Connect with us

Genel

Rüzgar türbinlerinde çevresel etkilerin değerlendirilmesi

Yayın tarihi:

-

 

Rüzgâr enerjisi; yenilenebilir, temiz ve doğal bir enerji kaynağıdır. Rüzgâr enerjisinden faydalanılarak elektrik enerjisi üretmek amacıyla günümüzde yatay eksenli rüzgâr türbinleri kullanılmaktadır.

 

Özet

Rüzgâr enerjisi; yenilenebilir, temiz ve doğal bir enerji kaynağıdır. Rüzgâr enerjisinden faydalanılarak elektrik enerjisi üretmek amacıyla günümüzde yatay eksenli rüzgâr türbinleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada, rüzgâr türbinlerinin sebep olduğu çevresel etkiler (gürültü etkisi, hava kirliliği etkisi, arazi kullanım oranı, habitata etkisi, elektromanyetik etki, görüntü ve estetik etki vb.) incelenmiştir.

Anahtar kelimeler: Rüzgâr enerjisi, rüzgâr türbini, çevresel etki

1. Giriş

Rüzgâr enerjisi; sürekli, kararlı ve güvenilir bir enerji kaynağıdır. Rüzgârdan elde edilecek enerji, rüzgâr hızına, kanat çapına ve esme süresine bağlı olarak değişmektedir [1]. Rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretmek amacıyla günümüzde yatay eksenli rüzgâr türbinleri kullanılmaktadır. Bu tip türbinler, kanatların kinetik enerjisini mekanik enerjiye çevirip dişli kutusu üzerinden jeneratöre ileten ve jeneratörde de elektrik enerjisi üretimini sağlayan sistemlerdir.

Yatay eksenli rüzgâr türbinleri; temel olarak kanatlar, kule,  gövde, düşük hızlı şaft, eğim (yaw) ve kanat döndürme (pitch) mekanizmaları, dişli kutusu, yüksek hızlı şaft, jeneratör ve kontrol ünitesi gibi elemanlardan oluşmaktadır [2]. Yatay eksenli bir rüzgâr türbininin genel yapısı Şekil 1’de verilmiştir.

Rüzgar türbinleri, çevreye herhangi bir emisyon yaymayan ve sera etkisine sebep olmayan enerji üretim kaynaklarıdır. Bu sebeple, dünyada rüzgâr enerjisinin kullanımı her yıl giderek artmaktadır.  Dünya rüzgâr türbini kurulu gücü Ekim 2016 itibariyle 456 GW olup yıllık ortalama büyüme oranı yaklaşık %15 seviyelerindedir. Rüzgâr türbinlerinin çevreci santraller olması, çevreye hiçbir olumsuz etkisinin olmadığı anlamına gelmemektedir.

Rüzgâr türbinlerinde oluşabilecek en önemli çevresel sorun gürültü olarak değerlendirilmektedir.  Bu sebeple, rüzgâr enerjisi santralleri yerleşim yerinin olmadığı ya da yükselti farklılıklarından dolayı gürültünün çok az hissedildiği yerlere inşa edilmektedir. Ayrıca, rüzgâr türbinlerindeki teknolojik gelişmeyle beraber gürültü seviyeleri de giderek düşmektedir. Rüzgâr, her zaman yeterli hızda esmemektedir. Bu durumda da rüzgardan elektrik enerjisi üretimi ya kesikli olmakta ya da hiç gerçekleşmemektedir. Yüksek hızla dönen rüzgâr türbini kanatları, kuş ölümlerine neden olabilmektedir. Ancak yürütülen çalışmalarda, bu kuş ölümlerinin ciddi boyutlarda olmadığı ortaya konulmuştur [2, 4] Bu çalışmada, rüzgâr türbinlerinin çevresel etkileri (gürültü, habitata etkisi, görüntü ve estetik etkisi, elektromanyetik alan etkisi vb.) incelenerek değerlendirmelerde bulunulmuştur.

2. Rüzgâr Türbinlerinin Çevresel Etkileri

Rüzgâr enerjisi; yenilenebilir, yerli ve dışa bağımlı olmayan bir enerji kaynağıdır. Rüzgâr enerjisi, yenilenebilir bir kaynak olduğundan dünya var oldukça rüzgârdan enerji üretimi devam edecektir. Rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretimini gerçekleştiren rüzgâr türbinleri, enerji üretimi açısından en çevreci santrallerden biridir. Bu santraller, ekolojik yapıyı korur ve doğal dengeyi bozmaz. Ayrıca rüzgâr türbinleri, küresel ısınmaya ve asit yağmurlarına yol açmayan, CO2, CO, NOx emisyonları çıkarmayan, insan sağlığına ve bitki örtüsüne olumsuz etkileri olmayan temiz bir enerji üretim kaynağıdır. Rüzgâr türbinlerinin diğer çevresel etkileri; arazi kullanım oranı, gürültü etkisi, habitata etkisi, elektromanyetik alan etkisi, görüntü ve estetik etki şeklinde sıralanabilir. Rüzgâr türbinlerinin tüm çevresel etkileri aşağıda detaylıca izah edilmiştir [5-6].

2.1. Arazi Kullanımı

Rüzgâr enerji santralleri çok geniş yer kaplıyor gibi görünmesine rağmen santralde türbinlerin kapladığı alan, toplam alanın yaklaşık %1-1.2’si düzeyindedir. Bu nedenle, rüzgâr enerji santrallerinde geriye kalan alan (%98-99), tarım ve hayvancılık için kullanılabilmektedir. Tek türbin açısından değerlendirildiğinde ihtiyaç duyulan alan 700-1000 m2/MW düzeyindedir. Rüzgar enerji santrallerinin birim kurulu güç başına toplam alan ihtiyacı 0.1-0.2 km2/MW seviyesindedir [7]. Kurulu güç ve enerji üretimi açısından bir rüzgâr enerji santrali ve hidrolik enerji santralinin arazi kullanım oranları Tablo 1’de karşılaştırılmıştır.

Aynı kurulu güce sahip santraller arasında rüzgâr enerji santralleri hidrolik enerji santrallerine göre daha az yer kaplamaktadır. Bu durum, rüzgâr enerji santrallerinin çok yer kapladığı görüşünün de doğru olmadığını göstermektedir.

2.2. Gürültü Etkisi

Gürültü, rüzgâr enerjisi mühendisliğinin en önemli konularından biridir. Gürültü, istenmeyen ses olarak tanımlanmaktadır. Rüzgâr türbinlerinde gürültü iki farklı sebeple oluşmaktadır. Bunlardan ilki dişli sistemi, jeneratör, soğutma fanları gibi sistemlerden kaynaklanan mekanik gürültü; ikincisi ise rüzgâr ve kanat etkileşimi sebebiyle ortaya çıkan aerodinamik gürültüdür. Günümüzdeki teknolojik gelişmeler neticesinde, mekanik gürültü büyük ölçüde önlenmiştir. Bu nedenle, ağırlıklı olarak aerodinamik gürültü üzerine iyileştirme çalışmaları yürütülmektedir [8].

600 kW ve 2 MW güç kapasiteli rüzgar türbininden belli uzaklıkta hissedilen gürültü seviyeleri desibel (dB) cinsinden Şekil 2’de verilmiştir. 600 kW güç kapasiteli rüzgar türbininden 200 m uzaklıkta duyulan gürültü seviyesi 46.5 dB iken; 2 MW güç kapasiteli rüzgar türbininden aynı uzaklıkta duyulan gürültü seviyesi 47 dB olarak belirlenmiştir. Rüzgâr türbinlerinin güç kapasiteleri birbirinden çok farklı olmasına rağmen; rüzgâr türbini teknolojisindeki gelişmeler neticesinde gürültü seviyeleri arasındaki farkın ciddi oranda azaldığı tespit edilmiştir.

Çeşitli kaynakların çıkardığı gürültü seviyeleri (dB) Şekil 3’de verilmiştir. Rüzgâr türbinlerinin çıkardığı gürültü 50 dB seviyesindedir ve diğer çoğu kaynaktan (uçaklar, havalı matkap vb.) çıkan gürültüye göre daha azdır. Bu durum, rüzgâr türbinlerinde oluşan gürültünün insanları rahatsız edecek bir düzeyde olmadığını göstermektedir.

Rüzgâr türbini teknolojisindeki gelişmeyle birlikte, rüzgâr türbinlerinde oluşan gürültü seviyesinin ilerleyen yıllarda daha da düşeceği kaçınılmaz olarak görülmektedir.

2.3. Hava Kirliliğine Etkisi

Günümüzde elektrik enerjisi üretiminde en sık kullanılan enerji kaynakları; kömür, doğal gaz ve petroldür. Bunlar, aynı zamanda en fazla zararlı gaz (CO2, SO2, NOx) yayan enerji kaynaklarıdır. Enerji kaynaklarından elektrik enerji üretimi sırasında ortaya çıkan CO2, SO2, NOx emisyonları Tablo 2’de verilmiştir. Elektrik enerjisi üretiminde karbondioksit (CO2) emisyonu en yüksek olan enerji kaynakları sırasıyla kömür, petrol ve doğal gaz; azotoksit (NOx) emisyonu en yüksek olan enerji kaynakları ise sırasıyla; kömür, doğal gaz ve petrol şeklinde sıralanmaktadır. Yenilenemez enerji kaynaklarının aksine rüzgâr enerjisi CO2, SO2 ve NOx emisyonu yaymayan ve sera etkisi yaratmayan çevreci bir enerji kaynağıdır. Bu sebeple de son yıllarda rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretimi hızla artmaktadır.

Rüzgâr türbininden 1 kWh’lik elektrik enerjisi üretimiyle salınımı en fazla önlenen emisyonlar sırasıyla; kükürtdioksit (7.1 gr), azotoksit (2.8 gr), karbonmonoksit (0.9 gr), karbondioksit (0.7 gr) ve partikül madde (0.18 gr) şeklindedir (Tablo 3). Dünya genelinde 2025 yılına kadar elektrik enerjisi ihtiyacının sadece %10’unun rüzgâr enerjisinden sağlanması durumunda atmosfere salınan CO2 emisyonunun yılda 1.41 Gton azalacağı öngörülmektedir. Bu sebeple, enerji santralleri kurulurken çevresel etkilerin de değerlendirilerek yatırımların yapılması son derece önem arz etmektedir.

2.4. Habitata Etkisi

Habitat, bir canlının yaşadığı veya geliştiği bölge olarak tanımlanmaktadır. Rüzgâr türbinlerinden etkilenen en önemli canlı grubu kuşlardır. Rüzgâr türbinleri çalışma esnasında kuş ölümlerine neden olabilmektedir. Kuş ölümleri, genellikle kuşların toplu göçü sırasında karşılaşılan bir durumdur.  Danimarka’da yapılan bir araştırmada, rüzgâr türbinleri sebebiyle yıllık ortalama 20,000 civarında kuş ölümünün gerçekleştiği belirlenmiştir. Ayrıca bu araştırmada, avlanma sebebiyle 1,500,000, enerji hatlarına çarparak yaklaşık 1,000,000 ve trafikte ise yaklaşık 2,000,000 kuşun her yıl öldüğü tespit edilmiştir (Şekil 4). Avlanma, enerji hatları ve trafik sebebiyle gerçekleşen kuş ölümleri; rüzgâr türbinlerinde gerçekleşen kuş ölümleriyle karşılaştırıldığında rüzgâr türbinlerine çarparak gerçekleşen kuş ölümlerinin diğerlerine göre oldukça düşük seviyede olduğu belirlenmiştir.

Yerleşik kuşların rüzgâr türbinlerine kolayca alışarak yuva yaptığı bilinmektedir. Birçok göçmen kuş sürüsü 150 m’den daha yüksekte uçmakta olup türbin kanatları bu kuş sürüleri için herhangi bir tehlike oluşturmamaktadır. Kuş göçleri genellikle 300-1000 m arası yükseklikte yoğun olmakla birlikte daha yükseklerde göç eden kuşlar da vardır.

Ama yine de rüzgâr enerji santrallerinin kurulduğu bölgelerin göç yolları üzerinde olmaması en iyi çözüm yolu olarak görülmektedir [11].

2.5. Elektromanyetik Alan Etkisi

Rüzgâr türbinleri, elektromanyetik alan oluşturarak kurulduğu bölgedeki havacılık ve denizcilik haberleşmelerini, radyo ve televizyon yayınlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu etki, rüzgâr türbinlerindeki gövde ve kanatların bir ayna görevi görmesinden kaynaklanmaktadır. Alıcıdan gelen sinyaller yansıtılmakta ve bu sinyaller alıcıya giden sinyalleri doğrudan etkilemektedir [11].

Rüzgâr türbinlerinde elektromanyetik alan açısından en kötü koşullar yüksek frekanslarda oluşmaktadır. Rüzgâr türbinlerindeki bu elektromanyetik etki; türbinlerin mikrodalga rotaları üzerinde bulunmamasıyla, kablo bağlantılarıyla veya yerel yükselticilerin kullanılmasıyla aşılabilmektedir. Rüzgâr türbinlerinin elektromanyetik etkisi, kanat malzemesi ve kanat büyüklüğüyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca rüzgâr türbinlerinde metal malzeme kullanıldığında elektromanyetik etki ve gürültü oranı daha yüksek olmaktadır. Bu problem, rüzgâr türbini kanatlarının fiberglas, cam-elyaf veya karbon-elyaf malzemeden üretilmesiyle aşılabilmektedir [11].

2.6. Görüntü ve Estetik Etki

Rüzgâr enerji santrallerinde yer alan rüzgâr türbinlerinin görsel ve onları çevreleyen manzara üzerine etkileri bulunmaktadır. Görsel etkilerden en önemlileri; rüzgâr türbinlerindeki gölge titreşimi ve parıltı etkisidir. Güneşin doğuşu ve batışı sırasında rüzgâr türbinlerinin dönmekte olan kanatları gölge oynamasına ve gölge titreşimine sebep olabilir. 

Benzer şekilde cilalı kanatlara gelen güneş ışığı da etrafa yansıyarak parıltı etkisine neden olabilir. Bu tür sorunlar, türbinin ve kanatların gün içerisinde her türlü renk koşullarına uyan açık mat gri renkle boyanmasıyla giderilebilir. Bir diğer görüntü kirliliğine engel olmak içinse kafes tipi kulelerin yerine boru tipi kuleler tercih edilmelidir. Günümüzdeki modern rüzgâr türbinlerinde de daha çok boru tipi kuleler tercih edilmektedir [11].

3. Sonuçlar ve Öneriler

Rüzgâr enerjisi; doğal, temiz ve tükenmez bir enerji kaynağıdır. Bunun yanı sıra çevre kirliliği oluşturmaması sebebiyle en hızlı gelişen enerji kaynaklarından biri olarak görülmektedir. Rüzgâr türbini çevresel etkilerinin (arazi kullanım oranı, gürültü etkisi, habitata etkisi, elektromanyetik alan etkisi, görüntü ve estetik etki) incelendiği bu çalışmada elde edilen sonuçlar aşağıda verilmiştir:

• Rüzgâr enerji santrali kurulacak alanda türbinlerin kapladığı alan arazinin yaklaşık %1-2’sine karşılık gelmekte olup geriye kalan alan tarım ve hayvancılık için kullanılabilmektedir.

• Rüzgâr enerji santrali kurulacak alanda ön değerlendirme yapılırken; arazinin kuş göç yollarında, sit alanlarında ve milli parklarda olmamasına dikkat edilmelidir.

• Gürültü etkisi açısından rüzgâr türbinlerinin yerleşim yerlerinden en az 200 m uzakta kurulması önerilmektedir.

• Rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretimi sırasında herhangi bir zararlı gaz (CO2, SO2, NOx)  salınımı olmamaktadır. Buna karşın kömür, doğal gaz veya linyitle çalışan termik santraller önemli bir çevre sorunu oluşturmaktadır. Bu sebeple, enerji santrallerinin enerji üretim maliyetleri değerlendirilirken; santrallerin oluşturacağı çevre kirliliği de göz önünde bulundurularak maliyet hesabı yapılmalıdır.

• Rüzgâr türbinleri kurulduğu alanda kanatların hareketi radyo, tv ve haberleşme sinyallerini olumsuz etkileyebilmektedir. Bunu önlemek amacıyla türbin kanatları fiberglas veya kompozit malzemeden üretilmelidir. Parıltı etkisi oluşturmaması içinse kanatların yüzeyinin açık mat gri renkte olması, görüntü etkisi açısından da boru tipi kulelerin tercih edilmesi önerilmektedir.

Kaynaklar

[1]  Başaran, E., Rüzgar Enerjisine Genel Bir Bakış, Kıbrıs Tük Mühendis ve Mimarlar Odası Başkanlığı Yayını (KTMMOB), 2009.

[2] Şenel, M. C., Rüzgar Türbinlerinde Güç İletim Mekanizmalarının Tasarım Esasları-Dinamik Davranış, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Makina Mühendisliği Anabilim Dalı, 2012.

[3]http://www.boschrexroth.ca/country_units/america/canada/en/50_industries/industries/windener gy/wind_components/index.jsp;jsessionid=cabq-cw4UPt4Z5pBBdzRt, 11.01.2015’de erişildi.

[4] Aydın, İ., Balıkesir’de Rüzgar Enerjisi, Eastern Geographical Review, cilt 18, sayı 29, s.29-50, 2013.

[5] Şenpınar, A., Gençoğlu, M. T., Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Çevresel Etkileri Açısından Karşılaştırılması, Doğu Anadolu Bölgeleri Araştırmaları, s.49-54, 2006.

[6] Yerebakan, M., Rüzgar Enerjisi, İstanbul Ticaret Odası, Yayın no: 2001-33, İstanbul, 2001.

[7]  Karadeli, S., Rüzgar Enerjisi, Elektrik Enerjisi Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Ankara, s. 1-38, 2001.

[8] Doğanlı, M., Rüzgar Türbini Gürültüsü, Sağlık Etkileri ve Düzenleme Önerileri, Novosim Mühendislik, 2010.

[9] Durak, S. ve Özer, S., Rüzgar Enerjisi Teori ve Uygulama, İmpress Yayınevi, Ankara, 2008.

[10] Çağlar, M., Canbaz M., Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Potansiyeli, IV. Ulusal Temiz Enerji Sempozyumu, İstanbul, s. 347-357, 2002.

[11]Özkaya M. G., Variyenli H. İ., Uçar, S., Rüzgâr Enerjisinden Elektrik Enerjisi Üretimi ve Kayseri İli İçin Çevresel Etkilerinin Değerlendirilmesi, Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Dergisi, cilt 29, sayı 1, s.1-20, 2008.

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler