Connect with us

Genel

Rüzgar türbinlerinde yenilikçi yaklaşımlar

Published

on

 

V.Bilgihan Yaşacan Siemens Türkiye Rüzgar Enerjisi Bölümü Satış Müdürü Rüzgar türbini teknolojisinin gelişmeye yeni başladığı 1980’lerden bu yana rüzgar endüstrisinde Siemens inovasyona öncülük ediyor. Rüzgar teknolojisi zaman içerisinde değişse de, Siemens müşterilerine başarısı kanıtlanmış rüzgar türbini çözümleri sunmaya devam ediyor.

 

Siemens, güçlü ve güvenilir türbinlerin yanı sıra yüksek verimli enerji iletim-dağıtım çözümleri ile enerji pazarının tamamına yönelik kapsamlı bir bilgi-birikimi birleştirerek rüzgar enerjisi endüstrisinin standartlarını yükseltmektedir. .

Rüzgar enerjisi alanında 30 yıldan fazla deneyimi, yenilenebilir enerji sistemlerindeki yenilikçi ürünleri ve uzman çalışanlardan oluşan global yapılanmasıyla Siemens, rüzgar enerjisi alanında güvenilir bir partner olduğunu, gerçekleştirdiği her projede yeniden kanıtlıyor.

Onshore (karasal) ve offshore (deniz üstü) sahalarda sayıları hızla artan türbinler ile birlikte, yatırımların her aşamasında en verimli geri dönüşü sağlamak için zorlu koşullar altında güvenirlik ve sunulan üstün bakım hizmetleri büyük bir önem taşımaktadır.

Geçtiğimiz 30 yıl içinde türbin bakım ve servis deneyimi milyonlarca saate ulaşan Siemens, sahip olduğu bu güçlü bilgi birikiminden yararlanarak rüzgar türbinlerinin enerji üretimini optimize etmek için esnek servis çözümleri sunuyor.

Rüzgar enerjisi çağı geliyor. Hızlı bir yükselişle konvansiyonel enerji kaynaklarının karşısında güçlü bir rakibe dönüşüyor. Siemens olarak, rüzgâr enerjisinin seviyelendirilmiş birim enerji maliyetini inovasyon ve endüstrileşmeden faydalanarak düşürmeyi ve rüzgâr enerjisini sübvansiyonlardan bağımsız kılmak istiyoruz.

D3 Platform stratejimiz, rüzgâr enerjisi alanında sahip olduğumuz 30 yılın üzerindeki bilgi ve tecrübemize dayanıyor. Platform yaklaşımımızın vazgeçilmezi olan standartlaştırma ve modülerleştirme, yalın bir tasarım süreci geliştirmemizi sağlarken üretimi ve kurulumları kolaylaştırıyor.

Rüzgâr türbinlerimizin her biri, Siemens G2, Siemens D3, Siemens G4 ve Siemens D7 olarak adlandırılan dört platformdan birinin üyesidir. Burada “G” dişli kutulu, “D” dişli kutusuz türbin teknolojisini, sayılar da güç seviyesini ifade ediyor.

D3 platformumuzda 3.2 MW, 3.3 MW ve 3.4 MW nominal güç değerlerine sahip onshore (karasal) dişli kutusuz rüzgar türbinleri yer alıyor.

Sıradışı performans sunan modern teknoloji Siemens D3 platformunda bulunan rüzgâr türbinleri faaliyette olan yüzlerce ünitesiyle dişli kutusuz türbinlerde başarısı kanıtlanmış bir inovasyon teknolojisini temsil ediyor. Rüzgâr enerjisi santrallerinin üretim kapasiteleri konvansiyonel enerji santrallerine yaklaştıkça, dünya genelindeki rüzgar yatırımcılarının daha yüksek verimlilik ve düşük maliyet talepleri de artmaktadır. Siemens, ürettiği türbinlerin emre amadeliğini ve karlılığını inovatif teknolojilerle yükselterek bu taleplere yanıt veriyor.

Performans ve karlılık bir arada

Rüzgar türbinlerinin tasarımı, üretimi, montajı, kurulumu ve servis hizmetlerinde bütüncül bir yaklaşım esas alınır. Siemens D3 platformu rüzgâr türbinleri tüm bu bileşenleri tek sistemde dengeliyor ve optimize ediyor.

Optimize edilmiş verimlilik

Siemens D3 platformu yalın ve verimli bir rüzgâr türbini tasarımı sunuyor. Dişli kutusuz teknolojisiyle yıpranmaya açık ekipman sayısının azaltılması, türbinlerin işletilmesini daha da kolaylaştırırken uyartım için hiçbir enerji harcamayan daimi mıknatıslı bir jeneratörün kullanılması verimliliği artırıyor. Siemens D3 platformu rüzgâr türbinlerindeki bu jeneratör, sabit bir dış rotor ile donatılıyor. Bu yalın ve anlaşılır tasarım, nasel boyutunun küçülmesine ve alanın daha verimli kullanılmasına imkan sağlıyor.

Sadeleştirilmiş tasarım

Dişli kutusunun kaldırılması ve tasarımda yapılan diğer sadeleştirmelerle Siemens, türbinin içinde servis teknisyenlerine ekipmanlara kolay erişim ve parça değişimi için daha geniş bir alan sunuyor. D3 platformu rüzgar türbinlerinde yüksek enerji verimliliği için jeneratörün eşit bir şekilde soğutulmasını sağlayan ikili soğutma sistemi bulunuyor.

Siemens D3 platformu rüzgar türbinlerindeki temel ekipmanların tamamı (kanat, hub, nasel, kule ve kontrolör) Siemens’in mevcut ürün portföyünde yer alıyor. Güvenilirliğini kanıtlamış ekipmanların kullanılmasının yanı sıra gerek fabrikada gerekse sahada yapılan kapsamlı testler sayesinde Siemens, bunun gibi inovatif ürünlerde öngörülen problemlerin ortadan kaldırılmasını sağlıyor.

Daha fazla enerji için daha yüksek kuleler

Rüzgar santrallerinde daha uzun kulelerin kullanılması, enerji verimliliği önemli ölçüde artırırken, nakliye ve maliyet yönünden de bir hayli güçlüğe sebep olur. Siemens, farklı rüzgar hızlarına sahip sahalara destek vermek için 85 metreden 135 metreye uzanan hub yüksekliğine sahip kuleler sunuyor. Çelik kuleler, Avrupa’nın tamamında nakliyesi yapılacak şekilde bütün ölçüleri, ağırlığı ve boyutları dikkate alınarak tasarlanmıştır.Standart süreçler, standart malzemeler ve global bir tedarikçi ağı, her saha koşulunda ekonomik olarak uygulanabilen bir iş modeli ile hızlı ve verimli bir kurulum süresi sağlıyor.

Nakliye ve kurulumda kolaylık

Kompakt tasarıma sahip D3 platformunun mühendisliği, en zorlu nakliye şartlarının dahi üstesinden gelinecek şekilde üretiliyor. Makinenin mühendisliği yapılırken, köprü ve tünel geçişlerinin kritik özellikleri dikkatli bir şekilde değerlendiriliyor. Bu sayede Siemens D3 platformu rüzgâr türbinleri, en zorlu güzergahlar da bile kolaylıklıkla taşınabiliyor.

 

Başarısı kanıtlanmış teknoloji, Gelişmiş performans

Siemens NetConverter ®

NetConverter® sistemi, rüzgâr türbinlerinin gerilim ve frekans kontrolü, arıza sırasında kararlılığını kaybetmeden şebekede kalabilmesi ve üretiminin kalitesini ayarlaması için maksimum seviyede esneklik sunuyor. Bunun sonucunda Siemens rüzgâr türbinleri, farklı pazarlardaki şebeke uyumluluğunu sağlayacak şekilde yapılandırılabiliyor ve elektrik şebekesine kolay bir şekilde bağlanabiliyor.

Siemens IntegralBlade® ve aeroelastik tasarlanmış kanat teknolojileri

Siemens D3 platformunda yer alan rüzgar türbini rotorlarında, patentli IntegralBlade teknolojisiyle üretilen kanatlar kullanılıyor. Kanatlar fiberglas ile güçlendirilmiş epoksi reçineden yekpare olarak üretiliyor. Bunun sonucunda, tüm yapıştırma noktaları, yani yapının çatlamasına, su geçirmesine, buzlanmasına veya yıldırımdan zarar görmesine neden olabilecek potansiyel zayıf noktalar ortadan kaldırılıyor.

Üçüncü nesil Siemens kanatlar, kanatların bükülmesi ve esnemesi de dahil olmak üzere inovatif aeroelastik özellikleri bünyesinde topluyor. Aeroelastik tasarlanmış kanat (ATB / aeroelastically tailored blade) teknolojisi, rotorun türbin yapılarına ek yükler yaratmadan, daha uzun kanatlar kullanılabilmesine imkân tanıyor. ATB teknolojisi, kanatların rüzgârdan daha fazla enerji toplamasını sağlayarak daha yüksek yıllık enerji üretimi sunuyor.

Siemens WebWPS SCADA sistemi

Siemens WebWPS SCADA sistemi, operasyon ve hata durumlarına ilave olarak elektrik, mekanik, meteorolojik ve şebeke verileriyle ilgili çeşitli durum izlemelerini standart bir internet tarayıcısı üzerinden erişilebilir kılıyor.

Yüksek Hızlı Rüzgarlarda Şebekede Kalabilme Fonksiyonu (HWRT)

Genelde aşırı yüklenme ve güvenlik nedeniyle 10 dakikalık ortalama rüzgâr hızı 25 m/s’yi aştığında kapanacak şekilde programlanan rüzgâr türbinlerinin, özellikle büyük rüzgâr santrallerinde art arda kapanması elektrik şebekesinde ciddi sorunlar yaratabiliyor.

Siemens D3 platformu, Yüksek Hızlı Rüzgarlarda Şebekede Kalabilme (HWRT) fonksiyonuyla şebeke kararlılığını destekliyor ve yüksek rüzgar hızlarında yüklenmeyi en aza indirerek, çıkış gücünü kademeli olarak azaltan akıllı hız sistemini sunuyor.

Güç yükseltme fonksiyonu

Siemens Rüzgâr Enerjisi güç yükseltme fonksiyonu saha koşullarına bağlı olarak, gücü %5’e varan oranlarda artıran, dolayısıyla türbinin yıllık enerji üretimini yükselten bir rüzgâr türbini kontrol özelliğidir. Bu özellik, her bir Siemens rüzgar türbininde uygulanıyor, işletiliyor ve kontrol ediliyor.

 

Titreşim tanılama servisi

Titreşim tanılama servisimiz, sistemdeki anomalilerin erkenden tespit edilip potansiyel arızaların önüne geçilebilmesini sağlıyor. Tecrübeli tanı uzmanlarımız, analiz ettikleri titreşim verilerini Siemens veri tabanındaki değerlerle karşılaştırıyor. Bu veritabanı, yaklaşık 10 bin adet Siemens rüzgâr türbininden toplanarak arşivlenen kayıtlara dayanıyor. Kestirimci bakım methodu ile birleştirilmiş bu analizler sayesinde, servis planlamasını optimize edebiliyoruz ve önemli bir hasar oluşmadan önce proaktif bir şekilde onarımlarını yapabiliyoruz.

Temmuz 2008’den bu yana, olası dişli çatlaklarının yüzde 97’sini tespit edilmesini sağlayan bu sistem, erken teşhis ile bakım duruşlarından kaynaklanabilecek kayıpları en aza indiriyor.

Servis

Dünya genelinde kurulan türbin sayısının artmasıyla birlikte, bir projenin hizmet ömrü boyunca yatırımdan optimum karlılığı sağlaması, sürekliliğin önemini artırıyor.

Onshore (karasal) ve offshore (deniz üstü) sahalardaki santraller için ihtiyaçlarınıza özel geliştirilmiş akıllı servis çözümleri üretebilen servis ekibi ile, türbinleriniz tüm koşullarda en yüksek güvenilirlik ve enerji üretimiyle çalışır. Servis ekibimiz, her koşulda güvenilirliği ve maksimum verimi sağlayabilmek için sizlerle işbirliğine hazır.

Güvenlik ve emniyetin önemi

Güvenlik ve emniyet, Siemens operasyonlarının odağında bulunur ve üretimden kuruluma, operasyondan servise kadar, “Sıfır Kaza” kültürü standartlarını yükseltmek için çalışır.

 

Genel

Türkiye’nin İlk Temiz Hidrojen İdeathonu’nda Büyük Ödülü ”HydroS” Ekibi Kazandı!

Published

on

By

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında tüm dünyada bir temiz enerji dönüşümü gerçekleştirilmesi zorunluluk haline geliyor. Temiz Hidrojen ise dünyanın temiz enerji dönüşümünde en önemli araçlarından birisi olarak görülüyor.

Dünya’da yaşanan iklim değişikliği gibi önemli gelişmelere bağlı olarak da gelişmek için yeni bakış açılarına ve fikirlere ihtiyacımız bulunuyor. Geniş kitlelerin fikirlerine ulaşabilmek ve farklı bilgilerin birleşerek yenilikçi fikirlere dönüşmesini sağlayabilmek için, ideathonlar gibi yeni fikir oluşturma araçları ve platformları her geçen gün yaygınlaşıyor.

Bu amaç doğrultusunda; İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından, Enerji Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (ENSİA) ortaklığıyla uygulanan BEST For Energy Projesi kapsamında bu yıl düzenlenecek olan üç adet ideathon etkinliğinden ilki olan Türkiye’nin ilk Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi’nde 23-24 Ekim tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirildi.

Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY ve İzmir Kalkınma Ajansı YDO Koordinatörü H.İ.Murat ÇELİK’in açılış konuşmaları ile başladı.

Etkinliğin devamında tematik konuşmacı olan Aspilsan Ar-Ge Mühendisi Dr. Can SINDIRAÇ, Shura Enerji Dönüşümü Merkezi Direktör Vekili Hasan AKSOY ve Siemens Gamesa Proje Yöneticisi Mikkel SERUP ‘’Neden Temiz Hidrojen?’’ konusunda  katılımcıları bilgilendirdi.

Gerçekleşen konuşmaların ardından katılımcılar yenilikçi fikirler ve uygulanabilir çözümler üretmek için ekipler halinde çalışırken, sektör firmaları ve akademisyenler de mentorluk desteği ile ekiplere katkı sağladı.

Temiz Hidrojen İdeathonu jüri üyesi olan KOSGEB İzmir İl Müdürü Levent ARSLAN, ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Alper KALAYCI, Yaşar Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Emrah BIYIK, İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü H.İ. Murat ÇELİK ve Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY gerçekleştirilen sunumlar sonrası değerlendirmelerini yaptı ve kazanan projeler belli oldu.

Birincilik ödülü olan 10.000 TL’yi HydroS takımı ‘’Hydrogen in a Nutshell’’ projesi ile, ikincilik ödülü olan 5.000 TL’yi Cyclizm takımı ‘’Geleceği İzmir’le Dönüştür’’ projesi ve üçüncülük ödülü olan 2.500 TL’yi Ulujen takımı ‘’Atıktan Değere’’ projesi ile kazandı.

BEST For Enerji Projesi kapsamında İzmir’de düzenlenen ideathon etkinlikleri serisi 20-21 Kasım 2021 tarihindeki BEST For Wind ve 4-5 Aralık 2021 tarihindeki BEST For City İdeathonları ile devam edecek.

 

 

 

Continue Reading

Genel

Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdi: Enerjide yeni dönem

Published

on

By

Paris İklim Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anlaşma, Resmi Gazete’de de “22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur” ifadeleriyle yayımlanarak yürürlüğe girmiş oldu.

WWF, Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 15 kurum, konuyla ilgili ortak açıklama yayınladı.

İklim değişikliği konusunda çalışan imzacı kurumlar, Türkiye’nin Anlaşmaya  taraf olmasının olumlu bir adım olduğunu belirtiyor ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefinin benimsenmesiyle Türkiye’nin iklim politikasında yeni bir dönem başladığını vurguluyor.

Türkiye, dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada ve kişi başı emisyonları her gün artıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltımı için öncelikle, Türkiye’nin 2053 yılına kadarki süreci kapsayacak kısa vadeli iklim hedefleri belirlemesi gerekiyor.  Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir politika geliştirebilmek için, halihazırda sera gazı emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanı’nı diğer ülkeler gibi gözden geçirmesi ve daha iddialı emisyon azaltım hedefleri sunması bekleniyor. 

Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor.

Hükümetin yeni iklim politikası dahilinde ilk adım olarak yeni kömür santrali yapılamayacağını taahhüt etmesi önem kazanıyor. 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür yatırımlarının yapılmaması gibi bazı önemli kilometre taşlarının bugün belirlenmesi gerekiyor. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye’nin,  geçtiğimiz hafta yeni kömürlü santrallerinin inşaatını durdurmayı amaçlayan “Yeni Kömür Santrali Yok Sözleşmesi” gibi girişimlerin izinde “yeni kömür yok” hedefini mutlaka taahhüt etmesi gerekiyor. 

Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. 

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor.  Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor.”

Continue Reading

Genel

Enerji santallerinde öngörülü güvenlik

Published

on

By

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanarak dışa bağımlılığın azaltılması, enerji kaynakların çeşitlendirilerek sürdürülebilir enerji kullanımının sağlanması ve enerji tüketimi neticesinde çevreye verilen zararların en aza indirilmesi açılarından yenilenebilir enerji oldukça önemli bir değere sahiptir.2020 Yılında yaşanan pandemi dönemi de bu önemi ayrı bir pencereden bizlere bir kez daha göstermiştir. Ülkelerin ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılaması pandemi gibi zorlu dönemlerde de yaşanabilecek çeşitli krizleri engellemektedir. 

Şu anda dünya genelinde fosil yakıtlardan enerji üretimi ağırlıkta olsa da gelişen trend yenilenebilir enerji üzerinedir. Birçok ülke enerji üretim alanındaki stratejilerini bu doğrultuda belirlemekte, üretilen enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına yeni teknolojiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Enerji alanında dünyada gelişen bu trende Türkiye’de ayak uydurmakta, hatta özellikle güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemiz bulunduğu coğrafi konum ve jeopolitik yapısı sebebi ile özellikle yenilenebilir enerji alanında oldukça önemli bir potansiyele sahip durumdadır. Birçok ülkeye göre özellikle güneş ve rüzgar açısından çok daha avantajlı bir potansiyele sahip olduğu bilinen ülkemizin EPDK verilerine göre 2020 sonu itibariyle rüzgar enerjisi santrali kurulu gücü yaklaşık 9.000 MW, güneş enerjisi kurulu gücü de yaklaşık 6.600 MW civarındadır. Diğer yenilenebilir enerji kaynakları olan hidroelektrik enerji santralleri yaklaşık 30.000 MW, jeotermal enerji santralleri yaklaşık 1.500 MW kurulu güce sahiptir. Bu veriler göstermektedir ki toplam kurulu gücümüzün yaklaşık %47’si yenilenebilir enerji kaynaklarından,  %15’inin de geleceğin enerjisi olarak nitelendirilen rüzgar ve güneş kaynağına dayalı olduğunu göstermektedir. Uzmanlar tarafından tahmini hesaplanan yenilenebilir enerji  potansiyele göre daha oldukça yüksek bir potansiyelimiz olduğu bilinmekte ve bu doğrultuda da yeni projelerin işletmeye geçmesi ile birlikte her geçen gün kurulu gücümüz de artmaktadır. 

Artan bu enerji yatırımlarının, inşaat ve montaj süreçlerinin güvenle tamamlanarak işletmeye geçmesi, işletmeye geçtikten sonrada güvenle enerji üretmesi elbette ki oldukça önem arz etmektedir. Bu alanda yatırım yapan şirketlerin güvenlik açısından yaşayacağı bir problem, iş planlarını sekteye uğratabildiği gibi finansal açıdan dengesizliklere de yol açabilmekte ve mental açıdan yorgunluk yaratabilmektedir. Bir enerji üretim santralinin inşaat aşamasına geçebilmesi için uzun ve zorlu bir izin sürecinin tamamlanması, sonrasında da önemli yatırım bütçeleri ayrılması gerekmektedir. Bu denli zorlu ve maliyetli süreçlerden geçen bir enerji yatırımının güvenlik açısından problemler yaşaması istenebilecek en son şeylerdendir. Bilindiği üzere enerji üretim santrallerinin gerek şantiye dönemleri gerekse işletme dönemleri çeşitli riskler barındırmakta, bu risklerin ortaya çıkmaması içinde hassasiyetle önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle şantiye/montaj halindeki projelerin çoğunluğu zorlu lokasyon ve coğrafi koşullarda yer almakta ve geniş bir alana yayılmaktadır. Bu tarz projelerde değerli malzeme yoğunluğunun yüksek olması, kaybolması halinde proje iş planını sekteye uğratabilecek ekipmanların varlığı, çok yönlü İSG unsurları ve sosyal etkileri güvenlik risklerini arttırmaktadır. Ortaya çıkan bu yüksek güvenlik risklerinin engellenebilmesi için çok iyi politikalar belirlenmesi, üzerinde hassasiyetle durulması ve doğru yönetilmesi değerlidir.

Enerji sektöründe ön planda olan başlıklardan birisi de güvenliktir ve burada stratejik bir öneme ve değere sahip olan enerji projelerinin güvenliği için, deneyim, bilgi birikimlerimi ve segmente özel derinleşmiş tecrübe devreye girer. 

Derin sektör tecrübesi ile hangi proje türünde hangi aşamada, hangi lokasyonlarda nasıl risklerle karşılaşabileceğimizi önceden öngörebilmesi,  projede daha göreve başlamadan önce tespit edilen bu risklerin ortaya çıkmaması içinde önem arz eder. Güvenlik teknolojileri, uzaktan izleme çözümleri gibi farklı hizmet karmaları eşliğinde entegre güvenlik çözümleri ile optimum fayda sağlanır.  Enerji yatırımcılarına ayrıca enerji tesislerinde ihtiyaç duyulan en doğru güvenlik teknolojisini, güçlü yapımız sayesinde yıllara yayılabilen finansal modellemeler eşliğinde yapılabilmektedir. Bu teknoloji yatırımlarını yaparken işletme maliyetlerinde de tasarruf yaratıldığından  tesisler ileri güvenlik teknolojilerine de sahip olabilmektedir.

Örneğin, işletmeye geçmiş olan Rüzgar Enerji Santrallerinin güvenliği;  genelde geniş bir alana yayılmış olan rüzgar türbinlerinin standart kamera sistemi ile izlenmesi ve sürekli devriyeler atılması ile sağlanmaktadır. Benzer durum Güneş Enerjisi Santralleri için de geçerlidir. Geniş bir alanda kurulan santrale ait çevre hattı standart kamera sistemleri ile 7/24 izlenmekte, devriye eşliğinde çeşitli kontroller yapılmaktadır. Bir Rüzgar Enerji Santralinde tüm rüzgar türbinlerine, bir Güneş Enerji Santralinde de çevre hattına kurulan akıllı video analiz özelliğine sahip kamera sistemleri, hoparlörler ve Securitas Uzaktan İzleme Merkezinin entegrasyonu sayesinde 7/24 sürekli izlemeye gerek kalmadan, türbin pad alanlarının, çevre hattının güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlanabilmektedir. Bu kurguda, türbin alanlarına veya çevre hattına yapılacak herhangi bir müdahalede akıllı video analizli kameralar görüntüyü Securitas Uzaktan İzleme Merkezi ile paylaşmakta, operatörler tarafından video doğrulama yapılmakta ve gerekiyorsa anlık olarak görerek sesli anons ile caydırıcılık sağlanmaktadır. Ardından ihtiyaca göre de güvenlik görevlileri ilgili noktaya yönlendirilmektedir. İşletmedeki RES’lere ve GES’lere özgü bu yenilikçi, öngörülebilir ve önleyici güvenlik tasarımı sayesinde işletme maliyetlerinden ciddi oranda avantaj sağlanmakta, sürekli devriyeye gerek kalmadığı için de İSG riskleri de engellenmektedir.

Continue Reading
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com