Connect with us

Bilgi Kaynakları

Dünya çapında iklim değişikliğiyle mücadelede patent başvuruları düşüşte

Yayın tarihi:

-

IEA ve OECD’nin yeni bulgularına göre iklim değişikliğini azaltmadaki temel yenilik ölçütlerinden biri, kaygı verici bir eğilim gösteriyor.

Dünya Patent İstatistik Veritabanı’nda (PATSTAT) yer alan yeni verilere göre, IEA ve OECD araştırmacıları, enerji üretimi, taşımacılık, inşaat, imalat ve karbon eldesi ve depolanmasıyla ilgili iklim değişikliğini azaltma teknolojilerindeki patentleme sayısının düşüş  eğiliminin sürdüğü gözleniyor. 2011-2012’deki aynı dilimde, diğer teknolojilere göre oldukça süratli bir artış gösteren söz konusu patent başvuruları, o dönemden bu tarafa önemli bir düşüş gösterdi.

İklim değişikliğini azaltmaya yönelik teknolojilerde dünya patent başvuruları

Çarpıcı nokta, genel anlamda ya da sağlık teknolojileri, genel mühendislik, bilgi ve iletişim teknolojileri gibi alanlardaki patentlerde bu türden bir düşüşe ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmamış olması. İlginç şekilde, bu düşüş, yerel ve bölgesel hava kirliliğini azaltma ya da atık su temizleme benzeri alanlarla ilgili teknolojilerde de aynı derecede gözlenmiyor.

Bu düşüşün bir kısmı, iklim değişikliğini azaltmaya yönelik teknolojilerdeki “olgunluğun” artması, dolayısıyla patente yönelimin azalmasıyla açıklanabilir.

Örneğin, solar PV’de maliyetleri azaltan yakın zamandaki gelişmelerin birçoğu, “know how”ın geliştirilmesiyle, önceki yıllardaki yeniliklerin kullanılmasıyla bağlantılandırılabiliyor.

Ayrıca, genel eğilimin tersi yönde seyreden teknoloji alanlarının iki kategoriye ayrıldığını not etmek ilginç olacaktır: i) enerji sistemi entegrasyonuyla ilintili teknolojilere imkân tanıyan alanlar; ii) iklim değişikliğini azaltmada düzenleme çabalarının geçen yıllarda politik tartışmaların konusu olduğu, denizcilik ve hava taşımacılığı gibi alanlar. İklim değişikliğini azaltma ile uyumlanmayla ilintili teknolojiler, son yıllarda bu türden dik bir düşüş göstermemiştir.

IEA tarafından yapılan son çalışma, enerji sektöründeki dijitalleşmenin ve bu gelişmenin iklim değişikliğini azaltmada olası faydalarını ortaya koymuştur. Patent verileri, enerjide yeniliğin önemini desteklemektedir. Dijital teknolojilerin girişi, tabiatı gereği dijital olarak nitelendirilen enerji ve inşaat alanlarında neredeyse %40 oranla bir hayli yüksektir. Bu oran, dijitalleşmenin kamu refahına büyük yararlar getirme potansiyeli barındırdığı ifade edilen sağlık gibi alanlardakilerden de yüksektir.

ICT bağlantılı bir sınıfı da içeren patent aileleri

Bu çalışmadan çıkarılan bir diğer bulgu da, OECD ülkeleri arasında ve özellikle ABD’de, enerjiyle bağlantılı iklim değişikliğini azaltma teknolojilerinin geliştirilmesinde araştırma işbirliğinin giderek önem kazanmasıdır. Tüm alanlarda, ABD’de yaşayan araştırmacılarla Çin ve Hindistan’daki araştırmacılar arasındaki iş birliği, önceki yıllara göre önemli ölçüde artarak, ilk beşteki ülke çiftlerini meydana getirmiştir. Bir diğer önemli bulgu da, bu eğilimin yönünün OECD ülkelerinden yükselen ekonomilere doğru olmasıdır.

2011-2012 diliminden bu yana meydana gelen dik düşüş, yenilik ve maliyet indirgemesi arasında uzun süren gecikme meydana gelebileceğine ilişkin sert bir uyarıdır.

Üretim maliyetlerinin gitgide rekabetçi bir biçime ulaştığı; 1990’larda ve 2000’lerde rüzgâr ve güneş enerjisini inceleyen araştırmalardan son yıllarda önemli ölçüde faydalandık. Burada sunulan bulgu, patentlendirmeye dair; gelecek yıllara ilişkin ortaya çıkan kaygıları temel almaktadır.

Yine de olumlu gelişmeler mevcut. İlki, iklim değişikliğini engellemeye yönelik teknolojileri; diğer alanlarla yakınlaştırmaktır. Özellikle, iklim değişikliğinin etkisinin azaltılmasının; dijitalleşmeyle ilgili yapılan önemli araştırma çabalarından faydalanması muhtemeldir. İkinci olarak, uluslararası araştırma iş birliği, diğer alanlarda kısıtlı kalmış ülke çiftlerini de dahil edecek şekilde yükseliştedir.

Küresel bağlamda, iklim değişikliği konusu bu tür iş birliği çabalarına gereksinim duyar. İklim değişikliğinin baskıcı; zorlu yapısı uzağa (coğrafi anlamda), geniş (teknolojik anlamda) bakmayı gerektirir.

Bilgi Kaynakları

Garanti BBVA, Türkiye’nin en büyük rüzgâr santraline finansman sağladı

Yayın tarihi:

-

Garanti BBVA, Polat Enerji ile 48MW’lık Soma 4 Rüzgâr Enerji Santrali projesi için toplam 44 milyon ABD doları tutarında kredi sözleşmesi imzaladı.

Türkiye’nin en büyük rüzgâr santrali olacak bu projenin finansmanında, Türkiye’de ve dünyada ilk kez gerçekleştirilen “Gender Loan” (Cinsiyet Eşitliği Kredisi) yapısı kuruldu. Buna göre Gender Loan kapsamında her yıl yapılacak değerlendirmede, projenin performansı iyileşirse kredi vadesi boyunca hem nakdi kredi faizinde hem de gayri nakdi kredi komisyonunda düşüş gerçekleşecek.

Yıllardır sorumlu bankacılık anlayışıyla topluma değer katmak için birçok projeye katkıda bulunan Garanti BBVA, gelişmekte olan piyasalarda bir özel bankanın ihraç ettiği ilk Gender Bond’dan (Kadın girişimcilerin kullanımına yönelik Sosyal Bono) sonra; şimdi de Türkiye’de ilk kez kullanılan Gender Loan (Cinsiyet Eşitliği Kredisi) yapısını hayata geçirdi.

Polat Enerji ile 48MW Soma 4 Rüzgâr Enerji Santrali projesi için imzalanan kredi sözleşmesi kapsamında ilk kez kullanılan Gender Loan, sürdürülebilir finansman; iklim değişikliği ve cinsiyet eşitliği gibi konularda Garanti BBVA’nın aldığı inisiyatiflere bir yenisini daha ekledi. Toplam tutarı 44 milyon ABD doları olan kredinin 8 yıl vadeli nakdi kısmı 21,4 milyon ABD doları, 11,5 yıl vadeli gayri nakdi kısmı ise 22,6 milyon ABD doları tutarına sahip.

Sunduğu yenilikçi ürün ve hizmetlerle öncü ve lider pozisyonunu korumaya devam eden Garanti BBVA, Gender Bond’dan sonra Gender Loan ile bu ürünlere bir yenisini daha ekledi. Ürün kapsamında Garanti BBVA ekipleri tarafından Polat Enerji’nin yıllık olarak cinsiyet eşitliği alanındaki performansı uluslararası normlara göre puanlanacak. İlk değerlendirme ile alınacak olan puan; baz kabul edilecek. Sonraki değerlendirmelerde firma; bu baz puanın üstüne çıkarsa nakdi kredi faizinde ve gayri nakdi komisyon ücretinde indirime gidilecek. Böylelikle cinsiyet eşitliği konusunda iyi performans sergileyen firmalar ödüllendirilerek; diğer firmaların da bu alandaki performanslarını geliştirmeleri için teşvik sağlanacak.

Kriterler arasında doğum sonrası işe dönüş programları, yeni işe alımlarda eşitlik prensibi gözetilmesi, tedarik zincirinde kadın hâkim ortaklı işletmelere öncelik verilmesi, kadın erkek maaş oranı, tacizi engelleme politikası ve kadınlara yönelik bilinçsiz oluşan olumsuz önyargıyı yenme konusunda eğitimler gibi aksiyonlar bulunuyor.

Garanti BBVA’nın kendi geliştirdiği metodolojiye göre hesaplanacak puan; Polat Enerji’nin değer zinciri boyunca cinsiyet eşitliği performansını ortaya koyacak. Garanti BBVA, kendi İnsan Kaynakları ekibiyle Polat Enerji’ye ihtiyaç duyması halinde bu programların geliştirilmesi konusunda destek sağlayacak. Polat Enerji Strateji Başkanı Alkım Bağ; konuya ilişkin açıklamasında şunları belirtti: “Polat Enerji olarak insan kaynağımızda farklı bakış açıları ve yeteneklerden faydalanabilmek ve başarımızı sürdürmek için cinsiyet eşitliğini her zaman önemli bir konu olarak gördük.Mevcut organizasyon yapımızda da kadınların kayda değer bir temsili var. Ülkemiz için çok yeni bir finansman yöntemi olmasına rağmen; Gender Loan yapısının yönetim kadromuzun ve finans ekibimizin mevcut vizyonuyla gayet uyumlu olduğunu gördük. Performansımızı daha da ileri seviyelere taşımamız için bizleri cesaretlendiren bu kredi yapısından faydalanan Türkiye’de ilk şirket olmaktan gurur duyuyoruz.”

Türkiye’de ilk ve tek olan Gender Loan’ı uygulamaya koymasıyla ilgili konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin ise şunları belirtti:

“GarantiBBVA olarak cinsiyet eşitliğinin her şeyden önce bir insan hakları meselesi olduğuna inanıyoruz. Gerek insan haklarına saygılı ve adil bir toplum; gerekse daha iyi bir ekonomi için kadınların öneminin anlaşılması gerekiyor. Tüm dünya genelinde kadın-erkek işgücüne katılım oranının %50’ye ulaşması dünya ekonomisinin %26 büyümesi anlamına geliyor. Türkiye’de mevcut durumda kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısından daha az. Türkiye olarak kadınların işgücüne katılımını destekleyecek güçlü politikalarla OECD ortalaması olan %63’e ulaşabilirsek; Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılası 2025’te %20 artma potansiyeline sahip. Bu da ortalama 200-250 milyar dolarlık bir artış demek. Kalkınma ve bireysel ekonomik gelişim olarak baktığımızda; bu rakam 2025 yılı için kişi başı milli gelirde yaklaşık 2.300-2.900 dolarlık artışa denk geliyor. Ayrıca şirketlerin kullanmadığı ciddi bir yetenek havuzu söz konusu. Türkiye’de eğitimli kesimin %45-50 arası kadın.

Buna karşın, finans sektörünü ayrı tuttuğumuzda lider şirketlerde bile kadın temsil oranı %30’u geçmiyor. Burada hem devletimize hem de özel sektöre gerçekten çok önemli görevler düşüyor. Gender Loan sayesinde şirketler, cinsiyet eşitliğinde atacakları adımlarla daha uygun koşullarda finansman sağlama imkânı elde edecek. Garanti BBVA olarak, bugüne kadar kadınların ekonomiye aktif katılımı konusunda hem bankamızda hem de müşterilerimize yönelik birçok çalışma ve ilki gerçekleştirdik. Üst üste üç kez Bloomberg Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde yer almanın gururunu yaşadık. Bilindiği üzere Garanti BBVA; Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ni (WEPs) Türkiye’den imzalayan ilk banka.

Bununla birlikte, 2015 yılında kurduğumuz Cinsiyet Eşitliği Komitesi; üst yönetimdeki kadın oranını artırmak için kurduğumuz Kadın Yöneticiler Programı; Aile İçi Şiddet Platformumuz; annelik deneyimi projemiz; mentörlük programımız; adil ücretlendirme politikamız; bilinçaltı önyargıya ve eşitliğe yönelik eğitimlerimiz ve tabii ki ekonomik ve toplumsal kalkınma için kadının güçlenmesi prensibini temel alan bütünsel kadın girişimcilik programımız gibi uygulamalarla birçok öncü adım attık. Etkimizi gün geçtikçe daha geniş bir alana taşıyan bu çalışmalarımız sayesinde hem Garanti BBVA içinde hem de dışında kadınların iş yaşamı ve karar süreçlerinde daha aktif yer almasına ve böylece şirketlere ve ekonomiye katkıda bulunmasına destek verdik.” (Kaynak: finansgundem.com)

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

Rüzgâr enerjisi üretiminde yeni yerli aksamlar ve bütünleyici parçalar için son başvuru tarihi 11 Ekim 2019

Yayın tarihi:

-

Son yıllarda enerjide ithalat bağımlılığın azaltılması ve çevrenin korunması amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgâr enerjisi üreticilerine yerli aksamın kullanılması yönünde teşvik edici düzenlemeler yapılmaya devam ediliyor. 

Bilindiği üzere, mevzuatımızda elektrik üretim tesisinde kullanılan aksama ait yurt içinde imal edilen bütünleştirici parçaların aksam içindeki oranlarının toplamının en az %55 olduğu aksam, yerli aksam olarak kabul edilmektedir. 

20 Eylül 2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Enerjisi Üreten Tesislerde Kullanılan Yerli Aksamın Desteklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” (“Yönetmelik”) ile rüzgâr enerjisi üretimi yapan tesislerde ilk defa kullanılacak olan yerli aksam ve parçalar için yeni bir başvuru usulü düzenlendi.

Bu yeni başvuru usulünde, başvuruda bulunurken sunulması gereken aksamın uluslararası veya Türk standartlarına/kriterlerine uygunluğunu belirten Tip Sertifikasının alınmasının uzun zaman alması sebebiyle üretim sürecine başlanmasının hızlandırılması için, Tip Sertifikası yerine Yönetmelik’in 8. maddesine yeni eklenen 5. ve 6. Fıkralarda sayılan belgelerden biri ve birkaçı ile de başvuru yapılmasına imkân verilmiştir. Bu kapsamda yeni düzenleme ile, Tip Sertifikası temin edilinceye kadar, başvuru sahibi belgelendirmeye esas standardın kapsamında bulunan sertifikalardan (Prototip Belgesi, Tasarım Doğrulama Sertifikası, Tasarım Esaslı Değerlendirme Sertifikası, İmalat Uygunluk Sertifikası, Son Değerlendirme Sertifikası vb.) biri veya birkaçını başvuru dilekçesine ekleyerek birlikte Türk Standartları Enstitüsü’ne (“TSE”) sunabilecektir. 

Başvuru yapanlar, başvuru tarihinden itibaren en geç 18 ay içerisinde Tip Sertifikasını ve/veya sayılan diğer belgeleri tamamlayıp TSE’ye müracaat ederek sekizinci maddenin üçüncü fıkrası kapsamında TSE’den nihai Sertifika Uygunluk Belgesi’ni almalıdır.  2020 yılına ilişkin olarak rüzgâr enerjisi üretim tesisleri için yapılacak başvurular, sayılan belgelerle birlikte Bakanlığa veya Bakanlığın görevlendirdiği kuruluşa en geç 11 Ekim 2019 tarihine kadar yapılmalıdır.  Söz konusu başvurulardan eksik ve/veya yanlış evrak olduğu tespit edilen başvurular 15 Ekim 2019 tarihine kadar ilgili başvuru sahiplerine kuruluş tarafından bildirilecektir. Başvuru sahibi, bu başvurulara ilişkin eksik ve/veya yanlış evrakları doğru bir şekilde yeniden düzenleyerek 25 Ekim 2019 tarihine kadar Bakanlık ve/veya Bakanlığın görevlendirdiği kuruluşa sunmak zorundadır. Aksi takdirde başvuru dikkate alınmayacaktır.

Anı Nil Demirbağ, Aksan Hukuk Bürosu

Seda Yılmaz, Aksan Hukuk Bürosu

 

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

Rüzgâr santrali servis sözleşmelerinde emre amâdelik garantisi ile sigorta hükümlerinin (BII) ilişkisi

Yayın tarihi:

-

Rüzgâr santrali projelerinin sözleşmesel boyutu, en temel anlatımla tedarik sözleşmesi ve servis sözleşmesi olmak üzere iki ana gövdeden oluşmaktadır.

Uygulamada Supply and Installation Agreement veya Turbine Supply Agreement olarak anılan tedarik ve kurulum sözleşmeleri (“Tedarik Sözleşmeleri”), tedarikçi tarafından belirli sayı ve nitelikteki rüzgâr türbinlerinin üretimi, nakliyesi, kurulumu ve devreye alınmasını düzenleyen hukuki zeminlerdir. Tedarik Sözleşmeleri, uygulamada CBoP ve EBoP denilen çevre inşaat işleri ve elektrik işlerini içerip içermemesine göre içerik ve kapsam olarak farklılık arz edebilmektedir. Keza Tedarik Sözleşmeleri kapsamında tedarikçi tarafından Power Curve Warranty (güç eğrisi garantisi), Noise Emission Warranty (ses yayımı garantisi) ve Defect Liability (ayıptan sorumluluk) gibi belli başlı garanti ve taahhütler verilmektedir.

Bunun yanında Service and Availability Agreement, Maintenance and Service Agreement veya Full Services Agreement gibi çeşitli adlara sahip olabilen servis sözleşmeleri (“Servis Sözleşmeleri”), rüzgâr türbini projelerinin diğer büyük hukuki ayağını oluşturmaktadır. Servis Sözleşmeleri kapsamında planlı ve plansız bakım yükümlülüklerine ilaveten tedarikçiler, Availability Warranty olarak bilinen emre amâdelik garantisi de vermektedir.

Gerek Tedarik Sözleşmeleri gerekse Servis Sözleşmeleri tedarikçi ve alıcı için büyük önem arz etmektedir. Zira devasa yatırım hacimlerine ulaşan rüzgâr santrali projeleri, doğası gereği bünyesinde çeşitli riskleri barındırmaktadır. Tedarik Sözleşmeleri’nin konusunu oluşturan üretim ve kurulum işleri genellikle iki (2) sene içerisinde tamamlanabilmektedir. Ancak Servis Sözleşmesi’nin konusunu oluşturan bakım, servis ve emre amâdelik yükümlülükleri, çoğu zaman beş (5), on (10) veya yirmi (20) yıllık süreler boyunca taraflar arasında bağlayıcı olarak yaşamaya devam etmektedir. Bu sebeple –süresel anlamda– taraflar açısından daha uzun risk ihtimallerini içeren sözleşmeler Servis Sözleşmeleridir.

Servis Sözleşmeleri’nin daha uzun süreli risk ihtimallerini barındırdığı dikkate alındığında, emre amâdelik garantisi taraflar için daha önemli hale gelmektedir.

Emre amâdelik garantisi, en basit anlatımla rüzgâr türbinlerinin tedarikçi/servis sağlayıcısı tarafından çalışmaya uygun halde tutulması anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle tedarikçi, rüzgâr türbinlerinin planlı ve plansız bakımlarını düzgün bir şekilde yapmak ve ayıpları gidermek suretiyle rüzgâr türbinlerinin çalışabilmesi için uygun durumda bulunmalarını taahhüt eder. Bu noktada dikkat etmek gerekir ki tedarikçi, yalnızca kendi yükümlülüklerini yerine getirmediği ve bu sebeple rüzgâr türbinlerinin çalışmaya uygun durumda olmadığı senaryoda emre amâdelik garantisini ihlal etmektedir. Yani tedarikçi, üçüncü kişinin müdahalesi, alıcının kusuru veya doğa olayları sebebiyle rüzgâr türbinlerinin emre amade olmamasında sorumlu olmamaktadır.

Sigorta açısından bakıldığında ise; Servis Sözleşmeleri’nin sigorta boyutu taraflar açısından büyük öneme sahiptir. Pek çok sigorta türüne ilaveten alıcılar, uygulamada genellikle Business Interruption Insurance (“BII”) ve Commercial Property Insurance (“CPI”) denilen sigortaları yaptırmaktadır. BII, rüzgâr türbininin çalışmadığı senaryolarda, alıcının mahrum kaldığı üretim kayıplarının sigortacı tarafından alıcıya ödenmesini öngören sigorta tipidir. CPI ise, rüzgâr türbinlerinin veya eklentilerinin maruz kaldığı zararların sigortacı tarafından alıcıya tazmin edilmesini düzenlemektedir.

BII nezdinde sigortacı tarafından ödeme yapılmasını tetikleyen unsur, türbinlerin çalışmaması ve üretim kaybının gerçekleşmesidir. “Çalışmama” durumu, tedarikçi/servis sağlayıcının yükümlülüklerini yerine getirmemesi,  üçüncü kişinin müdahalesi veya doğa olayları sebebiyle meydana gelebilir.

Yukarıda yaptığımız açıklamalardan sonra işbu makalenin konusunu teşkil eden “BII ile emre amâdelik garantisi arasında uygulamada meydana gelen çelişki, risk ve belirsizlikleri” incelemeye geçebiliriz.

Rüzgâr santrali projeleri tamamlandıktan ve taraflar arasında Servis Sözleşmesi uygulanmaya başladıktan sonra servis sağlayıcısının emre amâdelik maktu tazminatı (Availability Liquidated Damages) ödemesi gündeme gelebilir. Böyle bir durumda servis sağlayıcısı, gerekli ayıp giderimini yapamayarak veya bakımlardaki eksiklerden dolayı bir üretim yılı boyunca türbinlerin emre amâdeliğini sağlayamamıştır. Yani emre amâdelik tazminatı ödenmesini tetikleyen unsur, servis sağlayıcısının yükümlülüklerini ihlal etmesidir. Servis sözleşmesinde yer alan emre amâdelik tazminat formülü uyarınca hesaplanan tazminat miktarı, servis sağlayıcısı tarafından alıcıya ödenebilir hale gelmektedir.

Öte yandan, türbinlerin emre amade olmaması ve bu sebeple üretim kaybının yaşanması durumunda alıcı, -eğer var ise- BII kapsamında sigorta şirketinden üretim kaybı ödemesinin yapılmasını talep edebilmektedir.

İşte tam bu denklem içerisinde servis sağlayıcıları, uygulamada yer yer “BII kapsamında alıcının üretim kaybı ödemesi alması, servis sağlayıcısının emre amâdelik tazminatını alıcıya ödememesini gerektirir; zira Türk Hukukunda zenginleşme yasağı vardır” argümanını ileri sürmek suretiyle alıcılara emre amâdelik tazminat ödemesi yapmaktan kaçınmakta, böylece taraflar arasında ciddi ihtilaflar meydana gelmektedir.

O halde emre amâdelik tazminatı ile BII kapsamında yapılan üretim kaybı ödemelerinin mahiyetini incelemek gerekir.

Emre amâdelik tazminatları, Servis Sözleşmelerinde “münhasır ve yegâne giderim” ödemesi olarak düzenlenmektedir. Yani servis sağlayıcısının servis, bakım ve ayıp giderimi yükümlülüklerini yerine getirmemesinin nihai ve tek yaptırımı emre amâdelik tazminatı ödemesidir. Alıcı, emre amâdelik tazminatı dışında servis sağlayıcısından üretim kaybı, iş kaybı ve başkaca giderim talebinde bulunamaz.

Ayrıca emre amâdelik tazminatı, hemen hemen hiçbir zaman üretim kaybı tutarlarını karşılayabilecek mahiyette olmamakta; üretim kayıplarının yanında çok küçük bir miktar olarak zuhur etmektedir.

Emre amâdelik tazminatı, “türbinin çalışmaması” sebebiyle değil, “türbinin çalışabilir durumda tutulmaması” sebebiyle ödenebilir hale gelen bir tazminat türüdür. Diğer bir deyişle, emre amâdelik tazminatının amacı türbinin çalışmaması sebebiyle alıcının maruz kaldığı zararları gidermek değil; yıllık servis ücretleri ve sair etkenler ışığında servis sağlayıcısı tarafından alıcıya temsili bir ödeme yapmaktır.

Keza servis sağlayıcısı, alıcı tarafından yapılan BII’ın sigorta primlerinin ödemesini yapmamakta; bu primleri -doğal olarak- alıcı ödemektedir.

Açık olan şudur ki alıcılar, yukarıda ifade edildiği şekilde servis sağlayıcıları tarafından benzer bir taleple karşı karşıya kaldıklarında duraksamakta; yüzeysel bir muhakeme neticesinde servis sağlayıcıların yukarıdaki argümanının haklı olabileceğini düşünmektedirler. Ancak detaylı olarak ifade ettiğimiz üzere, emre amâdelik tazminatı ödemesi ve BII ödemelerinin mahiyetleri tamamen farklıdır.

Sözleşme müzakereleri sürecinde çok önem verilmeyen bu gibi nüanslar, uygulamada tarafların ciddi ihtilaf içerisine girmelerine sebep olmakta; her iki tarafın da enerji piyasasında “ihtilaf içine giren taraf” vasfını kazanmasına yol açmaktadır. Bu sebeple rüzgâr santrali ve türbini projelerinin sözleşmesel ayağı, titizlikle ve ciddi bir şekilde ele alınması gereken bir süreçtir.

Av. Hüseyin Alp İlker
LLM
alp@iccounsellors.com

Devamını oku

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com