Connect with us

Bilgi Kaynakları

Elektriğe yüzde 15 zam

Yayın tarihi:

-

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) açıklamasına göre; 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere elektriğe yüzde 15 zam yapıldı.

EPDK’den yapılan açıklamada; söz konusu fiyat artışında bir önceki tarife dönemine göre Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) toptan satış tarifeleri ile görevli tedarik şirketlerinin EÜAŞ harici alımlarına ilişkin maliyeti oluşturan piyasa takas fiyatlarındaki artışların en önemli etken olduğu kaydedildi.

Açıklamada; “1 Temmuz’dan itibaren geçerli olan elektrik piyasası tarifelerini belirleyen maliyet bileşenlerinde oluşan artışlar nedeniyle görevli tedarik şirketlerinden elektrik enerjisi satın alan tüketicilerin tükettiği elektrik tarifelerinde vergi ve fonlar dahil yüzde 15 zam yapılmıştır. Bu kapsamda; 1 Temmuz itibariyle; mesken abonelerince 100 kilovatsaat elektrik enerjisi için vergi ve fonlar dahil olmak üzere 61,8 lira ödenecektir” ifadesi kullanıldı. (Kaynak: aa.com.tr)

Bilgi Kaynakları

EPC Sözleşmelerinde Götürü Tazminat (Liquidated Damages)

Yayın tarihi:

-

1. EPC Sözleşmelerinde Götürü Tazminat: Kısa Bir Bakış 

Mühendislik, tedarik ve inşaat (“EPC”) sözleşmeleri; tesislere ilişkin tüm tasarım, mühendislik, tedarik, inşaat ve devreye almaya ilişkin sorumlulukları, EPC modeli altında, genellikle yüklenicilere vermesi sebebiyle, ulaşım, enerji, sulama gibi kompleks sektörlerdeki büyük inşaat projelerinin sahipleri için popüler ve daha çok tercih edilen bir seçenek haline gelmiştir. Bu yüzden, işveren sözleşme bedelini ödemeyi taahhüt edip yalnızca muhtemel kusur ve anlaşmazlıklar açısından işin yapılışını kontrol etmek durumundayken EPC yüklenicisi genellikle zaman, maliyet ve kalite risklerini üstlenmektedir. 

EPC sözleşmelerinde yüklenici, işlerin başlamasından sonra belirli bir süre içinde veya kesin bir tarihte tesisin tamamını işler olarak teslim etmeyi taahhüt eder. EPC sözleşmesinin bedeli, çoğunlukla götürü bedel esasına göre belirlenir. Ayrıca bir EPC sözleşmesinin yüklenicisi, tamamlanan tesisin belirli performans standartlarına sahip olacağını ve kusurlu işlerin ve hizmetlerin düzeltileceğini veya yeniden yapılacağını garanti eder. 

Öte yandan yüklenici, inşaatın tüm işlerinden sorumlu olmasına rağmen işveren de belirli risklerin altına girmektedir. Örneğin, yüklenici tarafından işlerin yerine getirilmemesi veya işlerin bir bölümünün veya tamamının tamamlanmasında gecikilmesi hali, genellikle işverenin de taraf olabileceği benzer düzeydeki (finansman sözleşmeleri gibi) diğer anlaşmalarda temerrüde düşmesine neden olabilir. Büyük projelerde, projelerin mali yüklerinin önceden veya gecikme esnasında tahmin edilmesi işveren için kolay olmayabilir. Buna ek olarak, proje geciktiği sürece, projenin işletme faaliyetlerinin ve nakit akışının başlaması da gecikir. Bu kapsamda, kayıpların olası miktarının hesaplanmasına ilişkin olarak gelecekte ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları önlemek için hemen hemen her EPC sözleşmesinde yüklenicilerden götürü tazminat talep edilmektedir.

2. Koruyucu Tedbir Olarak Götürü Tazminat? 

Esas olarak götürü tazminat kavramı, miktarı taraflarca önceden kabul edilmiş ve belirli bir olayın gerçekleşmesi durumunda ödenecek olan bir tazminatın belirlenmesi amacına hizmet etmektedir. Belirtmek gerekir ki, bu konseptte taraflar, zararın gerçek miktarı belli olmadan önce tazminat miktarını belirlemektedirler. 

Götürü tazminat birçok kritere bağlı olabilmekle birlikte götürü tazminat uygulanmasındaki en yaygın kriterler; performans garantileri ve proje teslim süreleri olup (Kelleher) bu bağlamda götürü tazminat, yüklenicinin başarısızlığından kaynaklanan hasar ve kayıplar açışından işvereni tazmin etme amacını taşımaktadır. Gecikme veya başarısızlıktan dolayı işverenin uğrayacağı tahmini zarar veya kayıplar, EPC sözleşmesinin işveren ve yüklenici arasındaki müzakere döneminde belirlenir.

Yazının devamını okumak için lütfen buraya tıklayın.

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

AB’de elektrik üretimi kaynaklı emisyonlar 2019’da düşüş rekoru kırdı

Yayın tarihi:

-

Avrupa Birliği’nin elektrik üretimi kaynaklı CO2 emisyonları, 2019 yılında bir önceki yıla göre yüzde 12 düşüş gösterdi. Bununla birlikte, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payı AB genelinde yüzde 35’e yükseldi.

Avrupa Birliği’nin elektrik üretiminden kaynaklanan sera gazı emisyonları, 1990 yılından bu yana en keskin düşüşü 2019’da yaşadı. Emisyonlar bir önceki yıla göre 120 milyon ton düşerek yüzde 12 azaldı. Düşüşün nedeninin, AB genelinde taş kömürü ve linyit yakıtlı termik santrallerden elde edilen üretimin yüzde 24 azalması olduğu belirtiliyor. Kömür üretimindeki bu azalmanın temelinde CO2 emisyonu fiyatının ton başına yaklaşık 25 avroya çıkması yatıyor. Bu fiyat artışı, kömürden elde edilen ve emisyon yoğunluğu yüksek olan elektriği; doğal gaz, nükleer enerji ve yenilenebilir enerjiden elde edilen elektrikten daha pahalı hale getiriyor. Kömürlü termik santrallerdeki üretimin azalınca, elektriğin yarısı doğal gaz çevrim santrallerinden ve yenilenebilir kaynaklardan temin edildi. Elektrik üretiminde yeşil enerjinin payı, AB genelinde 2018’e göre %1,8 artış göstererek %34,6 olarak gerçekleşti. Rüzgâr ve güneş santralleri ilk kez kömürlü termik santrallerden daha fazla elektrik üretti.

Yenilenebilir kaynakların ölçeğinin artması gerekiyor

Rüzgâr ve güneşin elektrik üretimindeki payı, 2018 yılındaki seviyesine kıyasla 64 Twh artış göstererek 569 Twh’ye ulaştı. Bu, yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrik, kömürlü termik santrallerden üretilen miktarı ilk kez 100 Twh aştı. Rüzgâr santralleri, uygun rüzgâr koşulları sayesinde yüzde 14 daha fazla elektrik üretti. Güneş santrallerinden elde edilen elektrik yüzde 7 artış gösterdi. Çek Cumhuriyeti dışındaki tüm AB ülkeleri, enerji portfoyünde güneş ve rüzgâr enerjisinin payını artırdılar. Kuraklık sebebiyle hidroelektrik enerji santrallerinden üretilen elektriğin payı yüzde 6 düştü. Soğutma için tatlı suya bağımlı olan nükleer santraller de özellikle Temmuz ayında, kuraklıktan etkilendi. Nehir seviyelerindeki düşüş, santrallerin kömür nakliyatını da etkiledi.

Avrupa genelinde rüzgâr enerjisinden elektrik üretimine 16,8 GW’lik kurulu güç eklendi. Bu değer, 2018 yılında eklenenden 5,1 GW daha fazladır. 2019 yılında fotovoltaik güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücündeki artış, 2018’de eklenen 8,2 GW’lik kurulu gücü ikiye katlayarak 16,7 GW oldu. Agora Energiewende’nin Avrupa Enerji Politikaları Direktörü Matthias Buck “Bu olumlu gelişmelere rağmen yenilenebilir enerjinin ölçeği hızla artmalı. 2030 yılına kadar, AB’de üretilen enerjinin yaklaşık üçte biri yenilenebilir kaynaklardan sağlanmak zorunda. Bunun için, 2030’a kadar yıllık 97 Twh’lık büyüme gerekiyor – bu da 2019’daki artıştan 33Twh daha fazla bir artış demek” açıklamasını yaptı.

Kömür sektörü darboğazda

AB’deki kömür santrallerine sahip tüm ülkelerde, kömürün elektrik üretimindeki payında düşüş gerçekleşti. Toplam hacimde 150 Twh (teravat saat) düşüş yaşayan kömürün üretimi, yaklaşık yüzde 24’e geriledi. Taş kömüründen üretim yapan termik santraller tarafından üretilen elektrik, Avrupa genelinde 2018 yılına göre yüzde 32 azalırken, linyit yakıtlıların üretimi yüzde 16 azaldı. Taş kömüründen üretim yapan termik santraller tarafından üretilen elektrik üretimindeki düşüşün yüzde 80’i Almanya, İspanya, Hollanda, Birleşik Krallık ve İtalya’da gerçekleşti. Linyit üretimindeki toplam düşüşün neredeyse üçte ikisini Almanya ve Polonya’da gerçekleşti. Nükleer santrallerinin elektrik üretimine katkısı yüzde bir düştü. Doğal gaz çevrim santralleri, bir önceki yıla kıyasla daha fazla elektrik üreten tek geleneksel santral tipi oldu. Doğal gazın üretim seviyesinde yüzde 12 artış yaşandı.

Emisyonların azaltılmasında CO2 fiyatları etkili oldu

Buck, “Geçtiğimiz yıl AB’nin sera gazı emisyonlarındaki düşüşün temel nedeni, CO2 emisyon fiyatı oldu. Emisyon fiyatlandırması, iklim değişikliğine sebep olan enerji kaynaklarını piyasadan çıkarıyor. İklim değişikliğiyle mücadelenin sürekliliğini sağlamak için CO2 emisyonlarının fiyatı mevcut seviyede kalmalıdır. AB Emisyon Ticareti Sistemi enerji, sanayi ve Avrupa’daki havacılık sektörleri için yıllık sera gazı emisyonları için izinleri belirliyor. Ancak, CO2 salımı yapan şirketlerin mevcut kullanımından 300 milyon adet daha fazla izin düzenlenmiş durumda. Buck, AB Emisyon Ticaret Sistemi’nin etkinliğini artırmak ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımı teşvik etmek için, düzenlenen izinlerin sayısının hızlı azaltılması gerekliliğine dikkat çekiyor ve ekliyor “Avrupa’nın 2030 iklim hedeflerinin güçlendirilmesine yönelik tartışmaların merkezinde CO2 fiyatlandırması konusunun yer alması gerekiyor.”

Kömürden elektrik üretimini sınırlayan ülkelerde elektrik piyasa fiyatları düşüyor

Elektrik piyasası fiyatlarında en büyük düşüş, rüzgâr ve güneş kurulu gücünde Avrupa’ya öncülük eden İngiltere, İrlanda ve İspanya’da yaşandı. Buck, “Elektrik piyasası fiyatlarının seyri, elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artıran ülkelerin; ithalat, hammadde ve tabii ki CO2 fiyatlarına bağımlılıklarının azaldığını gösteriyor” diyor.

Agora Energiewende ve Sandbag’in, 2020 yılı piyasa öngörüleri olumlu. Buck, “Kömürden elektrik üretimindeki düşüş eğilimi devam edecek. 21 Avrupa Birliği üyesi ve İngiltere, enerji portföyünde kömürün sonlandırılmasını aşamalı olarak gerçekleştirme kararı alarak kömürlü termik santralleri devreden çıkarıyor. İki ülke ise kömürün aşamalı olarak devre dışı bırakılması için planları değerlendiriyor. 2019’da kamuoyundaki belirleyici talep iklim değişikliğiyle daha etkin mücadele edilmesi olmuştu. Bu yıl da Avrupa 2030 için iklim hedeflerini yükseltecek. Bununla birlikte, yenilenebilir enerjiden üretimin maliyeti düşmeye devam edecek ve CO2 emisyon fiyatları yüksek seyredecek. Özetle, fosil yakıtların etkisini yitirdiği dönem gelmiş durumda ve tüm AB ülkelerinin enerji dönüşümüne ayak uydurması gerekiyor” diyor.

Sandbag Elektrik sektörü analisti Dave Jones “Avrupa, kömürden çıkışın gerçekleşme hızı ve ölçeği konusunda tüm dünyaya liderlik etmeli. Elektrik üretimi linyite dayalı olan Polonya, Çekya, Romanya ve Bulgaristan henüz enerji portföyünde kömürü aşamalı olarak ne şekilde sonlandıracağını belirlemediler. Bu planlar yalnızca AB’nin kömürden arındırılmasını sağlamak için değil, aynı zamanda linyit santrallerinin düşük fiyatlar ve yüksek CO2 emisyon fiyatları sebebiyle yatırım olmaktan çıkıp ekonomik zarar oluşturması nedeniyle gerekli” diyor.

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

Rüzgâr enerjisi yatırımlarında Türkiye’ye özel pürüzlülük atlası

Yayın tarihi:

-

Dr. Öğr. Üyesi Ferhat Bingöl
ferhatbingol@iyte.edu.tr
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü

“Yeni haritalar, Türkiye’nin ve Danimarka’nın yüksek çözünürlüklü verilerinden üretilmiş özellikle orman ve şehir yapılarında en gerçekçi, noktaya özel sınıflandırma yapabilen verileri sunuyor.”

Rüzgâr yatırımlarında ilk aşama bir arazinin rüzgâr potansiyelini sayısal bir değer ile ifade edebilme ihtiyacıdır. Sayılara dökülmüş bir kapasite, maliyeti hesaplanabilir ya da tahmin edilebilir bir rüzgâr tarlası planını doğurur. Buradan da yola çıkarak ticari bir yatırımın yapılıp yapılmayacağı anlaşılır. Rüzgâr Enerjisi Dergisi’nin okurları için aşikâr olan ve muhtemelen bu adımların bir ya da birkaç yerinde görev alan uzmanlar bilirler ki, bu bir paragrafa sıkıştırılmış işlemler bazen tahmin edilenden de daha başarması zor hedefler olabilirler.

Temelde ölçüm, analiz ve fizibilite hedefli modelleme adımları bir olası tesisin problemlerini de içinde barındırır. Sahanın yapısına bağlı olarak ölçüm direğini koymak için seçilecek nokta sahayı temsil eder olmalı ve gerekirse birden fazla ölçüm direği kullanılmalıdır. Kullanılabilir noktaları anlamak için ön-analiz yapmak zorunda kalırız ve henüz çok bilmediğimiz bu sahaya yaklaşımın elimizdeki dijital haritalara göre olur. Veriler analiz edilirken sahanın o anki yapısı, topografı ya da pürüzlülük bilgileri açısından gerçeği yansıtmalı ve bir o kadar da analiz yazılımı içinde yer alan model ile uyumlu olmalıdır. Biz bu bilgileri yine dijital haritalar sayesinde modellerin kullanımına sunarız ve haritaların düzenlemesi için oldukça hatırı sayılır bir süre harcarız.

Analiz işleminden sonra fizibilite adımına gelindiğinde ise yine aynı haritaları bu sefer de türbin konumlandırma, türbin tipi seçme gibi konularda değerlendirme yapmak için ele alırız.

Yukarıdaki tek bir paragrafa sığdırmaya çalıştığım ve bizim neredeyse 1 ila 2 yılımızı alan işlem adımlarında fark ettiyseniz ilk adımdan son adıma kadar en büyük dayanaklarımızdan biri dijital haritalar olmaktadır. Öncelikle doğru yere ölçüm direği kurmak için, daha sonra veriyi analiz ederek doğru istatistiki bilgileri çıkarmak için ve en sonunda da belirlenen bir bölgeye yerleştireceğimiz türbinlerin net üretim rakamları için yine aynı haritalara başvuruyoruz.

Peki, bu kadar önem vermemiz gereken dijital haritalarımızı nasıl hazırlıyoruz. Birçoğumuz topoğrafı haritalarda iki farklı yol izliyoruz. Genelde dünyada ve Türkiye’de haritalar ya dijital olarak devletin kurumlarından alınır ya da baskı halinde alınarak dijitalleştirilir. Üçüncü bir yöntem ise son 5 sene içinde modelleme yazılımları içinde sunulan hazır dijital haritalardır. Bahsi geçen haritalardan en sonuncusu günümüzde en çok tercih edilen haritalar gibi görünüyor. Bunu sadece kendi kullanımlarımdan yola çıkarak söylemiyorum, birçok meslektaşım ile yaptığım konuşmalardan anladığım bu.

Makalenin devamını okumak için lütfen buraya tıklayın.

Devamını oku

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com