Connect with us

Genel

Ortadoğu’da sürdürülebilir enerjide büyüme

Yayın tarihi:

-

 

2016 sonunda uluslararası topluluk, Paris Sözleşmesinin hızla onaylanması ve yürürlüğe girmesi ile iklim değişikliği üzerine toplu eylem için anlaşmaya vardıklarını gördü. Micael Johnstone ve Maher Ghanma, düşük karbonlu bir geleceğe geçişin Ortadoğu’daki işletmeler ve politika yapıcılara sunduğu etkileri ve fırsatları değerlendiriyor.

 

Uluslararası eylem ve yasal güç

Yıllık Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP 22) 2016 yılı sonunda Fas’ta düşük karbon ekonomisine doğru ilerlemek için bir iyimserlik ve uluslararası anlaşma zemini alarak gerçekleşti. Görüş ve belirsizlik farklılıklarının sıklıkla önceki konferanslardan önemli bir değişimi Aşılmaz olduğu görülüyordu.

 

Paris’teki önemli konferanstan sonra, Paris Anlaşması’nın onaylanmasına yönelik ilerleme, Aralık 2015’te Fransa’da toplanan ilerlemenin öngördüğünden çok daha hızlıydı. Paris’te kabul edilen zaman çerçevesi, 2020’de onaylama ve yürürlüğe giriş yolunu belirledi. Uluslararası antlaşmaların tarihsel olarak onaylanması uzun sürdü (Kyoto Protokolü 1997’de kabul edildi ve 2005 yılında yürürlüğe girdi) ve BM iklimi Son on yılda müzakereler büyük ölçüde başarısız olmuş, Paris Anlaşmasının hızlı bir şekilde onaylanması hemen hemen hiç benzeri görülmemiştir.

 

Paris Sözleşmesi, ulusal hükümetler tarafından 2016 yılına kadar onaylanmasını, dünyanın en büyük iki yayıcısı olan ABD ve Çin’in liderlik rolünü oynamasıyla birlikte, 4 Kasım’da yasal olarak yürürlüğe girdi. ABD’deki siyasi belirsizlik, herhangi bir potansiyel gerilemenin uluslararası anlaşmayı bozmaması için hızlı onay vermenin sürücülerinden biri ve Başkan seçilen Donald Trump’in zaferi, ABD’nin ne gibi bir rolü olacağına dair büyük belirsizlik yaratıyor. Önümüzdeki dört yıl içinde BM sürecinde oynamak. AB ve Hindistan da dahil olmak üzere diğer büyük oyuncular da Aralık 2016’da onayladı ve şimdi ABD üzerinde asılı olmayan önemsiz soru işareti olmasına rağmen, iklim değişikliğine karşı davranmanın artık zorunlu olduğuna dair uluslararası bir fikir birliği var gibi görünüyor.

 

BAE, geçen yılın eylül ayında Ürdün ve Suudi Arabistan’ın Kasım ayında davayı takiben onayladı. Suudi Arabistan’ın çabucak onaylanması, ülkenin tarihsel olarak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) süreci hakkında çekinceleri olması nedeniyle özellikle önemli görülüyordu.

 

Paris’teki başarı, ulusal taahhütler çerçevesi için yüksek seviyeli bir anlaşma sağlanması üzerine kuruldu ve Marakeş’deki tartışmalar, uygulamalara, yani ülkelerin taahhütlerini nasıl yerine getirdiğine ve onları nasıl bir araya getirdiklerini belirlemek için geliştirdikleri 1.5-2 derece Isınma sağlandı. Ülkeler şimdi imzacılar için küresel şeffaflık çerçevesini 2018 yılına kadar tamamlamayı kabul ettiler.

 

Yakın tarihli diğer iki uluslararası anlaşma, iklim değişikliği düzenlemesinin giderek ön plana çıktığı görüşünü güçlendiriyor. Montreal Protokolünün halefi olan Kigali Değişikliği, uluslararası topluluğun HFC’leri (soğutucu akışkanlarda büyük oranda kullanılan güçlü sera gazları) durdurmak için bir anlaşma yapmasını sağladı ve havacılık sektörü de 2020 yılının ötesinde sıfır karbon büyümesine uluslararası taahhütte bulunmayı kabul etti.

 

Kigali Değişikliği, 170 ayrı ulusal imza koyucunun farklı kapasitelerini üç ayrı yolla karşılayacak esneklik içermektedir. Gelişmiş ülkeler HFC kullanımını 2011-2013 yılları arasında 2019 yılına kadar yüzde 10, 2036 yılına kadar yüzde 85 oranında azaltmalıdır. Çin ve Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere ikinci bir gelişmekte olan ülke grubu, 2024’te geçiş sürecini başlatmaya kararlıdır. Arap körfez ülkeleri, Hindistan ve Pakistan da dahil olmak üzere gelişmekte olan ülkelerden oluşan üçüncü bir grup, 2028 yılında işleme başlamalı ve 2024 yılına kadar 2032 yılına kadar emisyon oranını yüzde 10 oranında azaltmalıdır. 2024 yılı itibarıyla 2020-2022 seviyeleri 2029’a, yüzde 80’i de 2045 yılına kadar ulaşılmalıdır. -2026 seviyeleri ve ardından 2047 yılına kadar yüzde 85 oranında azaldı.

 

Esnek altyapı ve yatırım 

Önümüzdeki yıllarda, iş süreçlerinde, altyapılarda, enerji üretiminde ve taşımada büyük değişiklikler yapmamız gerekecek ve bu değişiklikler, yeni pazar fırsatlarını ortaya çıkaran yenilikçiler için olumlu ve sürdürülebilir büyümeyi sağlayabilir. Düşük karbon ekonomisi, yılda 5,5 trilyon dolara, 2030 yılına kadar dünya şehirlerinde, tarımda ve enerji sistemlerinde altyapıya 90.000 trilyon yatırım yapılacak ve düşük karbonlu büyümede yatırım ve sürdürülebilir büyümeyi hızlandırmak ve yenilikçi üretim yapmak için benzeri görülmemiş bir fırsat yaratacak. İşletmelerin giderek iklim değişikliği etkilerini ve risk açıklığı ve sürdürülebilirliklerini açıklamaları gerekecek ve iklim değişikliği kimlik bilgileri hükümetler, tüketiciler, çalışanlar ve yatırımcılardan daha fazla inceleniyor.

 

Çevresel bozulma ve iklim değişikliği etkileri artan bir küresel risk ve Orta Doğu’da da farklılık yok. Bu zorluklar, hava kirliliği arazisinde bozulma, yetersiz atık yönetimi, su kıtlığı ve kıyı ve deniz çevresel bozulmalarını içermektedir. Çevre ve Kalkınma Arap Forumu (AFED) için Global Footprint Network tarafından yapılan bir araştırma, Arap bölgesinin 1979 yılından bu yana ekosistem açığı halindeydi ve bu uçurum giderek genişledi. Arap biyolojik kapasitesindeki düşüş (su gibi hayatı destekleyen kaynaklara) ekolojik ayak izi iki katına çıkmış ve aynı dönemde tatlı su kullanım oranının dörde düşürülmesi eşlik etmiştir. AFED, Arap bölgesindeki çevresel bozulmanın maliyetinin GSYİH’nın yaklaşık yüzde 5’ini ve iklim değişikliğinin etkilerinin önde gelen ekonomik analizlerini, eylemsizliğin maliyetinin, düşük bir karbon ekonomisine geçişle ilişkili maliyetlerden çok fazla olduğunu ortaya koymuştur.

 

Ortadoğu’da uluslar tarafından merkezi strateji ve planlamada sürdürülebilir kalkınma hedeflerine dahil olma taahhüdüne ilişkin güçlü kanıtlar vardır. BAE Vizyon 2021, “yaşam standartlarını yükselten ve çevresel sürdürülebilirliği garanti eden” yenilikçi, kapsayıcı ve esnek bir ekonomi kurmayı amaçlıyor. Ürdün Hükümeti ekonomik, sosyal ve çevresel performansın ulusal hedefleri ile uyumlu bir Ulusal Yeşil Büyüme Planı geliştiriyor. Çevre bakanlığı ve diğer devlet kurumları, işletmeler, mali kurumlar (Ürdün’deki Bankalar Birliği dahil) ve sivil toplum temsilcileri, BM Çevre Programı ve Agence Française de kalkınma ajansları ile birlikte kilit stratejilerin kısa bir listesini üretmek üzere bir araya geldi Développement ve güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesi ülke çapında geliştiriliyor.

 

Enerji Vadelileri

Düşük karbonlu bir enerji sistemi, sürdürülebilir bir ekonominin önemli bir unsurudur ve yenilenebilir enerji üretiminde küresel büyüme ve kurulu yakıtlarla maliyet paritesinin artması, çoğu uzman tahminlerini aşmaktadır ve Uluslararası Enerji Ajansı, hızlanan yenilenebilir enerjileri yansıtmak için tahminlerini önemli ölçüde revize etmiştir Dağıtım. Özellikle kurumsal sektör, giderek yenilenebilir elektriğe kaymaktadır. Akıllı şebeke şebekeleri, talep tarafı aktivitesi ve akü teknolojisinde hızlı gelişmeler, enerji üretiminin büyük oranda karbonatlaşabilir olmasını teşvik eder.

 

Eski Ulusal Petrol Bakanı Ali el-Naimi, güneş ışığı, açık alanlar ve bol kum (güneş panelleri yapmak için önemli bir hammadde) düşünüldüğünde Suudi Arabistan’dan yenilenebilir enerji için daha ideal bir ülke olmadığını söyledi. Krallığın alternatif enerji çalışmaları, petrol ve doğal gazdan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmenin yollarını arıyor ve ülke, önümüzdeki on yıllarda yenilenebilir elektriğin önemli bir ihracatçısı olmayı planlıyor. Enerji Bakanı Halid el-Falih, krallığın Nisan ayında yenilenebilir enerji projelerine (rüzgar ve güneş dahil olmak üzere) teklif vermeye davet ettiğini açıkladı. Başbakan Yardımcısı Muhammed bin Salman, ülkenin petrol olmadan petrol olmadan hayatta kalabileceğini görebilecek ekonomik reformları başlattı. 30 milyar ila 50 milyar dolar arasında bir maliyet tahmini yapılan bir yatırım programının bir parçası olarak.

 

Şeyh Muhammed Bin Rashid Al Maktoum’a göre BAE’de GSYİH’nin yüzde 70’i petrol dışı sektörlerden geliyor ve ülke ayrıca iç pazar için düşük karbonlu enerji üretimine yatırım yapıyor. 20 milyar dolarlık nükleer enerji santrali şu anda inşaat halindedir ve BAE’nin elektrik ihtiyacının yüzde 25’ini 2020 yılına kadar karşılaması bekleniyor. Dünyanın en büyük güneş enerjisi çiftliği Dubai’de inşaat aşamasındadır ve çatıdaki güneş enerjisi 2030 yılına kadar emirlikteki her eve kurulacaktır.

 

Petrol zengini ülkeler araştırma ve geliştirme, bilgi ekonomisi ve esnek, düşük karbonlu altyapı yatırımları yapmanın yanı sıra, kaynakların mümkün olan en verimli şekilde çıkarılmasını ve kullanılmasını sağlamaktadır. Suudi Arabistan’daki Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve Masdar Kenti ve Abu Dabi’deki Enstitü, sürdürülebilir bir ekonomiye ve geleceğin sistemlerine doğru bir kayma örneğidir ve Paris Anlaşması, düşük karbonlu yatırımın artan bir biçimde norm.

 

Ortadoğu’daki işletmeler için önemli hususlar

Paris Anlaşması’nın onaylanması, ulusal hükümetlerin yasal olarak ekonomilerini ve altyapısını karbonsuzlaştırmaya kararlı oldukları ve her iki yılda bir gelişme kaydetmeleri gerektiği anlamına geliyor. Ortadoğu hükümetleri, her zamanki gibi önemli iş değişiklikleri yapacak yeşil büyüme stratejileri geliştirerek ilerleme kaydetmektedir. Bu büyüme stratejileri, enerji üretimi ve tüketiminden, altyapıya ve ürün geliştirme standartlarına ve kaynak tüketimine kadar çok çeşitli faaliyetleri etkileyecektir.

 

Gelecekteki uyumluluk risklerine karşı hafifletme ve sürdürülebilir, verimli iş büyümesini desteklemek için olumlu, etkili politika ve düzenlemenin şekillendirilmesine katkıda bulunma konusunda benzersiz bir fırsata sahip olan proaktif işletmelerdir.

 

Bu makalenin bir versiyonu asıl olarak “Energy Industry Times” tarafından yayımlandı ve izin ile çoğaltıldı.

Genel

Türkiye’nin İlk Temiz Hidrojen İdeathonu’nda Büyük Ödülü ”HydroS” Ekibi Kazandı!

Yayın tarihi:

-

Yazar

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında tüm dünyada bir temiz enerji dönüşümü gerçekleştirilmesi zorunluluk haline geliyor. Temiz Hidrojen ise dünyanın temiz enerji dönüşümünde en önemli araçlarından birisi olarak görülüyor.

Dünya’da yaşanan iklim değişikliği gibi önemli gelişmelere bağlı olarak da gelişmek için yeni bakış açılarına ve fikirlere ihtiyacımız bulunuyor. Geniş kitlelerin fikirlerine ulaşabilmek ve farklı bilgilerin birleşerek yenilikçi fikirlere dönüşmesini sağlayabilmek için, ideathonlar gibi yeni fikir oluşturma araçları ve platformları her geçen gün yaygınlaşıyor.

Bu amaç doğrultusunda; İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından, Enerji Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (ENSİA) ortaklığıyla uygulanan BEST For Energy Projesi kapsamında bu yıl düzenlenecek olan üç adet ideathon etkinliğinden ilki olan Türkiye’nin ilk Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi’nde 23-24 Ekim tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirildi.

Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY ve İzmir Kalkınma Ajansı YDO Koordinatörü H.İ.Murat ÇELİK’in açılış konuşmaları ile başladı.

Etkinliğin devamında tematik konuşmacı olan Aspilsan Ar-Ge Mühendisi Dr. Can SINDIRAÇ, Shura Enerji Dönüşümü Merkezi Direktör Vekili Hasan AKSOY ve Siemens Gamesa Proje Yöneticisi Mikkel SERUP ‘’Neden Temiz Hidrojen?’’ konusunda  katılımcıları bilgilendirdi.

Gerçekleşen konuşmaların ardından katılımcılar yenilikçi fikirler ve uygulanabilir çözümler üretmek için ekipler halinde çalışırken, sektör firmaları ve akademisyenler de mentorluk desteği ile ekiplere katkı sağladı.

Temiz Hidrojen İdeathonu jüri üyesi olan KOSGEB İzmir İl Müdürü Levent ARSLAN, ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Alper KALAYCI, Yaşar Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Emrah BIYIK, İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü H.İ. Murat ÇELİK ve Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY gerçekleştirilen sunumlar sonrası değerlendirmelerini yaptı ve kazanan projeler belli oldu.

Birincilik ödülü olan 10.000 TL’yi HydroS takımı ‘’Hydrogen in a Nutshell’’ projesi ile, ikincilik ödülü olan 5.000 TL’yi Cyclizm takımı ‘’Geleceği İzmir’le Dönüştür’’ projesi ve üçüncülük ödülü olan 2.500 TL’yi Ulujen takımı ‘’Atıktan Değere’’ projesi ile kazandı.

BEST For Enerji Projesi kapsamında İzmir’de düzenlenen ideathon etkinlikleri serisi 20-21 Kasım 2021 tarihindeki BEST For Wind ve 4-5 Aralık 2021 tarihindeki BEST For City İdeathonları ile devam edecek.

 

 

 

Devamını oku

Genel

Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdi: Enerjide yeni dönem

Yayın tarihi:

-

Yazar

Paris İklim Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anlaşma, Resmi Gazete’de de “22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur” ifadeleriyle yayımlanarak yürürlüğe girmiş oldu.

WWF, Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 15 kurum, konuyla ilgili ortak açıklama yayınladı.

İklim değişikliği konusunda çalışan imzacı kurumlar, Türkiye’nin Anlaşmaya  taraf olmasının olumlu bir adım olduğunu belirtiyor ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefinin benimsenmesiyle Türkiye’nin iklim politikasında yeni bir dönem başladığını vurguluyor.

Türkiye, dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada ve kişi başı emisyonları her gün artıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltımı için öncelikle, Türkiye’nin 2053 yılına kadarki süreci kapsayacak kısa vadeli iklim hedefleri belirlemesi gerekiyor.  Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir politika geliştirebilmek için, halihazırda sera gazı emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanı’nı diğer ülkeler gibi gözden geçirmesi ve daha iddialı emisyon azaltım hedefleri sunması bekleniyor. 

Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor.

Hükümetin yeni iklim politikası dahilinde ilk adım olarak yeni kömür santrali yapılamayacağını taahhüt etmesi önem kazanıyor. 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür yatırımlarının yapılmaması gibi bazı önemli kilometre taşlarının bugün belirlenmesi gerekiyor. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye’nin,  geçtiğimiz hafta yeni kömürlü santrallerinin inşaatını durdurmayı amaçlayan “Yeni Kömür Santrali Yok Sözleşmesi” gibi girişimlerin izinde “yeni kömür yok” hedefini mutlaka taahhüt etmesi gerekiyor. 

Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. 

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor.  Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor.”

Devamını oku

Genel

Enerji santallerinde öngörülü güvenlik

Yayın tarihi:

-

Yazar

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanarak dışa bağımlılığın azaltılması, enerji kaynakların çeşitlendirilerek sürdürülebilir enerji kullanımının sağlanması ve enerji tüketimi neticesinde çevreye verilen zararların en aza indirilmesi açılarından yenilenebilir enerji oldukça önemli bir değere sahiptir.2020 Yılında yaşanan pandemi dönemi de bu önemi ayrı bir pencereden bizlere bir kez daha göstermiştir. Ülkelerin ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılaması pandemi gibi zorlu dönemlerde de yaşanabilecek çeşitli krizleri engellemektedir. 

Şu anda dünya genelinde fosil yakıtlardan enerji üretimi ağırlıkta olsa da gelişen trend yenilenebilir enerji üzerinedir. Birçok ülke enerji üretim alanındaki stratejilerini bu doğrultuda belirlemekte, üretilen enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına yeni teknolojiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Enerji alanında dünyada gelişen bu trende Türkiye’de ayak uydurmakta, hatta özellikle güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemiz bulunduğu coğrafi konum ve jeopolitik yapısı sebebi ile özellikle yenilenebilir enerji alanında oldukça önemli bir potansiyele sahip durumdadır. Birçok ülkeye göre özellikle güneş ve rüzgar açısından çok daha avantajlı bir potansiyele sahip olduğu bilinen ülkemizin EPDK verilerine göre 2020 sonu itibariyle rüzgar enerjisi santrali kurulu gücü yaklaşık 9.000 MW, güneş enerjisi kurulu gücü de yaklaşık 6.600 MW civarındadır. Diğer yenilenebilir enerji kaynakları olan hidroelektrik enerji santralleri yaklaşık 30.000 MW, jeotermal enerji santralleri yaklaşık 1.500 MW kurulu güce sahiptir. Bu veriler göstermektedir ki toplam kurulu gücümüzün yaklaşık %47’si yenilenebilir enerji kaynaklarından,  %15’inin de geleceğin enerjisi olarak nitelendirilen rüzgar ve güneş kaynağına dayalı olduğunu göstermektedir. Uzmanlar tarafından tahmini hesaplanan yenilenebilir enerji  potansiyele göre daha oldukça yüksek bir potansiyelimiz olduğu bilinmekte ve bu doğrultuda da yeni projelerin işletmeye geçmesi ile birlikte her geçen gün kurulu gücümüz de artmaktadır. 

Artan bu enerji yatırımlarının, inşaat ve montaj süreçlerinin güvenle tamamlanarak işletmeye geçmesi, işletmeye geçtikten sonrada güvenle enerji üretmesi elbette ki oldukça önem arz etmektedir. Bu alanda yatırım yapan şirketlerin güvenlik açısından yaşayacağı bir problem, iş planlarını sekteye uğratabildiği gibi finansal açıdan dengesizliklere de yol açabilmekte ve mental açıdan yorgunluk yaratabilmektedir. Bir enerji üretim santralinin inşaat aşamasına geçebilmesi için uzun ve zorlu bir izin sürecinin tamamlanması, sonrasında da önemli yatırım bütçeleri ayrılması gerekmektedir. Bu denli zorlu ve maliyetli süreçlerden geçen bir enerji yatırımının güvenlik açısından problemler yaşaması istenebilecek en son şeylerdendir. Bilindiği üzere enerji üretim santrallerinin gerek şantiye dönemleri gerekse işletme dönemleri çeşitli riskler barındırmakta, bu risklerin ortaya çıkmaması içinde hassasiyetle önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle şantiye/montaj halindeki projelerin çoğunluğu zorlu lokasyon ve coğrafi koşullarda yer almakta ve geniş bir alana yayılmaktadır. Bu tarz projelerde değerli malzeme yoğunluğunun yüksek olması, kaybolması halinde proje iş planını sekteye uğratabilecek ekipmanların varlığı, çok yönlü İSG unsurları ve sosyal etkileri güvenlik risklerini arttırmaktadır. Ortaya çıkan bu yüksek güvenlik risklerinin engellenebilmesi için çok iyi politikalar belirlenmesi, üzerinde hassasiyetle durulması ve doğru yönetilmesi değerlidir.

Enerji sektöründe ön planda olan başlıklardan birisi de güvenliktir ve burada stratejik bir öneme ve değere sahip olan enerji projelerinin güvenliği için, deneyim, bilgi birikimlerimi ve segmente özel derinleşmiş tecrübe devreye girer. 

Derin sektör tecrübesi ile hangi proje türünde hangi aşamada, hangi lokasyonlarda nasıl risklerle karşılaşabileceğimizi önceden öngörebilmesi,  projede daha göreve başlamadan önce tespit edilen bu risklerin ortaya çıkmaması içinde önem arz eder. Güvenlik teknolojileri, uzaktan izleme çözümleri gibi farklı hizmet karmaları eşliğinde entegre güvenlik çözümleri ile optimum fayda sağlanır.  Enerji yatırımcılarına ayrıca enerji tesislerinde ihtiyaç duyulan en doğru güvenlik teknolojisini, güçlü yapımız sayesinde yıllara yayılabilen finansal modellemeler eşliğinde yapılabilmektedir. Bu teknoloji yatırımlarını yaparken işletme maliyetlerinde de tasarruf yaratıldığından  tesisler ileri güvenlik teknolojilerine de sahip olabilmektedir.

Örneğin, işletmeye geçmiş olan Rüzgar Enerji Santrallerinin güvenliği;  genelde geniş bir alana yayılmış olan rüzgar türbinlerinin standart kamera sistemi ile izlenmesi ve sürekli devriyeler atılması ile sağlanmaktadır. Benzer durum Güneş Enerjisi Santralleri için de geçerlidir. Geniş bir alanda kurulan santrale ait çevre hattı standart kamera sistemleri ile 7/24 izlenmekte, devriye eşliğinde çeşitli kontroller yapılmaktadır. Bir Rüzgar Enerji Santralinde tüm rüzgar türbinlerine, bir Güneş Enerji Santralinde de çevre hattına kurulan akıllı video analiz özelliğine sahip kamera sistemleri, hoparlörler ve Securitas Uzaktan İzleme Merkezinin entegrasyonu sayesinde 7/24 sürekli izlemeye gerek kalmadan, türbin pad alanlarının, çevre hattının güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlanabilmektedir. Bu kurguda, türbin alanlarına veya çevre hattına yapılacak herhangi bir müdahalede akıllı video analizli kameralar görüntüyü Securitas Uzaktan İzleme Merkezi ile paylaşmakta, operatörler tarafından video doğrulama yapılmakta ve gerekiyorsa anlık olarak görerek sesli anons ile caydırıcılık sağlanmaktadır. Ardından ihtiyaca göre de güvenlik görevlileri ilgili noktaya yönlendirilmektedir. İşletmedeki RES’lere ve GES’lere özgü bu yenilikçi, öngörülebilir ve önleyici güvenlik tasarımı sayesinde işletme maliyetlerinden ciddi oranda avantaj sağlanmakta, sürekli devriyeye gerek kalmadığı için de İSG riskleri de engellenmektedir.

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler