Connect with us

Danışmanlık

Rüzgâr Enerjisi Piyasasında Yakın Dönemde Gerçekleşen Mevzuat Değişiklikleri(Bağ&Günen Hukuk Bürosu)

Yayın tarihi:

-

Regülasyona tabi her piyasa gibi enerji piyasasında ve bu kapsamda rüzgâr enerjisi alanında yatırımların sağlıklı bir şekilde tesis edilebilmesi için mevzuat değişikliklerinin takibi çok büyük önem taşımaktadır. Geride bıraktığımız birkaç aylık dönemde rüzgâr enerjisi sektörünü yakından ilgilendiren ve aşağıda detayları verilecek olan mevzuat değişiklikleri yürürlüğe girmiştir.

Belirtilen değişiklikler 27 Mayıs 2017 tarihli ve 30077 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 13 Mayıs 2017 tarihli ve 30065 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Rüzgâr veya Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Ön Lisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği ve 14 Nisan 2017 tarih ve 30038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği kapsamaktadır. Bu yönetmeliklerle yapılan değişiklik ve getirilen yeniliklere ilişkin özet bilgiler aşağıda sunulmaktadır:
I. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
27 Mayıs 2017 tarihinde yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi (“ÇED”) Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (“Değişiklik Yönetmeliği”) ile 25.11.2014 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde (“ÇED Yönetmeliği”) rüzgâr enerjisi piyasasını yakından ilgilendiren düzenleme ve değişiklikler yapılmıştır.
Bilindiği üzere 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca enerji sektörü de dahil olmak üzere çevre sorunlarına yol açabilecek projeler için öncelikle ÇED Olumlu veya ÇED Gerekli Değildir kararının alınması gerekmektedir. ÇED Yönetmeliği bu süreçte uyulacak idari ve teknik usul ve esasları düzenlemektedir.
Değişiklik Yönetmeliği ile incelendiğinde rüzgâr enerjisi alanında ÇED sürecinin uygulanacağı projelerin kapsamının genişletildiği ve ayrıca ÇED başvuruları sonuçlanmadan teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına imkân tanındığı görülmektedir. Diğer yandan ÇED raporu inceleme ve değerlendirme süreçlerini hızlandırıcı düzenlemelerin yapıldığı, bununla birlikte kısalan süreler sebebiyle yatırımcıların iş yükünün artabileceği anlaşılmaktadır.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesi olan ÇED Yönetmeliği EK-1’de yapılan değişiklik ile “Kurulu gücü 10-50 MWm olan rüzgâr enerji santralleri” cümlesi “Türbin sayısı 20 adet ve üzerinde veya kurulu gücü 50 MWm ve üzerinde olan rüzgâr enerji santralleri” olarak değiştirilmiştir. Dolayısıyla EK-1’de yer alan eşik değer 50 MWm ve üzeri olarak belirlenmiş ve kuruculu gücü 50 MWm altında olan ancak türbin sayısı 20 adet ve üzerinde olan projeler yönünden de ÇED uygulamasının yolu açılmıştır.
Seçme-Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesi olan ÇED Yönetmeliği EK-2’de yapılan değişiklikle “Kurulu gücü 10-50 MWm olan rüzgâr enerji santralleri” cümlesi “Türbin sayısı 5 adet ve üzerinde veya kurulu gücü 10 MWm ve üzerinde 50 MWm altında olan rüzgâr enerji santralleri” olarak değiştirilmiştir. Bu doğrultuda eşik değer 10 MWm ve üzeri ile 50 MWm altı olarak belirlenmiş ve türbin sayısı 5 adet ve üzerinde olan projelerin de seçme-eleme kriteri uygulanarak ÇED’in gerekli olup olmadığı yönünden incelenmesi gerektiği düzenlenmiştir.
ÇED Yönetmeliğinde yer alan bu düzenlemeye tabi projeler için ÇED Olumlu veya ÇED Gerekli Değildir kararı alınmadıkça projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği düzenlemesi korunurken 6. maddenin üçüncü fıkrasına eklenen cümle ile ÇED süreci devam ederken teşvik, izin, onay ve ruhsat başvurularının yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.
ÇED Yönetmeliği’nin 10. maddesinde yapılan değişiklikle, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından özel formatın veriliş tarihinden itibaren on sekiz ay olan ÇED Raporunun Bakanlığa sunulma süresi on iki aya indirilmiştir. Değişiklik Yönetmeliği öncesi Bakanlık tarafından yapılan inceleme sonucu ÇED raporunun iadesi halinde üç ay olan düzeltme süresi ise bir ay olarak değiştirilmiştir.
ÇED Yönetmeliği’nin 12. maddesi uyarınca komisyon incelemesi aşamasında inceleme ve değerlendirmesi durdurulan ÇED raporları bakımından eksikliklerin tamamlanması veya gerekli düzeltmelerin yapılması için azami süre on iki ay olarak belirlenmiştir. Ayrıca bu inceleme sırasında ÇED raporunda yapılan incelemelerin, hesaplamaların ve değerlendirmelerin yeterli düzeyde veri, bilgi ve belgeye dayandırılıp dayandırılmadığının da dikkate alınacağı belirlenmiştir.
ÇED Yönetmeliği’nin 13. maddesinde komisyon aşamasından sonra Bakanlığa sunulan ÇED raporunda eksiklik tespit edilmesi hali de hüküm altına alınarak, bu durumda eksikliklerin doksan takvim günü içerisinde tamamlanması gerektiği aksi halde ÇED sürecinin sonlandırılacağı düzenlenmiştir.
ÇED Yönetmeliği’ne eklenen 20. madde ile ise kapasite artışları düzenlenmiştir. Kapasite artışı halinde ÇED Olumlu ve ÇED Gerekli Değildir kararları açısından eşik değerlerin hesaplanmasında izlenecek yöntem belirlenmiş ve planlanan projenin etkilerinin mevcut karara esas çevresel etkiler ile birlikte kümülatif olarak değerlendirileceği düzenlenmiştir.
II. Rüzgâr veya Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Ön Lisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği (“Yarışma Yönetmeliği”)
Rüzgâr veya güneş enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak için yapılan ön lisans başvuruları arasından ilan edilen kapasite kadar sisteme bağlanacak olanları belirlemek için TEİAŞ tarafından yapılacak yarışmanın usul ve esaslarını düzenleyen Yarışma Yönetmeliği 13 Mayıs 2017’de yürürlüğe girmiştir. Yarışma Yönetmeliği ile 6/12/2013 tarihli ve 28843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
Yarışma Yönetmeliği’nin 4. maddesine göre, rüzgâr veya güneş enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak üzere yapılmış ön lisans başvurularından aynı bağlantı bölgesine bağlanmak için ilan edilen kapasiteden daha fazla başvuru bulunması halinde ve/veya santral sahası çakışan/kesişen başvurular bulunması halinde, başvurular arasından bağlantı bölgesi için ilan edilen kapasite kadar sisteme bağlanacak olanları belirlemek için yarışma yapılır.
Kuşkusuz Yarışma Yönetmeliği ile getirilen en önemli değişiklik yarışmanın en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılacak olmasıdır. Bu husus Yarışma Yönetmeliği’nin 4. maddesinde “Yarışma, Kanun kapsamındaki tesislerin YEKDEM’den yararlanabileceği sürelerde geçerli olmak ve Kanunun eki (II) sayılı cetvelde belirtilen hakları saklı kalmak kaydıyla, (I) sayılı cetvelde yer alan fiyatlar üzerinden en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılır. Bağlantı kapasitesinin tahsisinde en düşük Teklif Fiyatı ilkesi esastır.” düzenlemesi ile açıklanmıştır.
Teklif fiyatı, RES/GES üretim tesisinde, ilgili mevzuat kapsamında Kanunda belirtilen süre boyunca üretilen net elektrik enerjisinin birim kilowatt-saati (kWh) başına, Kanunun eki (I) sayılı cetvelde kaynak bazında yer alan fiyatın yerine uygulanmak ve bu fiyattan yüksek olmamak kaydıyla virgülden sonra en fazla iki haneli ABD Doları cent/kWh cinsinden teklif edilecek bedel olarak tanımlanmıştır.
Yarışma Yönetmeliği ile ön lisans sahiplerine sıfırdan küçük teklif verme imkânı da tanınmıştır. Bu doğrultuda 4. maddenin üçüncü fıkrasında teklif fiyatının Kanunun eki (I) sayılı cetvelde kaynak bazında yer alan fiyata eşit veya bu fiyattan düşük olacağı ve sıfır veya başlangıç değeri -0,01 ABD Doları cent/kWh olmak kaydıyla eksi sayı şeklinde sıfırdan küçük verilebileceği düzenlenmiştir.
Bağlantı bölgesine tahsis edilen RES/GES bağlanabilir kapasitesini kullanmaya hak kazanacak proje/projelerin belirlenme usulü ise detaylı olarak Yarışma Yönetmeliği’nin 7. Maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenmiştir. Bu doğrultuda geçerli teklifler Teklif Fiyatı en düşük projeden başlamak üzere yeniden sıralanacak, bu sıralamaya göre bağlantı bölgesi kapasitesine ulaşıncaya kadar sırasıylabağlantı kapasitesi tahsis edilecektir. Mevcut bağlantı kapasitesi, her aşamada Teklif Fiyatı en düşük projeye tahsis edilecektir.
Yarışmaya başvuruda her bir teklif için sunulacak teminat tutarı, beher MW için 50.000 TL olarak belirlenmiştir.
Diğer yandan yürürlükten kaldırılan 6/12/2013 tarihli ve 28843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Rüzgâr ve Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Ön Lisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği ile ilgili bir düzenleme de yapılmıştır. Bu doğrultuda yürürlükten kaldırılan yönetmelik kapsamında kapasite tahsis edilen tüzel kişiler için Geçici Madde 1 uygulanacaktır.
III. Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik üretim tesislerinin tesis edilip işletilmesi için gerekli kabul işlemlerinin ilgili mevzuat ve standartlara uygun olarak yapılmasına, iletim veya dağıtım şebekelerine uyumlu olarak bağlanması ile test, kontrol ve kabul işlemlerini yapacak tüzel kişilerin yetkilendirilmesine ilişkin usul ve esaslar Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde (“Kabul Yönetmeliği”) düzenlenmektedir.
14.04.2017 tarihli ve 30038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 1/4/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayım tarihinde yürürlüğe giren Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Kabul Yönetmeliği’nin tanımlar, kabulde yetki devri, kontrol kuruluşları, kontrol ve devreye alma çalışmaları, ön kabul, tesisin işletilmesi, teknik ve idari sorumluluk hususlarını düzenleyen maddelerinde değişiklik yapılmıştır.
Kabul Yönetmeliği’nin yetki devrine ilişkin 5. maddesinde yapılan değişiklik ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler ya da özel hukuk tüzel kişilerinin de elektrik üretim tesislerinin kabul işlemleri ile ilgili olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından görevlendirilebileceği, yetkilendirilebileceği veya bu tüzel kişilerden hizmet satın alınması suretiyle kabul işlemlerinin yapılabileceği düzenlenmiştir.
Bakanlık tarafından kabul işlemleri ile ilgili olarak yetkilendirilen ihtisas sahibi kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri olarak tanımlanan Kontrol Firmaları (“KF”) ile ilgili önemli değişiklikler de yapılmıştır. Yetkilendirme başvurularının uygun bulunması halinde Bakanlık ile KF arasında Yetkilendirme Protokolü imzalanacaktır.
Kabul Yönetmeliği’ne eklenen Teknik Kılavuz tanımı doğrultusunda KF’lerin Türk Akreditasyon Kurumu’na bu kılavuz uyarınca başvuru yaparak Bakanlık tarafından yetkilendirilebilmek için gerekli olan akreditasyonu elde etmeleri gerekmektedir. KF’ler akreditasyon başvurusunun kayıt altına alındığını belgeleyen akreditasyon başvurusu suretini Bakanlığa sunmadan önce lisans/tesis sahibi ile sözleşme imzalayamayacaktır.
Kabul Yönetmeliği’nin 19. maddesinde yapılan değişiklikler ile KF’lerin teknik ve idari sorumluluğunun kapsamı genişletilmiş, yeterli teknik ve mesleki eğitime sahip personel istihdamı ile personelin bu konulardaki güncel gelişmeler yönünden eğitilmesi, mesleki sorumluluk sigortası yapılması gibi ek sorumluluklar getirilmiştir. Ayrıca KF’lerin, idarecilerinin ve personelinin tarafsızlığını sağlamaktan ve yürüttükleri faaliyetler sırasında edindikleri bilgilerin gizliliğini ve fikri mülkiyet hakkı kapsamındaki bilgileri korumalarını temin etmekten sorumlu olduğu da hüküm altına alınmıştır.
Kabul Yönetmeliği’ne eklenen 6/A maddesi ile Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde KF’lerin denetlenebileceği, protokol veya mevzuat hükümlerine aykırılık halinde ihtar edilebileceği, üç yıl içerisinde üç ayrı ihlal sonucu üç yazılı ihtar verilmesi halinde protokolün tek taraflı olarak Bakanlıkça feshedileceği hüküm altına alınmıştır.
Kabul Yönetmeliği’nde ön kabul işlemlerine ilişkin hükümlerde de değişiklikler de yapılmıştır. Kabul Yönetmeliği’ne eklenen 10/A maddesi ile tesisin ön kabul tarihinden itibaren geçici kabul apılarak işletmeye alınacağı tarihe kadar geçen en fazla 6 aylık sürede, KF gözetiminde test ve kontrol amacıyla üretilen elektrik için yapılacak ödemelere ilişkin hususlar ile tarifeler ilgili kurum/kuruluşlarca düzenleneceği hükme alınmıştır. Bu kapsamda 6 aylık ön kabul belgesi süresinden sonra değişiklik öncesi düzenlemeden farklı olarak şebeke ile irtibat kesilmeyecek ve fakat bu süreden sonra geçici kabul yapılıncaya kadar ünitenin ürettiği enerji için ilgili merci tarafından herhangi bir ödeme yapılmayacaktır.
Kabul Yönetmeliği’nin tesisin işletilmesini düzenleyen 15. maddesinde yapılan değişiklikle, üretim tesislerine TS EN ISO 9001, TS EN ISO 14001, TS EN ISO 18001 ve TS EN ISO 50001 sistem belgelerinin geçerliliğini sürekli sağlama yükümlülüğü getirilmiştir. Maddeye eklenen üçüncü fıkra kapsamında toplam kurulu gücü 10 MWe ve üzerinde olan elektrik üretim tesisleri için bu sistem belgeleri aranacaktır.
Bağ & Günen Hukuk Bürosu olarak enerji sektöründe faaliyet gösteren müvekkillerimize enerji, ticaret, şirketler, idare hukuku gibi ihtiyaç duyabilecekleri tüm alanlarda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmetleri sunmaktayız. Bu kapsamda mevzuat değişiklikleri risklere ilişkin analiz ve çözüm önerilerimizi de müvekkillerimizle paylaşmaktayız. Makalemizin konusu mevzuat değişiklikleri veya enerji piyasası ile ilgili diğer düzenlemeler hakkında sorularınız için info@engblaw.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Danışmanlık

RES santrallerinde çevre ve atık yönetiminin önemi

Yayın tarihi:

-

Günümüzde atıklar artık bir üretim girdisi olarak düşünülmektedir. Atıkların kaynağında düzenli ve doğru bir şekilde zamanında toplanması, özellikle kaynağında ayrıştırılması önemlidir. Yerel yönetimlerin ve sanayi kuruluşlarının da bu atıkları ayrı olarak toplaması gerekmektedir. Atık yönetimi yönetmeliğindeki tanımlarla atık üreticisi durumunda olan enerji üretim santralleri de üretim ve bakım sonrasında oluşan atıkların toplanması, bertaraf edilmesi daha teknik ve uzmanlık gerektiren bir iş olduğundan, mevzuata uyarak atık yönetim süreçlerini yönetmek zorundadırlar. Enerji üretimi sonrasında oluşan atıkların yönetiminde, İzmir Yeni Çevre Danışmanlık & Atık Yönetimi firması olarak uzman mühendislerden oluşan kadromuzla çevre mevzuatı ile ilgili konularda hizmet vermekteyiz. Çevre danışmanlığı, atık yönetimi, ÇED raporu hazırlama, TMGD eğitimi, TMGD danışmanlığı alanları hizmet konularımız arasındadır.

Atık yönetimi yaptığımız yıllar içerisinde edindiğimiz tecrübelerimizi, son yıllarda yatırımları artan RES ve HES’lerin ihtiyaçlarının tespiti ile yoğunlaştırarak çözüm ortaklığı kurmaktadır. Sanayi yapılarının kuruluşlarından itibaren çevre etkilerinin azaltılması ve firmaların doğru yönlendirilmeleri hususuna dayanan yönetim anlayışı ile ilerliyoruz. Nordex Enerji AŞ, EnerjiSa, Dost Enerji ve Enercon ile yoğun atık yönetimi çevre danışmanlığı ve proje bazlı taleplerde ise Siemens ve General Electric firmalarına da atık yönetim hizmeti veriyoruz.

Enerji kazanım için kurulan HES’ler akarsu havzalarına ve RES’ler ise rüzgâr merkezli olduğu için yüksek tepelere veya dağlara kurulmaktadır. Haliyle atık yönetim hizmeti verilecek işletmelerde atık miktarlarının azlığı; ulaşım problemlerinin olması hem zaman maliyeti hem de bertaraf nakliye maliyetleri doğurmaktadır. Atık taleplerinin çokluğu; alanların dağılımı oluşan atıkların azlığı ve zaman kaybının önlenmesi için verimli çalışabilmek; nakliye maliyetini azaltmak için küçük miktarlarda
atık taşıma kapasitesine sahip araçları filomuza katarak hizmet vermekteyiz.

Birbirinden farklı işletmelerde oluşan atık taleplerine göre rut planları yaparak atığın azlığına ve lokasyonun uzaklığına bakılmaksızın zamanında çözüm üretmekle beraber atık taşımaları parsiyel
birleşimlerle navlun maliyetleri de azaltılmış bulunmaktadır.

Tüm hizmetler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan almış bulunduğumuz yeterliliklerle ve yeterliliği olan lisanslı araç; yeterlilik almış ekip ve yine yeterliliği bulunan bertaraf ve geri dönüşüm firmaları ile yasal çerçevede gerçekleşmektedir.

Hizmet verdiğimiz işletmeler danışmanlık sürecimizde ise; atığın stoklandığı alanların ıslahı mevzuata uygun yapımın sağlanması; atığın yerinde azaltılması eğitimi ve yasal zorunlukların AYP (Atık Yönetim Planlarının) düzenlemesi hizmeti ile sorunsuz atık yönetimi sürdürmekteyiz.

Şirket politikamız gereği hızla büyüyen enerji sektörünün tüm ihtiyaçlarını tespit etmek ve yeterliklerimiz ile çözüm ortaklıklarımızı arttırmayı hedeflemekteyiz.

Devamını oku

Danışmanlık

Rüzgâr türbinlerinin hukuki mahiyeti

Yayın tarihi:

-

20. ve 21. yüzyılda dünyanın enerji ihtiyacındaki artış ve teknolojik gelişmeler, mevcut enerji kaynaklarının farklı şekillerde işlenebilmesini sağlamıştır. Temiz ve yenilenebilir enerji kaynağı olan rüzgâr enerjisinden istifadeyi sağlayan rüzgâr türbinleri, dünyanın hemen her tarafından kullanılmaktadır. Rüzgâr türbinlerinin yeni bir enerji üretim vasıtası olması sebebiyle bunların hukuki mahiyetinin tespiti sorunu gündeme gelmiştir. Zira rüzgâr türbinlerinin hukuki mahiyetinin tespiti, gerek mülkiyetin tezahürü ve buna bağlanan sonuçlar açısından, gerekse de bunların ne şekilde vergilendirileceği açısından önem arz etmektedir.

Bu noktada, özellikler Anglosakson hukukunun uygulandığı ülkelerde tartışmalar yaşanmış, bir ülkenin farklı eyaletleri rüzgâr türbinlerine farklı hukuki mahiyetler tanımışlardır. Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaleti olan Illinois, rüzgâr türbinlerinin (vergilendirme açısından) %25 taşınmaz, %75 taşınır vasfında olduğuna kanaat getirmiştir. Bunun yanında Bureau County ise rüzgâr türbinlerine %100 taşınmaz vasfı atfetmiştir. Bu örnek, rüzgâr türbinlerinin mahiyetinin tespitindeki zorluğu gözler önüne sermektedir.

Medeni Kanun, taşınmaz mülkiyetini oldukça geniş ve ayrıntılı bir biçimde 704 ila 761. maddelerinde düzenlemiştir. Taşınmazlar kural olarak, yerinde sabit kalan ve bulunduğu yerden başka bir yere içeriğinde bir değişiklik olmaksızın nakledilemeyen maddi mallar, yani eşyalardır. Ancak bu eksik bir tanımdır. Çünkü bir yere yapıştırılmış, çakılmış veya çivilenmiş olması dolayısıyla yerinde sabit ve hareketsiz olan taşınır eşyalar da vardır. Taşınmazların özelliği, ne kendi kendine ne de başkası tarafından sınır ve içerikleri bir şekilde değişikliğe uğramadan bulundukları yerden başka bir yere taşınarak götürülmelerinin mümkün olmamasıdır.

Taşınır eşya ise, her şeyden önce eşyanın genel tanımına ve eşya hukukunda geçerli “belirlilik” ilkesine uygun olarak, uzayda yer kaplayan, gözle görülüp elle tutulabilen, başlı başına var olan, egemenlik altına alınabilen maddi cisimdir. Bir eşyanın taşınır sıfatını taşıyabilmesi için özünde herhangi bir değişikliğe uğramadan bir yerden başka bir yere taşınabilmesi gerekmektedir.

Medeni Kanun’a göre taşınmaz mülkiyetinin konusunu; (i) arazi, (ii) tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ve (iii) kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler oluşturur. Fakat basit ve kısa bir muhakeme ile, mevzuatın bünyesinde barındırdığı farklı hükümleri dikkate almaksızın rüzgâr türbinlerinin taşınır mal vasfını haiz olduğuna yönelik varılan böyle bir sonuç yeterli değildir.

Öncelikle bir eşyanın taşınır sıfatına sahip olabilmesi, onun yapısının bozulmadan taşınabilmesinin yanında, herhangi bir taşınmazın bütünleyici parçası olmaması şartına da bağlıdır. O halde değerlendirilmesi gereken husus, rüzgâr türbinlerinin yalın olarak taşınır mı taşınmaz mı olduğu değil, bunların dikildikleri arazinin mütemmim cüzü mü yoksa eklentisi mi olduklarıdır.

Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. Burada aranılan unsur asıl eşyanın tahrip veya değişikliğe uğraması değil, asıl eşyaya bağlı olan şeyde meydana gelen yapısal ve ekonomik zarar ve farklılıklardır. Bütünleyici parça asıl eşyanın esaslı bir unsuru olmalı ve onunla birlikte bir bütün meydana getirmelidir. Önemli olan nokta, bütünleyici parça olmaksızın asıl şeyin bir bütün olarak kabul edilememesi özelliğidir.

Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır.

Ancak eklenti, bu birleşmeden sonra dahi asıl şeyin bütünleyici parçası olmaz ve hukuki bakımdan bağımsız eşya olarak kalır. Eklentinin asıl şey ile birleşmesinin sonucunda maddi değil, fakat ekonomik bir bütünlük meydana gelir. Bütünleyici parça asıl şeyi tamamladığı halde, eklenti esasen tam olan asıl şeyin ekonomik amacının gerçekleşmesine yardım eder. Ayrıca asıl şey üzerinde yapılan tasarruf, aksi belirtilmedikçe eklentiyi de kapsar. Yani aksini belirtmek kaydıyla, eklenti ve asıl şey üzerinde ayrıca tasarruf yapma imkânı mevcuttur. Zira üçüncü kişilerin eklentiler üzerindeki hakları saklıdır.

Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında, arazi üzerine dikilen rüzgâr türbinlerinin hukuki 31vasfının taşınır mal ve eklenti olduğu ortadadır. Bunların neden taşınır mal olduklarını yukarıda izah ettik. Eklenti olmalarının sebeplerine gelince; (i) rüzgâr türbinleri araziye dikilmelerinin ardından, araziye zarar vermeksizin ayrılıp başka bir yere taşınabilmektedirler, (ii) rüzgâr türbinleri yok iken arazinin ekonomik değeri mevcuttur ve bir eksikliği bulunmamaktadır, (iii) rüzgâr türbinleri ile arazinin malikleri farklı olabilmektedir. Zira Türkiye’deki pek çok rüzgâr enerjisi projesinin bulunduğu arazi hazineye ait bulunmaktadır.

Av. Hüseyin Alp İlker
İlker&Çolak Hukuk Bürosu
alp@iccounsellors.com

Devamını oku

Danışmanlık

Hava olayları risklerinin teminatı

Yayın tarihi:

-

Veli Bilgihan Yaşacan, Kuzey Sigorta Brokerliği, Partner

Tüm enerji ile ilgili konularda aslında yeni bir çağa giriyoruz. Tüm sektörleri etkileyen bir gelişme bu. Yenilenebilir enerji teknolojilerinde ve paralelinde enerji depolama alanlarında olan gelişmeler yeni bir evreye geçtiğimizi gösteriyor. İçinde olduğumuz için çok farkına varamıyoruz belki de.

Sürekli teknoloji konuşuyoruz ancak bunun yanında yeni teknolojilere yeni de finansal araçlar gerekmekte. Bu tarafa çok eğilemiyoruz. Yatırım için geleneksel finansal araçlar ticari krediler, teminat mektupları, ülkelerin ihracat destekli kredileri (Exim – ECA), elektrik alım anlaşmaları (PPA), devletlerin vergi teşvikleri vs. Ama aslında yatırımcı için en büyük risk özellikle hava olaylarına bağlı elektrik üretim miktarındaki değişkenlikler. 

Hava olaylarındaki gelişmeler sadece enerji üretimi değil doğrudan dolaylı birçok sektörü derinden etkilemekte.  Örnek olarak aşırı kar yağışı yolları kapatmakta ve AVM’lere bir cumartesi günü tüketicilerin gidemediğini düşünün veya büyük bir açık hava konserinin iptalinin yaratacağı ekonomik kayıpları. Tarım hasatlarını tutun da balıkçılıktan yani yaşamımızın hemen hemen tüm noktalarını etkileyebilmekte. Hava olayları tüm yazılımsal, matematiksel ve istatiksel gelişmelere rağmen hâlâ önceden tahmini çok zor olan doğa olaylarıdır.

Enerji sektöründe özellikle ise rüzgâr, hidroelektrik ve güneş santrallerindeki üretimi doğrudan etkileyen faktörlerdir.

Güncel türev ve sigorta araçlarıyla afet seviyesindeki olaylar (sel, fırtına, deprem vb.) olaylar finansal olarak teminat altına alınabilmekte ancak mevcut tesise fiziksel olarak zarar vermeyen olaylardan doğan finansal kayıplar teminat altına alınamamaktaydı.  Yani bir enerji üretim tesisinde rüzgâr hızındaki düşüklükler; güneşli günlerin azlığı veya hidroelektrik santrallerindeki su kuraklığı doğrudan yatırımcının riskleri olarak hesaplanmaktaydı.

Özellikle sigorta sektörü bu tip risklerin teminat altına alınabilmesi için uzun yıllardır araştırma geliştirme faaliyetleri içindedir. Son yıllarda ortaya çıkan parametrik sigorta/türev araçları bu teminatları oldukça sağlıklı bir şekilde sağlamakta yatırımcının aslında en büyük riski olan mevsimsel kaynaklı riskleri ortadan kaldırmaktadır. Bu araçlar aslında yatırımcının tüm finansal yükünü çeken kredi kuruluşları ve bankalar için de oldukça faydalıdır çünkü verilen kredilerin riskini hemen hemen ortadan kaldırmaktadır.

Doğru detaylı bir mühendislik analizi baz alınarak sahanın risk profili ve öngörülen enerji üretim görünümü çıkarılmakta bu rapor baz alınarak sahanın mevsimsel kaynaklı riskleri teminat altına alınabilmektedir.

Bu çalışmalarda temel olarak birbirine bağlı iki unsur ön plana çıkmaktadır:
  1. Yatırım için yapılacak saha ölçümlerinin (rüzgar, su rejimi ve güneş) sağlıklı yapılması;
  2. Bu ölçümlere göre hazırlanacak raporların doğru ve detaylı yapılması;

Bu çalışmaların titizlikle yapılması sadece yatırımın değil hava kaynaklı riskler için sağlanacak tüm sigorta teminatlarının istatiksel olarak doğru hesaplanabilmesi için en temel parametrelerdir. Örnek olarak rüzgâr risklerinden yola çıkacak olursak yatırımdaki hesaplanan ve bankaların genellikle baz aldığı; planlanan enerji üretim değeri olan P90 veya 99 değerleri; P75 üretim değeri olarak alınabilir hale gelmektedir.

Asıl ilginç olan ise bu teminat ödenecek oransal olarak oldukça düşük bir risk primi ile yapılabilmektedir. Bir başka deyişle nasıl elektriksel depolama araçlarıyla bir rüzgâr santralini bir baz yük santralinin özelliklerine yaklaştırmak mümkünse; bunun bir benzerini finansal türev ve sigorta araçlarıyla da finansal açıdan baz yük santraline dönüştürmek mümkün artık.

Yatırımcılar üretim risklerinden etkilenmemek için yeni teknolojilere yöneldiği kadar yeni finansal araçlara da yönelmeli. Yeni enerji çağı bunu gerektiriyor diye düşünüyorum.

Herkese yeniliklerle dolu bir dünya diliyorum.

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com