Connect with us

Bilgi Kaynakları

Temiz enerjinin yükselişi ve kömürün, yavaş, istikrarlı ölümü

Yayın tarihi:

-

Yerleşmiş enerji verimliliği ölçütleriyle bile, yerleşim ve ticaret amaçlı çatı güneş sistemleri gibi küçük ölçekli temiz ve yenilenebilir enerji projeleriyle birlikte, elektrik talebi belirli küresel piyasalarda yükselmeye devam ediyor. Son birkaç on yılda, cep telefonları ve akıllı telefonlar, tabletler, akıllı ev cihazları gibi yeni teknolojilerin ortaya çıkışı, bunlarla birlikte hane elektrikli aletlerinin ve eğlence ürünlerinin maliyetlerinin azalması ve bunlar için finansal çözümlerin bulunması da eklendiğinde, elektrik talebinde yukarı yönlü basınç oluşturdu. Temel olarak söyleyebiliriz ki, uzun vadeli ve tersine çevrilmesi olası gözükmeyen bir eğilim olarak, daha mobil hale geliyoruz ve birbirimize şimdiye kadar olduğumuzdan daha bağlıyız.

Bağlı ve mobil kalma becerisi, toplumun kablosuz hareket etmesine imkân tanırken aynı anda elektrik talebini de artıran lityum batarya tabanlı cihazlar tarafından desteklenmektedir. Bu, gelecek on yıllarda hâkim olacak net bir eğilimdir. Artan mobil teknolojilerin gereksinimlerini karşılayacak lityum batarya tedarik zincirinin kurulması, taşımacılık sanayisine elektriğe geçiş için kapıları açmıştır. İlk akla gelen yolcu araçlarıdır; ancak yolcu araçları, scooterlar; teslimat kamyonları, otobüsler, ağır vasıta transit araçları, okul servisleri, uçaklar, malzeme taşıma araçları dahil birçok kentsel ve endüstriyel sürüş sisteminde elektriğe geçiş fırsatını beraberinde getirmektedir.

Elektrikli sürüşe geçişteki birincil mantık, yoğun kent ortamlarındaki egzoz emisyonu hacmini azaltıp insanlara daha temiz yaşama koşulları temin etmektir. Temiz enerji teknolojilerinin kullanımını ve sıfır emisyon taşımacılığı içeren sürdürülebilir topluluklar inşa etmek, şehir plancıları arasında git gide baskın bir başlık haline gelmektedir.

Gelecek yıllarda, elektrik talebi mütevazi şekilde artmayı sürdürdükçe, yenilenebilir enerji ve doğalgaz üretimi patlama yaşarken eski, verimliliği daha az fosil yakıt birimlerini devre dışı bırakmak önem taşıyor. İnatla düşük seyreden gaz fiyatları; az maliyetteki yenilenebilir enerji üretimiyle bir araya geldiğinde, kolaylıkla, yenilenebilir enerji ve doğal gaz; toplulukların birbirine bağlı ve mobil kalma gereksinimlerini olduğu kadar gelecekteki elektrikli sürüşe geçişi de destekleyecek yeni kapasite üretimleri için birincil kaynak haline gelebiliyor.

Kömür üretimi yapan varlıkların gelecek on yıllarda kalıcı şekilde ortadan kalkması pek olası gözükmese de, enerji santralleri rekabet edemez duruma geldikçe ve kapanmaya zorlandıkça; üretimin azalmaya devam edeceği net bir şekilde görülebiliyor. Ayrıca, nükleer enerji üretiminin de ABD’de azalmayı sürdürmesi ve ilerleyen on yıllarda düşük çıkış düzeylerinde kalması bekleniyor.

Kömür ve nükleerden enerji üretimi düştükçe de odak yenilenebilir kaynaklardan ve doğal gazdan enerji üretimine kayıyor.

Kömür üretiminin son on yılda azalmasına rağmen; ABD’deki yenilenebilir enerji santralleri, kömür santrallerinin ürettiği enerjinin sadece üçte birini üretmektedir; ancak yenilenebilir enerjinin ulusal kömür enerjisi üretimini 2025 yılında geçmesi beklenmektedir. Geçiş noktası, yenilenebilir enerji kapasitesinde 2010 yılından bu yana gerçekleşen artışın ve aynı zaman diliminde kömürden enerji elde edilmesinde meydana gelen serbest düşüşün bir yansımasıdır. Diğer yandan, doğal gazdan enerji üretimi 1990’lardan bu yana istikrarlı bir yükseliştedir ve bu eğilimi en az 2050 yılına kadar sürdürmesi beklenmektedir. 2020 yılında doğal gaz ve kömür kaynaklı enerji üretiminin eşitlenmesi beklenmektedir.

Doğal gazın daha temiz bir yakıt kaynağı olmasına rağmen; sürekli düşük seyreden fiyatları da kömür yakıtıyla enerji üretiminin doğal gaz karşısında rekabet gücünü azaltmıştır. Bu, doğal gazın, 1990’ların sonlarında başlayan istikrarlı yükselişini en az 2050 yılına kadar sürdürerek büyümede 50 yılı geride bırakması anlamına geliyor.

Çevre ve sağlık perspektifinden ele alındığında, kömür üzerinde; tüm dünyadaki hükümetlerin emisyonlarla savaşmak amacıyla üretimini kısmaya girişmeleri nedeniyle baskı oluştu.

Avrupa devletleri, kömürden daha temiz ve yenilenebilir kaynaklara doğru pozisyon alırken kendilerine çoktan cesur hedefler belirlediler. Fransa 2022, İtalya ve İrlanda 2025; Danimarka, İspanya, Hollanda; Portekiz ve Finlandiya 2030 yıllarında kömürden enerji üretimine itibariyle son verme vaadinde bulundu. Almanya da 2038 yılına kadar kalan 84 kömür santralini kapatmayı planlıyor. Etki dünyanın diğer bölgelerine de yayılıyor; Şili 2024 yılına kadar kalan 8 kömür santralini kapatmayı planladığını açıkladı. Domino etkisi, küresel ölçekte; daha temiz enerji kaynakları geleneksel üretim kaynaklarına göre daha rekabet edebilir hale geldikçe süreceğe benziyor.

Sierra Club’a göre 100’ün üzerinde şehir ve kasaba; elektrik gereksinimlerinin %100’ünü yenilenebilir enerjiden karşılamak için tedbirler alırken; ABD’nin New York, Nevada, Hawaii, New Mexico, California eyaletleri ve Puerto Rico; 2050 yılı itibariyle enerji hedeflerinin % 100’üne ulaşacaklar ki, California ve New York eyaletlerinin nüfusları toplamının 60 milyona ulaştığını göz önünde bulundurmak gerekir. Bu önde gelen ekonomik bölgelerde yenilenebilir enerji hedeflerinin % 100 oranında gerçekleştirilmesi, ABD’nin dengesi ve dünyanın diğer bölgeleri için; temiz elektrik enerjisi kaynakları bakımından örnek teşkil edecektir.

En son, İngiltere, düşük karbonlu enerjide büyük bir artışı ve fosil yakıtlarında da büyük bir azalmayı gerektiren bir hedef belirleyerek, 2050 yılında sıfır emisyona odaklanan ilk G7 ülkesi oldu.

Birçok kömür santralinin kapanmasının beklendiği Amerika, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinde, bu varlıkların inşasının finanse edilmesi de kuşkusuz; git gide bir güçlük olarak ortaya çıkacak. Gelecek yıllarda, kömür kaynaklı enerji; bu tip varlıkların Batı Dünyasında finansmanın yokluğuna bağlı olarak durabilir.

Özetle, mobil ve bağlantılı kalmak için elektrik talebi arttıkça; emisyonları azaltma gereksinimiyle de birlikte, bu faktörler elektrikli araçlara geçişi uyaracak; aynı zamanda da temiz elektrik talebini de artıracak. Kuşkusuz, gelecek 30 yılda temiz ve yenilenebilir enerji üretimi artacak; bu da yüksek nüfus yoğunluğuna sahip kentsel bölgelerde emisyonları azaltıp; gerçek sıfır emisyonlu araç ağını da beraberinde getirecek.

Bilgi Kaynakları

Garanti BBVA, Türkiye’nin en büyük rüzgâr santraline finansman sağladı

Yayın tarihi:

-

Garanti BBVA, Polat Enerji ile 48MW’lık Soma 4 Rüzgâr Enerji Santrali projesi için toplam 44 milyon ABD doları tutarında kredi sözleşmesi imzaladı.

Türkiye’nin en büyük rüzgâr santrali olacak bu projenin finansmanında, Türkiye’de ve dünyada ilk kez gerçekleştirilen “Gender Loan” (Cinsiyet Eşitliği Kredisi) yapısı kuruldu. Buna göre Gender Loan kapsamında her yıl yapılacak değerlendirmede, projenin performansı iyileşirse kredi vadesi boyunca hem nakdi kredi faizinde hem de gayri nakdi kredi komisyonunda düşüş gerçekleşecek.

Yıllardır sorumlu bankacılık anlayışıyla topluma değer katmak için birçok projeye katkıda bulunan Garanti BBVA, gelişmekte olan piyasalarda bir özel bankanın ihraç ettiği ilk Gender Bond’dan (Kadın girişimcilerin kullanımına yönelik Sosyal Bono) sonra; şimdi de Türkiye’de ilk kez kullanılan Gender Loan (Cinsiyet Eşitliği Kredisi) yapısını hayata geçirdi.

Polat Enerji ile 48MW Soma 4 Rüzgâr Enerji Santrali projesi için imzalanan kredi sözleşmesi kapsamında ilk kez kullanılan Gender Loan, sürdürülebilir finansman; iklim değişikliği ve cinsiyet eşitliği gibi konularda Garanti BBVA’nın aldığı inisiyatiflere bir yenisini daha ekledi. Toplam tutarı 44 milyon ABD doları olan kredinin 8 yıl vadeli nakdi kısmı 21,4 milyon ABD doları, 11,5 yıl vadeli gayri nakdi kısmı ise 22,6 milyon ABD doları tutarına sahip.

Sunduğu yenilikçi ürün ve hizmetlerle öncü ve lider pozisyonunu korumaya devam eden Garanti BBVA, Gender Bond’dan sonra Gender Loan ile bu ürünlere bir yenisini daha ekledi. Ürün kapsamında Garanti BBVA ekipleri tarafından Polat Enerji’nin yıllık olarak cinsiyet eşitliği alanındaki performansı uluslararası normlara göre puanlanacak. İlk değerlendirme ile alınacak olan puan; baz kabul edilecek. Sonraki değerlendirmelerde firma; bu baz puanın üstüne çıkarsa nakdi kredi faizinde ve gayri nakdi komisyon ücretinde indirime gidilecek. Böylelikle cinsiyet eşitliği konusunda iyi performans sergileyen firmalar ödüllendirilerek; diğer firmaların da bu alandaki performanslarını geliştirmeleri için teşvik sağlanacak.

Kriterler arasında doğum sonrası işe dönüş programları, yeni işe alımlarda eşitlik prensibi gözetilmesi, tedarik zincirinde kadın hâkim ortaklı işletmelere öncelik verilmesi, kadın erkek maaş oranı, tacizi engelleme politikası ve kadınlara yönelik bilinçsiz oluşan olumsuz önyargıyı yenme konusunda eğitimler gibi aksiyonlar bulunuyor.

Garanti BBVA’nın kendi geliştirdiği metodolojiye göre hesaplanacak puan; Polat Enerji’nin değer zinciri boyunca cinsiyet eşitliği performansını ortaya koyacak. Garanti BBVA, kendi İnsan Kaynakları ekibiyle Polat Enerji’ye ihtiyaç duyması halinde bu programların geliştirilmesi konusunda destek sağlayacak. Polat Enerji Strateji Başkanı Alkım Bağ; konuya ilişkin açıklamasında şunları belirtti: “Polat Enerji olarak insan kaynağımızda farklı bakış açıları ve yeteneklerden faydalanabilmek ve başarımızı sürdürmek için cinsiyet eşitliğini her zaman önemli bir konu olarak gördük.Mevcut organizasyon yapımızda da kadınların kayda değer bir temsili var. Ülkemiz için çok yeni bir finansman yöntemi olmasına rağmen; Gender Loan yapısının yönetim kadromuzun ve finans ekibimizin mevcut vizyonuyla gayet uyumlu olduğunu gördük. Performansımızı daha da ileri seviyelere taşımamız için bizleri cesaretlendiren bu kredi yapısından faydalanan Türkiye’de ilk şirket olmaktan gurur duyuyoruz.”

Türkiye’de ilk ve tek olan Gender Loan’ı uygulamaya koymasıyla ilgili konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin ise şunları belirtti:

“GarantiBBVA olarak cinsiyet eşitliğinin her şeyden önce bir insan hakları meselesi olduğuna inanıyoruz. Gerek insan haklarına saygılı ve adil bir toplum; gerekse daha iyi bir ekonomi için kadınların öneminin anlaşılması gerekiyor. Tüm dünya genelinde kadın-erkek işgücüne katılım oranının %50’ye ulaşması dünya ekonomisinin %26 büyümesi anlamına geliyor. Türkiye’de mevcut durumda kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısından daha az. Türkiye olarak kadınların işgücüne katılımını destekleyecek güçlü politikalarla OECD ortalaması olan %63’e ulaşabilirsek; Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılası 2025’te %20 artma potansiyeline sahip. Bu da ortalama 200-250 milyar dolarlık bir artış demek. Kalkınma ve bireysel ekonomik gelişim olarak baktığımızda; bu rakam 2025 yılı için kişi başı milli gelirde yaklaşık 2.300-2.900 dolarlık artışa denk geliyor. Ayrıca şirketlerin kullanmadığı ciddi bir yetenek havuzu söz konusu. Türkiye’de eğitimli kesimin %45-50 arası kadın.

Buna karşın, finans sektörünü ayrı tuttuğumuzda lider şirketlerde bile kadın temsil oranı %30’u geçmiyor. Burada hem devletimize hem de özel sektöre gerçekten çok önemli görevler düşüyor. Gender Loan sayesinde şirketler, cinsiyet eşitliğinde atacakları adımlarla daha uygun koşullarda finansman sağlama imkânı elde edecek. Garanti BBVA olarak, bugüne kadar kadınların ekonomiye aktif katılımı konusunda hem bankamızda hem de müşterilerimize yönelik birçok çalışma ve ilki gerçekleştirdik. Üst üste üç kez Bloomberg Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde yer almanın gururunu yaşadık. Bilindiği üzere Garanti BBVA; Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ni (WEPs) Türkiye’den imzalayan ilk banka.

Bununla birlikte, 2015 yılında kurduğumuz Cinsiyet Eşitliği Komitesi; üst yönetimdeki kadın oranını artırmak için kurduğumuz Kadın Yöneticiler Programı; Aile İçi Şiddet Platformumuz; annelik deneyimi projemiz; mentörlük programımız; adil ücretlendirme politikamız; bilinçaltı önyargıya ve eşitliğe yönelik eğitimlerimiz ve tabii ki ekonomik ve toplumsal kalkınma için kadının güçlenmesi prensibini temel alan bütünsel kadın girişimcilik programımız gibi uygulamalarla birçok öncü adım attık. Etkimizi gün geçtikçe daha geniş bir alana taşıyan bu çalışmalarımız sayesinde hem Garanti BBVA içinde hem de dışında kadınların iş yaşamı ve karar süreçlerinde daha aktif yer almasına ve böylece şirketlere ve ekonomiye katkıda bulunmasına destek verdik.” (Kaynak: finansgundem.com)

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

Rüzgâr enerjisi üretiminde yeni yerli aksamlar ve bütünleyici parçalar için son başvuru tarihi 11 Ekim 2019

Yayın tarihi:

-

Son yıllarda enerjide ithalat bağımlılığın azaltılması ve çevrenin korunması amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgâr enerjisi üreticilerine yerli aksamın kullanılması yönünde teşvik edici düzenlemeler yapılmaya devam ediliyor. 

Bilindiği üzere, mevzuatımızda elektrik üretim tesisinde kullanılan aksama ait yurt içinde imal edilen bütünleştirici parçaların aksam içindeki oranlarının toplamının en az %55 olduğu aksam, yerli aksam olarak kabul edilmektedir. 

20 Eylül 2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Enerjisi Üreten Tesislerde Kullanılan Yerli Aksamın Desteklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” (“Yönetmelik”) ile rüzgâr enerjisi üretimi yapan tesislerde ilk defa kullanılacak olan yerli aksam ve parçalar için yeni bir başvuru usulü düzenlendi.

Bu yeni başvuru usulünde, başvuruda bulunurken sunulması gereken aksamın uluslararası veya Türk standartlarına/kriterlerine uygunluğunu belirten Tip Sertifikasının alınmasının uzun zaman alması sebebiyle üretim sürecine başlanmasının hızlandırılması için, Tip Sertifikası yerine Yönetmelik’in 8. maddesine yeni eklenen 5. ve 6. Fıkralarda sayılan belgelerden biri ve birkaçı ile de başvuru yapılmasına imkân verilmiştir. Bu kapsamda yeni düzenleme ile, Tip Sertifikası temin edilinceye kadar, başvuru sahibi belgelendirmeye esas standardın kapsamında bulunan sertifikalardan (Prototip Belgesi, Tasarım Doğrulama Sertifikası, Tasarım Esaslı Değerlendirme Sertifikası, İmalat Uygunluk Sertifikası, Son Değerlendirme Sertifikası vb.) biri veya birkaçını başvuru dilekçesine ekleyerek birlikte Türk Standartları Enstitüsü’ne (“TSE”) sunabilecektir. 

Başvuru yapanlar, başvuru tarihinden itibaren en geç 18 ay içerisinde Tip Sertifikasını ve/veya sayılan diğer belgeleri tamamlayıp TSE’ye müracaat ederek sekizinci maddenin üçüncü fıkrası kapsamında TSE’den nihai Sertifika Uygunluk Belgesi’ni almalıdır.  2020 yılına ilişkin olarak rüzgâr enerjisi üretim tesisleri için yapılacak başvurular, sayılan belgelerle birlikte Bakanlığa veya Bakanlığın görevlendirdiği kuruluşa en geç 11 Ekim 2019 tarihine kadar yapılmalıdır.  Söz konusu başvurulardan eksik ve/veya yanlış evrak olduğu tespit edilen başvurular 15 Ekim 2019 tarihine kadar ilgili başvuru sahiplerine kuruluş tarafından bildirilecektir. Başvuru sahibi, bu başvurulara ilişkin eksik ve/veya yanlış evrakları doğru bir şekilde yeniden düzenleyerek 25 Ekim 2019 tarihine kadar Bakanlık ve/veya Bakanlığın görevlendirdiği kuruluşa sunmak zorundadır. Aksi takdirde başvuru dikkate alınmayacaktır.

Anı Nil Demirbağ, Aksan Hukuk Bürosu

Seda Yılmaz, Aksan Hukuk Bürosu

 

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

Rüzgâr santrali servis sözleşmelerinde emre amâdelik garantisi ile sigorta hükümlerinin (BII) ilişkisi

Yayın tarihi:

-

Rüzgâr santrali projelerinin sözleşmesel boyutu, en temel anlatımla tedarik sözleşmesi ve servis sözleşmesi olmak üzere iki ana gövdeden oluşmaktadır.

Uygulamada Supply and Installation Agreement veya Turbine Supply Agreement olarak anılan tedarik ve kurulum sözleşmeleri (“Tedarik Sözleşmeleri”), tedarikçi tarafından belirli sayı ve nitelikteki rüzgâr türbinlerinin üretimi, nakliyesi, kurulumu ve devreye alınmasını düzenleyen hukuki zeminlerdir. Tedarik Sözleşmeleri, uygulamada CBoP ve EBoP denilen çevre inşaat işleri ve elektrik işlerini içerip içermemesine göre içerik ve kapsam olarak farklılık arz edebilmektedir. Keza Tedarik Sözleşmeleri kapsamında tedarikçi tarafından Power Curve Warranty (güç eğrisi garantisi), Noise Emission Warranty (ses yayımı garantisi) ve Defect Liability (ayıptan sorumluluk) gibi belli başlı garanti ve taahhütler verilmektedir.

Bunun yanında Service and Availability Agreement, Maintenance and Service Agreement veya Full Services Agreement gibi çeşitli adlara sahip olabilen servis sözleşmeleri (“Servis Sözleşmeleri”), rüzgâr türbini projelerinin diğer büyük hukuki ayağını oluşturmaktadır. Servis Sözleşmeleri kapsamında planlı ve plansız bakım yükümlülüklerine ilaveten tedarikçiler, Availability Warranty olarak bilinen emre amâdelik garantisi de vermektedir.

Gerek Tedarik Sözleşmeleri gerekse Servis Sözleşmeleri tedarikçi ve alıcı için büyük önem arz etmektedir. Zira devasa yatırım hacimlerine ulaşan rüzgâr santrali projeleri, doğası gereği bünyesinde çeşitli riskleri barındırmaktadır. Tedarik Sözleşmeleri’nin konusunu oluşturan üretim ve kurulum işleri genellikle iki (2) sene içerisinde tamamlanabilmektedir. Ancak Servis Sözleşmesi’nin konusunu oluşturan bakım, servis ve emre amâdelik yükümlülükleri, çoğu zaman beş (5), on (10) veya yirmi (20) yıllık süreler boyunca taraflar arasında bağlayıcı olarak yaşamaya devam etmektedir. Bu sebeple –süresel anlamda– taraflar açısından daha uzun risk ihtimallerini içeren sözleşmeler Servis Sözleşmeleridir.

Servis Sözleşmeleri’nin daha uzun süreli risk ihtimallerini barındırdığı dikkate alındığında, emre amâdelik garantisi taraflar için daha önemli hale gelmektedir.

Emre amâdelik garantisi, en basit anlatımla rüzgâr türbinlerinin tedarikçi/servis sağlayıcısı tarafından çalışmaya uygun halde tutulması anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle tedarikçi, rüzgâr türbinlerinin planlı ve plansız bakımlarını düzgün bir şekilde yapmak ve ayıpları gidermek suretiyle rüzgâr türbinlerinin çalışabilmesi için uygun durumda bulunmalarını taahhüt eder. Bu noktada dikkat etmek gerekir ki tedarikçi, yalnızca kendi yükümlülüklerini yerine getirmediği ve bu sebeple rüzgâr türbinlerinin çalışmaya uygun durumda olmadığı senaryoda emre amâdelik garantisini ihlal etmektedir. Yani tedarikçi, üçüncü kişinin müdahalesi, alıcının kusuru veya doğa olayları sebebiyle rüzgâr türbinlerinin emre amade olmamasında sorumlu olmamaktadır.

Sigorta açısından bakıldığında ise; Servis Sözleşmeleri’nin sigorta boyutu taraflar açısından büyük öneme sahiptir. Pek çok sigorta türüne ilaveten alıcılar, uygulamada genellikle Business Interruption Insurance (“BII”) ve Commercial Property Insurance (“CPI”) denilen sigortaları yaptırmaktadır. BII, rüzgâr türbininin çalışmadığı senaryolarda, alıcının mahrum kaldığı üretim kayıplarının sigortacı tarafından alıcıya ödenmesini öngören sigorta tipidir. CPI ise, rüzgâr türbinlerinin veya eklentilerinin maruz kaldığı zararların sigortacı tarafından alıcıya tazmin edilmesini düzenlemektedir.

BII nezdinde sigortacı tarafından ödeme yapılmasını tetikleyen unsur, türbinlerin çalışmaması ve üretim kaybının gerçekleşmesidir. “Çalışmama” durumu, tedarikçi/servis sağlayıcının yükümlülüklerini yerine getirmemesi,  üçüncü kişinin müdahalesi veya doğa olayları sebebiyle meydana gelebilir.

Yukarıda yaptığımız açıklamalardan sonra işbu makalenin konusunu teşkil eden “BII ile emre amâdelik garantisi arasında uygulamada meydana gelen çelişki, risk ve belirsizlikleri” incelemeye geçebiliriz.

Rüzgâr santrali projeleri tamamlandıktan ve taraflar arasında Servis Sözleşmesi uygulanmaya başladıktan sonra servis sağlayıcısının emre amâdelik maktu tazminatı (Availability Liquidated Damages) ödemesi gündeme gelebilir. Böyle bir durumda servis sağlayıcısı, gerekli ayıp giderimini yapamayarak veya bakımlardaki eksiklerden dolayı bir üretim yılı boyunca türbinlerin emre amâdeliğini sağlayamamıştır. Yani emre amâdelik tazminatı ödenmesini tetikleyen unsur, servis sağlayıcısının yükümlülüklerini ihlal etmesidir. Servis sözleşmesinde yer alan emre amâdelik tazminat formülü uyarınca hesaplanan tazminat miktarı, servis sağlayıcısı tarafından alıcıya ödenebilir hale gelmektedir.

Öte yandan, türbinlerin emre amade olmaması ve bu sebeple üretim kaybının yaşanması durumunda alıcı, -eğer var ise- BII kapsamında sigorta şirketinden üretim kaybı ödemesinin yapılmasını talep edebilmektedir.

İşte tam bu denklem içerisinde servis sağlayıcıları, uygulamada yer yer “BII kapsamında alıcının üretim kaybı ödemesi alması, servis sağlayıcısının emre amâdelik tazminatını alıcıya ödememesini gerektirir; zira Türk Hukukunda zenginleşme yasağı vardır” argümanını ileri sürmek suretiyle alıcılara emre amâdelik tazminat ödemesi yapmaktan kaçınmakta, böylece taraflar arasında ciddi ihtilaflar meydana gelmektedir.

O halde emre amâdelik tazminatı ile BII kapsamında yapılan üretim kaybı ödemelerinin mahiyetini incelemek gerekir.

Emre amâdelik tazminatları, Servis Sözleşmelerinde “münhasır ve yegâne giderim” ödemesi olarak düzenlenmektedir. Yani servis sağlayıcısının servis, bakım ve ayıp giderimi yükümlülüklerini yerine getirmemesinin nihai ve tek yaptırımı emre amâdelik tazminatı ödemesidir. Alıcı, emre amâdelik tazminatı dışında servis sağlayıcısından üretim kaybı, iş kaybı ve başkaca giderim talebinde bulunamaz.

Ayrıca emre amâdelik tazminatı, hemen hemen hiçbir zaman üretim kaybı tutarlarını karşılayabilecek mahiyette olmamakta; üretim kayıplarının yanında çok küçük bir miktar olarak zuhur etmektedir.

Emre amâdelik tazminatı, “türbinin çalışmaması” sebebiyle değil, “türbinin çalışabilir durumda tutulmaması” sebebiyle ödenebilir hale gelen bir tazminat türüdür. Diğer bir deyişle, emre amâdelik tazminatının amacı türbinin çalışmaması sebebiyle alıcının maruz kaldığı zararları gidermek değil; yıllık servis ücretleri ve sair etkenler ışığında servis sağlayıcısı tarafından alıcıya temsili bir ödeme yapmaktır.

Keza servis sağlayıcısı, alıcı tarafından yapılan BII’ın sigorta primlerinin ödemesini yapmamakta; bu primleri -doğal olarak- alıcı ödemektedir.

Açık olan şudur ki alıcılar, yukarıda ifade edildiği şekilde servis sağlayıcıları tarafından benzer bir taleple karşı karşıya kaldıklarında duraksamakta; yüzeysel bir muhakeme neticesinde servis sağlayıcıların yukarıdaki argümanının haklı olabileceğini düşünmektedirler. Ancak detaylı olarak ifade ettiğimiz üzere, emre amâdelik tazminatı ödemesi ve BII ödemelerinin mahiyetleri tamamen farklıdır.

Sözleşme müzakereleri sürecinde çok önem verilmeyen bu gibi nüanslar, uygulamada tarafların ciddi ihtilaf içerisine girmelerine sebep olmakta; her iki tarafın da enerji piyasasında “ihtilaf içine giren taraf” vasfını kazanmasına yol açmaktadır. Bu sebeple rüzgâr santrali ve türbini projelerinin sözleşmesel ayağı, titizlikle ve ciddi bir şekilde ele alınması gereken bir süreçtir.

Av. Hüseyin Alp İlker
LLM
alp@iccounsellors.com

Devamını oku

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com