Connect with us

Genel

Yeni Avrupa rüzgar atlası

Yayın tarihi:

-

 

Yazan: Ferhat Bingöl – Rüzgar Enerjileri Mühendisi (PhD)

Yayınlanan ilk Avrupa Rüzgar Atlası hem bilimsel olarak, hem de mühendislik uygulaması olarak öncü olmuştu. Şimdi, 25 sene sonra, Türkiye’nin de içinde olduğu daha geniş bir çalışmayla yeni bir metot ve yeni bir atlas geliştirilecek.
Bundan tam 25 yıl önce Danimarka ulusal bilim merkezi Risø’dan iki bilim adamı, Erik Lundtang Petersen ve Ib Troen, uzun süredir insanların ihtiyacı olan bir çalışmayı hayata geçirmeyi başardı. Araştırmacılar Danimarka üzerinde denemesini yaptıkları yeni fizibilite tekniklerine Rüzgar Atlası Metodolojisi (Wind Atlas Methodology – WAM) adını verdiler ve tüm Avrupa için uygulamak üzere Avrupa Komisyonundan gerekli desteği aldılar. Bu mali destekle Avrupa’nın farklı yerlerinde halihazırda var olan yaklaşık 200 rüzgar ölçüm direğinden alınan veriler Danimarka bilim merkezine gönderildi. Sayısız ziyaretle direklerin kurulum şartları, varsa hatalar listelendi, rüzgar verileri bu bilgilere göre temizlendi. Nihayetinde geliştirilen model uygulandı ve ilk Avrupa Rüzgar Atlası 1989 yılında yayınlandı (Resim 1). Bu 1976 petrol krizinden bu yana rüzgar ve diğer yenilenebilir enerjileri daha iyi kullanmak için yöntemler arayan Avrupa yatırımcısı, mühendisi ve bilim insanı için bulunmaz bir fırsat oldu. Avrupa Rüzgar Atlası, 650 sayfalık bir veri kataloğu ve 200 istasyonun tüm istatistiki bilgileri ve bu bilgilerin nasıl farklı noktalardaki rüzgar kapasitesini tahmin edileceğini anlatan bir kullanım kitapçığıyla kullanıcılara sunuldu. Yaklaşık birkaç sene içinde metodoloji ve atlasın kendisi Avrupa’nın temel rüzgar tahmin sistemi olmayı başardı.

Resim 1: İlk Avrupa Rüzgar Atlası sonucunda hazırlanan rüzgar atlası. İlk atlas dahi Ege denizindeki yüksek potansiyeli gösteriyor. (wasp.dk)

Yöntemin bu denli kabul görmesinin birkaç farklı nedeni var. Birincisi, o güne değin belirli bir nokta da ölçülmüş rüzgar verisinin yakında da olsa farklı bir noktadaki rüzgar verisine nasıl dönüştürüleceği konusunda kesin bir bilimsel yöntem yoktu. Bu, rüzgar tarlası yapmak isteyen yatırımcıyı birçok farklı direk dikmeye ve zaten o sıralarda getirisi düşük olan rüzgar enerjilerine yeni bir mali külfet ekliyordu. İkinci olarak, bilgisayarların düşük işlemci gücünden dolayı bilgisayarlarda rahat çalışacak bir model lazımdı ki; geliştirilen metot lineer akış modelleme ve istatistiki değerlendirme içerdiği için çok hızlı işlem yapabiliyordu. Son olarak da kullanılacak girdi ve çıktı verilerine bir standardizasyon getiriliyor ve bugün var olan saha fizibilite çalışmalarının temelleri atılmış oluyordu. Son olarak da, yeni metodoloji baştan sona bir çözüm vaat ediyordu. Rüzgar ölçüm noktasında başlayıp rüzgar türbini noktasında yıllık üretim tahmini (Annual EnergyProduction – AEP) olarak bitiyordu ki bu kullanıcıların işini kolaylaştırıyordu.
İşte rüzgar enerjileri sektörünün şu andaki çalışma şeklini belirleyen bu metodolojinin bulunmasının üzerinden 25 sene geçti. Metodu geliştiren bilim merkezi bu başarısıyla daha da ünlendi ve teoriyi pratiğe dönüştürmek için bir yazılım geliştirdi. Şimdi WAsP adıyla bilinen ve 11nci sürümü çıkan yazılımın ilk adı “Wind Atlas and Application Programme”idi. Çok fazla sayıda “A” ile başlayan kelimeyi yan yana barındırdığı için WAsP diye kısaltılan bu isim rüzgar enerjileri sektöründe bir standardın da adı oldu. Altıncı sürümden (1996) itibaren Windows işletim sistemi için arayüze de sahip olan yazılım farklı şirketlerin de ilgisini çekerek lisanslandı. Örneğin yine Danimarkalı EMD firmasının WindPRO yazılımı ya da o sırada bağımsız bir İngiliz şirketi olan GarradHassan firmasının (şimdi DNV GL) WindFarmer yazılımı WAsP çekirdeğini kullanan bilimsel yazılımlardır. Tabii bu iki yazılım kendi uzmanlarınca WAsP temeli üzerine birçok eklenti geliştirmiş ve metodolojiyi daha kapsamlı hale getirmişlerdir. Risø tarafından bu şirketlere lisanslanan ürün bu sayede dünyada neredeyse kullanılmadığı bir yer bırakmadı. 2014 yılındaki kayıtlara bakılırsa WAsP ve Rüzgar Atlası Metodolojisi 110 farklı ülkede kullanıldı. Bunlardan 30 tanesi ulusal atlas diye tabir edilen, tüm ülkenin atlasının çıkarıldığı çalışmalar oldu (Resim2) .
Resim2: Rüzgar Atlası Metodu şu ana kadar 110 ülkede (mavi ve kırmızı) kullanıldı ve bunların 30 tanesi ülkesel çapta atlaslardı (kırmızı) (wasp.dk)
Rüzgar Atlası Metodolojisi Nasıl Çalışır?
Metodoloji 4 adımda çalışır:
1)İstatistiki rüzgar verileri bir fizibilite çalışmasının temelidir. WAM öncelikle belirli süre zarfında toplanmış verileri istatistiki bir formata dönüştürerek başlar. Ölçüm cihazınızın karakterine göre bazı sınırlamalar getirebileceğiniz bu işlem sayesinde Gözlemlenmiş Ortalama Rüzgar Klimatolojisi (Observed Mean Wind Climate – OMWC) olarak adlandırılan şekle dönüştürülür. Toplam olarak ve sektörel olarak gruplara ayrışmış veriler frekanslarına (f) ve yatay rüzgar hızına göre (U [m/s]) en iyi Weibull dağılımı adı verilen fonksiyon ile tanımlanabilir. Gözlemlenmiş veri A[m/s] ve k parametrelerine göre uygulanıp ölçülmüş değerler taşınabilir bir istatistiki bilgiye dönüştürülür. Bu bilgilerden istenildiği zaman hız U ve enerji yoğunluğu E [W/m^2] bilgileri hesaplanabilir.
2)OMWC alınarak WAsP yazılımına yükseklik ve pürüzlülük eğrileri ile birlikte (ve varsa engeller bilgileri ile) eklenir. OMWC sadece ölçüm noktasına göre hesaplanmış bir veri olduğu için ilk adım bu veriden tüm bölgeyi tanımlayan bir “atlas” oluşturmaktır. Genelde düz bir arazide yapılan ölçüm 20 ila 50 km çapındaki bir araziyi tanımlayan atlasa dönüştürülebilir. WAsP, veri içinde yer alan üç katmanı, yükseklik, pürüzlülük ve engeller, çıkartarak veriyi bir atlasa dönüştürür ve artık yeni rüzgar verisi tüm arazi için kullanılabilir.
3)Atlas dosyası, var olan yükseklik eğrileri, pürüzlülük verileri kullanılarak artık harita üzerindeki herhangi bir nokta seçilip 2.adımın tam tersine o noktadaki bilgilere göre noktasal veriye dönüştürülebilir. Bu adım sonunda, örneğin rüzgar türbininin yerleştirileceği noktadaki kapasiteyi bulmuş oluruz.
4)Son adımda ise WAsP yazılımına rüzgar türbini hakkında bilgi verilir. Birden fazla türbin varsa hepsinin yerleri aynı anda girilerek rüzgar tarlası grubu altında toplanır. 3. adımda yer alan noktasal veriler her türbin noktası için hesaplanıp toplam yıllık üretim kapasitesi (AEP) hesaplanır ve kullanıcıya verilir.
Türkiye’de bu şekilde geliştirilen ilk atlas Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve Yenilenebilir Enerjiler Genel Müdürlüğü tarafından ortaklaşa yürütülen Türkiye Rüzgar Atlası projesidir. Veriler yapılan yayının satın alınması yoluyla kitap olarak kullanıcıya sunulur. (Resim5)
Resim5: 2002 senesinde MGM tarafından geliştirilen Türkiye’nin İlk Rüzgar Atlası
Numerik Rüzgar Atlasları ve Dünya Rüzgar Atlası
Yaklaşık 10 yıl kadar önce WAM bir yenileme geçirdi. Rüzgar atlaslarının ölçüm yapılmayan yerlerde dahi yaratılmasını sağlayan bir yöntem geliştirildi. Yenilemeye göre artık eğer bir noktada ölçüm yapılmasa dahi rüzgar modelleme verileri temel alınarak belirli noktalar için atlas noktası oluşturulabiliyordu. Bu sayede daha önceki bölümde anlatılan 4 adımlık işlem sadece 3. ve 4. adım kullanılarak yapılabilir hale geldi. Numerik Rüzgar Atlasları (Numerical Wind Atlases – NWA) olarak adlandırılan teknoloji günümüzde en yaygın kullanılan metotlardan biri oldu. Bu metodolojide belirli noktalarda direkler vasıtasıyla ölçüm yapılması yine gereklidir çünkü bu ölçümler modelin sağlamasını yapmak için kullanılır (Resim3).
Resim3: En son geliştirilen Nümerik Rüzgar Atlasına bir örnek. Güney Afrika Rüzgar Atlası (http://www.wasaproject.info)
Türkiye’de bu şekilde geliştirilen ve halen kullanılmakta olan ürün Rüzgar Enerjileri Potansiyel Atlası’dır ve Yenilebilir Enerjiler Genel Müdürlüğü tarafından sunulmaktadır. Veriler noktasal ya da bölgesel veriler olarak kullanıcı tercihine göre ücretli olarak sunulur. (Resim6)
Resim6: Yenilenebilir Enerjiler Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen Rüzgar Enerjisi Potansiyel Atlası (REPA)
Yeni Avrupa Rüzgar Atlası Projesi ve Türkiye Ayağı
WAsP’ın belki de en ilginç özelliği ilk geliştirici ekibin 30 sene sonra halen aynı ekipte yer almalarıdır. Ib Troen ve Erik Petersen halen WAsP takımında yer alıyor ve aktif olarak yazılım da kod geliştiriyorlar. Şimdi bu yaşlı ama dinç ekip üyelerinden yeni bir haber var. 2014 yılı yeni Avrupa Rüzgar Atlası projesinin hazırlıklarıyla geçti. Bu sefer daha detaylı bir atlas çıkarmak ve daha fazla bilimsel ürün geliştirmek için ilk atlası çıkaran ekibin liderliğinde bir konsorsiyum kurulmaya çalışıldı. Bu konsorsiyumda Türkiye ile birlikte Belçika, Danimarka, Almanya, Letonya, Portekiz, İspanya ve İsveç var. Projenin yürütücülüğünü Danimarka Teknik Üniversitesi adına Prof.Dr.Jakob Mann yapmaktadır.
Türkiye’de akademik katılım ise oldukça yüksek seviyede oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi yüksek sayıda araştırmacısıyla farklı deneyler ve proje önerileriyle konsorsiyuma katıldı. Proje yöneticiliğini TÜBİTAK uzmanlarının yürüttüğü projede, proje anlaşmasına göre, Türkiye tarafından yatırılan tüm destek yine sadece Türk araştırmacılar tarafından kullanılabilecektir.
Proje ilkinden farklı olarak bir merkezin tekelinde olmadan tasarlandı ve tüm ortakların yapmak istediği projeye yararlı tekil projelerin bütünü olarak ERANET+ destek programına başvuruldu. Olumlu cevabın sonrası projelere 1 Ocak 2015 itibariyle başlama fırsatı verilecek. Proje 5 sene sürecek ve bittiğinde, Avrupa’nın yeni bir rüzgar atlası olacak. Bu sefer atlas tümüyle ücretsiz ve geliştirme yöntemi son kullanıcıya açık olarak sunulacak. Ürün sadece enerji kapasitesi tahmininde kullanılmayacak aynı zamanda türbülans, belirsizlik değerleri gibi rüzgar yatırımcılarının çok ihtiyaç duyduğu eklentilere de sahip olacak.
Tablo: NEWA katılımcı ülkeleri ve destek miktarları.

2020’de bizi ne bekliyor

Yeni Avrupa Rüzgar Atlası 2020 yılında tamamlandığında tüm Avrupa ve Türkiye yeni bir planlama ve fizibilite yöntemine kavuşmuş olacak. Bu yenilikler bir önceki bölümde bahsedilen teknik yenilemelerle sınırlı değil. Yani atlasın etkileri sadece bazı işleri kolaylaştırmaktan öte bilgiye ücretsiz erişim ve çok çabuk ve düşük maliyetli fizibilite çalışması yapılabiliyor hale gelinecek olması değil. Bunun anlamı sadece yatırımcıların değil, TEİAŞ gibi kurumlarında kendi plan programlarını daha az belirsizlik içeren yöntemlerle geliştirmelerini ve 5 ila 10 senelik planlamalarda daha da başarılı sonuçlar elde edilebilecek olması.

 

Akademik olarak Türkiye ile paylaşılan ve beraber geliştirilen model sayesinde de önümüzdeki akademik kuşaklar için daha sağlam bir rüzgar enerjisi metrolojisi temeli atılmış olacak. Bunun da teknoloji transferi aracılığıyla tüm dünya pazarına hitap eden ürünler geliştirilmesinde öncü olması beklemek bence hayalperestlik olmaz.

 

Projenin belki de ülkemiz adına olumlu olan tüm bu sonuçlarından bile daha önemli katma değerinin, 10 senede yüzde 300 büyüyen Türkiye rüzgar enerjileri sektörünü bu başarısından dolayı Avrupa ve dünyada hak ettiği yere koyması olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

 

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler