TÜREB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, Türkiye’nin denizüstü rüzgâr enerjisindeki mevcut durumunu, ilk ihale sürecini, sanayi ve tedarik zincirinin hazırlığını, uluslararası yatırımcıların ilgisini ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini Rüzgar Enerjisi Dergisi’ne değerlendirdi.
- Türkiye’de denizüstü rüzgâr enerjisi sektörünün mevcut durumunu ve gelişim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye’nin ilk denizüstü rüzgâr ihale sürecine ilişkin beklentileriniz nelerdir? Sektör bu sürece ne kadar hazır?
- TÜREB’in denizüstü rüzgâr alanındaki öncelikli çalışma başlıkları ve sektöre yönelik faaliyetleri hakkında bilgi verebilir misiniz?
- Türkiye’nin sanayi altyapısı ve tedarik zinciri, offshore rüzgâr sektörünün gelişimine nasıl katkı sağlayabilir?
- Uluslararası yatırımcıların Türkiye denizüstü rüzgâr pazarına ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Son olarak, önümüzdeki dönemde Türkiye offshore rüzgâr sektöründe hangi gelişmeleri bekliyorsunuz ve sektör paydaşlarına vermek istediğiniz mesaj nedir?
Türkiye’de denizüstü rüzgâr enerjisi sektörünün mevcut durumunu ve gelişim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye deniz üstü rüzgârda uzun süredir hazırlık aşamasındaydı; bugün ise potansiyel haritalarından finanse edilebilir saha verisine geçtiğimiz bir eşikteyiz. Aradaki fark önemlidir: artık teorik bir kaynaktan değil, ölçülmüş ve modellenmiş projelerden konuşuyoruz.
Şubat 2026 itibarıyla toplam kurulu gücümüz 124 GW; rüzgârın payı %12,1, yani yaklaşık 15 GW. Dünya Bankası ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın çalışmalarına göre teknik deniz üstü potansiyelimiz 75 GW seviyesindedir.
Asıl belirleyici olan ise hedeflerdir. Yol haritasındaki 120 GW’lık rüzgâr ve güneş hedefi için yaygın olarak kullanılan yaklaşık 48 GW’lık rüzgâr senaryosu esas alındığında tablo şudur: işletmedeki 15.934 MW, inşa hâlindeki 3.440 MW, ön lisanslı proje stoğu 21.097 MW, yaklaşık 7.000 MW karasal YEKA ve 5.000 MW deniz üstü YEKA birlikte değerlendirildiğinde toplam proje arzı 52.471 MW seviyesine ulaşmaktadır. Görünürde yaklaşık 4.500 MW fazla vardır; fakat bu bir bolluk değil, proje stoğundaki doğal fireyi karşılayan tampondur.
Sektör istişarelerinde ve Bakanlık düzeyindeki değerlendirmelerde hedefin 150 GW’a, rüzgâr ayağının ise 60 GW’a revize edilmesi gündeme gelmektedir. Bu henüz kabul edilmiş bir karar değildir; ancak gerçekleşmesi hâlinde açık bir anda 12 GW büyür ve bunu karşılayacak hazır bir karasal proje stoğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla deniz üstü rüzgâr bir alternatif değil, hedefe ulaşmanın zorunlu bileşenidir.
Somut adımlara gelince: Marmara’da Türkiye’nin ilk deniz üstü ölçüm kampanyası tamamlandı, deniz tabanı etütleri için hazırlıklar sürüyor. YEKA DÜRES-2026 taslak şartnamesi kamuoyu görüşüne açıldı. Planlama aşamasından uygulama aşamasına geçiş tam olarak budur.
Türkiye’nin ilk denizüstü rüzgâr ihale sürecine ilişkin beklentileriniz nelerdir? Sektör bu sürece ne kadar hazır?
İhalenin yapısı taslak şartname ile büyük ölçüde netleşmiştir. İlk ihale 1.000 MW şebeke bağlantı kapasitesi için yapılacak; 2027–2030 döneminde yılda 1 GW ilave hedefleniyor. Teklifler 7,00–11,00 ABD¢/kWh bandında kapalı zarfla alınacak, en düşük beş teklif arasında eksiltme yapılacak; taban fiyata inilmesi hâlinde artan katkı payı ihalesine geçilecek. Bu hükümlerin nihai şartnamede değişebileceğini de belirtmek isterim.
Mevcut taslak düzenlemenin en güçlü tarafı risk paylaşımıdır. Ölçümler sonucunda kapasite faktörünün %40’ın altında çıkması hâlinde yatırımcı sözleşmeyi feshedebiliyor ve teminatları iade ediliyor. Deniz tabanı etütlerinden sonra ise kapasiteyi %50’ye kadar azaltma veya fesih hakkı bulunuyor. Bu iki çıkış kapısı, gelişmekte olan offshore pazarları açısından yatırımcı riskini azaltan güçlü bir düzenleme niteliğindedir. Fiyat tarafında da kapasite faktörü %43’ün altına indiğinde her bir puan için fiyatın %2,5 artması — azami %7,5’e kadar — kaynak riskini paylaşan dengeli bir mekanizmadır.
Bir hususun altını çizmek isterim. Sözleşme imzasından itibaren ilk 7 yıl için öngörülen 12,00 ABD¢/kWh düzeyindeki teşvik, hızlı inşa edeni ödüllendiren doğru kurgulanmış bir mekanizmadır. Ancak taslaktaki azami süreler — 36 ay ön lisans ve lisans alındıktan sonra 36 ay inşaat — toplamda 72 aya, uzatma kullanılırsa 84 aya karşılık gelmektedir. İzin süreçleri bu yedi yıllık pencerenin büyük bölümünü tüketirse teşvikin değeri belirgin biçimde azalır. Teşvikin amacına ulaşabilmesi için izin süreçlerinin de aynı hızda ilerlemesi gerekir ve bu tamamen yatırımcının kontrolünde değildir.
Hazırlık tarafında güçlü bir temelimiz var: 15 GW’ı aşan karasal kurulu güç, olgun mühendislik firmaları, kule, çelik, kablo ve tersane kapasitesi. Eksiklerimiz ise deniz üstüne özgüdür — yeterli taşıma kapasitesine sahip liman altyapısı, deniz tabanı etüt kabiliyeti ve deniz sigortası ile sertifikasyon ekosistemi. Bunlar çözülebilir başlıklardır; ancak ihaleden sonra değil, şimdiden ele alınmaları gerekir.
TÜREB’in denizüstü rüzgâr alanındaki öncelikli çalışma başlıkları ve sektöre yönelik faaliyetleri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Çalışmalarımızı üç başlıkta yürütüyoruz: saha verisi üretmek, ihale çerçevesine teknik katkı vermek ve sanayi hazırlığını koordine etmek.
Ege Denizi saha seçimi çalışmamızda önce eleme kriterleri uyguladık: 150 metrede rüzgâr hızının 8 m/s üzerinde olması, su derinliğinin 60 metrenin altında kalması ve karasularımız içinde bulunması. Ardından seviyelendirilmiş elektrik maliyeti (LCOE) ve kısıt analizleri yaptık. Kısıtları dört başlıkta topladık: teknik uygunluk, denizcilik faaliyetleri, çevresel kısıtlar ile savunma ve havacılık gereklilikleri. Böylece 20 saha ve 910 türbinlik bir başlangıç setinden 6 saha ve 334 türbine indik.
TÜREB bünyesinde yürüttüğümüz bu ön eleme çalışmasında öne çıkan dört saha Bozcaada (1.500–1.800 MW), Gökçeada (800–1.000 MW), Edremit (1.050–1.250 MW) ve Saros (1.250–1.500 MW) olup toplamda 5.650–6.800 MW’lık bir potansiyele karşılık gelmektedir. Bu büyüklükler resmî geliştirme kapasiteleri değil, ön değerlendirme sonuçlarıdır. LCOE açısından Bozcaada, kısıt yoğunluğu açısından ise Edremit öne çıkmaktadır.
Kapasite tahsis mekanizmasının tasarım aşamasında ortak zemin oluşturmak amacıyla 20’yi aşkın yerli yatırımcı, 20’yi aşkın yerli üretici, altyapı ve kalkınma bankaları ile WindEurope ve GWEC dâhil uluslararası paydaşlarla birebir görüşmeler gerçekleştirdik.
Taslak şartname yayımlandıktan sonra ise 110’un üzerinde yerli üyemizin katılımıyla düzenlediğimiz çalışma grubu toplantısında şartnameyi bütün yönleriyle değerlendirdik. Aynı kapsamda uluslararası paydaşlarımızla da benzer toplantılar düzenliyoruz. Amacımız, geniş katılımla oluşturulmuş kapsamlı bir TÜREB görüşünü Bakanlığımıza sunabilmektir.
Türkiye’nin sanayi altyapısı ve tedarik zinciri, offshore rüzgâr sektörünün gelişimine nasıl katkı sağlayabilir?
Kule, çelik konstrüksiyon, kablo ve tersane alanlarındaki mevcut kapasitemiz ciddi bir başlangıç avantajıdır. Deniz üstüne geçişte kritik olan ise bu kapasiteyi doğru yerde ve doğru ölçekte konumlandırmaktır.
Taslak şartnamedeki yerli katkı kurgusu bu açıdan dengelidir. Yatırım maliyetinin (CAPEX) asgari %25’i oranında yerlilik şartı bulunuyor ve eksik kalan her bir puan için 5 milyon ABD doları ceza uygulanıyor. Karasal YEKA modelinde yerlilik bir zorunluluk olarak tanımlanmışken, deniz üstü modelinde yaptırımın parasal biçimde kurgulanmış olması önemlidir. Bu yaklaşım yatırımcının yerlilik hedeflerini ticari ve teknik gerçekler çerçevesinde yönetebilmesine olanak tanırken, projeyi ikili bir uygunluk şartına bağlı bırakmamaktadır.
Teşvik tarafı da tanımlanmıştır. Sertifikalı her bileşen için Nihai Alım Fiyatına ilk beş yıl boyunca prim ekleniyor: jeneratör ve dişli kutusu ya da direkt tahrik için +0,60, kanat +0,30, temel +0,20, denizaltı kabloları +0,20 ve kule +0,10 ABD¢/kWh. Azami toplam +1,40 ABD¢/kWh düzeyindedir.
Liman tarafında Çandarlı doğal üs limanı adayıdır. İzmir Kalkınma Ajansı’nın (İZKA) Çandarlı Limanı entegre İzmir Temiz Enerji İhtisas OSB çalışmasına göre birinci fazda yaklaşık 600 metre rıhtım, 250.000 m² liman ve 500.000 m² endüstri alanı planlanıyor; uzun vadede 970.000 m² liman sahası ve 1.500.000 m² endüstri bölgesi potansiyeli bulunuyor. İzmir imalat kümesindeki 309 firmanın 200’ü bu bölgededir. Aynı çalışmaya göre yılda 1 GW’lık üretim ölçeği için monopile üretim tesisi 400–500 milyon, depolama ve zemin güçlendirme ise 145 milyon ABD doları yatırım gerektirmektedir.
Eksik halkalar da açıktır: ölçekli temel imalatı ve yeterli zemin taşıma kapasitesine sahip liman sahası. Bunlar çözüldüğünde Türkiye yalnızca kendi projelerini geliştiren değil, Akdeniz ve Karadeniz havzasına ekipman ve hizmet sağlayan bölgesel bir merkez hâline gelebilir.
Uluslararası yatırımcıların Türkiye denizüstü rüzgâr pazarına ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlgi gerçek ve artmaktadır. Bunun nedeni yalnızca rüzgâr kaynağının kalitesi değil, aynı zamanda konumdur.
Batı Türkiye’de yüksek kaliteli yeni kara sahaları giderek daha sınırlı hâle gelmektedir. Yeni 1 GW üzeri projeler artık ağırlıklı olarak doğuda yer alıyor ve bu gücü batıdaki talep merkezlerine taşımak yeni, uzun mesafeli yüksek gerilim doğru akım (HVDC) koridorları gerektiriyor. TÜREB bünyesinde yaptığımız senaryo analizleri bunun teslim maliyetine 30 ABD doları/MWh’in üzerinde bir yük eklediğini göstermektedir. Kuzey Ege’deki deniz üstü sahalar ise İstanbul ve İzmir tüketim merkezlerinin hemen yanındadır ve bu iletim yükünü önemli ölçüde azaltmaktadır.
İkinci nokta piyasa değeridir. Bozcaada RES’in 2017–2025 dönemine ait gerçek üretim verisini, benzer Ege rüzgâr rejimi nedeniyle deniz üstü üretim profili için bir gösterge olarak kullanıyoruz. Türk lirası enflasyonundan arındırılmış ABD doları bazında yaptığımız analiz, bu profilin ortalama piyasa takas fiyatının (PTF) yaklaşık %96’sını yakaladığını göstermektedir. Yani cannibalisation — aynı kaynağın yoğunlaşmasıyla kendi piyasa fiyatını aşındırması — etkisi düşüktür.
Basitleştirilmiş bir piyasa değeri karşılaştırmasıyla bunun anlamı şudur: ortalama PTF’nin 70 ABD doları/MWh olduğu bir piyasada, 80 ABD doları/MWh seviyesinde sonuçlanacak bir ihale sisteme yaklaşık 10 ABD doları/MWh düzeyinde net prim yükler. Yalnızca manşet fiyata bakarak yapılan değerlendirmeler bu nedenle yanıltıcıdır. Tarihsel analizler bu konuda güçlü bir gösterge sunmaktadır; ancak gelecekteki yakalama oranları yenilenebilir enerji penetrasyonunun artışına bağlı olarak değişecektir.
Üretim profili de talebi izlemektedir: Ege deniz meltemi rejimi en çok yaz günlerinde üretir; mevsimsel olarak temmuz-ağustos talep zirvesiyle, günlük olarak da öğleden sonraki soğutma yüküyle örtüşür ve güneşi tamamlar.
Teminat yapısı da öngörülebilirdir; başvuru aşamasında 50 milyon, sözleşme imzası öncesinde 200 milyon ABD doları tutarında sabit teminat öngörülmektedir.
Son olarak, önümüzdeki dönemde Türkiye offshore rüzgâr sektöründe hangi gelişmeleri bekliyorsunuz ve sektör paydaşlarına vermek istediğiniz mesaj nedir?
Önümüzdeki dönemde ilk ihalenin tamamlanmasını, ardından proje geliştirme çalışmalarının hız kazanmasını bekliyoruz. 2027–2030 arasında yılda 1 GW ilave ile orta vadeli 5 GW hedefine ulaşılması planlanıyor. Takvim öngörüldüğü gibi işlerse ilk deniz üstü santrallerimizin 2030 civarında devreye girmesi mümkündür.
Ancak “takvim işlerse” ifadesinin ne anlama geldiğini de dürüstçe söylemeliyiz. Burada belirleyici olan unsur izin süreçleridir. Kamu kurumlarının izin süreçlerini koordineli ve öngörülebilir şekilde yürütmesi hâlinde devreye alma 5 yıl ve altında bir sürede mümkün olabilir; bu süreçlerin uzaması hâlinde takvim kaçınılmaz olarak geriye kayacaktır. Bu nedenle izin süreçlerinin proje geliştirme çalışmalarıyla sıralı değil, paralel yürütülmesi gerekmektedir.
Paydaşlarımıza mesajım şudur: ilk ihalenin finanse edilebilir olması, hızlı olmasından daha önemlidir. İlk proje, kendisinden sonra gelecek tüm projelerin sermaye maliyetini güçlü biçimde etkileyecektir. İzin taahhütleri bu nedenle teknik bir ayrıntı değil, doğrudan finansman meselesidir.
Bunları doğru kurguladığımızda karşımızdaki tablo son derece güçlüdür. Yalnızca Çandarlı özelinde her 1 GW için 20.000 civarında istihdam potansiyelinden söz ediyoruz. Deniz üstü rüzgâr bu ülkeye enerji arz güvenliğinin ötesinde sanayi, teknoloji ve ihracat kazandıracaktır. TÜREB olarak Bakanlığımız, sanayimiz ve uluslararası kuruluşlar arasında teknik köprü olmayı sürdüreceğiz.
Rüzgar Enerjisi Dergisi’ne değerli ilgileri için teşekkür ederim.
Bu ürün için size geri dönüş yapalım
Teknik detay, fiyat bilgisi veya teklif talebiniz için formu doldurun. Talebiniz doğrudan ilgili ekibe iletilir.



