Connect with us

Danışmanlık

Rüzgâr Enerjisi Piyasasında Yakın Dönemde Gerçekleşen Mevzuat Değişiklikleri(Bağ&Günen Hukuk Bürosu)

Yayın tarihi:

-

Regülasyona tabi her piyasa gibi enerji piyasasında ve bu kapsamda rüzgâr enerjisi alanında yatırımların sağlıklı bir şekilde tesis edilebilmesi için mevzuat değişikliklerinin takibi çok büyük önem taşımaktadır. Geride bıraktığımız birkaç aylık dönemde rüzgâr enerjisi sektörünü yakından ilgilendiren ve aşağıda detayları verilecek olan mevzuat değişiklikleri yürürlüğe girmiştir.

Belirtilen değişiklikler 27 Mayıs 2017 tarihli ve 30077 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 13 Mayıs 2017 tarihli ve 30065 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Rüzgâr veya Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Ön Lisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği ve 14 Nisan 2017 tarih ve 30038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği kapsamaktadır. Bu yönetmeliklerle yapılan değişiklik ve getirilen yeniliklere ilişkin özet bilgiler aşağıda sunulmaktadır:
I. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
27 Mayıs 2017 tarihinde yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi (“ÇED”) Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (“Değişiklik Yönetmeliği”) ile 25.11.2014 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde (“ÇED Yönetmeliği”) rüzgâr enerjisi piyasasını yakından ilgilendiren düzenleme ve değişiklikler yapılmıştır.
Bilindiği üzere 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca enerji sektörü de dahil olmak üzere çevre sorunlarına yol açabilecek projeler için öncelikle ÇED Olumlu veya ÇED Gerekli Değildir kararının alınması gerekmektedir. ÇED Yönetmeliği bu süreçte uyulacak idari ve teknik usul ve esasları düzenlemektedir.
Değişiklik Yönetmeliği ile incelendiğinde rüzgâr enerjisi alanında ÇED sürecinin uygulanacağı projelerin kapsamının genişletildiği ve ayrıca ÇED başvuruları sonuçlanmadan teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına imkân tanındığı görülmektedir. Diğer yandan ÇED raporu inceleme ve değerlendirme süreçlerini hızlandırıcı düzenlemelerin yapıldığı, bununla birlikte kısalan süreler sebebiyle yatırımcıların iş yükünün artabileceği anlaşılmaktadır.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesi olan ÇED Yönetmeliği EK-1’de yapılan değişiklik ile “Kurulu gücü 10-50 MWm olan rüzgâr enerji santralleri” cümlesi “Türbin sayısı 20 adet ve üzerinde veya kurulu gücü 50 MWm ve üzerinde olan rüzgâr enerji santralleri” olarak değiştirilmiştir. Dolayısıyla EK-1’de yer alan eşik değer 50 MWm ve üzeri olarak belirlenmiş ve kuruculu gücü 50 MWm altında olan ancak türbin sayısı 20 adet ve üzerinde olan projeler yönünden de ÇED uygulamasının yolu açılmıştır.
Seçme-Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesi olan ÇED Yönetmeliği EK-2’de yapılan değişiklikle “Kurulu gücü 10-50 MWm olan rüzgâr enerji santralleri” cümlesi “Türbin sayısı 5 adet ve üzerinde veya kurulu gücü 10 MWm ve üzerinde 50 MWm altında olan rüzgâr enerji santralleri” olarak değiştirilmiştir. Bu doğrultuda eşik değer 10 MWm ve üzeri ile 50 MWm altı olarak belirlenmiş ve türbin sayısı 5 adet ve üzerinde olan projelerin de seçme-eleme kriteri uygulanarak ÇED’in gerekli olup olmadığı yönünden incelenmesi gerektiği düzenlenmiştir.
ÇED Yönetmeliğinde yer alan bu düzenlemeye tabi projeler için ÇED Olumlu veya ÇED Gerekli Değildir kararı alınmadıkça projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği düzenlemesi korunurken 6. maddenin üçüncü fıkrasına eklenen cümle ile ÇED süreci devam ederken teşvik, izin, onay ve ruhsat başvurularının yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.
ÇED Yönetmeliği’nin 10. maddesinde yapılan değişiklikle, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından özel formatın veriliş tarihinden itibaren on sekiz ay olan ÇED Raporunun Bakanlığa sunulma süresi on iki aya indirilmiştir. Değişiklik Yönetmeliği öncesi Bakanlık tarafından yapılan inceleme sonucu ÇED raporunun iadesi halinde üç ay olan düzeltme süresi ise bir ay olarak değiştirilmiştir.
ÇED Yönetmeliği’nin 12. maddesi uyarınca komisyon incelemesi aşamasında inceleme ve değerlendirmesi durdurulan ÇED raporları bakımından eksikliklerin tamamlanması veya gerekli düzeltmelerin yapılması için azami süre on iki ay olarak belirlenmiştir. Ayrıca bu inceleme sırasında ÇED raporunda yapılan incelemelerin, hesaplamaların ve değerlendirmelerin yeterli düzeyde veri, bilgi ve belgeye dayandırılıp dayandırılmadığının da dikkate alınacağı belirlenmiştir.
ÇED Yönetmeliği’nin 13. maddesinde komisyon aşamasından sonra Bakanlığa sunulan ÇED raporunda eksiklik tespit edilmesi hali de hüküm altına alınarak, bu durumda eksikliklerin doksan takvim günü içerisinde tamamlanması gerektiği aksi halde ÇED sürecinin sonlandırılacağı düzenlenmiştir.
ÇED Yönetmeliği’ne eklenen 20. madde ile ise kapasite artışları düzenlenmiştir. Kapasite artışı halinde ÇED Olumlu ve ÇED Gerekli Değildir kararları açısından eşik değerlerin hesaplanmasında izlenecek yöntem belirlenmiş ve planlanan projenin etkilerinin mevcut karara esas çevresel etkiler ile birlikte kümülatif olarak değerlendirileceği düzenlenmiştir.
II. Rüzgâr veya Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Ön Lisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği (“Yarışma Yönetmeliği”)
Rüzgâr veya güneş enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak için yapılan ön lisans başvuruları arasından ilan edilen kapasite kadar sisteme bağlanacak olanları belirlemek için TEİAŞ tarafından yapılacak yarışmanın usul ve esaslarını düzenleyen Yarışma Yönetmeliği 13 Mayıs 2017’de yürürlüğe girmiştir. Yarışma Yönetmeliği ile 6/12/2013 tarihli ve 28843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
Yarışma Yönetmeliği’nin 4. maddesine göre, rüzgâr veya güneş enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak üzere yapılmış ön lisans başvurularından aynı bağlantı bölgesine bağlanmak için ilan edilen kapasiteden daha fazla başvuru bulunması halinde ve/veya santral sahası çakışan/kesişen başvurular bulunması halinde, başvurular arasından bağlantı bölgesi için ilan edilen kapasite kadar sisteme bağlanacak olanları belirlemek için yarışma yapılır.
Kuşkusuz Yarışma Yönetmeliği ile getirilen en önemli değişiklik yarışmanın en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılacak olmasıdır. Bu husus Yarışma Yönetmeliği’nin 4. maddesinde “Yarışma, Kanun kapsamındaki tesislerin YEKDEM’den yararlanabileceği sürelerde geçerli olmak ve Kanunun eki (II) sayılı cetvelde belirtilen hakları saklı kalmak kaydıyla, (I) sayılı cetvelde yer alan fiyatlar üzerinden en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılır. Bağlantı kapasitesinin tahsisinde en düşük Teklif Fiyatı ilkesi esastır.” düzenlemesi ile açıklanmıştır.
Teklif fiyatı, RES/GES üretim tesisinde, ilgili mevzuat kapsamında Kanunda belirtilen süre boyunca üretilen net elektrik enerjisinin birim kilowatt-saati (kWh) başına, Kanunun eki (I) sayılı cetvelde kaynak bazında yer alan fiyatın yerine uygulanmak ve bu fiyattan yüksek olmamak kaydıyla virgülden sonra en fazla iki haneli ABD Doları cent/kWh cinsinden teklif edilecek bedel olarak tanımlanmıştır.
Yarışma Yönetmeliği ile ön lisans sahiplerine sıfırdan küçük teklif verme imkânı da tanınmıştır. Bu doğrultuda 4. maddenin üçüncü fıkrasında teklif fiyatının Kanunun eki (I) sayılı cetvelde kaynak bazında yer alan fiyata eşit veya bu fiyattan düşük olacağı ve sıfır veya başlangıç değeri -0,01 ABD Doları cent/kWh olmak kaydıyla eksi sayı şeklinde sıfırdan küçük verilebileceği düzenlenmiştir.
Bağlantı bölgesine tahsis edilen RES/GES bağlanabilir kapasitesini kullanmaya hak kazanacak proje/projelerin belirlenme usulü ise detaylı olarak Yarışma Yönetmeliği’nin 7. Maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenmiştir. Bu doğrultuda geçerli teklifler Teklif Fiyatı en düşük projeden başlamak üzere yeniden sıralanacak, bu sıralamaya göre bağlantı bölgesi kapasitesine ulaşıncaya kadar sırasıylabağlantı kapasitesi tahsis edilecektir. Mevcut bağlantı kapasitesi, her aşamada Teklif Fiyatı en düşük projeye tahsis edilecektir.
Yarışmaya başvuruda her bir teklif için sunulacak teminat tutarı, beher MW için 50.000 TL olarak belirlenmiştir.
Diğer yandan yürürlükten kaldırılan 6/12/2013 tarihli ve 28843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Rüzgâr ve Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Ön Lisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği ile ilgili bir düzenleme de yapılmıştır. Bu doğrultuda yürürlükten kaldırılan yönetmelik kapsamında kapasite tahsis edilen tüzel kişiler için Geçici Madde 1 uygulanacaktır.
III. Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik üretim tesislerinin tesis edilip işletilmesi için gerekli kabul işlemlerinin ilgili mevzuat ve standartlara uygun olarak yapılmasına, iletim veya dağıtım şebekelerine uyumlu olarak bağlanması ile test, kontrol ve kabul işlemlerini yapacak tüzel kişilerin yetkilendirilmesine ilişkin usul ve esaslar Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde (“Kabul Yönetmeliği”) düzenlenmektedir.
14.04.2017 tarihli ve 30038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 1/4/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayım tarihinde yürürlüğe giren Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Kabul Yönetmeliği’nin tanımlar, kabulde yetki devri, kontrol kuruluşları, kontrol ve devreye alma çalışmaları, ön kabul, tesisin işletilmesi, teknik ve idari sorumluluk hususlarını düzenleyen maddelerinde değişiklik yapılmıştır.
Kabul Yönetmeliği’nin yetki devrine ilişkin 5. maddesinde yapılan değişiklik ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler ya da özel hukuk tüzel kişilerinin de elektrik üretim tesislerinin kabul işlemleri ile ilgili olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından görevlendirilebileceği, yetkilendirilebileceği veya bu tüzel kişilerden hizmet satın alınması suretiyle kabul işlemlerinin yapılabileceği düzenlenmiştir.
Bakanlık tarafından kabul işlemleri ile ilgili olarak yetkilendirilen ihtisas sahibi kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri olarak tanımlanan Kontrol Firmaları (“KF”) ile ilgili önemli değişiklikler de yapılmıştır. Yetkilendirme başvurularının uygun bulunması halinde Bakanlık ile KF arasında Yetkilendirme Protokolü imzalanacaktır.
Kabul Yönetmeliği’ne eklenen Teknik Kılavuz tanımı doğrultusunda KF’lerin Türk Akreditasyon Kurumu’na bu kılavuz uyarınca başvuru yaparak Bakanlık tarafından yetkilendirilebilmek için gerekli olan akreditasyonu elde etmeleri gerekmektedir. KF’ler akreditasyon başvurusunun kayıt altına alındığını belgeleyen akreditasyon başvurusu suretini Bakanlığa sunmadan önce lisans/tesis sahibi ile sözleşme imzalayamayacaktır.
Kabul Yönetmeliği’nin 19. maddesinde yapılan değişiklikler ile KF’lerin teknik ve idari sorumluluğunun kapsamı genişletilmiş, yeterli teknik ve mesleki eğitime sahip personel istihdamı ile personelin bu konulardaki güncel gelişmeler yönünden eğitilmesi, mesleki sorumluluk sigortası yapılması gibi ek sorumluluklar getirilmiştir. Ayrıca KF’lerin, idarecilerinin ve personelinin tarafsızlığını sağlamaktan ve yürüttükleri faaliyetler sırasında edindikleri bilgilerin gizliliğini ve fikri mülkiyet hakkı kapsamındaki bilgileri korumalarını temin etmekten sorumlu olduğu da hüküm altına alınmıştır.
Kabul Yönetmeliği’ne eklenen 6/A maddesi ile Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde KF’lerin denetlenebileceği, protokol veya mevzuat hükümlerine aykırılık halinde ihtar edilebileceği, üç yıl içerisinde üç ayrı ihlal sonucu üç yazılı ihtar verilmesi halinde protokolün tek taraflı olarak Bakanlıkça feshedileceği hüküm altına alınmıştır.
Kabul Yönetmeliği’nde ön kabul işlemlerine ilişkin hükümlerde de değişiklikler de yapılmıştır. Kabul Yönetmeliği’ne eklenen 10/A maddesi ile tesisin ön kabul tarihinden itibaren geçici kabul apılarak işletmeye alınacağı tarihe kadar geçen en fazla 6 aylık sürede, KF gözetiminde test ve kontrol amacıyla üretilen elektrik için yapılacak ödemelere ilişkin hususlar ile tarifeler ilgili kurum/kuruluşlarca düzenleneceği hükme alınmıştır. Bu kapsamda 6 aylık ön kabul belgesi süresinden sonra değişiklik öncesi düzenlemeden farklı olarak şebeke ile irtibat kesilmeyecek ve fakat bu süreden sonra geçici kabul yapılıncaya kadar ünitenin ürettiği enerji için ilgili merci tarafından herhangi bir ödeme yapılmayacaktır.
Kabul Yönetmeliği’nin tesisin işletilmesini düzenleyen 15. maddesinde yapılan değişiklikle, üretim tesislerine TS EN ISO 9001, TS EN ISO 14001, TS EN ISO 18001 ve TS EN ISO 50001 sistem belgelerinin geçerliliğini sürekli sağlama yükümlülüğü getirilmiştir. Maddeye eklenen üçüncü fıkra kapsamında toplam kurulu gücü 10 MWe ve üzerinde olan elektrik üretim tesisleri için bu sistem belgeleri aranacaktır.
Bağ & Günen Hukuk Bürosu olarak enerji sektöründe faaliyet gösteren müvekkillerimize enerji, ticaret, şirketler, idare hukuku gibi ihtiyaç duyabilecekleri tüm alanlarda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmetleri sunmaktayız. Bu kapsamda mevzuat değişiklikleri risklere ilişkin analiz ve çözüm önerilerimizi de müvekkillerimizle paylaşmaktayız. Makalemizin konusu mevzuat değişiklikleri veya enerji piyasası ile ilgili diğer düzenlemeler hakkında sorularınız için info@engblaw.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Danışmanlık

Esinti’miz bol olsun

Yayın tarihi:

-

Samimi bir itiraf ile yazıma başlamak istiyorum. Bugüne değin paylaşımlarım güneş enerjisi ve yatırımları odaklı iken ilk kez rüzgar enerjisi için bir yazı hazırladım. Biraz heyecan da yapmadım değil ama geçerli, masum bir sebebim var. Eski bir bankacı olarak enerji sektörünün finansmanı için naçizane elimden geleni yapma gayreti içindeyim. Ancak aktif çalışmalarımın hedef alanı, enerji sektöründe faaliyette olan KOBİ segmentinin finansmanı olduğu için lisanssız yenilenebilir enerji projeleri ile teşrik-i mesaim daha fazla oldu. Hal böyle iken, RES projelerinin de ağırlıklı kurumsal ölçekli lisanslı yatırımlar olması kaynaklı, rüzgar ile aramda bir miktar mesafe bulunmakla beraber aslında iki taraf olarak birbirimize her daim de sempati duyduk. Nasıl mı? Rüzgarı bol Gümüşlük’teki yazlık evimde bahçeme çıktığımda karşımda 3 tane rüzgar türbini ile güne başlıyorum ve keyifle, bakalım bugün çarklar nasıl dönecek diye izliyorum. Hava rüzgarlı olunca kendi kendime seviniyorum, ne güzel hızlı dönüyorlar, üretim hızlandı diye hatta o an yatırımcı ve daha da ileri gidersem finansör kurum adına seviniyorum. Ve yine yakınımdaki yeldeğirmenlerine de bakarken doğanın yüzyıllardır bizlere sunduğu temiz enerji kaynakları için minnetimi tekrarlıyorum. 

Ülkemizin büyük bir zenginlikle her başlıktaki yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olduğunu, güneşin (sıcaklığın) rüzgarın da oluşmasında etken olduğunu, dünyaya ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık %2’sinin rüzgâr enerjisine dönüştüğünü de hatırımızda tutarsak temiz bir hafızaya sahip olmuş oluruz.

En basit hali ile hava hareketlerinin yer değiştirmesi olan rüzgarın, bir enerji kaynağı olarak bize yel değirmenleri ile elektrik enerjisi sağlaması 1890 yılına dayanmakta. Bu tarihten sonra da değirmenler küçük ev ve çiftliklere elektrik sağlamak için kullanılmış. Ve bugüne geldiğimizde çok şık dizayn edilmiş ve her geçen gün daha da zarifleşen türbinler bizlere aynı şekilde temiz enerji sağlamaya devam ediyor. Zerafetle dönen türbinlerin verimlilik belirleyicileri de; rüzgarın kuvveti, yönü ve türbinin yüksekliği…

Her yatırım türünün mutlaka kendi içinde avantaj (kolaylık) ve dezavantajları (zorluk/riskler) vardır, yatırımcı dezavantajları iyi tanımlar, en kötü senaryodaki potansiyel riskleri finansal gücü ve yönetim becerileri ile kontrol edebileceğini ölçümlerse, yani en kötü senaryoda hayatta kalacağını öngörebiliyor ise yatırıma başlar. Burada bahsettiğim yatırımcı pek tabii profesyonel bakış açısına sahip yatırımcı. Bir de sadece avantajları dikkate alarak yatırıma başlayanlar var. Dürüst olmam gerekirse onları burada yazıma konu dahi etmeyi tercih etmiyorum.

Özellikle son 12 yılda gelişme gösteren rüzgar enerjisi yatırımlarında ekipmanlar bilindiği üzere dağınık ve belli ekipmanlar da global tedarik zinciri sistemine bağlı. Maalesef çalışılmamış, tecrübe edilmemiş yerden global düzeyde sorunlar gelince doğal olarak dalga halinde tedarik temininde negatif etki alanının içerisine giriliyor. Keza Opex maliyetlerinin döviz ağırlıklı olması ve şu an yasal izin ve dokümanlarla ilgili işleyişin durağan süreçte olması gibi etkenler de yatırım adına diğer iyi hesaplanıp, yönetilmesi gereken başlıklar. Nasıl ki bilançolarda beklenmeyen giderler kalemi vardır, yatırımlar adına da beklenmeyen riskler vardır. Bu kez önemli detay; beklenmeyen risklerin ve alınacak aksiyon planlarının bugüne değin tanışılmamış ve ihtimaller çerçevesinin dışından gelmesi. Bazı beklenmeyen riskler yatırımcı kontrolünde yönetilebilecek iken maalesef bazıları da dış etkenlere bağlı kalabiliyor.

“Risk sıfırlanamaz, ancak minimize edilebilir” de bu bağlamda çok sevdiğim ve kullandığım cümledir.

RES yatırımlarının finansal kurumlar açısından değerlendirilmesine gelirsek; RES yatırımcı profili hepimizin bildiği üzere ağırlıklı kurumsal ölçekte, kredibilitesi yüksek, profesyonel risk ölçümlemesi ile proje geliştiren, bunun için konusuna hâkim uzmanlarla çalışma imkân ve bütçesine sahip firmalar. Hal böyle olunca, mutlaka istisnalar vardır, finansmana ulaşımda da çok meşakkatli süreçler yaşanmıyor. 

Ana hatları ile yatırım değerlendirmesine kreditörlerin bakış açıları nasıl? Bakalım;
  • Bugüne değin yenilenebilir enerji yatırımları süreç yönetiminde deneyimlediğim en temel zaman dilimi, yatırımcı kararı – Büyük montanlı ve uzun vadeli yatırımlarda yatırımcı profili kreditör tarafında önem arz eder zira beş yılın üzeri olarak tanımlanan uzun vadede muhtelif olumsuz durumlara maruz kalınma ihtimali vardır. Bu aşamada yatırıma karar vermiş potansiyel yatırımcının finansal gücü beraberinde risk yönetme kabiliyeti de ön plana çıkar. 
  • Doğru saha seçimi (rüzgar hızı, arazi yapısı, trafo merkezine uzaklık vb.) kullanılacak olan finansmanın geri dönüşünde ve yatırımın yapılabilirliğinin belirlenmesinde işin temelini oluşturmakta –  Finans kurumlarının tavizsiz talep ettiği, direğin bulunacağı noktanın son 1 yıla ait rüzgar ölçümü. 
  • Proje geliştirme – Finans kurumlarının üzerinde çalışacağı fizibilite raporu; konusunda profesyonel uzmanların objektif bakış açısı ile hazırlanmış ve risk ölçümlesi analizinde ihtiyaç duyulan bilgileri ve senaryolu nakit akış tablolarını içermeli.
  • RES yatırımlarının diğer yenilenebilir enerji yatırımlarından farklı olarak çok sayıda yasal izne tabi olması sürecin önemli bölümü – Finans kurumları ÇED raporu, arazi kamu arazisi ise haklar alınmış mı, hangi şartlarda alınmış, lisans geçerli mi, lisans başvuran gerçek yatırımcıya mı ait vb. konu ve dokümanların güncelliğini, mevzuatlara uygunluğunu ve hukuksal geçerliliğini hayli titizlikle inceler.
  • Finans kurumları kendi çevre ve sosyal risk politikaları ve kriterleri çerçevesinde kümülatif çevresel etki analizi yapmaktadır zira finans kurumları ve onlara fon sağlayıcılar herhangi bir hukuksal sürece girme ihtimali olan yatırım finansmanına sıcak bakamaz. Kaldı ki artık günümüzde Yeşil Finansman, İklim Finansmanı gibi terimler gündemimize oturmuş, Yeşil Tahviller artık  finansman enstrümanı olarak aktif hale gelmiş iken…

Yukarda bahsini geçirdiğim konular yatrımcının finansmana ulaşım için hazırlamakla sorumlu olunan başlıklar olarak algılanmamalı, her şeyden önce yatırımcı her ne boyutta yatırım yaparsa yapsın kendisi için titizlikle bu hazırlıkları yapmalı zira projenin yapılabilirliliğine önce kendisi inanmalı. Yatırımlar fabrikasyon da değildir, olamaz da, her biri farklı parametrelere sahip haute-couture – özel tasarımdır. İnanıyorum ki sektör proje geliştirici danışmanlarımız da bu yaklaşımla proje geliştiryor. 

Ve önümüzdeki dönem, finans kurumları temiz ve sürdürülebilir enerji için ne kadar kaynak aktarırsa uluslararası alanda ratingleri o denli yüksek olup, buna bağlı bir nevi iyi karne ödülü olarak avantajlı kaynaklara ulaşabilecekler. Bu model de herkesin kazandığı model olacak. Böylece daha ucuza kaliteyi satın almayı başaracağız.

Unutmayalım ki; makro ve mikro dalgalanmalar her zaman olur ve olacaktır da. Bu dönem sakinlikle, sağduyu ile, panikten uzak, karar vericilerimizle ve sektör paydaşlarımızla etkin ve anlayışlı bir işbirliği içerisinde “Yeni Normal” hazırlığımızı yaparak geçirmemiz için fırsat. Her durum onu bizim nasıl algılandığımızla yönetilir; kriz mi yoksa eksikleri tamamlama ve yeni dönem hazırlıkları için fırsat mı? Kim bilir bu dönem dijitalleşmeye yönelik belki de biraz ağırdan alınan bazı konuların hızlanacağı dönem olacak, uzaktan çalışma kısmen kalıcı hale gelecek ve tüketici profilinde gerçek kişilerin oranı artacak buna göre yeni düzenlemeler çıkacak, beraberinde yeni yan hizmet  ve işkolları oluşacak, ana faaliyet konusu enerji sektörü olmayan yatırımcılar ana faaliyet konularını korumak adına yeni pozisyon alacak vs. Önce çok iyi bir izleyici olup sonra uygulayıcı olmak çok şey kazandırır; sadece yatırımcıya değil, tüm topluma.

Jules Payot der ki, “Rüzgâr Gülü kendisini rüzgârın çevirdiğinden habersiz, yalnız başına döndüğünü zanneder.”

Ben de diyorum ki, “Çocukluğumun simgesi olan Rüzgâr Gülü aslında hiç yalnız değildi. Onun dönmesi için hızla koşardım, sanki o döndükçe ben onu yaşatıyordum. En olmadı üfler nefesimle nefes verir, onu yine de yalnız bırakmazdım”

Ve yine bırakmayacağım.

Sevgi ve saygılarımla…

Devamını oku

Danışmanlık

Enerji sektöründe pandemi ve olağanüstü riskler için sigorta teminatı

Yayın tarihi:

-

Hepimiz olağanüstü günlerden geçiyoruz. COVID19 salgını, hemen hemen herkesin dolayısıyla da her işletmenin hayata dair, geleceğe dair tüm algılarını değiştirdi. Bu salgının bilgi akışının çok hızlı, iletişimin oldukça gelişmiş olduğu modern zamanlarda yaşanıyor olması tüm insanlığın derin ortak kaygılar yaşamasına sebep oldu. 

Ve görünen o ki bu duygu ile bir süre daha yaşamaya devam edeceğiz. Elbette ki bu durum sonsuza kadar devam etmeyecek.

Tüm sektörlerde tüm algılar değiştiği gibi risk ve öncelik tanımlamaları da değişmeye başladı. Gelecekte sektörlerin nasıl şekilleneceğini hep beraber yaşayıp göreceğiz. Bu dönemde risk algısının yüksek olması, tüm bireylerin ve kurumların, kendilerini teminat altında hissetme yani bir başka deyişle güvende olma isteklerini de doğal olarak arttırdı. Bu kuvvetli isteğe yanıt verecek en önemli teminat aracı da normal zamanlarda en azından ülkemizde ne yazık ki gerektiği kadar önem verilmeyen sigorta araçları idi.

Genel yatırımlar içerisinde sigorta maliyetleri oldukça düşük seviyelerde kalmasına rağmen, işveren tarafından maalesef çok önem verilen bir konu olmaktan uzak kalıyordu ve sadece fiyata bakarak poliçe alma eğilimi tüm piyasaya hâkim olmuştu. Bununla birlikte ana işi ile oldukça meşgul olan sigortalı/işveren başlı başına her ayrıntısında uzmanlık gerektiren sigorta konuları ile çok da uğraşmak istememekteydi. 

Fakat şu anda zarar gören tüm sektörler, bu salgının verdiği iş durmasından kaynaklı zararları sigortanın (eğer poliçeleri varsa tabii) kapsayıp kapsamadığını araştırıyor. En baştan bunun cevabını verelim; bazı özel istisnalar haricinde büyük oranda hayır. Teminat kapsamında değil.

Bazı büyük grupların yaptığı geniş kapsamlı poliçelerde salgın/pandemi gibi riskler için ayrıca özel bir teminat sağlansa da teminat seviyelerinin çok da yüksek olmadığını biliyoruz.  Yurtdışında ise bu teminatların yine çok sınırlı bir alıcısının olduğunu ve buradan da hasar tazminatı ödeme durumlarının doğabileceğini duymaktayız. 

Şimdilerde ise tüm dünya bu salgın risklerini kapsayan ticari amaçlı poliçeler yaptırmak istiyor. Maalesef artık çok geç kalındı. Sigortanın temelinde olan risk, artık ani ve beklenmedik değil. Dolayısıyla devam eden salgın artık sigorta edilebilir bir riski olmaktan çıktı ve bu teminat ticari koruma sağlayan poliçelerde yazılamaz hale geldi.

Buna benzer enerji sektörünü ve dolaylı olarak diğer sektörleri de etkileyebilecek diğer olağanüstü risklerin birkaçının sıralamasını bu yazının son bölümünde belirttik. 

Daha öncesinde de bu tip özel riskler ile ilgili bir teminat havuzu oluşturulamadığı için sigorta şirketleri süreç geçse dahi olayın sıcaklığı ile teminat vermekte ya çok zorlanacak, çekinecek ya da çok yüksek primler sunacaklardır. Elbette ki zamanla bu konuyu da çözümsüz bırakmayacaklardır.

Sigortacılıkta, risklerin teminat altına alınmasındaki en önemli belirleyicilerden biri hiç şüphesiz, riski tabana yayarak çok sayıda riziko/poliçe ile büyük teminat havuzları oluşturup risk gerçekleştiğinde hasar prim dengesini de koruyarak tazminat ödemelerini bu sistem içerisinde kolaylıkla yapabilmek üzerine kuruludur. Bu salgında bu yapı kurulamadığı için maalesef kimse poliçeler ile teminat altında alınamamıştır. Bunda da sektör bileşenleri olarak hepimizin sigortacı, aracı, sigortalı hatta kamu olarak üzerimize düşen payı umarız alırız.

İçinde bulunduğumuz küresel salgını/pandemiyi bir de işletmeler açısından değerlendirecek olursak; büyük tesislerin tedarik sözleşmeleri imzalandığında sözleşmenin “force majeure” yani mücbir sebep kalemlerinden biri, çoğunlukla salgın tehlikesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sayede tedarikçi kendini her zaman güvenli tarafa alabilmektedir. Mevcut bu durumda tedarikçiler sözleşmelerinde bu madde üzerinden gecikme cezasından kaçınabilmektedirler. Çeşitli sektörlerden duyduğumuz kadarıyla tedarikçiler bu madde üzerinden yatırımcılara, müşterilere bilgilendirme yazıları göndermeye başladılar bile. 

Sigorta sektörünün tüm bu olumsuzluklara rağmen zamanla ve mutlaka yeni aksiyonlar da alacağını söylemeliyiz. Bu anlamda yatırımcı/sigortalı için iyi haber, gelecekte gerçekleşebilecek bazı olağanüstü doğa olaylarını ve risklerini de yeni tip sigortacılık araçları ile teminat altına alınması sürecinin hız kazanacak olmasıdır. 

Bununla birlikte her mücbir sebebin de sigorta konusu yapılamayacağını da belirtmek isteriz. Yeni dönemde; gelişen sigorta algısı, sigorta sektöründe önceden mevcut olan ürünlerin yeniden anlam kazanmasına ayrıca yeni ürünlerin piyasaya sunulmasına da imkân sağlayacaktır. 

Kısaca özetlemek ve de tekrarlamak gerekirse; bu tip büyük riskler gerçekleştikten sonra ticari teminat sağlayan sigortacılık açısından, bu tip risklerin teminat kapsamına alınması oldukça zorlaşmaktadır ve genelde de mümkün olmamaktadır. 

Tüm bunların sonucunda bizlerin tavsiyesi; meslek örgütlerinin (odalar, birlikler, sendikalar adı ne olursa olsun tüm meslek örgütlerinin) bu konuya odaklanmasıdır.  Meslek örgütleri bu meseleler için öncü olabilir ve ilgili konularda kurullar oluşturarak gerçekleşebilecek olağandışı riskleri belirleyip toplu halde sigorta teminatı arayışına gitmeleri çok büyük avantaj sağlayacaktır. Bu sayede hem büyük bir ölçek oluşturulabilir hem de primler tabana yayılarak asgari düzeye çekilmesi sağlanabilir.

Elde edilecek bu birikim aynı zamanda, ülkemizde çok güzel uygulamaları olan DASK ve TARSİM gibi, denizcilik sektöründe ise P&I kulüpleri gibi bir yapılanmanın da önünü açabilir. Eğer ülke olarak bu konuda bir adım atmak istiyorsak, olağanüstü doğa olaylarını ve etkilenebilecek sektörleri sınıflandırıp buna göre özel havuzların oluşturulmasını sağlamalıyız. Bunun için Hazine’de geçmiş yıllarda çalışmalar yapıldığı fakat çok fazla ilerleme kaydedilmediğini ve tam olarak hayata geçirilemediğini görüyoruz. Eğer bu sistem kurulabilirse, sigortacılık sayesinde biriken bu para havuzlarının, mali disiplin ve sermaye gücü açısından da ülkemize çok önemli katkılarının olacağı muhakkaktır. Zira zor zamanların aşılması önce bilimsel öngörüye sonrasında da bu öngörünün çözüm önerilerinin pratiğe geçirilmesi ile olacaktır.

Son bölümde ise uzmanlık alanlarımızdan biri olan enerji sektörü açısından öngörülerimizi paylaşıp pandemi gibi büyük etki alanı oluşturacağını düşündüğümüz bazı olağan dışı riskleri de dikkatlerinize sunmak isteriz.

 

İklim Değişikliği Kaynaklı Riskler – (Weather Risks), Rüzgarsızlık, Güneşsizlik, Kuraklık

Etki alanı: Rüzgâr, Güneş ve Hidroelektrik santraller

Dolaylı etki alanı: İletim, dağıtım şirketleri.

 

Manyetik Güneş Fırtınaları – (Space Weather Risks)

Etki alanı: Tüm enerji üretim tesisleri ve şebekeler.

Dolaylı etki alanı: Tüm elektriksel ve bilişim altyapısı kullanan sektörler. 

 

Siber Riskler – (Cyber Risks)

Etki alanı: SCADA sistemi olan tüm elektrik üretim, iletim, dağıtım şirketleri.

Dolaylı etki alanı: Tüm elektriksel ve bilişim altyapısı kullanan sektörler. 

Risk algısının yüksek olduğu bu dönemlerde sektörün bu konuları daha iyi değerlendirmesi ve enerji sektörümüzün de bu tip riskler için sigorta araması gerektiğini düşünmekteyiz. Merak edenler için çalışmalarımızın olduğu bu alanlardaki sigorta çözümlerimiz için ayrıca bir yazı da paylaşacağız.

Tüm sektörler için ve insanlık için zor geçen bu süreçten herkes kendi dersini, derslerini alarak çıkacaktır. İnsan olmanın en büyük özelliklerinden biri de tecrübelerimizi değerlendirebiliyor olmamızdır.

Herkese mutlu sağlıklı bir gelecek dileklerimizle. 

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

IEA’dan, virüsün petrol talebine ve Dünya ekonomisine etkisiyle ilgili çarpıcı bülten!

Yayın tarihi:

-

Dr. Fatih Birol’un Başkanı olduğu IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), virus salgınının petrol talebi, fiyatları ve Dünya ekonomisi üzerindeki etkilerine ilişkin bülten yayınladı. Bülten içeriğiyle ilgili aşağıda bilgi edinebilirsiniz.

Geçen haftalarda , Covid-19, Çin’deki bir sağlık krizi olmaktan çıkıp küresel sağlık acil durumu haline geldi. Çin, salgının durdurulması için sıkı önlemler alırken, durum Dünya genelinde, 60’dan fazla ülkede bildirilen vakalarla giderek kötüleşiyor. Dünya ekonomisi üzerindeki etkisi de git gide belirginleşiyor. Ayın başlarında OECD, 2020 için büyüme beklentisini %0.5-2.4 aralığına indirdi ki, bu revizyon son projeksiyonlarımızla uyum gösteriyor

Durum değişkenliğini sürdürürken, küresel petrol talebinin 2019’da petrol talebinin % 80’inin ortaya çıktığı Çin’deki derin daralma ve seyahat ve ticaretteki kesintiler nedeniyle (son on yıl içinde ilk defa 1 tam yıl süresince iniş göstererek) 2020 yılında düşmesini bekliyoruz.

Ülkelerin virüsün süratli yayılmasına biyolojik önlemlerle cevap vermesi, Dünya genelinde uluslararası ve yerel taşımacılıkta çok büyük oranlarda azalmayla sonuçlandı. Veriler tam olmaktan uzak, ancak taşımacılık, sanayi ve ticaret dallarındaki gözle görülür azalma, geçen yılın ilk çeyreğiyle kıyaslandığında bu ilk çeyrekte küresel petrol talebinde 2.5 milyon varil/gün azalmayı gösteriyor. Bu, Şubat atında meydana gelen 4.2 milyon varil/gün değerindeki yıllık azalmayı da kapsıyor, bunun 3.6 milyon varil/gün miktarı da Çin’den kaynaklanıyor.

Petrol piyasasındaki durum incelemesi, hükümetlerin salgını durdurmak için önlem alma hızlarına ve küresel sağlık krizinin ekonomik etkinlikteki etkisine bağlı olacaktır. Bu aşamada, salgınla ilgili yüksek belirsizlik, bizi durumla ilgili alternatif görüşler sunmaya yönlendirdi: küresel ölçütlerin virüsü önlemede daha az başarılı olduğu karamsar bir bakış ve virüsün süratli şekilde önlendiği iyimser bir bakış.

Temel duruma göz attığımızda salgının Çin’de ilk çeyreğin sonu itibariyle kontrol altına alındığını ancak İran, G.Kore, Japonya, Singapur ve Avrupa’ya yayılmış olduğu görülüyor. Kuzey Amerika ve Avrupa’da uygulanan ölçütlerin, Çin’deki duruma göre petrol talebi üzerinde daha az etkisinin olması bekleniyor. Bununla birlikte, havacılık sektörü, küresel hava seyahatlarindeki kısıtlamalar nedeniyle azalmayı sürdürecek.

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com