Connect with us

Genel

Rüzgar türbinlerinde yenilikçi yaklaşımlar

Yayın tarihi:

-

 

V.Bilgihan Yaşacan Siemens Türkiye Rüzgar Enerjisi Bölümü Satış Müdürü Rüzgar türbini teknolojisinin gelişmeye yeni başladığı 1980’lerden bu yana rüzgar endüstrisinde Siemens inovasyona öncülük ediyor. Rüzgar teknolojisi zaman içerisinde değişse de, Siemens müşterilerine başarısı kanıtlanmış rüzgar türbini çözümleri sunmaya devam ediyor.

 

Siemens, güçlü ve güvenilir türbinlerin yanı sıra yüksek verimli enerji iletim-dağıtım çözümleri ile enerji pazarının tamamına yönelik kapsamlı bir bilgi-birikimi birleştirerek rüzgar enerjisi endüstrisinin standartlarını yükseltmektedir. .

Rüzgar enerjisi alanında 30 yıldan fazla deneyimi, yenilenebilir enerji sistemlerindeki yenilikçi ürünleri ve uzman çalışanlardan oluşan global yapılanmasıyla Siemens, rüzgar enerjisi alanında güvenilir bir partner olduğunu, gerçekleştirdiği her projede yeniden kanıtlıyor.

Onshore (karasal) ve offshore (deniz üstü) sahalarda sayıları hızla artan türbinler ile birlikte, yatırımların her aşamasında en verimli geri dönüşü sağlamak için zorlu koşullar altında güvenirlik ve sunulan üstün bakım hizmetleri büyük bir önem taşımaktadır.

Geçtiğimiz 30 yıl içinde türbin bakım ve servis deneyimi milyonlarca saate ulaşan Siemens, sahip olduğu bu güçlü bilgi birikiminden yararlanarak rüzgar türbinlerinin enerji üretimini optimize etmek için esnek servis çözümleri sunuyor.

Rüzgar enerjisi çağı geliyor. Hızlı bir yükselişle konvansiyonel enerji kaynaklarının karşısında güçlü bir rakibe dönüşüyor. Siemens olarak, rüzgâr enerjisinin seviyelendirilmiş birim enerji maliyetini inovasyon ve endüstrileşmeden faydalanarak düşürmeyi ve rüzgâr enerjisini sübvansiyonlardan bağımsız kılmak istiyoruz.

D3 Platform stratejimiz, rüzgâr enerjisi alanında sahip olduğumuz 30 yılın üzerindeki bilgi ve tecrübemize dayanıyor. Platform yaklaşımımızın vazgeçilmezi olan standartlaştırma ve modülerleştirme, yalın bir tasarım süreci geliştirmemizi sağlarken üretimi ve kurulumları kolaylaştırıyor.

Rüzgâr türbinlerimizin her biri, Siemens G2, Siemens D3, Siemens G4 ve Siemens D7 olarak adlandırılan dört platformdan birinin üyesidir. Burada “G” dişli kutulu, “D” dişli kutusuz türbin teknolojisini, sayılar da güç seviyesini ifade ediyor.

D3 platformumuzda 3.2 MW, 3.3 MW ve 3.4 MW nominal güç değerlerine sahip onshore (karasal) dişli kutusuz rüzgar türbinleri yer alıyor.

Sıradışı performans sunan modern teknoloji Siemens D3 platformunda bulunan rüzgâr türbinleri faaliyette olan yüzlerce ünitesiyle dişli kutusuz türbinlerde başarısı kanıtlanmış bir inovasyon teknolojisini temsil ediyor. Rüzgâr enerjisi santrallerinin üretim kapasiteleri konvansiyonel enerji santrallerine yaklaştıkça, dünya genelindeki rüzgar yatırımcılarının daha yüksek verimlilik ve düşük maliyet talepleri de artmaktadır. Siemens, ürettiği türbinlerin emre amadeliğini ve karlılığını inovatif teknolojilerle yükselterek bu taleplere yanıt veriyor.

Performans ve karlılık bir arada

Rüzgar türbinlerinin tasarımı, üretimi, montajı, kurulumu ve servis hizmetlerinde bütüncül bir yaklaşım esas alınır. Siemens D3 platformu rüzgâr türbinleri tüm bu bileşenleri tek sistemde dengeliyor ve optimize ediyor.

Optimize edilmiş verimlilik

Siemens D3 platformu yalın ve verimli bir rüzgâr türbini tasarımı sunuyor. Dişli kutusuz teknolojisiyle yıpranmaya açık ekipman sayısının azaltılması, türbinlerin işletilmesini daha da kolaylaştırırken uyartım için hiçbir enerji harcamayan daimi mıknatıslı bir jeneratörün kullanılması verimliliği artırıyor. Siemens D3 platformu rüzgâr türbinlerindeki bu jeneratör, sabit bir dış rotor ile donatılıyor. Bu yalın ve anlaşılır tasarım, nasel boyutunun küçülmesine ve alanın daha verimli kullanılmasına imkan sağlıyor.

Sadeleştirilmiş tasarım

Dişli kutusunun kaldırılması ve tasarımda yapılan diğer sadeleştirmelerle Siemens, türbinin içinde servis teknisyenlerine ekipmanlara kolay erişim ve parça değişimi için daha geniş bir alan sunuyor. D3 platformu rüzgar türbinlerinde yüksek enerji verimliliği için jeneratörün eşit bir şekilde soğutulmasını sağlayan ikili soğutma sistemi bulunuyor.

Siemens D3 platformu rüzgar türbinlerindeki temel ekipmanların tamamı (kanat, hub, nasel, kule ve kontrolör) Siemens’in mevcut ürün portföyünde yer alıyor. Güvenilirliğini kanıtlamış ekipmanların kullanılmasının yanı sıra gerek fabrikada gerekse sahada yapılan kapsamlı testler sayesinde Siemens, bunun gibi inovatif ürünlerde öngörülen problemlerin ortadan kaldırılmasını sağlıyor.

Daha fazla enerji için daha yüksek kuleler

Rüzgar santrallerinde daha uzun kulelerin kullanılması, enerji verimliliği önemli ölçüde artırırken, nakliye ve maliyet yönünden de bir hayli güçlüğe sebep olur. Siemens, farklı rüzgar hızlarına sahip sahalara destek vermek için 85 metreden 135 metreye uzanan hub yüksekliğine sahip kuleler sunuyor. Çelik kuleler, Avrupa’nın tamamında nakliyesi yapılacak şekilde bütün ölçüleri, ağırlığı ve boyutları dikkate alınarak tasarlanmıştır.Standart süreçler, standart malzemeler ve global bir tedarikçi ağı, her saha koşulunda ekonomik olarak uygulanabilen bir iş modeli ile hızlı ve verimli bir kurulum süresi sağlıyor.

Nakliye ve kurulumda kolaylık

Kompakt tasarıma sahip D3 platformunun mühendisliği, en zorlu nakliye şartlarının dahi üstesinden gelinecek şekilde üretiliyor. Makinenin mühendisliği yapılırken, köprü ve tünel geçişlerinin kritik özellikleri dikkatli bir şekilde değerlendiriliyor. Bu sayede Siemens D3 platformu rüzgâr türbinleri, en zorlu güzergahlar da bile kolaylıklıkla taşınabiliyor.

 

Başarısı kanıtlanmış teknoloji, Gelişmiş performans

Siemens NetConverter ®

NetConverter® sistemi, rüzgâr türbinlerinin gerilim ve frekans kontrolü, arıza sırasında kararlılığını kaybetmeden şebekede kalabilmesi ve üretiminin kalitesini ayarlaması için maksimum seviyede esneklik sunuyor. Bunun sonucunda Siemens rüzgâr türbinleri, farklı pazarlardaki şebeke uyumluluğunu sağlayacak şekilde yapılandırılabiliyor ve elektrik şebekesine kolay bir şekilde bağlanabiliyor.

Siemens IntegralBlade® ve aeroelastik tasarlanmış kanat teknolojileri

Siemens D3 platformunda yer alan rüzgar türbini rotorlarında, patentli IntegralBlade teknolojisiyle üretilen kanatlar kullanılıyor. Kanatlar fiberglas ile güçlendirilmiş epoksi reçineden yekpare olarak üretiliyor. Bunun sonucunda, tüm yapıştırma noktaları, yani yapının çatlamasına, su geçirmesine, buzlanmasına veya yıldırımdan zarar görmesine neden olabilecek potansiyel zayıf noktalar ortadan kaldırılıyor.

Üçüncü nesil Siemens kanatlar, kanatların bükülmesi ve esnemesi de dahil olmak üzere inovatif aeroelastik özellikleri bünyesinde topluyor. Aeroelastik tasarlanmış kanat (ATB / aeroelastically tailored blade) teknolojisi, rotorun türbin yapılarına ek yükler yaratmadan, daha uzun kanatlar kullanılabilmesine imkân tanıyor. ATB teknolojisi, kanatların rüzgârdan daha fazla enerji toplamasını sağlayarak daha yüksek yıllık enerji üretimi sunuyor.

Siemens WebWPS SCADA sistemi

Siemens WebWPS SCADA sistemi, operasyon ve hata durumlarına ilave olarak elektrik, mekanik, meteorolojik ve şebeke verileriyle ilgili çeşitli durum izlemelerini standart bir internet tarayıcısı üzerinden erişilebilir kılıyor.

Yüksek Hızlı Rüzgarlarda Şebekede Kalabilme Fonksiyonu (HWRT)

Genelde aşırı yüklenme ve güvenlik nedeniyle 10 dakikalık ortalama rüzgâr hızı 25 m/s’yi aştığında kapanacak şekilde programlanan rüzgâr türbinlerinin, özellikle büyük rüzgâr santrallerinde art arda kapanması elektrik şebekesinde ciddi sorunlar yaratabiliyor.

Siemens D3 platformu, Yüksek Hızlı Rüzgarlarda Şebekede Kalabilme (HWRT) fonksiyonuyla şebeke kararlılığını destekliyor ve yüksek rüzgar hızlarında yüklenmeyi en aza indirerek, çıkış gücünü kademeli olarak azaltan akıllı hız sistemini sunuyor.

Güç yükseltme fonksiyonu

Siemens Rüzgâr Enerjisi güç yükseltme fonksiyonu saha koşullarına bağlı olarak, gücü %5’e varan oranlarda artıran, dolayısıyla türbinin yıllık enerji üretimini yükselten bir rüzgâr türbini kontrol özelliğidir. Bu özellik, her bir Siemens rüzgar türbininde uygulanıyor, işletiliyor ve kontrol ediliyor.

 

Titreşim tanılama servisi

Titreşim tanılama servisimiz, sistemdeki anomalilerin erkenden tespit edilip potansiyel arızaların önüne geçilebilmesini sağlıyor. Tecrübeli tanı uzmanlarımız, analiz ettikleri titreşim verilerini Siemens veri tabanındaki değerlerle karşılaştırıyor. Bu veritabanı, yaklaşık 10 bin adet Siemens rüzgâr türbininden toplanarak arşivlenen kayıtlara dayanıyor. Kestirimci bakım methodu ile birleştirilmiş bu analizler sayesinde, servis planlamasını optimize edebiliyoruz ve önemli bir hasar oluşmadan önce proaktif bir şekilde onarımlarını yapabiliyoruz.

Temmuz 2008’den bu yana, olası dişli çatlaklarının yüzde 97’sini tespit edilmesini sağlayan bu sistem, erken teşhis ile bakım duruşlarından kaynaklanabilecek kayıpları en aza indiriyor.

Servis

Dünya genelinde kurulan türbin sayısının artmasıyla birlikte, bir projenin hizmet ömrü boyunca yatırımdan optimum karlılığı sağlaması, sürekliliğin önemini artırıyor.

Onshore (karasal) ve offshore (deniz üstü) sahalardaki santraller için ihtiyaçlarınıza özel geliştirilmiş akıllı servis çözümleri üretebilen servis ekibi ile, türbinleriniz tüm koşullarda en yüksek güvenilirlik ve enerji üretimiyle çalışır. Servis ekibimiz, her koşulda güvenilirliği ve maksimum verimi sağlayabilmek için sizlerle işbirliğine hazır.

Güvenlik ve emniyetin önemi

Güvenlik ve emniyet, Siemens operasyonlarının odağında bulunur ve üretimden kuruluma, operasyondan servise kadar, “Sıfır Kaza” kültürü standartlarını yükseltmek için çalışır.

 

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler