Connect with us

Danışmanlık

Hava olayları risklerinin teminatı

Yayın tarihi:

-

Veli Bilgihan Yaşacan, Kuzey Sigorta Brokerliği, Partner

Tüm enerji ile ilgili konularda aslında yeni bir çağa giriyoruz. Tüm sektörleri etkileyen bir gelişme bu. Yenilenebilir enerji teknolojilerinde ve paralelinde enerji depolama alanlarında olan gelişmeler yeni bir evreye geçtiğimizi gösteriyor. İçinde olduğumuz için çok farkına varamıyoruz belki de.

Sürekli teknoloji konuşuyoruz ancak bunun yanında yeni teknolojilere yeni de finansal araçlar gerekmekte. Bu tarafa çok eğilemiyoruz. Yatırım için geleneksel finansal araçlar ticari krediler, teminat mektupları, ülkelerin ihracat destekli kredileri (Exim – ECA), elektrik alım anlaşmaları (PPA), devletlerin vergi teşvikleri vs. Ama aslında yatırımcı için en büyük risk özellikle hava olaylarına bağlı elektrik üretim miktarındaki değişkenlikler. 

Hava olaylarındaki gelişmeler sadece enerji üretimi değil doğrudan dolaylı birçok sektörü derinden etkilemekte.  Örnek olarak aşırı kar yağışı yolları kapatmakta ve AVM’lere bir cumartesi günü tüketicilerin gidemediğini düşünün veya büyük bir açık hava konserinin iptalinin yaratacağı ekonomik kayıpları. Tarım hasatlarını tutun da balıkçılıktan yani yaşamımızın hemen hemen tüm noktalarını etkileyebilmekte. Hava olayları tüm yazılımsal, matematiksel ve istatiksel gelişmelere rağmen hâlâ önceden tahmini çok zor olan doğa olaylarıdır.

Enerji sektöründe özellikle ise rüzgâr, hidroelektrik ve güneş santrallerindeki üretimi doğrudan etkileyen faktörlerdir.

Güncel türev ve sigorta araçlarıyla afet seviyesindeki olaylar (sel, fırtına, deprem vb.) olaylar finansal olarak teminat altına alınabilmekte ancak mevcut tesise fiziksel olarak zarar vermeyen olaylardan doğan finansal kayıplar teminat altına alınamamaktaydı.  Yani bir enerji üretim tesisinde rüzgâr hızındaki düşüklükler; güneşli günlerin azlığı veya hidroelektrik santrallerindeki su kuraklığı doğrudan yatırımcının riskleri olarak hesaplanmaktaydı.

Özellikle sigorta sektörü bu tip risklerin teminat altına alınabilmesi için uzun yıllardır araştırma geliştirme faaliyetleri içindedir. Son yıllarda ortaya çıkan parametrik sigorta/türev araçları bu teminatları oldukça sağlıklı bir şekilde sağlamakta yatırımcının aslında en büyük riski olan mevsimsel kaynaklı riskleri ortadan kaldırmaktadır. Bu araçlar aslında yatırımcının tüm finansal yükünü çeken kredi kuruluşları ve bankalar için de oldukça faydalıdır çünkü verilen kredilerin riskini hemen hemen ortadan kaldırmaktadır.

Doğru detaylı bir mühendislik analizi baz alınarak sahanın risk profili ve öngörülen enerji üretim görünümü çıkarılmakta bu rapor baz alınarak sahanın mevsimsel kaynaklı riskleri teminat altına alınabilmektedir.

Bu çalışmalarda temel olarak birbirine bağlı iki unsur ön plana çıkmaktadır:
  1. Yatırım için yapılacak saha ölçümlerinin (rüzgar, su rejimi ve güneş) sağlıklı yapılması;
  2. Bu ölçümlere göre hazırlanacak raporların doğru ve detaylı yapılması;

Bu çalışmaların titizlikle yapılması sadece yatırımın değil hava kaynaklı riskler için sağlanacak tüm sigorta teminatlarının istatiksel olarak doğru hesaplanabilmesi için en temel parametrelerdir. Örnek olarak rüzgâr risklerinden yola çıkacak olursak yatırımdaki hesaplanan ve bankaların genellikle baz aldığı; planlanan enerji üretim değeri olan P90 veya 99 değerleri; P75 üretim değeri olarak alınabilir hale gelmektedir.

Asıl ilginç olan ise bu teminat ödenecek oransal olarak oldukça düşük bir risk primi ile yapılabilmektedir. Bir başka deyişle nasıl elektriksel depolama araçlarıyla bir rüzgâr santralini bir baz yük santralinin özelliklerine yaklaştırmak mümkünse; bunun bir benzerini finansal türev ve sigorta araçlarıyla da finansal açıdan baz yük santraline dönüştürmek mümkün artık.

Yatırımcılar üretim risklerinden etkilenmemek için yeni teknolojilere yöneldiği kadar yeni finansal araçlara da yönelmeli. Yeni enerji çağı bunu gerektiriyor diye düşünüyorum.

Herkese yeniliklerle dolu bir dünya diliyorum.

Danışmanlık

Esinti’miz bol olsun

Yayın tarihi:

-

Samimi bir itiraf ile yazıma başlamak istiyorum. Bugüne değin paylaşımlarım güneş enerjisi ve yatırımları odaklı iken ilk kez rüzgar enerjisi için bir yazı hazırladım. Biraz heyecan da yapmadım değil ama geçerli, masum bir sebebim var. Eski bir bankacı olarak enerji sektörünün finansmanı için naçizane elimden geleni yapma gayreti içindeyim. Ancak aktif çalışmalarımın hedef alanı, enerji sektöründe faaliyette olan KOBİ segmentinin finansmanı olduğu için lisanssız yenilenebilir enerji projeleri ile teşrik-i mesaim daha fazla oldu. Hal böyle iken, RES projelerinin de ağırlıklı kurumsal ölçekli lisanslı yatırımlar olması kaynaklı, rüzgar ile aramda bir miktar mesafe bulunmakla beraber aslında iki taraf olarak birbirimize her daim de sempati duyduk. Nasıl mı? Rüzgarı bol Gümüşlük’teki yazlık evimde bahçeme çıktığımda karşımda 3 tane rüzgar türbini ile güne başlıyorum ve keyifle, bakalım bugün çarklar nasıl dönecek diye izliyorum. Hava rüzgarlı olunca kendi kendime seviniyorum, ne güzel hızlı dönüyorlar, üretim hızlandı diye hatta o an yatırımcı ve daha da ileri gidersem finansör kurum adına seviniyorum. Ve yine yakınımdaki yeldeğirmenlerine de bakarken doğanın yüzyıllardır bizlere sunduğu temiz enerji kaynakları için minnetimi tekrarlıyorum. 

Ülkemizin büyük bir zenginlikle her başlıktaki yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olduğunu, güneşin (sıcaklığın) rüzgarın da oluşmasında etken olduğunu, dünyaya ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık %2’sinin rüzgâr enerjisine dönüştüğünü de hatırımızda tutarsak temiz bir hafızaya sahip olmuş oluruz.

En basit hali ile hava hareketlerinin yer değiştirmesi olan rüzgarın, bir enerji kaynağı olarak bize yel değirmenleri ile elektrik enerjisi sağlaması 1890 yılına dayanmakta. Bu tarihten sonra da değirmenler küçük ev ve çiftliklere elektrik sağlamak için kullanılmış. Ve bugüne geldiğimizde çok şık dizayn edilmiş ve her geçen gün daha da zarifleşen türbinler bizlere aynı şekilde temiz enerji sağlamaya devam ediyor. Zerafetle dönen türbinlerin verimlilik belirleyicileri de; rüzgarın kuvveti, yönü ve türbinin yüksekliği…

Her yatırım türünün mutlaka kendi içinde avantaj (kolaylık) ve dezavantajları (zorluk/riskler) vardır, yatırımcı dezavantajları iyi tanımlar, en kötü senaryodaki potansiyel riskleri finansal gücü ve yönetim becerileri ile kontrol edebileceğini ölçümlerse, yani en kötü senaryoda hayatta kalacağını öngörebiliyor ise yatırıma başlar. Burada bahsettiğim yatırımcı pek tabii profesyonel bakış açısına sahip yatırımcı. Bir de sadece avantajları dikkate alarak yatırıma başlayanlar var. Dürüst olmam gerekirse onları burada yazıma konu dahi etmeyi tercih etmiyorum.

Özellikle son 12 yılda gelişme gösteren rüzgar enerjisi yatırımlarında ekipmanlar bilindiği üzere dağınık ve belli ekipmanlar da global tedarik zinciri sistemine bağlı. Maalesef çalışılmamış, tecrübe edilmemiş yerden global düzeyde sorunlar gelince doğal olarak dalga halinde tedarik temininde negatif etki alanının içerisine giriliyor. Keza Opex maliyetlerinin döviz ağırlıklı olması ve şu an yasal izin ve dokümanlarla ilgili işleyişin durağan süreçte olması gibi etkenler de yatırım adına diğer iyi hesaplanıp, yönetilmesi gereken başlıklar. Nasıl ki bilançolarda beklenmeyen giderler kalemi vardır, yatırımlar adına da beklenmeyen riskler vardır. Bu kez önemli detay; beklenmeyen risklerin ve alınacak aksiyon planlarının bugüne değin tanışılmamış ve ihtimaller çerçevesinin dışından gelmesi. Bazı beklenmeyen riskler yatırımcı kontrolünde yönetilebilecek iken maalesef bazıları da dış etkenlere bağlı kalabiliyor.

“Risk sıfırlanamaz, ancak minimize edilebilir” de bu bağlamda çok sevdiğim ve kullandığım cümledir.

RES yatırımlarının finansal kurumlar açısından değerlendirilmesine gelirsek; RES yatırımcı profili hepimizin bildiği üzere ağırlıklı kurumsal ölçekte, kredibilitesi yüksek, profesyonel risk ölçümlemesi ile proje geliştiren, bunun için konusuna hâkim uzmanlarla çalışma imkân ve bütçesine sahip firmalar. Hal böyle olunca, mutlaka istisnalar vardır, finansmana ulaşımda da çok meşakkatli süreçler yaşanmıyor. 

Ana hatları ile yatırım değerlendirmesine kreditörlerin bakış açıları nasıl? Bakalım;
  • Bugüne değin yenilenebilir enerji yatırımları süreç yönetiminde deneyimlediğim en temel zaman dilimi, yatırımcı kararı – Büyük montanlı ve uzun vadeli yatırımlarda yatırımcı profili kreditör tarafında önem arz eder zira beş yılın üzeri olarak tanımlanan uzun vadede muhtelif olumsuz durumlara maruz kalınma ihtimali vardır. Bu aşamada yatırıma karar vermiş potansiyel yatırımcının finansal gücü beraberinde risk yönetme kabiliyeti de ön plana çıkar. 
  • Doğru saha seçimi (rüzgar hızı, arazi yapısı, trafo merkezine uzaklık vb.) kullanılacak olan finansmanın geri dönüşünde ve yatırımın yapılabilirliğinin belirlenmesinde işin temelini oluşturmakta –  Finans kurumlarının tavizsiz talep ettiği, direğin bulunacağı noktanın son 1 yıla ait rüzgar ölçümü. 
  • Proje geliştirme – Finans kurumlarının üzerinde çalışacağı fizibilite raporu; konusunda profesyonel uzmanların objektif bakış açısı ile hazırlanmış ve risk ölçümlesi analizinde ihtiyaç duyulan bilgileri ve senaryolu nakit akış tablolarını içermeli.
  • RES yatırımlarının diğer yenilenebilir enerji yatırımlarından farklı olarak çok sayıda yasal izne tabi olması sürecin önemli bölümü – Finans kurumları ÇED raporu, arazi kamu arazisi ise haklar alınmış mı, hangi şartlarda alınmış, lisans geçerli mi, lisans başvuran gerçek yatırımcıya mı ait vb. konu ve dokümanların güncelliğini, mevzuatlara uygunluğunu ve hukuksal geçerliliğini hayli titizlikle inceler.
  • Finans kurumları kendi çevre ve sosyal risk politikaları ve kriterleri çerçevesinde kümülatif çevresel etki analizi yapmaktadır zira finans kurumları ve onlara fon sağlayıcılar herhangi bir hukuksal sürece girme ihtimali olan yatırım finansmanına sıcak bakamaz. Kaldı ki artık günümüzde Yeşil Finansman, İklim Finansmanı gibi terimler gündemimize oturmuş, Yeşil Tahviller artık  finansman enstrümanı olarak aktif hale gelmiş iken…

Yukarda bahsini geçirdiğim konular yatrımcının finansmana ulaşım için hazırlamakla sorumlu olunan başlıklar olarak algılanmamalı, her şeyden önce yatırımcı her ne boyutta yatırım yaparsa yapsın kendisi için titizlikle bu hazırlıkları yapmalı zira projenin yapılabilirliliğine önce kendisi inanmalı. Yatırımlar fabrikasyon da değildir, olamaz da, her biri farklı parametrelere sahip haute-couture – özel tasarımdır. İnanıyorum ki sektör proje geliştirici danışmanlarımız da bu yaklaşımla proje geliştiryor. 

Ve önümüzdeki dönem, finans kurumları temiz ve sürdürülebilir enerji için ne kadar kaynak aktarırsa uluslararası alanda ratingleri o denli yüksek olup, buna bağlı bir nevi iyi karne ödülü olarak avantajlı kaynaklara ulaşabilecekler. Bu model de herkesin kazandığı model olacak. Böylece daha ucuza kaliteyi satın almayı başaracağız.

Unutmayalım ki; makro ve mikro dalgalanmalar her zaman olur ve olacaktır da. Bu dönem sakinlikle, sağduyu ile, panikten uzak, karar vericilerimizle ve sektör paydaşlarımızla etkin ve anlayışlı bir işbirliği içerisinde “Yeni Normal” hazırlığımızı yaparak geçirmemiz için fırsat. Her durum onu bizim nasıl algılandığımızla yönetilir; kriz mi yoksa eksikleri tamamlama ve yeni dönem hazırlıkları için fırsat mı? Kim bilir bu dönem dijitalleşmeye yönelik belki de biraz ağırdan alınan bazı konuların hızlanacağı dönem olacak, uzaktan çalışma kısmen kalıcı hale gelecek ve tüketici profilinde gerçek kişilerin oranı artacak buna göre yeni düzenlemeler çıkacak, beraberinde yeni yan hizmet  ve işkolları oluşacak, ana faaliyet konusu enerji sektörü olmayan yatırımcılar ana faaliyet konularını korumak adına yeni pozisyon alacak vs. Önce çok iyi bir izleyici olup sonra uygulayıcı olmak çok şey kazandırır; sadece yatırımcıya değil, tüm topluma.

Jules Payot der ki, “Rüzgâr Gülü kendisini rüzgârın çevirdiğinden habersiz, yalnız başına döndüğünü zanneder.”

Ben de diyorum ki, “Çocukluğumun simgesi olan Rüzgâr Gülü aslında hiç yalnız değildi. Onun dönmesi için hızla koşardım, sanki o döndükçe ben onu yaşatıyordum. En olmadı üfler nefesimle nefes verir, onu yine de yalnız bırakmazdım”

Ve yine bırakmayacağım.

Sevgi ve saygılarımla…

Devamını oku

Danışmanlık

Enerji sektöründe pandemi ve olağanüstü riskler için sigorta teminatı

Yayın tarihi:

-

Hepimiz olağanüstü günlerden geçiyoruz. COVID19 salgını, hemen hemen herkesin dolayısıyla da her işletmenin hayata dair, geleceğe dair tüm algılarını değiştirdi. Bu salgının bilgi akışının çok hızlı, iletişimin oldukça gelişmiş olduğu modern zamanlarda yaşanıyor olması tüm insanlığın derin ortak kaygılar yaşamasına sebep oldu. 

Ve görünen o ki bu duygu ile bir süre daha yaşamaya devam edeceğiz. Elbette ki bu durum sonsuza kadar devam etmeyecek.

Tüm sektörlerde tüm algılar değiştiği gibi risk ve öncelik tanımlamaları da değişmeye başladı. Gelecekte sektörlerin nasıl şekilleneceğini hep beraber yaşayıp göreceğiz. Bu dönemde risk algısının yüksek olması, tüm bireylerin ve kurumların, kendilerini teminat altında hissetme yani bir başka deyişle güvende olma isteklerini de doğal olarak arttırdı. Bu kuvvetli isteğe yanıt verecek en önemli teminat aracı da normal zamanlarda en azından ülkemizde ne yazık ki gerektiği kadar önem verilmeyen sigorta araçları idi.

Genel yatırımlar içerisinde sigorta maliyetleri oldukça düşük seviyelerde kalmasına rağmen, işveren tarafından maalesef çok önem verilen bir konu olmaktan uzak kalıyordu ve sadece fiyata bakarak poliçe alma eğilimi tüm piyasaya hâkim olmuştu. Bununla birlikte ana işi ile oldukça meşgul olan sigortalı/işveren başlı başına her ayrıntısında uzmanlık gerektiren sigorta konuları ile çok da uğraşmak istememekteydi. 

Fakat şu anda zarar gören tüm sektörler, bu salgının verdiği iş durmasından kaynaklı zararları sigortanın (eğer poliçeleri varsa tabii) kapsayıp kapsamadığını araştırıyor. En baştan bunun cevabını verelim; bazı özel istisnalar haricinde büyük oranda hayır. Teminat kapsamında değil.

Bazı büyük grupların yaptığı geniş kapsamlı poliçelerde salgın/pandemi gibi riskler için ayrıca özel bir teminat sağlansa da teminat seviyelerinin çok da yüksek olmadığını biliyoruz.  Yurtdışında ise bu teminatların yine çok sınırlı bir alıcısının olduğunu ve buradan da hasar tazminatı ödeme durumlarının doğabileceğini duymaktayız. 

Şimdilerde ise tüm dünya bu salgın risklerini kapsayan ticari amaçlı poliçeler yaptırmak istiyor. Maalesef artık çok geç kalındı. Sigortanın temelinde olan risk, artık ani ve beklenmedik değil. Dolayısıyla devam eden salgın artık sigorta edilebilir bir riski olmaktan çıktı ve bu teminat ticari koruma sağlayan poliçelerde yazılamaz hale geldi.

Buna benzer enerji sektörünü ve dolaylı olarak diğer sektörleri de etkileyebilecek diğer olağanüstü risklerin birkaçının sıralamasını bu yazının son bölümünde belirttik. 

Daha öncesinde de bu tip özel riskler ile ilgili bir teminat havuzu oluşturulamadığı için sigorta şirketleri süreç geçse dahi olayın sıcaklığı ile teminat vermekte ya çok zorlanacak, çekinecek ya da çok yüksek primler sunacaklardır. Elbette ki zamanla bu konuyu da çözümsüz bırakmayacaklardır.

Sigortacılıkta, risklerin teminat altına alınmasındaki en önemli belirleyicilerden biri hiç şüphesiz, riski tabana yayarak çok sayıda riziko/poliçe ile büyük teminat havuzları oluşturup risk gerçekleştiğinde hasar prim dengesini de koruyarak tazminat ödemelerini bu sistem içerisinde kolaylıkla yapabilmek üzerine kuruludur. Bu salgında bu yapı kurulamadığı için maalesef kimse poliçeler ile teminat altında alınamamıştır. Bunda da sektör bileşenleri olarak hepimizin sigortacı, aracı, sigortalı hatta kamu olarak üzerimize düşen payı umarız alırız.

İçinde bulunduğumuz küresel salgını/pandemiyi bir de işletmeler açısından değerlendirecek olursak; büyük tesislerin tedarik sözleşmeleri imzalandığında sözleşmenin “force majeure” yani mücbir sebep kalemlerinden biri, çoğunlukla salgın tehlikesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sayede tedarikçi kendini her zaman güvenli tarafa alabilmektedir. Mevcut bu durumda tedarikçiler sözleşmelerinde bu madde üzerinden gecikme cezasından kaçınabilmektedirler. Çeşitli sektörlerden duyduğumuz kadarıyla tedarikçiler bu madde üzerinden yatırımcılara, müşterilere bilgilendirme yazıları göndermeye başladılar bile. 

Sigorta sektörünün tüm bu olumsuzluklara rağmen zamanla ve mutlaka yeni aksiyonlar da alacağını söylemeliyiz. Bu anlamda yatırımcı/sigortalı için iyi haber, gelecekte gerçekleşebilecek bazı olağanüstü doğa olaylarını ve risklerini de yeni tip sigortacılık araçları ile teminat altına alınması sürecinin hız kazanacak olmasıdır. 

Bununla birlikte her mücbir sebebin de sigorta konusu yapılamayacağını da belirtmek isteriz. Yeni dönemde; gelişen sigorta algısı, sigorta sektöründe önceden mevcut olan ürünlerin yeniden anlam kazanmasına ayrıca yeni ürünlerin piyasaya sunulmasına da imkân sağlayacaktır. 

Kısaca özetlemek ve de tekrarlamak gerekirse; bu tip büyük riskler gerçekleştikten sonra ticari teminat sağlayan sigortacılık açısından, bu tip risklerin teminat kapsamına alınması oldukça zorlaşmaktadır ve genelde de mümkün olmamaktadır. 

Tüm bunların sonucunda bizlerin tavsiyesi; meslek örgütlerinin (odalar, birlikler, sendikalar adı ne olursa olsun tüm meslek örgütlerinin) bu konuya odaklanmasıdır.  Meslek örgütleri bu meseleler için öncü olabilir ve ilgili konularda kurullar oluşturarak gerçekleşebilecek olağandışı riskleri belirleyip toplu halde sigorta teminatı arayışına gitmeleri çok büyük avantaj sağlayacaktır. Bu sayede hem büyük bir ölçek oluşturulabilir hem de primler tabana yayılarak asgari düzeye çekilmesi sağlanabilir.

Elde edilecek bu birikim aynı zamanda, ülkemizde çok güzel uygulamaları olan DASK ve TARSİM gibi, denizcilik sektöründe ise P&I kulüpleri gibi bir yapılanmanın da önünü açabilir. Eğer ülke olarak bu konuda bir adım atmak istiyorsak, olağanüstü doğa olaylarını ve etkilenebilecek sektörleri sınıflandırıp buna göre özel havuzların oluşturulmasını sağlamalıyız. Bunun için Hazine’de geçmiş yıllarda çalışmalar yapıldığı fakat çok fazla ilerleme kaydedilmediğini ve tam olarak hayata geçirilemediğini görüyoruz. Eğer bu sistem kurulabilirse, sigortacılık sayesinde biriken bu para havuzlarının, mali disiplin ve sermaye gücü açısından da ülkemize çok önemli katkılarının olacağı muhakkaktır. Zira zor zamanların aşılması önce bilimsel öngörüye sonrasında da bu öngörünün çözüm önerilerinin pratiğe geçirilmesi ile olacaktır.

Son bölümde ise uzmanlık alanlarımızdan biri olan enerji sektörü açısından öngörülerimizi paylaşıp pandemi gibi büyük etki alanı oluşturacağını düşündüğümüz bazı olağan dışı riskleri de dikkatlerinize sunmak isteriz.

 

İklim Değişikliği Kaynaklı Riskler – (Weather Risks), Rüzgarsızlık, Güneşsizlik, Kuraklık

Etki alanı: Rüzgâr, Güneş ve Hidroelektrik santraller

Dolaylı etki alanı: İletim, dağıtım şirketleri.

 

Manyetik Güneş Fırtınaları – (Space Weather Risks)

Etki alanı: Tüm enerji üretim tesisleri ve şebekeler.

Dolaylı etki alanı: Tüm elektriksel ve bilişim altyapısı kullanan sektörler. 

 

Siber Riskler – (Cyber Risks)

Etki alanı: SCADA sistemi olan tüm elektrik üretim, iletim, dağıtım şirketleri.

Dolaylı etki alanı: Tüm elektriksel ve bilişim altyapısı kullanan sektörler. 

Risk algısının yüksek olduğu bu dönemlerde sektörün bu konuları daha iyi değerlendirmesi ve enerji sektörümüzün de bu tip riskler için sigorta araması gerektiğini düşünmekteyiz. Merak edenler için çalışmalarımızın olduğu bu alanlardaki sigorta çözümlerimiz için ayrıca bir yazı da paylaşacağız.

Tüm sektörler için ve insanlık için zor geçen bu süreçten herkes kendi dersini, derslerini alarak çıkacaktır. İnsan olmanın en büyük özelliklerinden biri de tecrübelerimizi değerlendirebiliyor olmamızdır.

Herkese mutlu sağlıklı bir gelecek dileklerimizle. 

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

IEA’dan, virüsün petrol talebine ve Dünya ekonomisine etkisiyle ilgili çarpıcı bülten!

Yayın tarihi:

-

Dr. Fatih Birol’un Başkanı olduğu IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), virus salgınının petrol talebi, fiyatları ve Dünya ekonomisi üzerindeki etkilerine ilişkin bülten yayınladı. Bülten içeriğiyle ilgili aşağıda bilgi edinebilirsiniz.

Geçen haftalarda , Covid-19, Çin’deki bir sağlık krizi olmaktan çıkıp küresel sağlık acil durumu haline geldi. Çin, salgının durdurulması için sıkı önlemler alırken, durum Dünya genelinde, 60’dan fazla ülkede bildirilen vakalarla giderek kötüleşiyor. Dünya ekonomisi üzerindeki etkisi de git gide belirginleşiyor. Ayın başlarında OECD, 2020 için büyüme beklentisini %0.5-2.4 aralığına indirdi ki, bu revizyon son projeksiyonlarımızla uyum gösteriyor

Durum değişkenliğini sürdürürken, küresel petrol talebinin 2019’da petrol talebinin % 80’inin ortaya çıktığı Çin’deki derin daralma ve seyahat ve ticaretteki kesintiler nedeniyle (son on yıl içinde ilk defa 1 tam yıl süresince iniş göstererek) 2020 yılında düşmesini bekliyoruz.

Ülkelerin virüsün süratli yayılmasına biyolojik önlemlerle cevap vermesi, Dünya genelinde uluslararası ve yerel taşımacılıkta çok büyük oranlarda azalmayla sonuçlandı. Veriler tam olmaktan uzak, ancak taşımacılık, sanayi ve ticaret dallarındaki gözle görülür azalma, geçen yılın ilk çeyreğiyle kıyaslandığında bu ilk çeyrekte küresel petrol talebinde 2.5 milyon varil/gün azalmayı gösteriyor. Bu, Şubat atında meydana gelen 4.2 milyon varil/gün değerindeki yıllık azalmayı da kapsıyor, bunun 3.6 milyon varil/gün miktarı da Çin’den kaynaklanıyor.

Petrol piyasasındaki durum incelemesi, hükümetlerin salgını durdurmak için önlem alma hızlarına ve küresel sağlık krizinin ekonomik etkinlikteki etkisine bağlı olacaktır. Bu aşamada, salgınla ilgili yüksek belirsizlik, bizi durumla ilgili alternatif görüşler sunmaya yönlendirdi: küresel ölçütlerin virüsü önlemede daha az başarılı olduğu karamsar bir bakış ve virüsün süratli şekilde önlendiği iyimser bir bakış.

Temel duruma göz attığımızda salgının Çin’de ilk çeyreğin sonu itibariyle kontrol altına alındığını ancak İran, G.Kore, Japonya, Singapur ve Avrupa’ya yayılmış olduğu görülüyor. Kuzey Amerika ve Avrupa’da uygulanan ölçütlerin, Çin’deki duruma göre petrol talebi üzerinde daha az etkisinin olması bekleniyor. Bununla birlikte, havacılık sektörü, küresel hava seyahatlarindeki kısıtlamalar nedeniyle azalmayı sürdürecek.

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com