Connect with us

Genel

Rüzgar enerjisi potansiyeli belirleme çalışması: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi örneği (BURDUR)

Yayın tarihi:

-

Hızla artan dünya nüfusu ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak enerjiye olan talep günden güne artmaktadır. Bu talep enerji kaynağı sorununu da beraberinde getirmektedir. Doğadaki fosil kökenli (petrol,kömür vb.) enerji rezervlerinin zamanla tükenecek durumda olmaları, çevreye saldıkları CO2 vb. zararlı gaz miktarları ve küresel ısınmaya sebebiyetleri bilinmektedir. Bu nedenle enerji üretimi konusunda alternatif çözümler aranmaya başlanmış ve rüzgar enerjisi gibi doğaya hiçbir atık madde bırakmayan temiz ve yenilenebilir enerjilere yönlenilmiştir. Bu maksatla Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi elektriğini kendi rüzgarı ile üretmeyi hedeflemiş ve İstiklal Yerleşkesi’nin rüzgar enerji potansiyelini belirlemek üzere çalışmalar başlatmıştır. Bu çalışma ile kampüs içerisine rüzgar ölçüm istasyonu kurulumu yapılarak 12 ay boyunca ölçüm ve veri takibi yapılmıştır.

 

Anahtar Kelimeler: Burdur,rüzgar enerjisi, rüzgar enerjisi ölçüm istasyonu, elektrik enerjisi

1. Giriş

Son zamanlarda dünya genelinde birçok ülke artış gösteren enerji ihtiyacını karşılamak üzere tükenmekte olan fosil kökenli enerji kaynaklarının alternatifi olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiştir [1]. Tüm Dünyada yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde rüzgar enerjisi en gelişmiş ve ticari olarak en ekonomik enerjidir [2]. Rüzgar enerjisine yönelmenin ardında fosil enerji kaynaklarının sınırlı rezervlerinin kalması, çevreye saldıkları CO2 vb. gazlar, küresel ısınmaya etkisi [3], atıl durumda olan rüzgar enerji potansiyelini değerlendirme hissiyatı, sosyo-ekonomik ve politik açıdan dışa bağımlı olmaktan kurtulabilme maksadıyla ülke kaynaklarının kullanılmasındaki toplum bilinci, rüzgar türbini üzerine çalışan (üreten, satan, sistemi kuran)  firmaların sektördeki kayda değer kar marjları[4], rüzgar santrallerinin diğer enerji santrallerine kıyasla daha hızlı kurulumu vb. nedenler bulunmaktadır [5]. Ayrıca yapılan araştırmalara göre 57.000 ağacın yapacağı CO2temizleme işlemine denk işi 500 kW gücünde bir rüzgar türbininin yaptığı belirtilmektedir [6].

Rüzgar türbinlerinin elektromanyetik alana etki ederek radyo-TV alıcılarına parazit oluşturabilme ve kuş ölümlerine neden olma ihtimalleri bulunmaktadır, fakat bu durumun engellenmesi gayet kolay ve ucuz olup neredeyse ortadan kaldırılmış durumdadır [5,7].Çıkardıkları sesler ise sanılanın aksine son derece düşüktür. Öyle ki 250 m uzaklıktaki bir rüzgar türbinin gürültü seviyesi 45 dB iken sıradan bir ofisteki mevcut gürültü değeri 70 dB ve araba içindeki gürültü değeri ise 80 dB civarlarındadır [8].

2014 yılı itibariyle ülkemizin kurulu gücü 68 719,1 MW (yaklaşık 69 GW) dolaylarındadır [9]. 2013 yılı toplam elektrik tüketimimiz ise 245 484 GWh’tir [10]. Dolayısıyla ülkemizin enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke olduğu açıktır. Bu dengeyi sağlayabilmek için mevcut enerji kaynaklarımızın değerlendirilip yerli enerji santrallerimizin sayı ve kapasitelerinin artırılması gerekmektedir. Ayrıca çeşitli coğrafi bölgelerde değerlendirilmeyi bekleyen rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarımıza gereken önem derhal verilmelidir.

Yapılan araştırmalara göre,ülkemizin rüzgar enerji toplam potansiyeli 48 000 MW olarak belirlenmiştir. Bu güç değeri hesaplanırken rüzgar hızı 7 m/sn’nin üzerindeki bölgeler dikkate alınmıştır [11]. Ülkemizde kurulu rüzgar santrali toplam gücü en güncel verilere göre yaklaşık 3 512 MW’tır [9]. Oysa ki bu değer toplam rüzgar potansiyelimizin maalesef ki % 7-8’lik kısmına tekabül etmektedir. Dolayısıyla halen değerlendirilmeyi bekleyen bir hayli rüzgar potansiyelimizin bulunduğu görülmektedir.

2. Rüzgar ölçüm sistemi

Bir bölgenin rüzgar enerji potansiyelinin belirlenmesi için o bölgeye ait bazı veriler bilinmelidir.  Bu nedenle rüzgar potansiyeli açısından verimli olduğu düşünülen koordinat tespit edilerek ölçüm istasyonu montajı yapılmalı ve ölçüm işlemine geçilmelidir. Ölçüm istasyonunun tasarımı ve ilgili sensörlerin montajı Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Ölçüm Standartları Yönetmeliği’ne uygun olmalıdır. Ölçüm işlemi en az 12 ay boyunca devam etmeli [12-14]ve o bölgeye ait rüzgar hızı, rüzgar frekansı (rüzgar esme sıklığı) ve rüzgar yönü vb bilgilerin ölçülerek kaydedilmesi gerekmektedir [15]. Bu işlemin ardından analiz ve değerlendirme aşamasına geçilerek toplam potansiyel hesaplanmalıdır.

Türbin verimi ve maliyeti dikkate alındığında elektrik üretimi için rüzgar hızının alt sınırı  5-6 m/sn olarak kabul edilmiştir [15]. Verimli yatırımlar için ise 7 m/sn’nin üzerindeki ortalama rüzgar hızları uygun görülmektedir [16]. Ayrıca yapılan araştırmalar rüzgar türbinlerinin çalışma aralığının 3 m/sn ile 25 m/sn arasında olduğunu göstermiş ve bu aralığın dışında kalan rüzgar hızlarının türbinleri olumsuz yönde etkilediği kabul görmüştür [13].

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İstiklal Yerleşkesi’ne rüzgar ölçüm istasyonu kurulması için kampüs içinde özenle koordinat belirleme çalışmaları yapılmıştır. Bu maksatla farklı zaman dilimlerinde farklı noktalara çıkılmış ve rüzgar hızları gözlemlenmiştir. Arazideki en uygun nokta 1313 m rakımında UTM E 263254 ve N4173479 koordinatları olarak belirlenmiştir. Belirtilen durum Şekil 1’de gösterilmiştir.

Şekil 1. Rüzgar enerji ölçüm istasyonunun İstiklal Yerleşkesi’ndeki konumu

Şekil 2. Ölçüm istasyonu temel atma şekli [1].

Şekil 3. Kule temel atmaçalışmaları

Kule 50 m yarıçaplık alanı kapsayacak şekilde her biri 3 m olan 21 adet modül ile kurulmuş ve toplam 63m’lik irtifa elde edilmiştir. Kurulumun belirli aşamalarında kule dengesini sağlamak maksadıyla 40 m ve 50 m yarıçaplık alanlarda çelik gerdirme halatları kullanılarak kule dengesi sağlanmıştır. Bu esnada kule üzerine ilgili sensör ve cihazların montajı yapılmıştır. Montajlanan cihazlar ve teknik özellikleri Tablo1’de verilmiştir.

Tablo 1 . Montajlanan cihazlar ve teknik özellikleri [1].

 

 

 

 

Şekil4. Kule montaj çalışmaları

Ölçüm kulesinin 30 m ve 61m irtifasında 2 adet rüzgar hız sensörü, 28 m ve 59 m irtifasında 2 adet rüzgaryön sensörü, 3.5 m irtifasında 1 adet basınç sensörü, 4 m irtifasında 1 adetsıcaklık ve nem sensörü ve 3.5 m irtifasında ise 1 adet Data Logger montajı yapılmıştır. Şebekeye ihtiyaç duymadan beslenen kule enerjisini 20W’lık güneş paneli ve 12V’luk kuru akü ile karşılamaktadır.

Şekil 5. Verilerin toplanışşekli

İstiklal Yerleşkesi’ne ait ilgili sensörlerden elde edilen veriler Data Logger cihazı ile kayıt altına alınıp GSM modem üzerinden proje ekibine aktarılmaya devam etmektedir. Kule ve sensörler topraklama hattı ile yıldırıma karşı korunmuştur. Ayrıca uçak ikaz lambası ile tüm sistemin güvenliği sağlanmaktadır.

Proje Akademik/ Teknik Danışmanı Öğr. Gör. Alper KEREM ilk teknik geziyi öğrencileri için düzenlemiştir. Kule kurulum aşamasında gerçekleştirilen gezi de yapılan bu çalışmanın önemi vurgulanarak koordinat belirleme çalışmaları ve ilgili ölçüm sensörleri ve özellikleri tüm teknik detaylarıyla öğrencilere aktarılmıştır.

Şekil 6. İlk teknik geziden bazı görüntüler

 

 Şekil 7. Ölçüm istasyonunun devreye alınmış hali

3. Sonuç ve öneriler
Bu çalışma ile Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İstiklal Yerleşkesi’nin rüzgar enerji potansiyeli araştırılmıştır. Ölçümler 12 ay boyunca devam etmiş ve şuana kadar elde edilen verilerin yatırıma eş değer düzeyde olduğu görülmüştür. Kurulacak toplam santral gücünün hesaplanabilmesi için ölçüme 12 ay boyunca daha devam edilmesi düşünülmektedir. Bu sayede 2015 yılı rüzgar verileri de gözlemlenmiş olacaktır. Elde edilecek 24 aylık verilerin analiz edilip değerlendirilmesiyle toplam RES gücü belirlenecektir.
Rüzgar enerjisi potansiyeli belirlenmesi üzerine yapılan bu çalışma ile üniversite öğrencileri, bölge halkı ve işletmelere rüzgar enerjisi ile elektrik üretimi konusunda bilinç oluşturulmuştur. Mühendislik-Mimarlık Fakültesi ve MYO öğrencileri için teknik geziler düzenlenerek bilgi aktarımı sağlanmıştır. Kurulum aşamasından itibaren tüm sistemi yerinde inceleme ve araştırma yapma imkanı sunulmuştur.
Ülke genelinde RES yatırımları için izin ve imar işlemlerinin yapılacak yasal düzenlemelerle daha kolay hale getirilerek rüzgar türbinleri ve rüzgar ölçüm sensörlerinin yurt içinde üretilmesi önerilmektedir. Rüzgar yatırımı konusunda lisans alan firmaların yatırıma geçebilmesi için ekonomik açıdan desteklenmesinin Türkiye’deki yerli rüzgar sanayisinin gelişimine katkı sağlayacağı açıktır. Bu sayede iş istihdamında artışların gözlenmesi mümkün olacaktır.
Ayrıca üniversite ve sanayi işbirliği faaliyetleri yaygınlaştırılarak rüzgar enerjisi konusunda Ar-Ge çalışmaları desteklenmeli, yerli projelerin sayı ve çeşitlerinde artışlar sağlanmalı ve üniversiteler bu alanlarda kalifiye elemanlar yetiştirerek sektöre hazırlamalıdır. Yapılacak bu çalışmaların yerli rüzgar enerjisi sektörünün gelişimine katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
TEŞEKKÜR
Bu çalışma TR61/13/DFD/036 no’lu proje ile Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) ve 0212-GÜDÜMLÜ-13 no’lu proje ile Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Komisyonu tarafından desteklenmiştir.
KAYNAKLAR
1. Kerem, A., Atayeter, Y., Görgülü, S., Salman, S. (2014). Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İstiklal Yerleşkesi’nin Rüzgar Enerji Fizibilite Alt Yapısının Hazırlanması ve Uygulanması. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 5 (1): 18-24.
2. Yılmaz, M. (2012). Türkiye’nin Enerji Potansiyeli ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Açısından Önemi. Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi, 4(2), 33-54.
3. Başkaya, Ş. (2010). Hidroelektrik santralleri (HES) ve Rüzgar Enerjisi Santralleri (RES)’nde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED). III. Ulusal Karadeniz Ormancılık Kongresi,  Cilt: II Sayfa: 668-676, 20-22 Mayıs.
4. Akbulut, U., Doğan, B., T., Kıncay, O. (2008). Ülkemizde Rüzgar Enerjisi Başvuruları Gerekçe, Usul ve Bazı Gerçekler. IV. Ege Enerji Sempozyumu, 21-22-23 Mayıs, İzmir.
5. Akkoyunlu, A. (2006). Türkiye’de Enerji Kaynakları ve Çevreye Etkileri. Türkiye’de Enerji ve Kalkınma Sempozyumu, 26 Nisan 2006,  İstanbul.
6. Aydın, İ. (2013). Balıkesir’de Rüzgâr Enerjisi – Wind Energy in Balıkesir. Doğu Coğrafya Dergisi, 18 (29).
7. Çakır, M., T. (2010). Türkiye’nin Rüzgar Enerji Potansiyeli ve AB Ülkeleri İçindeki Yeri. Politeknik Dergisi, Cilt:13 Sayı: 4 s: 287-29.
8. İnternet : http://www.eie.gov.tr/eie-web/turkce/YEK/ruzgar/ruzgar_turbin.html Son Erişim Tarihi : 01.12.2014
9. İnternet: http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=88369#.VHY19vmsX9U Son Erişim Tarihi: 02.12.2014
10. İnternet: http://enerjienstitusu.com/2014/01/08/2013-yili-elektrik-tuketimi-uretimi/ Son Erişim Tarihi: 02.12.2014
11. ETKB, (2014). Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı. Mavi Kitap 2014, Ankara.
12. Akova, İ. (2008). Yenilenebilir Enerji Kaynakları. Nobel Dağıtım, Ankara.
13. Şahin, A., D. (2004). Progress and Recent Trends in Wind Energy. Progress in Energy and Combustion Science, 30: 501–43.
14. Özerdem, B., Turkeli, H., M. (2005). Wind Energy Potential Estimation and Micrositting in İzmir Institute of Technology Campus, Turkey. Renewable Energy, 30(10):1623–1633.
15. Hayli, S. (2001). Rüzgar Enerjisinin Önemi, Dünya’da ve Türkiye’deki Durumu. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 11 Sayı: 1, Sayfa: 1-26, Elazığ.
16. Özil, E., Şişbot, S., Özpınar, A., Olgun, B. (2012). Elektrik Enerjisi Teknolojileri ve Enerji Verimliliği. Türkiye Elektrik Sanayi Birliği (TESAB) Ticari İşletmesi, Cilt: I.

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler