Connect with us

Genel

Rüzgar türbinlerinde çevresel etkilerin değerlendirilmesi

Published

on

 

Rüzgâr enerjisi; yenilenebilir, temiz ve doğal bir enerji kaynağıdır. Rüzgâr enerjisinden faydalanılarak elektrik enerjisi üretmek amacıyla günümüzde yatay eksenli rüzgâr türbinleri kullanılmaktadır.

 

Özet

Rüzgâr enerjisi; yenilenebilir, temiz ve doğal bir enerji kaynağıdır. Rüzgâr enerjisinden faydalanılarak elektrik enerjisi üretmek amacıyla günümüzde yatay eksenli rüzgâr türbinleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada, rüzgâr türbinlerinin sebep olduğu çevresel etkiler (gürültü etkisi, hava kirliliği etkisi, arazi kullanım oranı, habitata etkisi, elektromanyetik etki, görüntü ve estetik etki vb.) incelenmiştir.

Anahtar kelimeler: Rüzgâr enerjisi, rüzgâr türbini, çevresel etki

1. Giriş

Rüzgâr enerjisi; sürekli, kararlı ve güvenilir bir enerji kaynağıdır. Rüzgârdan elde edilecek enerji, rüzgâr hızına, kanat çapına ve esme süresine bağlı olarak değişmektedir [1]. Rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretmek amacıyla günümüzde yatay eksenli rüzgâr türbinleri kullanılmaktadır. Bu tip türbinler, kanatların kinetik enerjisini mekanik enerjiye çevirip dişli kutusu üzerinden jeneratöre ileten ve jeneratörde de elektrik enerjisi üretimini sağlayan sistemlerdir.

Yatay eksenli rüzgâr türbinleri; temel olarak kanatlar, kule,  gövde, düşük hızlı şaft, eğim (yaw) ve kanat döndürme (pitch) mekanizmaları, dişli kutusu, yüksek hızlı şaft, jeneratör ve kontrol ünitesi gibi elemanlardan oluşmaktadır [2]. Yatay eksenli bir rüzgâr türbininin genel yapısı Şekil 1’de verilmiştir.

Rüzgar türbinleri, çevreye herhangi bir emisyon yaymayan ve sera etkisine sebep olmayan enerji üretim kaynaklarıdır. Bu sebeple, dünyada rüzgâr enerjisinin kullanımı her yıl giderek artmaktadır.  Dünya rüzgâr türbini kurulu gücü Ekim 2016 itibariyle 456 GW olup yıllık ortalama büyüme oranı yaklaşık %15 seviyelerindedir. Rüzgâr türbinlerinin çevreci santraller olması, çevreye hiçbir olumsuz etkisinin olmadığı anlamına gelmemektedir.

Rüzgâr türbinlerinde oluşabilecek en önemli çevresel sorun gürültü olarak değerlendirilmektedir.  Bu sebeple, rüzgâr enerjisi santralleri yerleşim yerinin olmadığı ya da yükselti farklılıklarından dolayı gürültünün çok az hissedildiği yerlere inşa edilmektedir. Ayrıca, rüzgâr türbinlerindeki teknolojik gelişmeyle beraber gürültü seviyeleri de giderek düşmektedir. Rüzgâr, her zaman yeterli hızda esmemektedir. Bu durumda da rüzgardan elektrik enerjisi üretimi ya kesikli olmakta ya da hiç gerçekleşmemektedir. Yüksek hızla dönen rüzgâr türbini kanatları, kuş ölümlerine neden olabilmektedir. Ancak yürütülen çalışmalarda, bu kuş ölümlerinin ciddi boyutlarda olmadığı ortaya konulmuştur [2, 4] Bu çalışmada, rüzgâr türbinlerinin çevresel etkileri (gürültü, habitata etkisi, görüntü ve estetik etkisi, elektromanyetik alan etkisi vb.) incelenerek değerlendirmelerde bulunulmuştur.

2. Rüzgâr Türbinlerinin Çevresel Etkileri

Rüzgâr enerjisi; yenilenebilir, yerli ve dışa bağımlı olmayan bir enerji kaynağıdır. Rüzgâr enerjisi, yenilenebilir bir kaynak olduğundan dünya var oldukça rüzgârdan enerji üretimi devam edecektir. Rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretimini gerçekleştiren rüzgâr türbinleri, enerji üretimi açısından en çevreci santrallerden biridir. Bu santraller, ekolojik yapıyı korur ve doğal dengeyi bozmaz. Ayrıca rüzgâr türbinleri, küresel ısınmaya ve asit yağmurlarına yol açmayan, CO2, CO, NOx emisyonları çıkarmayan, insan sağlığına ve bitki örtüsüne olumsuz etkileri olmayan temiz bir enerji üretim kaynağıdır. Rüzgâr türbinlerinin diğer çevresel etkileri; arazi kullanım oranı, gürültü etkisi, habitata etkisi, elektromanyetik alan etkisi, görüntü ve estetik etki şeklinde sıralanabilir. Rüzgâr türbinlerinin tüm çevresel etkileri aşağıda detaylıca izah edilmiştir [5-6].

2.1. Arazi Kullanımı

Rüzgâr enerji santralleri çok geniş yer kaplıyor gibi görünmesine rağmen santralde türbinlerin kapladığı alan, toplam alanın yaklaşık %1-1.2’si düzeyindedir. Bu nedenle, rüzgâr enerji santrallerinde geriye kalan alan (%98-99), tarım ve hayvancılık için kullanılabilmektedir. Tek türbin açısından değerlendirildiğinde ihtiyaç duyulan alan 700-1000 m2/MW düzeyindedir. Rüzgar enerji santrallerinin birim kurulu güç başına toplam alan ihtiyacı 0.1-0.2 km2/MW seviyesindedir [7]. Kurulu güç ve enerji üretimi açısından bir rüzgâr enerji santrali ve hidrolik enerji santralinin arazi kullanım oranları Tablo 1’de karşılaştırılmıştır.

Aynı kurulu güce sahip santraller arasında rüzgâr enerji santralleri hidrolik enerji santrallerine göre daha az yer kaplamaktadır. Bu durum, rüzgâr enerji santrallerinin çok yer kapladığı görüşünün de doğru olmadığını göstermektedir.

2.2. Gürültü Etkisi

Gürültü, rüzgâr enerjisi mühendisliğinin en önemli konularından biridir. Gürültü, istenmeyen ses olarak tanımlanmaktadır. Rüzgâr türbinlerinde gürültü iki farklı sebeple oluşmaktadır. Bunlardan ilki dişli sistemi, jeneratör, soğutma fanları gibi sistemlerden kaynaklanan mekanik gürültü; ikincisi ise rüzgâr ve kanat etkileşimi sebebiyle ortaya çıkan aerodinamik gürültüdür. Günümüzdeki teknolojik gelişmeler neticesinde, mekanik gürültü büyük ölçüde önlenmiştir. Bu nedenle, ağırlıklı olarak aerodinamik gürültü üzerine iyileştirme çalışmaları yürütülmektedir [8].

600 kW ve 2 MW güç kapasiteli rüzgar türbininden belli uzaklıkta hissedilen gürültü seviyeleri desibel (dB) cinsinden Şekil 2’de verilmiştir. 600 kW güç kapasiteli rüzgar türbininden 200 m uzaklıkta duyulan gürültü seviyesi 46.5 dB iken; 2 MW güç kapasiteli rüzgar türbininden aynı uzaklıkta duyulan gürültü seviyesi 47 dB olarak belirlenmiştir. Rüzgâr türbinlerinin güç kapasiteleri birbirinden çok farklı olmasına rağmen; rüzgâr türbini teknolojisindeki gelişmeler neticesinde gürültü seviyeleri arasındaki farkın ciddi oranda azaldığı tespit edilmiştir.

Çeşitli kaynakların çıkardığı gürültü seviyeleri (dB) Şekil 3’de verilmiştir. Rüzgâr türbinlerinin çıkardığı gürültü 50 dB seviyesindedir ve diğer çoğu kaynaktan (uçaklar, havalı matkap vb.) çıkan gürültüye göre daha azdır. Bu durum, rüzgâr türbinlerinde oluşan gürültünün insanları rahatsız edecek bir düzeyde olmadığını göstermektedir.

Rüzgâr türbini teknolojisindeki gelişmeyle birlikte, rüzgâr türbinlerinde oluşan gürültü seviyesinin ilerleyen yıllarda daha da düşeceği kaçınılmaz olarak görülmektedir.

2.3. Hava Kirliliğine Etkisi

Günümüzde elektrik enerjisi üretiminde en sık kullanılan enerji kaynakları; kömür, doğal gaz ve petroldür. Bunlar, aynı zamanda en fazla zararlı gaz (CO2, SO2, NOx) yayan enerji kaynaklarıdır. Enerji kaynaklarından elektrik enerji üretimi sırasında ortaya çıkan CO2, SO2, NOx emisyonları Tablo 2’de verilmiştir. Elektrik enerjisi üretiminde karbondioksit (CO2) emisyonu en yüksek olan enerji kaynakları sırasıyla kömür, petrol ve doğal gaz; azotoksit (NOx) emisyonu en yüksek olan enerji kaynakları ise sırasıyla; kömür, doğal gaz ve petrol şeklinde sıralanmaktadır. Yenilenemez enerji kaynaklarının aksine rüzgâr enerjisi CO2, SO2 ve NOx emisyonu yaymayan ve sera etkisi yaratmayan çevreci bir enerji kaynağıdır. Bu sebeple de son yıllarda rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretimi hızla artmaktadır.

Rüzgâr türbininden 1 kWh’lik elektrik enerjisi üretimiyle salınımı en fazla önlenen emisyonlar sırasıyla; kükürtdioksit (7.1 gr), azotoksit (2.8 gr), karbonmonoksit (0.9 gr), karbondioksit (0.7 gr) ve partikül madde (0.18 gr) şeklindedir (Tablo 3). Dünya genelinde 2025 yılına kadar elektrik enerjisi ihtiyacının sadece %10’unun rüzgâr enerjisinden sağlanması durumunda atmosfere salınan CO2 emisyonunun yılda 1.41 Gton azalacağı öngörülmektedir. Bu sebeple, enerji santralleri kurulurken çevresel etkilerin de değerlendirilerek yatırımların yapılması son derece önem arz etmektedir.

2.4. Habitata Etkisi

Habitat, bir canlının yaşadığı veya geliştiği bölge olarak tanımlanmaktadır. Rüzgâr türbinlerinden etkilenen en önemli canlı grubu kuşlardır. Rüzgâr türbinleri çalışma esnasında kuş ölümlerine neden olabilmektedir. Kuş ölümleri, genellikle kuşların toplu göçü sırasında karşılaşılan bir durumdur.  Danimarka’da yapılan bir araştırmada, rüzgâr türbinleri sebebiyle yıllık ortalama 20,000 civarında kuş ölümünün gerçekleştiği belirlenmiştir. Ayrıca bu araştırmada, avlanma sebebiyle 1,500,000, enerji hatlarına çarparak yaklaşık 1,000,000 ve trafikte ise yaklaşık 2,000,000 kuşun her yıl öldüğü tespit edilmiştir (Şekil 4). Avlanma, enerji hatları ve trafik sebebiyle gerçekleşen kuş ölümleri; rüzgâr türbinlerinde gerçekleşen kuş ölümleriyle karşılaştırıldığında rüzgâr türbinlerine çarparak gerçekleşen kuş ölümlerinin diğerlerine göre oldukça düşük seviyede olduğu belirlenmiştir.

Yerleşik kuşların rüzgâr türbinlerine kolayca alışarak yuva yaptığı bilinmektedir. Birçok göçmen kuş sürüsü 150 m’den daha yüksekte uçmakta olup türbin kanatları bu kuş sürüleri için herhangi bir tehlike oluşturmamaktadır. Kuş göçleri genellikle 300-1000 m arası yükseklikte yoğun olmakla birlikte daha yükseklerde göç eden kuşlar da vardır.

Ama yine de rüzgâr enerji santrallerinin kurulduğu bölgelerin göç yolları üzerinde olmaması en iyi çözüm yolu olarak görülmektedir [11].

2.5. Elektromanyetik Alan Etkisi

Rüzgâr türbinleri, elektromanyetik alan oluşturarak kurulduğu bölgedeki havacılık ve denizcilik haberleşmelerini, radyo ve televizyon yayınlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu etki, rüzgâr türbinlerindeki gövde ve kanatların bir ayna görevi görmesinden kaynaklanmaktadır. Alıcıdan gelen sinyaller yansıtılmakta ve bu sinyaller alıcıya giden sinyalleri doğrudan etkilemektedir [11].

Rüzgâr türbinlerinde elektromanyetik alan açısından en kötü koşullar yüksek frekanslarda oluşmaktadır. Rüzgâr türbinlerindeki bu elektromanyetik etki; türbinlerin mikrodalga rotaları üzerinde bulunmamasıyla, kablo bağlantılarıyla veya yerel yükselticilerin kullanılmasıyla aşılabilmektedir. Rüzgâr türbinlerinin elektromanyetik etkisi, kanat malzemesi ve kanat büyüklüğüyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca rüzgâr türbinlerinde metal malzeme kullanıldığında elektromanyetik etki ve gürültü oranı daha yüksek olmaktadır. Bu problem, rüzgâr türbini kanatlarının fiberglas, cam-elyaf veya karbon-elyaf malzemeden üretilmesiyle aşılabilmektedir [11].

2.6. Görüntü ve Estetik Etki

Rüzgâr enerji santrallerinde yer alan rüzgâr türbinlerinin görsel ve onları çevreleyen manzara üzerine etkileri bulunmaktadır. Görsel etkilerden en önemlileri; rüzgâr türbinlerindeki gölge titreşimi ve parıltı etkisidir. Güneşin doğuşu ve batışı sırasında rüzgâr türbinlerinin dönmekte olan kanatları gölge oynamasına ve gölge titreşimine sebep olabilir. 

Benzer şekilde cilalı kanatlara gelen güneş ışığı da etrafa yansıyarak parıltı etkisine neden olabilir. Bu tür sorunlar, türbinin ve kanatların gün içerisinde her türlü renk koşullarına uyan açık mat gri renkle boyanmasıyla giderilebilir. Bir diğer görüntü kirliliğine engel olmak içinse kafes tipi kulelerin yerine boru tipi kuleler tercih edilmelidir. Günümüzdeki modern rüzgâr türbinlerinde de daha çok boru tipi kuleler tercih edilmektedir [11].

3. Sonuçlar ve Öneriler

Rüzgâr enerjisi; doğal, temiz ve tükenmez bir enerji kaynağıdır. Bunun yanı sıra çevre kirliliği oluşturmaması sebebiyle en hızlı gelişen enerji kaynaklarından biri olarak görülmektedir. Rüzgâr türbini çevresel etkilerinin (arazi kullanım oranı, gürültü etkisi, habitata etkisi, elektromanyetik alan etkisi, görüntü ve estetik etki) incelendiği bu çalışmada elde edilen sonuçlar aşağıda verilmiştir:

• Rüzgâr enerji santrali kurulacak alanda türbinlerin kapladığı alan arazinin yaklaşık %1-2’sine karşılık gelmekte olup geriye kalan alan tarım ve hayvancılık için kullanılabilmektedir.

• Rüzgâr enerji santrali kurulacak alanda ön değerlendirme yapılırken; arazinin kuş göç yollarında, sit alanlarında ve milli parklarda olmamasına dikkat edilmelidir.

• Gürültü etkisi açısından rüzgâr türbinlerinin yerleşim yerlerinden en az 200 m uzakta kurulması önerilmektedir.

• Rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretimi sırasında herhangi bir zararlı gaz (CO2, SO2, NOx)  salınımı olmamaktadır. Buna karşın kömür, doğal gaz veya linyitle çalışan termik santraller önemli bir çevre sorunu oluşturmaktadır. Bu sebeple, enerji santrallerinin enerji üretim maliyetleri değerlendirilirken; santrallerin oluşturacağı çevre kirliliği de göz önünde bulundurularak maliyet hesabı yapılmalıdır.

• Rüzgâr türbinleri kurulduğu alanda kanatların hareketi radyo, tv ve haberleşme sinyallerini olumsuz etkileyebilmektedir. Bunu önlemek amacıyla türbin kanatları fiberglas veya kompozit malzemeden üretilmelidir. Parıltı etkisi oluşturmaması içinse kanatların yüzeyinin açık mat gri renkte olması, görüntü etkisi açısından da boru tipi kulelerin tercih edilmesi önerilmektedir.

Kaynaklar

[1]  Başaran, E., Rüzgar Enerjisine Genel Bir Bakış, Kıbrıs Tük Mühendis ve Mimarlar Odası Başkanlığı Yayını (KTMMOB), 2009.

[2] Şenel, M. C., Rüzgar Türbinlerinde Güç İletim Mekanizmalarının Tasarım Esasları-Dinamik Davranış, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Makina Mühendisliği Anabilim Dalı, 2012.

[3]http://www.boschrexroth.ca/country_units/america/canada/en/50_industries/industries/windener gy/wind_components/index.jsp;jsessionid=cabq-cw4UPt4Z5pBBdzRt, 11.01.2015’de erişildi.

[4] Aydın, İ., Balıkesir’de Rüzgar Enerjisi, Eastern Geographical Review, cilt 18, sayı 29, s.29-50, 2013.

[5] Şenpınar, A., Gençoğlu, M. T., Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Çevresel Etkileri Açısından Karşılaştırılması, Doğu Anadolu Bölgeleri Araştırmaları, s.49-54, 2006.

[6] Yerebakan, M., Rüzgar Enerjisi, İstanbul Ticaret Odası, Yayın no: 2001-33, İstanbul, 2001.

[7]  Karadeli, S., Rüzgar Enerjisi, Elektrik Enerjisi Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Ankara, s. 1-38, 2001.

[8] Doğanlı, M., Rüzgar Türbini Gürültüsü, Sağlık Etkileri ve Düzenleme Önerileri, Novosim Mühendislik, 2010.

[9] Durak, S. ve Özer, S., Rüzgar Enerjisi Teori ve Uygulama, İmpress Yayınevi, Ankara, 2008.

[10] Çağlar, M., Canbaz M., Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Potansiyeli, IV. Ulusal Temiz Enerji Sempozyumu, İstanbul, s. 347-357, 2002.

[11]Özkaya M. G., Variyenli H. İ., Uçar, S., Rüzgâr Enerjisinden Elektrik Enerjisi Üretimi ve Kayseri İli İçin Çevresel Etkilerinin Değerlendirilmesi, Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Dergisi, cilt 29, sayı 1, s.1-20, 2008.

Genel

Türkiye’nin İlk Temiz Hidrojen İdeathonu’nda Büyük Ödülü ”HydroS” Ekibi Kazandı!

Published

on

By

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında tüm dünyada bir temiz enerji dönüşümü gerçekleştirilmesi zorunluluk haline geliyor. Temiz Hidrojen ise dünyanın temiz enerji dönüşümünde en önemli araçlarından birisi olarak görülüyor.

Dünya’da yaşanan iklim değişikliği gibi önemli gelişmelere bağlı olarak da gelişmek için yeni bakış açılarına ve fikirlere ihtiyacımız bulunuyor. Geniş kitlelerin fikirlerine ulaşabilmek ve farklı bilgilerin birleşerek yenilikçi fikirlere dönüşmesini sağlayabilmek için, ideathonlar gibi yeni fikir oluşturma araçları ve platformları her geçen gün yaygınlaşıyor.

Bu amaç doğrultusunda; İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından, Enerji Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (ENSİA) ortaklığıyla uygulanan BEST For Energy Projesi kapsamında bu yıl düzenlenecek olan üç adet ideathon etkinliğinden ilki olan Türkiye’nin ilk Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi’nde 23-24 Ekim tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirildi.

Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY ve İzmir Kalkınma Ajansı YDO Koordinatörü H.İ.Murat ÇELİK’in açılış konuşmaları ile başladı.

Etkinliğin devamında tematik konuşmacı olan Aspilsan Ar-Ge Mühendisi Dr. Can SINDIRAÇ, Shura Enerji Dönüşümü Merkezi Direktör Vekili Hasan AKSOY ve Siemens Gamesa Proje Yöneticisi Mikkel SERUP ‘’Neden Temiz Hidrojen?’’ konusunda  katılımcıları bilgilendirdi.

Gerçekleşen konuşmaların ardından katılımcılar yenilikçi fikirler ve uygulanabilir çözümler üretmek için ekipler halinde çalışırken, sektör firmaları ve akademisyenler de mentorluk desteği ile ekiplere katkı sağladı.

Temiz Hidrojen İdeathonu jüri üyesi olan KOSGEB İzmir İl Müdürü Levent ARSLAN, ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Alper KALAYCI, Yaşar Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Emrah BIYIK, İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü H.İ. Murat ÇELİK ve Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY gerçekleştirilen sunumlar sonrası değerlendirmelerini yaptı ve kazanan projeler belli oldu.

Birincilik ödülü olan 10.000 TL’yi HydroS takımı ‘’Hydrogen in a Nutshell’’ projesi ile, ikincilik ödülü olan 5.000 TL’yi Cyclizm takımı ‘’Geleceği İzmir’le Dönüştür’’ projesi ve üçüncülük ödülü olan 2.500 TL’yi Ulujen takımı ‘’Atıktan Değere’’ projesi ile kazandı.

BEST For Enerji Projesi kapsamında İzmir’de düzenlenen ideathon etkinlikleri serisi 20-21 Kasım 2021 tarihindeki BEST For Wind ve 4-5 Aralık 2021 tarihindeki BEST For City İdeathonları ile devam edecek.

 

 

 

Continue Reading

Genel

Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdi: Enerjide yeni dönem

Published

on

By

Paris İklim Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anlaşma, Resmi Gazete’de de “22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur” ifadeleriyle yayımlanarak yürürlüğe girmiş oldu.

WWF, Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 15 kurum, konuyla ilgili ortak açıklama yayınladı.

İklim değişikliği konusunda çalışan imzacı kurumlar, Türkiye’nin Anlaşmaya  taraf olmasının olumlu bir adım olduğunu belirtiyor ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefinin benimsenmesiyle Türkiye’nin iklim politikasında yeni bir dönem başladığını vurguluyor.

Türkiye, dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada ve kişi başı emisyonları her gün artıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltımı için öncelikle, Türkiye’nin 2053 yılına kadarki süreci kapsayacak kısa vadeli iklim hedefleri belirlemesi gerekiyor.  Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir politika geliştirebilmek için, halihazırda sera gazı emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanı’nı diğer ülkeler gibi gözden geçirmesi ve daha iddialı emisyon azaltım hedefleri sunması bekleniyor. 

Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor.

Hükümetin yeni iklim politikası dahilinde ilk adım olarak yeni kömür santrali yapılamayacağını taahhüt etmesi önem kazanıyor. 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür yatırımlarının yapılmaması gibi bazı önemli kilometre taşlarının bugün belirlenmesi gerekiyor. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye’nin,  geçtiğimiz hafta yeni kömürlü santrallerinin inşaatını durdurmayı amaçlayan “Yeni Kömür Santrali Yok Sözleşmesi” gibi girişimlerin izinde “yeni kömür yok” hedefini mutlaka taahhüt etmesi gerekiyor. 

Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. 

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor.  Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor.”

Continue Reading

Genel

Enerji santallerinde öngörülü güvenlik

Published

on

By

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanarak dışa bağımlılığın azaltılması, enerji kaynakların çeşitlendirilerek sürdürülebilir enerji kullanımının sağlanması ve enerji tüketimi neticesinde çevreye verilen zararların en aza indirilmesi açılarından yenilenebilir enerji oldukça önemli bir değere sahiptir.2020 Yılında yaşanan pandemi dönemi de bu önemi ayrı bir pencereden bizlere bir kez daha göstermiştir. Ülkelerin ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılaması pandemi gibi zorlu dönemlerde de yaşanabilecek çeşitli krizleri engellemektedir. 

Şu anda dünya genelinde fosil yakıtlardan enerji üretimi ağırlıkta olsa da gelişen trend yenilenebilir enerji üzerinedir. Birçok ülke enerji üretim alanındaki stratejilerini bu doğrultuda belirlemekte, üretilen enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına yeni teknolojiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Enerji alanında dünyada gelişen bu trende Türkiye’de ayak uydurmakta, hatta özellikle güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemiz bulunduğu coğrafi konum ve jeopolitik yapısı sebebi ile özellikle yenilenebilir enerji alanında oldukça önemli bir potansiyele sahip durumdadır. Birçok ülkeye göre özellikle güneş ve rüzgar açısından çok daha avantajlı bir potansiyele sahip olduğu bilinen ülkemizin EPDK verilerine göre 2020 sonu itibariyle rüzgar enerjisi santrali kurulu gücü yaklaşık 9.000 MW, güneş enerjisi kurulu gücü de yaklaşık 6.600 MW civarındadır. Diğer yenilenebilir enerji kaynakları olan hidroelektrik enerji santralleri yaklaşık 30.000 MW, jeotermal enerji santralleri yaklaşık 1.500 MW kurulu güce sahiptir. Bu veriler göstermektedir ki toplam kurulu gücümüzün yaklaşık %47’si yenilenebilir enerji kaynaklarından,  %15’inin de geleceğin enerjisi olarak nitelendirilen rüzgar ve güneş kaynağına dayalı olduğunu göstermektedir. Uzmanlar tarafından tahmini hesaplanan yenilenebilir enerji  potansiyele göre daha oldukça yüksek bir potansiyelimiz olduğu bilinmekte ve bu doğrultuda da yeni projelerin işletmeye geçmesi ile birlikte her geçen gün kurulu gücümüz de artmaktadır. 

Artan bu enerji yatırımlarının, inşaat ve montaj süreçlerinin güvenle tamamlanarak işletmeye geçmesi, işletmeye geçtikten sonrada güvenle enerji üretmesi elbette ki oldukça önem arz etmektedir. Bu alanda yatırım yapan şirketlerin güvenlik açısından yaşayacağı bir problem, iş planlarını sekteye uğratabildiği gibi finansal açıdan dengesizliklere de yol açabilmekte ve mental açıdan yorgunluk yaratabilmektedir. Bir enerji üretim santralinin inşaat aşamasına geçebilmesi için uzun ve zorlu bir izin sürecinin tamamlanması, sonrasında da önemli yatırım bütçeleri ayrılması gerekmektedir. Bu denli zorlu ve maliyetli süreçlerden geçen bir enerji yatırımının güvenlik açısından problemler yaşaması istenebilecek en son şeylerdendir. Bilindiği üzere enerji üretim santrallerinin gerek şantiye dönemleri gerekse işletme dönemleri çeşitli riskler barındırmakta, bu risklerin ortaya çıkmaması içinde hassasiyetle önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle şantiye/montaj halindeki projelerin çoğunluğu zorlu lokasyon ve coğrafi koşullarda yer almakta ve geniş bir alana yayılmaktadır. Bu tarz projelerde değerli malzeme yoğunluğunun yüksek olması, kaybolması halinde proje iş planını sekteye uğratabilecek ekipmanların varlığı, çok yönlü İSG unsurları ve sosyal etkileri güvenlik risklerini arttırmaktadır. Ortaya çıkan bu yüksek güvenlik risklerinin engellenebilmesi için çok iyi politikalar belirlenmesi, üzerinde hassasiyetle durulması ve doğru yönetilmesi değerlidir.

Enerji sektöründe ön planda olan başlıklardan birisi de güvenliktir ve burada stratejik bir öneme ve değere sahip olan enerji projelerinin güvenliği için, deneyim, bilgi birikimlerimi ve segmente özel derinleşmiş tecrübe devreye girer. 

Derin sektör tecrübesi ile hangi proje türünde hangi aşamada, hangi lokasyonlarda nasıl risklerle karşılaşabileceğimizi önceden öngörebilmesi,  projede daha göreve başlamadan önce tespit edilen bu risklerin ortaya çıkmaması içinde önem arz eder. Güvenlik teknolojileri, uzaktan izleme çözümleri gibi farklı hizmet karmaları eşliğinde entegre güvenlik çözümleri ile optimum fayda sağlanır.  Enerji yatırımcılarına ayrıca enerji tesislerinde ihtiyaç duyulan en doğru güvenlik teknolojisini, güçlü yapımız sayesinde yıllara yayılabilen finansal modellemeler eşliğinde yapılabilmektedir. Bu teknoloji yatırımlarını yaparken işletme maliyetlerinde de tasarruf yaratıldığından  tesisler ileri güvenlik teknolojilerine de sahip olabilmektedir.

Örneğin, işletmeye geçmiş olan Rüzgar Enerji Santrallerinin güvenliği;  genelde geniş bir alana yayılmış olan rüzgar türbinlerinin standart kamera sistemi ile izlenmesi ve sürekli devriyeler atılması ile sağlanmaktadır. Benzer durum Güneş Enerjisi Santralleri için de geçerlidir. Geniş bir alanda kurulan santrale ait çevre hattı standart kamera sistemleri ile 7/24 izlenmekte, devriye eşliğinde çeşitli kontroller yapılmaktadır. Bir Rüzgar Enerji Santralinde tüm rüzgar türbinlerine, bir Güneş Enerji Santralinde de çevre hattına kurulan akıllı video analiz özelliğine sahip kamera sistemleri, hoparlörler ve Securitas Uzaktan İzleme Merkezinin entegrasyonu sayesinde 7/24 sürekli izlemeye gerek kalmadan, türbin pad alanlarının, çevre hattının güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlanabilmektedir. Bu kurguda, türbin alanlarına veya çevre hattına yapılacak herhangi bir müdahalede akıllı video analizli kameralar görüntüyü Securitas Uzaktan İzleme Merkezi ile paylaşmakta, operatörler tarafından video doğrulama yapılmakta ve gerekiyorsa anlık olarak görerek sesli anons ile caydırıcılık sağlanmaktadır. Ardından ihtiyaca göre de güvenlik görevlileri ilgili noktaya yönlendirilmektedir. İşletmedeki RES’lere ve GES’lere özgü bu yenilikçi, öngörülebilir ve önleyici güvenlik tasarımı sayesinde işletme maliyetlerinden ciddi oranda avantaj sağlanmakta, sürekli devriyeye gerek kalmadığı için de İSG riskleri de engellenmektedir.

Continue Reading
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com