açıkça yukarıya yönlüdür. Avrupa hükümetleri, tıpkı Türk hükümetinin yaptığı gibi Enerji ve İklim Planlarının bir parçası olarak karada daha fazla rüzgar türbini inşa etme taahhüdünde bulunuyor. Türkiye’nin 2030 yılına kadar olan dönemi kapsayan Ulusal Enerji Planı, yaklaşık 30 GW rüzgar enerjisini hedefliyor ve bunun yalnızca 5 GW’ının deniz rüzgarı olması gerekiyor. Bu, Türkiye’nin karadaki rüzgar kapasitesini iki katından fazla artıracağı anlamına geliyor.

ABD’nin yeşil enerji teknolojileri için vergi indirimleri ve teşvikler içeren Enflasyon Azaltma Yasası (IRA) ve AB’nin Yeşil Uzlaşma Sanayi Planı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu gelişmeler yeşil enerji sektöründeki küresel ticareti nasıl etkileyecek?

Avrupa’nın kendi temiz teknoloji üretimini artırması gerekiyor. Bugün AB, 2030 enerji ve iklim hedeflerine ulaşmak için ihtiyaç duyduğu rüzgar türbinlerini, ısı pompalarını ve elektrolizörleri üretemiyor. Şubat 2023’te AB, IRA’ya cevabını masaya yatırdı: Yeşil Anlaşma Sanayi Planı. Bu plan, AB’nin genel stratejik temiz teknoloji üretim kapasitesini 2030 yılına kadar en az %40’a çıkarmayı amaçlayan Net-Sıfır Sanayi Yasası Net-Zero Industry Act’ı (NZIA) içeriyor. Bu haliyle yetersiz kalan NZIA, finansman konusunda çok zayıf. AB’nin sadece inovasyonu finanse etmekle kalmayıp, tedarik zincirini büyütmeye yardımcı olacak parayı da masaya koyması gerekiyor. Ulusal hükümetlerin, yeni fabrikalara yapılacak yatırımları desteklemek için AB devlet yardımı kurallarında sahip oldukları yeni esneklikten maksimum düzeyde yararlanmaları gerekiyor.

Avrupa kendi rüzgar tedarik zincirini zamanında büyütmezse, diğer ülkeler bugünkü darboğazlardan faydalanmaya hazır olacaktır. çin halihazırda 3. ülke pazarlarında avrupalı türbin üreticileriyle rekabet etmektedir. Şimdi agresif bir şekilde avrupa pazarına da girmeye çalışıyorlar. AB’nin Net-Sıfır Sanayi Yasası, Yeşil Anlaşma’nın “Avrupa malı” olmaya devam etmesini sağlamalıdır ve “Avrupa malı” ifadesi açıkça Türkiye’yi de kapsamalıdır.

AB’nin yeşil enerji hedefleri rüzgar enerjisi sektöründe önemli bir rol oynuyor. AB’nin yeni enerji stratejisi çerçevesinde rüzgar enerjisi sektörü için neler bekliyorsunuz?

Avrupa Yeşil Anlaşması Avrupa’nın kapsayıcı vizyonudur. Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Rusya’nın gaz şantajı, Avrupalı politika yapıcılara sadece rüzgar ve güneş gibi yerli enerji kaynaklarının enerji güvenliğini gerçekten garanti ettiğini kanıtladı. Avrupa Birliği bu nedenle yeni REPowerEU stratejisinde, Rus gaz ithalatına olan aşırı bağımlılığını azaltmak için rüzgar enerjisine yönelik genişleme hedeflerini arttırdı.

AB, Avrupa’nın elektrik tüketimini karşılamada bugün %17 olan rüzgarın payını, 2050 yılına kadar %50’ye yükseltmeyi istiyor. O zamana kadar AB’nin 420 GW kurulu rüzgâr enerjisi kapasitesine ulaşması gerekiyor ki bu da 2030’a kadar her yıl yaklaşık 30 GW rüzgar enerjisi kurması gerektiği anlamına geliyor. Ancak biz bu hedeflerle uyumlu değiliz. 2022 yılında Avrupa’nın enerji ve iklim hedeflerine ulaşması için gerekli olanın sadece yarısını kurduk. Yatırımlar ve yeni türbin siparişleri de azaldı.

Hükümetlerin ve AB’nin artık rüzgar enerjisi dağıtımını hızlandıracak eylemleri ayrıntılı olarak açıklaması gerekiyor. Ancak Avrupa’nın bu büyük yükselişi desteklemek için deniz üstü rüzgar tedarik zincirini genişlet- mesi gerekiyor. Mevcut durumda 2030 hedeflerine ulaşmak için ihtiyaç duyacağımız tüm ekipmanı üretmeye yetecek kadar fabrikamız yok. Fabrikalara, iş gücüne ve altyapıya gerekli yatırımlar yeterince hızlı yapılmıyor. Offshore rüzgar türbinleri için temellerin üretiminde ve kurulum gemilerinin mevcudiyetinde halihazırda darboğazlar bulunuyor. Yeni türbin ve kablo fabrikalarına da ihtiyaç var. Ayrıca liman altyapısına 9 milyar euroluk yatırım ve yeni şebeke bağlantılarına büyük yatırımlar gerekiyor.

Açık deniz rüzgâr enerjisi, teknolojik ilerlemelerle birlikte önemli bir büyüme yaşıyor. Windeurope olarak bu alanda yürüttüğünüz çalışmalar hakkında bilgi vererek offshore rüzgar enerjisinin geleceğine ilişkin öngörülerinizi paylaşır mısınız?

2023’ün ilk yarısında Avrupa’da 3 GW’lık yeni offshore rüzgâr türbini kuruldu. Bu hiç de fena değil; ancak 10 yılın sonuna kadar yıllık 20 GW kurulum oranlarına yaklaşmamız gerekiyor. Mevcut piyasa koşulları altında ve daha fazla destek olmadan Avrupa’nın tedarik zinciri bunun ancak yarısını sağlayabilir. Bulup eğitmemiz gereken binlerce ek işçi bir yana, açık deniz temelleri, kurulum gemileri ve açık deniz dizi kablolarının üretiminde ilk darboğazlar şimdiden görülmeye başlandı.

Ancak iyimser olmak için de pek çok neden var. Güvenilir kapasite faktörleri ve yüksek elektrik çıktısı ile rüzgar enerjisi, enerji sistemimizde tam bir dönüşüm sağlamak için en uygun enerji kaynağıdır. Denizcilik Mekansal Planlaması sayesinde offshore rüzgar gelişimi için yaklaşık 52.000 Km’lik bir alan tahsis ettik. Bu, 2030 hedeflerini gerçekleştirmek için yeterlidir. Teknolojilerimiz her zamankinden daha iyi performans gösteriyor. Tedarik zincirimizi optimize etmenin doğru yolu, örneğin daha iyi lojistik ve gemi paylaşımı sağlamak için yapay zekayla karar verme. Ayrıca, enerji adaları veya hibrit açık deniz rüzgâr çiftlikleri gibi yeni şebeke entegrasyon yöntemlerine bakıyoruz. Bunlar birden fazla ülkeye elektrik sağlayabilir ve optimum alan kullanımı ve enerji akışları için birbirine entegre edilecek ve birbirine bağlanacak bir şebeke Avrupa’nın gelecekteki açık deniz rüzgar şebekesi için yapı taşıdır.

Projelerin finansmanı gibi birçok zorluğu beraberinde getiren deniz üstü rüzgar enerjisinde sorunların nasıl aşılması planlanıyor?

Şu anda temel sorun iş durumu. Avrupa offshore rüzgar endüstrisi önemli maliyet baskılarıyla karşı karşıya. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra, enflasyon ve artan girdi maliyetleri nedeniyle Avrupa’da offshore rüzgar türbinleri üretmenin fiyatı, son 2 yılda %30-40 oranında arttı. Bu durum offshore rüzgar projelerinin ekonomisi açısından kısa vadeli zorluklar yaratabilir. Avrupa’nın enerji güvenliğini güçlendirmek, iklim ve enerji hedeflerimize ulaşmak için hükümetlerin bu projeleri hemen desteklemesi ve hayata geçmesini sağlamaları gerekiyor. En önemlisi, hükümetlerin yenilenebilir enerji ihalelerini enflasyona endekslemesi gerekiyor.

Deniz üstü rüzgâr enerjisinde sürdürülebilirlik, çevre koruma ve sosyal sorumluluk konuları büyük önem taşıyor. Windeurope olarak bu konularda nasıl bir strateji izliyorsunuz ve sektördeki diğer firmalara örnek teşkil edecek uygulamalarınız nelerdir?

Avrupa rüzgar endüstrisi, rüzgar çiftliklerinin inşa edildiği yerel çevreyi korumak için aktif olarak çalışmakta ve bu amaçla sivil toplum, kamu yetkilileri ve bilim camiası ile etkileşim kurmaktadır. Çevresel etkileri önlemek, yönetmek ve azaltmak için rüzgar çiftliklerinin planlanması, yerleştirilmesi, tasarımı, onları inşa etme ve işletme şeklimizle mümkün olan her şeyi yapıyoruz.

Offshore rüzgar çiftlikleri aslında yerel çevre üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilir ve biyoçeşitliliğin restorasyonunu destekleyebilir. Su ürünleri yetiştiriciliği ve yapay resifler yoluyla deniz yaşamının yenilenmesine yardımcı olabilirler. Türbinler arasında dip trolü balıkçılığına izin verilmediğinden, offshore rüzgar santralleri balık stoklarını artırabilir ve nesli tükenmekte olan türleri geri getirebilir. WindEurope, Avrupa Komisyonu’nun Doğa Restorasyon Yasası ile AB’nin bozulmuş alanlarının %30’unu restore etme hedefini empati kurarak desteklemiştir. Bu olumlu biyoçeşitlilik etkilerini vurgulamanın yollarını bulmak için STK’larla aktif olarak çalışıyoruz. WindEurope, doğanın korunması ve sağlıklı deniz ekosistemleri ile uyumu sağlarken offshore rüzgar enerjisi ve şebeke altyapısının dağıtımını hızlandırmak için bir koalisyon olan Offshore Coalition for Energy and Nature’ın (OCEaN) bir parçasıdır. Ørsted, yapay resiflerin nesli tükenmekte olan istiridye türlerinin korunmasına nasıl yardımcı olabileceğini araştırmak için WWF Danimarka ile iş birliği yaptı. Ayrıca mercanlara açık deniz rüzgar çiftliklerinde yeni bir yuva sağlamak için çalışıyorlar. Vattenfall hem kıyı korumasını hem de deniz biyoçeşitliliğini geliştirmek için yapay kaya resifleri kullanıyor. Ayrıca açık deniz rüzgar çiftliklerinde sürdürülebilir yosun ve midye yetiştiriciliği üzerinde çalışıyorlar. Hollanda Kuzey Denizleri Vakfı ile rüzgar endüstrisi de rüzgar çiftliklerinde istiridye yetiştiriyor.

WindEurope CEO’su Giles Dickson kimdir?

Giles Dickson, 2015 yılından bu yana WindEurope’un CEO’su olarak görev yapıyor. Avrupa rüzgar endüstrisinin sesi olan WindEurope, Avrupa genelinde 550’den fazla üyesiyle kara ve deniz üstü rüzgârın tüm değer zincirini temsil ediyor. Avrupa’da rüzgâr enerjisinin yaygınlaşmasını destekleyen ve Avrupa’nın rüzgâr enerjisi tedarik zincirini güçlendirmek için hükümetleri ve diğer paydaşları harekete geçiren WindEurope; sektörel fuarlar, konferanslar ve çalıştaylar düzenler, rüzgarda kamu tarafından finanse edilen Ar-Ge çalışmalarını koordine eder ve rüzgarda neler olup bittiğine dair piyasa verileri ve istihbarat kaynağı oluşturur.

Dernekler

Rüzgar Sektörü Eylül’de Hamburg’a Çıkartma Yapacak!

Yayın tarihi:

-

Yazar

Bu yılı rüzgarda ‘Seferberlik Yılı’ ilan eden Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), Türk rüzgar sektörünün sanayi, üretim ve ihracat potansiyelini Avrupa genelinde vurgulama amaçlı faaliyetlerine Eylül ayında düzenlenecek WindEnergy Hamburg Fuarı’na yine oldukça geniş bir heyetle katılarak devam edecek. Türkiye rüzgar sektöründe sanayi ve hizmet ihracatını artırabilmeyi ve sektörün “Avrupa’nın en güvenilir tedarik partneri” olduğunu vurgulamayı amaçlayan geniş katılımlı organizasyonda kamu ve özel sektörde karar verici konumda bulunan üst düzey yöneticiler yer alacak.

“Geleceğin Enerji Haritasını Birlikte Çizelim” temasıyla WindEnergy Hamburg organizasyonunun hazırlık çalışmalarına başlayan TÜREB yönetimi, sektörün üst düzey isimlerinden oluşan 100’ü aşkın katılımcıyla ülkemizin rüzgâr enerjisi potansiyelini uluslararası arenada tanıtmak ve sektördeki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla 23-27 Eylül tarihleri arasında Hamburg’da olacak.

Rüzgar enerjisi değer zincirini baştan sona kapsayan organizasyon yapısıyla dünyanın en çok izlenen fuarlarından biri olan WindEnergy Hamburg, ekipman ve bileşen üreticilerinden proje geliştiricileri ve operatörlerine, bilim insanlarından politikacılara kadar oldukça geniş bir katılımcı kitlesine sahip. Fuarın bu yılki gündeminde yeniden güçlendirme, şebeke bağlantı zorlukları ve yeni enerji depolama çözümleri başlıkları en üst sıralarda yer alıyor. WindEnergy Hamburg kapsamında düzenlenecek 150’yi aşkın panel ve konferansta emisyon hedefleri dolayısıyla aksiyonlarını artırmaları yönünde baskı altında bulunan şebeke işletmecileri ve hükümetlerden beklentiler, rüzgar santrallerinin yaygınlaştırılması, yaşam ömrünü doldurmaya yaklaşan rüzgar enerji santrallerinde rehabilitasyon çalışmaları, depolama teknolojileri ve özellikle türbin teknolojilerinde çığır açan teknolojiler gibi sektörün öne çıkan konuları ele alınacak. Etkinliğe her yıl ortalama 100 ülkeden 40 bini aşkın ziyaretçi katılıyor.

WindEnergy Hamburg Fuarı’nda TÜREB öncülüğünde kurulacak Türkiye Pavilyonu’nda sektörün önde gelen şirketleri sundukları ürün ve çözümleri birebir fuar katılımcılarına aktaracak. Türkiye heyetinde yer alacak katılımcıların bir kısmı kamu ve özel sektör adına fuardaki çeşitli panel ve konferanslarda konuşmacı olarak da yer alacak.

İlgili kamu kurumlarından üst düzey katılımların beklendiği heyet, ziyaret kapsamında dünyanın önde gelen rüzgar şirketleriyle çeşitli iş birliği toplantılarına ve görüşmelere katılacak. Heyet üyeleri Hamburg bölgesindeki rüzgar teknolojisi tesislerine düzenlenecek teknik ziyaretlerle son gelişmeleri yerinde görme fırsatı da bulacak.

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

Rüzgar enerji santrali ve maden ruhsat sahalarının çakışması üzerine bir değerlendirme

Yayın tarihi:

-

Bir ülkenin varlığını sürdürebilmesi için öz kaynaklarını etkili ve verimli bir şekilde kullanması gerekmektedir. Ülkemiz sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla tarımı, turizmi, sanayisi hatta her şeyden öte genç ve dinamik nüfusuyla varlığını ve devamlılığını daha da sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.

Son yıllarda özellikle enerji bağımsızlığının öneminin artması, ulusal mevzuat ve uluslararası anlaşmaların da etkisiyle yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi artış göstermektedir. Çevrenin korunması, istihdam yaratması ve arz güvenliği sağlaması gibi konularda, yenilenebilir enerjinin ne kadar önemli olduğu bilinmektedir.

Ülkemiz enerji kaynakları çeşitliliği gibi maden çeşitliliğine de sahiptir. Demir, bakır, krom, bor ve sayabileceğimiz birçok maden çeşidi topraklarımız altında yer almaktadır. Enerji yatırımları gibi maden yatırım süreçleri de yatırımcılar için uzun ve yorucudur.

Bir tarafta maden arama teknolojisinin gelişmesi ve yeni rezervlerin keşfi, bir tarafta rüzgârın verimli olduğu alanların tespit edilmesi ve teknolojisinin gelişmesi ile rüzgâr enerjisi yatırımlarının artması sonucu iki yatırım alanında birtakım uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Bu uyuşmazlıkların en başında, maden ruhsat sahaları ile RES sahalarının çakışması yer almaktadır.

Anayasa’mızın “Tabii Servetlerin ve Kaynakların Aranması ve İşletilmesi” başlıklı 168. maddesinde; “Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” hükmü yer almaktadır.

Maden Kanunu’nun “Madencilik faaliyetlerinde izinler” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında; “Madencilik faaliyetlerinin yapılması ve ruhsatlandırma işlemlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak yeni verilecek ruhsat alanlarına maden işletme yöntemi, faaliyetin yapıldığı bölge, madenin cinsi, yapılacak yatırımın çevresel etkileri, şehirleşme ve benzeri hususlar dikkate alınarak, temdit talepleri dahil ruhsat verilen alanlarda kazanılmış haklar korunmak kaydıyla, ilgili kurumların görüşleri alınarak Bakanlık tarafından kısıtlama getirilebilir. İlk müracaat veya ihale yolu ile yapılacak ruhsatlandırmalarda müracaatın yapılacağı alanlar diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalar göz önüne alınarak Bakanlıkça ruhsat müracaatına kapatılabilir. Kısıtlama gerekçesi ortadan kalkan alanlar ihale yoluyla aramalara açılır. Bu Kanun dışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılacak her türlü kısıtlama ancak kanun ile düzenlenir.” Hükmü ve 16. fıkrasında; “Herhangi bir yatırım yapılmamış I. Grup ve II. Grup (a) bendi madenler, mıcır, kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol gibi yapılarda kullanılan her türlü yapı hammaddeleri için verilen ruhsatlar ile görünür rezervi belirlenmemiş diğer grup maden ruhsat sahaları ile çakışan aynı yerdeki diğer yatırımlara Genel Müdürlükçe izin verilir. Ruhsatlı sahalarda görünür rezervi belirlemek üzere yapılan sondaj, kuyu, galeri, desandre gibi isler için yapılan yatırımların ve maden varlığının belgelenmesi durumunda tespit edilen görünür rezerv alanı dışındaki alanlar için, diğer yatırımların madencilik faaliyetlerini engellemeyeceğine Genel Müdürlükçe karar verilmesi halinde diğer yatırım için izin verilir. Bu alanlarda ruhsat sahibi tarafından yapılmış yatırımı etkileyen bir husus var ise bu alanla ilgili karar Bakanlık tarafından verilir. İşletme ruhsat alanı içerisinde ancak işletme izni veya görünür rezerv alanı dışındaki bir alanda diğer yatırımlara Genel Müdürlükçe izin verilebilir. Yatırımın işletme izni veya görünür rezerv alanı ile çakışması durumunda, Bakanlık tarafından karar verilir. Arama ruhsatı döneminde hiçbir yatırım yapılmamış ise diğer yatırımlara engel teşkil etmez.” hükümlerine yer verilmiştir.

Maden ve enerji sahalarının çakışması sonucu Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) yapılan başvurularda, MAPEG tarafından inceleme yapılmaktadır. Bu incelemede; 7. madde kapsamında alınmış bir izin (ÇED, GSM ve Mülkiyet izinleri) bulunup bulunmadığı, üretim ve üretime yönelik herhangi bir madencilik faaliyeti olup olmadığı, saha için uygun bulunan işletme izin alanı ve RES alanı ile çakışmayan ruhsat alanlarında yapılacak madencilik faaliyetlerine RES projesinin olumsuz etkileyecek bir durumu olup olmadığı, çakışmalı alanda ruhsat sahibi tarafından madencilik faaliyetlerine yönelik herhangi bir yatırım yapılıp yapılmadığı, tesis, ENH, yol vb. herhangi madenciliğe yönelik bir çalışma olup olmadığı tespit edilir. RES proje alanı ile çakışmalı konumda bulunan ruhsat açısından sakınca bulunmadığının, kaynak kaybının yaşanmayacağının ve her iki faaliyetin bir arada yürütülebileceğinin tespit edilmesi sonucu projesinin yapılmasında MAPEG tarafından herhangi bir sakınca olmadığına karar verilir ve söz konusu alan “RES Özel İzin Alanı” olarak kayıtlara geçer.

Maden firmaları bu durum üzerine kazanılmış haklarının engellendiği, kaynak kaybının yaşanacağı iddiaları ile MAPEG’in “RES Özel İzin Alanı” kararının iptali istemli idare mahkemesinde dava açabilmektedir. Hatta maden firmaları, rüzgâr enerji santrali için verilen üretim lisansının ve ÇED kararının iptali istemli dava açtığı dahi bilinmektedir. Bu noktada sorgulanması gereken, davacı sıfatı bulunan maden firmalarının gerçekten kazanılmış hakkının olup olmadığı ve bu doğrultuda MAPEG’in “RES Özel İzin Alanı” kararının iptali istemli veya ÇED kararının iptali istemli dava açmada hukuki menfaati bulunup bulunmadığıdır.

Maden ruhsatı ve işletme izninin iptali istemli bir davada, idare mahkemesince davanın kabulü ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Temyiz incelemesi sonucu Danıştay 8. Dairesi’nin kararında; davacı maden firmasının daha önceden alınan ÇED Gerekli Değildir kararının açılan dava sonucu iptal edildiği, arkasından ÇED sürecinin başlatılarak ÇED raporu hazırlandığı ve ÇED Olumlu kararı verildiği, ancak yine ÇED Olumlu kararının iptali istemli açılan davada idare mahkemesince davanın kabul edilerek dava konusu ÇED kararının iptal edildiği ve temyiz incelemesi sonucu da idare mahkemesinin kararının onandığını belirtmiştir. Danıştay 8. Dairesi bunu dayanak alarak, maden ruhsatı ve işletme izninin iptali istemli davada yerel mahkemenin verdiği davanın kabulü ve dava konusu işlemin iptali yönünde verdiği kararı; bölgenin maden işletilmesine uygun olmadığı, koruma alanı ilan edildiği anlaşıldığından davaya konu maden işletme ruhsatının da iptal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna yönelik karar vermiştir.

Yargılamalarda kazanılmış haklarının korunması iddiası karşısında, maden şirketlerinin maden işletme izni, bu izni alabilmesi için geçerli olan ÇED ve/veya diğer izinlerin alınıp alınmadığı ve hukuken güncel ve meşru olup olmadıkları tespit edilmelidir. Ancak ruhsat sahasıyla çakışan alandaki RES projelerinin de, tüm onay sürecinin tamamlanarak MAPEG tarafından yapılan inceleme sonucu uygun bulunması da bir o kadar değerlidir.

ÇED kararı hem RES yatırımları hem de maden yatırımları için en önemli kararlardan biridir. ÇED kararının bir şekilde iptal edilmesi sonucu yapılacak olan yatırım sekteye uğrayabilmektedir. Yukarıda arz ettiğimiz Danıştay kararında belirtildiği gibi güncel, meşru, hukuken korunan bir ÇED kararı olmadığı sürece yatırım gerçekleştirilememektedir. Maden firmalarının açtığı sahaların çakışması sonucu verilen “RES Özel İzin Alanı” kararının iptali istemli davalarda ya da ÇED davalarında, mahkemelerin öncelikle maden firmasının maden işletme iznin bulunup bulunmadığı, söz konusu maden yatırımının mevzuat anlamında yapılabilirliğinin (ÇED, Orman İzni vb. olup olmadığı) incelemesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu önemli husus ile birlikte RES yatırımların arttığı bu dönemde, rüzgâr enerjisi santral sahaları belirlenirken daha dikkatli olup yatırım davranılıp sahanın tüm ayrıntıları dikkate alınarak koordinatların belirlenmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak; ülkemiz, enerji kaynaklarını da yer altı kaynaklarını da verimli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilirlik ilkelerine uygun bir şekilde kullanmalıdır. Maden ve enerji alanlarının çakışması gibi karmaşık durumlarda, mevzuata uygun şekilde yapılacak incelemelerin ve kararların önemli olduğu açıktır. Özellikle, her iki sektörün de uzun vadeli planlamalarının ve yatırımlarının çatışmasını önlemek için titizlikle hareket etmek gerekmektedir. Bu bağlamda, mevzuata uygun şekilde yapılan değerlendirmeler sonucunda verilen kararların, her iki sektörün de hukuki çıkarlarını koruyarak adil ve dengeli bir şekilde sonuçlanması ülkemizin yatırım güvenliği adına büyük önem taşımaktadır.

Devamını oku

Dernekler

2023’te rüzgarın merkezine yatırımı alan TÜREB, 2024’ü ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan etti

Yayın tarihi:

-

Yazar

‘Sanayi Yılı’ olarak ilan edilen 2022’de rüzgar enerjisinden elektrik üretimi rekorları kıran, ‘Yatırım Yılı’ olarak açıklanan 2023’te ise sektörde daha fazla ve daha hızlı yatırım yapılmasını sağlayacak faaliyetlere yoğunlaşan rüzgar enerjisi sektörü, 2024’ü ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan etti. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden, 2024’ün rüzgar açısından ‘izinler, finansman ve rüzgar sanayisinin sürdürülebilir büyümesi’ alanlarında ‘seferberlik yılı’ olacağını söyledi.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), sektörün 2023 yılı karnesi ve 2024 yılı beklentilerini değerlendirdiği TÜREB 2023 Yıl Sonu Değerlendirme Toplantısı’nı Four Seasons Otel Bosphorus’ta gerçekleştirdi. TÜREB üyesi şirketlerin üst düzey temsilcileriyle basın mensuplarının katıldığı toplantıda konuşan TÜREB Başkanı İbrahim Erden, hem Türkiye hem de dünya için oldukça zorlu geçen 2023 yılının, şebekeye kazandırılan yeni rüzgar kurulu gücü açısından istenileni veremese de Türkiye rüzgar enerjisi sektörünün yakın ve orta vade geleceği adına son derece olumlu gelişmelerle dolu olduğunu belirtti. 2023 yılı Ocak ayında açıklanan Ulusal Enerji Planı ve Hidrojen Yol Haritası’nın rüzgar da dahil olmak üzere Türkiye’nin yenilenebilir enerjideki hedeflerini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen İbrahim Erden, plana göre Türkiye rüzgar kurulu gücünün 2035 yılında 29 bin 600 MW’a çıkarılmasının hedeflendiğini ve deniz üstü rüzgar enerjisi alanında da Türkiye’nin ilk resmi hedeflerine bu planda yer verildiğini hatırlattı.

Deniz üstü rüzgar, Çandarlı Limanı, İzmir Sanayi Kümelenmesi Projesi ve daha birçok çalışmayla etkin geçen 2023

“Sanayi Yılı olarak ilan ettiğimiz 2022’nin ardından ‘Yatırım Yılı’ olarak adlandırdığımız 2023’te de sektörde daha fazla ve daha hızlı yatırım yapılmasını sağlayacak faaliyetlere yoğunlaştık. 2024 ise rüzgarda izinler, finansman ve rüzgar sanayisinin sürdürülebilir büyümesi’ alanlarında ‘seferberlik yılı’ olacak” diyen Erden şunları kaydetti: “Cumhuriyetimizin 100. Yılı, Rüzgarın Yüz Yılı” mottosuyla çalıştık. Ayrıca rüzgarın ‘stratejik sektör’ olarak ilan edilmesi konusunda girişimlerimiz oldu. Kuruluş misyonumuz çerçevesinde ve yatırım ortamı iyileştirme hedefleri doğrultusunda özellikle Enerji ve Tabii Kaynaklar, Sanayi ve Ticaret, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları ile yakından çalıştık. Sektör bilgilendirme ve paydaş toplantılarına ağırlık verdik. Yurt dışında WindEnergy Hamburg ve WindEurope Kopenhag etkinliklerinde ülkemizi geniş heyetlerle temsil ederek verimli temaslarda bulunduk. WindEurope 2026 etkinliğini ülkemize taşımak adına ilgili kamu kuruluşlarımızın da büyük desteğiyle yoğun gayretlerimiz oldu ve İstanbul, Madrid’le birlikte son ikiye kalmasına karşın müspet sonuç alamasak da ilerleyen yıllarda bu etkinliği ve diğer WindEurope etkinliklerini Türkiye’ye taşımak adına çalışmaya devam edeceğiz. Deniz üstü rüzgarla ilgili çalışmalarımızı artırdık ve bu çerçevede Shura Enerji Dönüşümü Merkezi ile iş birliği yaparak hazırladığımız ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler Raporumuzu’ yayınladık. Rüzgar enerjisi sektörü için bir hub olmasını ümit ettiğimiz İzmir Çandarlı Limanı ile ilgili çalışmaları yoğunlaştırdık. Bunun yanı sıra sivil bir inisiyatif ile ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızla iş birliği içerisinde geliştirdiğimiz ‘Taşeli Yenilenebilir Kaynak Alanı Projesi’ gibi bölgesel enerji projelerini öncelikle değerli kamu yöneticilerimiz ve ilgili sektör paydaşlarının bilgilerine sunduk. İzin, imar ve arazi edinim ve tahsis süreçleri; rekabetçi finansman ve finansmana erişim ve rüzgar sanayisinin verimli ve sürdürülebilir gelişimi alanlarında kamu ve özel sektör paydaşlarımızla sürekli ve yoğun şekilde çalışmalar yürüttük. AB Komisyonu, Avrupa Kültür Vakfı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı gibi ulusal ve uluslararası kurumların çağrılarına 5 ayrı proje başvurusu ile karşılık verdik. Bu başvurularımızdan AB Komisyonu IPA-III projemiz onaylandı. Ek olarak Çandarlı Limanı ile ilgili çalışmalarımızı sürdürüyor ve Sanayi Bakanlığı’na yaptığımız ‘İzmir Sanayi Kümelenmesi’ proje başvurumuzu da çok önemsiyoruz.”

Orta Asya, Orta Doğu, Kafkasya ve Afrika ülkeleriyle rüzgarda iş birliği vurgusu

Toplantı kapsamında yapılan “Küresel Ekonomik ve Jeopolitik Gelişmelerin Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Enerji Politikalarımıza Etkileri” başlıklı oturuma video bağlantısı aracılığıyla katılan Türkiye’nin Avrupa Birliği Nezdindeki Daimi Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, Türkiye’nin etrafındaki savaşlara rağmen böyle bir coğrafyada rüzgar enerjisinin konuşulabiliyor olmasının Türkiye’nin gücü ve istikrarının bir göstergesi olduğunu söyledi. Yenilenebilir enerjinin rolünün giderek arttığına değinen ve “Rüzgar enerjisinin Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceğinde belirleyici unsurlardan biri olacağına yürekten kaniyim” diyen Bozay, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin enerji düzenlemelerine katkısı bu kadar yüksekken rüzgar da dahil olmak üzere ortaya çıkacak yeni şebekelerin neler olabileceğini konuşmak istediklerini kaydetti. “AB’nin buradaki çıkarlarını görüp anlamlı bir diyalog başlatması gerekiyor. Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerle neler yapılabileceğine ve Karadeniz’den offshore rüzgarda nasıl faydalanabileceğimize de bakıyoruz. TÜREB’in bundan sonraki dönemde Orta Asya, Orta Doğu, Kafkasya ve Afrika ülkeleriyle rüzgarda iş birliği sürecine gireceğine de inanıyorum” diyen Mehmet Kemal Bozay, çevre konusundaki duyarlılığın da altını çizdi.

Oturumun bir diğer konuşmacısı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürü Dr. Öztürk Selvitop da 2024’te Amerika ve AB ülkelerinde yapılacak seçim sonuçlarının yenilenebilir enerji politikalarını şekillendireceğini belirterek kaynak çeşitliliğini ve farklı kaynaklardan finansman sağlamayı hedeflediklerini dile getirdi. “Biz 2011’de yenilenebilir enerji katkı sürecini eklerken çok da eleştiri almamız rağmen 5 yıllık süreli geçici bir uygulamayla yerli sanayimizi destekledik. Yerli sanayimiz kayda değer bir seviyeye ulaşarak hem Türkiye’nin hem bölgenin enerji arz güvenliğine ve ayrıca istihdamımıza katkı yapmaya devam eder hale geldi” diyen Selvitop, Çin’in enerji dönüşümü imalatındaki yerine de dikkat çekti.

Son birkaç yıldaki gelişmeler sonrası enerji güvenliği konusundan bahsetme şeklinin değiştiğini dile getiren Dışişleri Bakanlığı Enerji ve Çok Taraflı Ulaştırma Genel Müdür Yardımcısı Burak Rende ise, “Öncelikle Çin’deki elektrifikasyon meselesini önemsemek lazım. Bu durum başta kritik mineraller olmak üzere birçok kaynağı gündeme aldı” dedi. Rende, arkasından gelen küresel salgın ve etkileri, son olarak da Ukrayna savaşıyla enerji düzleminde yaşanan gelişmelerin hissedilir hale geldiğini belirtti. “AB kendisini bu krizin ortasında buldu” değerlendirmesi yapan ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgedeki savaş ve kriz durumlarına değinen Burak Rende, bu durumun Türkiye’yi ana unsur haline getirdiğini söyleyerek, “Yenilenebilir enerji bizim enerji güvenliğimizin de ana unsuru haline geliyor. Yenilenebilir enerjinin Türkiye için bir kazanım olacağını ve Türkiye’nin bu alanda ana aktörlerden biri olabileceğini düşünüyoruz. Bu da Türkiye’nin siyasi manadaki gücünü de belirleyici nitelikte olacak” dedi.

Oturumun ardından IICEC Direktörü Bora Şekip Güray da IICEC’in hazırladığı ‘Türkiye Yeşil Hidrojen Geleceği’ raporuyla ilgili özel bir sunum yaptı.

Devamını oku

Trendler