Connect with us

Esinti’miz bol olsun

Yayın tarihi:

-

Samimi bir itiraf ile yazıma başlamak istiyorum. Bugüne değin paylaşımlarım güneş enerjisi ve yatırımları odaklı iken ilk kez rüzgar enerjisi için bir yazı hazırladım. Biraz heyecan da yapmadım değil ama geçerli, masum bir sebebim var. Eski bir bankacı olarak enerji sektörünün finansmanı için naçizane elimden geleni yapma gayreti içindeyim. Ancak aktif çalışmalarımın hedef alanı, enerji sektöründe faaliyette olan KOBİ segmentinin finansmanı olduğu için lisanssız yenilenebilir enerji projeleri ile teşrik-i mesaim daha fazla oldu. Hal böyle iken, RES projelerinin de ağırlıklı kurumsal ölçekli lisanslı yatırımlar olması kaynaklı, rüzgar ile aramda bir miktar mesafe bulunmakla beraber aslında iki taraf olarak birbirimize her daim de sempati duyduk. Nasıl mı? Rüzgarı bol Gümüşlük’teki yazlık evimde bahçeme çıktığımda karşımda 3 tane rüzgar türbini ile güne başlıyorum ve keyifle, bakalım bugün çarklar nasıl dönecek diye izliyorum. Hava rüzgarlı olunca kendi kendime seviniyorum, ne güzel hızlı dönüyorlar, üretim hızlandı diye hatta o an yatırımcı ve daha da ileri gidersem finansör kurum adına seviniyorum. Ve yine yakınımdaki yeldeğirmenlerine de bakarken doğanın yüzyıllardır bizlere sunduğu temiz enerji kaynakları için minnetimi tekrarlıyorum. 

Ülkemizin büyük bir zenginlikle her başlıktaki yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olduğunu, güneşin (sıcaklığın) rüzgarın da oluşmasında etken olduğunu, dünyaya ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık %2’sinin rüzgâr enerjisine dönüştüğünü de hatırımızda tutarsak temiz bir hafızaya sahip olmuş oluruz.

En basit hali ile hava hareketlerinin yer değiştirmesi olan rüzgarın, bir enerji kaynağı olarak bize yel değirmenleri ile elektrik enerjisi sağlaması 1890 yılına dayanmakta. Bu tarihten sonra da değirmenler küçük ev ve çiftliklere elektrik sağlamak için kullanılmış. Ve bugüne geldiğimizde çok şık dizayn edilmiş ve her geçen gün daha da zarifleşen türbinler bizlere aynı şekilde temiz enerji sağlamaya devam ediyor. Zerafetle dönen türbinlerin verimlilik belirleyicileri de; rüzgarın kuvveti, yönü ve türbinin yüksekliği…

Her yatırım türünün mutlaka kendi içinde avantaj (kolaylık) ve dezavantajları (zorluk/riskler) vardır, yatırımcı dezavantajları iyi tanımlar, en kötü senaryodaki potansiyel riskleri finansal gücü ve yönetim becerileri ile kontrol edebileceğini ölçümlerse, yani en kötü senaryoda hayatta kalacağını öngörebiliyor ise yatırıma başlar. Burada bahsettiğim yatırımcı pek tabii profesyonel bakış açısına sahip yatırımcı. Bir de sadece avantajları dikkate alarak yatırıma başlayanlar var. Dürüst olmam gerekirse onları burada yazıma konu dahi etmeyi tercih etmiyorum.

Özellikle son 12 yılda gelişme gösteren rüzgar enerjisi yatırımlarında ekipmanlar bilindiği üzere dağınık ve belli ekipmanlar da global tedarik zinciri sistemine bağlı. Maalesef çalışılmamış, tecrübe edilmemiş yerden global düzeyde sorunlar gelince doğal olarak dalga halinde tedarik temininde negatif etki alanının içerisine giriliyor. Keza Opex maliyetlerinin döviz ağırlıklı olması ve şu an yasal izin ve dokümanlarla ilgili işleyişin durağan süreçte olması gibi etkenler de yatırım adına diğer iyi hesaplanıp, yönetilmesi gereken başlıklar. Nasıl ki bilançolarda beklenmeyen giderler kalemi vardır, yatırımlar adına da beklenmeyen riskler vardır. Bu kez önemli detay; beklenmeyen risklerin ve alınacak aksiyon planlarının bugüne değin tanışılmamış ve ihtimaller çerçevesinin dışından gelmesi. Bazı beklenmeyen riskler yatırımcı kontrolünde yönetilebilecek iken maalesef bazıları da dış etkenlere bağlı kalabiliyor.

“Risk sıfırlanamaz, ancak minimize edilebilir” de bu bağlamda çok sevdiğim ve kullandığım cümledir.

RES yatırımlarının finansal kurumlar açısından değerlendirilmesine gelirsek; RES yatırımcı profili hepimizin bildiği üzere ağırlıklı kurumsal ölçekte, kredibilitesi yüksek, profesyonel risk ölçümlemesi ile proje geliştiren, bunun için konusuna hâkim uzmanlarla çalışma imkân ve bütçesine sahip firmalar. Hal böyle olunca, mutlaka istisnalar vardır, finansmana ulaşımda da çok meşakkatli süreçler yaşanmıyor. 

Ana hatları ile yatırım değerlendirmesine kreditörlerin bakış açıları nasıl? Bakalım;
  • Bugüne değin yenilenebilir enerji yatırımları süreç yönetiminde deneyimlediğim en temel zaman dilimi, yatırımcı kararı – Büyük montanlı ve uzun vadeli yatırımlarda yatırımcı profili kreditör tarafında önem arz eder zira beş yılın üzeri olarak tanımlanan uzun vadede muhtelif olumsuz durumlara maruz kalınma ihtimali vardır. Bu aşamada yatırıma karar vermiş potansiyel yatırımcının finansal gücü beraberinde risk yönetme kabiliyeti de ön plana çıkar. 
  • Doğru saha seçimi (rüzgar hızı, arazi yapısı, trafo merkezine uzaklık vb.) kullanılacak olan finansmanın geri dönüşünde ve yatırımın yapılabilirliğinin belirlenmesinde işin temelini oluşturmakta –  Finans kurumlarının tavizsiz talep ettiği, direğin bulunacağı noktanın son 1 yıla ait rüzgar ölçümü. 
  • Proje geliştirme – Finans kurumlarının üzerinde çalışacağı fizibilite raporu; konusunda profesyonel uzmanların objektif bakış açısı ile hazırlanmış ve risk ölçümlesi analizinde ihtiyaç duyulan bilgileri ve senaryolu nakit akış tablolarını içermeli.
  • RES yatırımlarının diğer yenilenebilir enerji yatırımlarından farklı olarak çok sayıda yasal izne tabi olması sürecin önemli bölümü – Finans kurumları ÇED raporu, arazi kamu arazisi ise haklar alınmış mı, hangi şartlarda alınmış, lisans geçerli mi, lisans başvuran gerçek yatırımcıya mı ait vb. konu ve dokümanların güncelliğini, mevzuatlara uygunluğunu ve hukuksal geçerliliğini hayli titizlikle inceler.
  • Finans kurumları kendi çevre ve sosyal risk politikaları ve kriterleri çerçevesinde kümülatif çevresel etki analizi yapmaktadır zira finans kurumları ve onlara fon sağlayıcılar herhangi bir hukuksal sürece girme ihtimali olan yatırım finansmanına sıcak bakamaz. Kaldı ki artık günümüzde Yeşil Finansman, İklim Finansmanı gibi terimler gündemimize oturmuş, Yeşil Tahviller artık  finansman enstrümanı olarak aktif hale gelmiş iken…

Yukarda bahsini geçirdiğim konular yatrımcının finansmana ulaşım için hazırlamakla sorumlu olunan başlıklar olarak algılanmamalı, her şeyden önce yatırımcı her ne boyutta yatırım yaparsa yapsın kendisi için titizlikle bu hazırlıkları yapmalı zira projenin yapılabilirliliğine önce kendisi inanmalı. Yatırımlar fabrikasyon da değildir, olamaz da, her biri farklı parametrelere sahip haute-couture – özel tasarımdır. İnanıyorum ki sektör proje geliştirici danışmanlarımız da bu yaklaşımla proje geliştiryor. 

Ve önümüzdeki dönem, finans kurumları temiz ve sürdürülebilir enerji için ne kadar kaynak aktarırsa uluslararası alanda ratingleri o denli yüksek olup, buna bağlı bir nevi iyi karne ödülü olarak avantajlı kaynaklara ulaşabilecekler. Bu model de herkesin kazandığı model olacak. Böylece daha ucuza kaliteyi satın almayı başaracağız.

Unutmayalım ki; makro ve mikro dalgalanmalar her zaman olur ve olacaktır da. Bu dönem sakinlikle, sağduyu ile, panikten uzak, karar vericilerimizle ve sektör paydaşlarımızla etkin ve anlayışlı bir işbirliği içerisinde “Yeni Normal” hazırlığımızı yaparak geçirmemiz için fırsat. Her durum onu bizim nasıl algılandığımızla yönetilir; kriz mi yoksa eksikleri tamamlama ve yeni dönem hazırlıkları için fırsat mı? Kim bilir bu dönem dijitalleşmeye yönelik belki de biraz ağırdan alınan bazı konuların hızlanacağı dönem olacak, uzaktan çalışma kısmen kalıcı hale gelecek ve tüketici profilinde gerçek kişilerin oranı artacak buna göre yeni düzenlemeler çıkacak, beraberinde yeni yan hizmet  ve işkolları oluşacak, ana faaliyet konusu enerji sektörü olmayan yatırımcılar ana faaliyet konularını korumak adına yeni pozisyon alacak vs. Önce çok iyi bir izleyici olup sonra uygulayıcı olmak çok şey kazandırır; sadece yatırımcıya değil, tüm topluma.

Jules Payot der ki, “Rüzgâr Gülü kendisini rüzgârın çevirdiğinden habersiz, yalnız başına döndüğünü zanneder.”

Ben de diyorum ki, “Çocukluğumun simgesi olan Rüzgâr Gülü aslında hiç yalnız değildi. Onun dönmesi için hızla koşardım, sanki o döndükçe ben onu yaşatıyordum. En olmadı üfler nefesimle nefes verir, onu yine de yalnız bırakmazdım”

Ve yine bırakmayacağım.

Sevgi ve saygılarımla…

Bilgi Kaynakları

Enerji sektöründeki her 10 CEO’dan 9’u şirketlerinin büyüyeceğini düşünüyor

Yayın tarihi:

-

Yazar

KPMG Türkiye Enerji Sektörü Lideri Hakan Demirelli

Enerji sektörü CEO’larının ESG, üretken yapay zekâ ve sektörün geleceği hakkında görüşlerini ortaya koyan KPMG’nin 2023 Küresel Enerji Sektörü CEO Araştırması yayınlandı. Araştırmada yer alan ankete göre küresel Enerji CEO’larının kendi şirketlerinin büyüme beklentilerine olan güveni önemli ölçüde artarak yüzde 87’ye yükseldi. Ankete katılan CEO’ların yüzde 73’ü üç yıl içinde ofise tam olarak geri dönülmesini bekliyor. Hatta yüzde 94’ü ofise gelecek çalışanları ödüllendirmeyi düşünüyor. CEO’ların yaklaşık üçte ikisi için üretken yapay zekâya yatırım yapmak en önemli öncelik ve yüzde 48’i bu yatırımların geri dönüşünü üç ila beş yıl içinde görmeyi bekliyor.

KPMG; enerji, petrol ve gaz, madencilik ve kimya sektörlerinden 127 küresel CEO ile anket yaparak önümüzdeki üç yıl için sektöre ve ekonomik duruma ilişkin görüşlerini topladı. Devam eden jeopolitik gerilimler, üretken yapay zekânın hızlı yükselişi ve küresel ekonomik belirsizlik ortamında enerji, doğal kaynaklar ve kimyasallar (ENRC) sektöründe görev yapan CEO’lar, şirketlerinin ve sektörün genelinin büyüme beklentilerine oldukça güven duyduklarını, müşteri deneyimini iyileştirmeye ve ESG girişimlerini yürütmeye odaklandıklarını ifade ediyorlar.

Raporla ilgili değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Enerji Sektörü Lideri Hakan Demirelli, “Enerji sektöründeki teknolojik yenilikler, piyasalardaki değişkenlikler ve karbonsuzlaşma için artan talebin yönlendirdiği dönüşümü ele alan 2023 yılı enerji sektörü raporumuz sektördeki tüm oyuncaların yeni fırsatlardan nasıl yararlanabileceklerini ortaya koyuyor. Güvenilir bilgiye ve veriye dayanan analizlere duyulan ihtiyacın sürekli arttığı enerji sektörü için hazırladığımız raporun, bu gereksinimi karşılamasını umuyoruz. Raporumuz, enerji piyasalarına ilgi duyan herkese bir kaynak olma özelliği taşıyor.” dedi.

Ekonomik görünüm: Enerji CEO’larının güveni diğer sektörlerden fazla

KPMG’nin 2023 Küresel Enerji Sektörü CEO Araştırması’nda yer alan ankete göre, küresel Enerji CEO’larının kendi şirketlerinin büyüme beklentilerine olan güveni önemli ölçüde artarak yüzde 87’ye yükseldi ve bu oran 2022’ye göre altı puanlık bir sıçrama anlamına geliyor. Sektördeki CEO’ların güven seviyeleri, yüzde 77 ile üç yılın en düşük güven seviyesine sahip olan küresel CEO’lara kıyasla yüksek kalmaya devam ediyor. Sektörde sermaye daha düşük karbonlu enerjilere doğru kaysa da CEO’lar, mevcut işlerinin ve müşterilerinin yakın zamanda ortadan kalkmayacağına inanıyor.

Enerji CEO’ları ayrıca sektörün geneline benzer şekilde yüzde 83 ile yüksek güven duyduklarını belirtiyor ki bu, 2022’ye göre yüzde iki artış anlamına geliyor. Bu artan güvenin, kademeli ekonomik toparlanma ve dünya genelinde enerji dönüşümünün artan öneminden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Hatta sektördeki CEO’ların küresel ekonomiye duydukları güven de pandemi öncesindeki seviyeleri aşıyor. Her dört Enerji CEO’sundan üçü (yüzde 75) önümüzdeki üç yıl için ekonomiye genel olarak güvendiklerini ifade ederken bu oran geçen yıl yüzde 71’di.

Çığır açan teknoloji: Enerji CEO’ları ihtiyatlı bir şekilde üretken yapay zekâyı benimsiyor

Ankete katılan CEO’ların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 64) üretken yapay zekâya yatırım yapmanın en önemli önceliklerini olduğu konusunda hemfikir ve yüzde 48’i bu alana yaptıkları yatırımların geri dönüşünü üç ila beş yıl içinde görmeyi bekliyor. CEO’lar, sektördeki iş gücünün hem yapay zekâya hem de temiz enerjiye geçişin üstesinden gelebilecek donanıma sahip olduğundan da emin. Yüzde 52’si (2022’ye göre yüzde yedi artış) yeni teknolojiye yatırıma öncelik vermek yerine çalışanlarının yeteneklerini geliştirmeye yatırım yapmaya odaklanıyor.

Bununla birlikte sektör CEO’larının yüzde 60’ı, üretken yapay zekânın intihal, veri koruma, önyargı ve şeffaflık gibi konularda etik zorluklara yol açabileceğini düşünüyor. Enerji CEO’ları ayrıca yapay zekânın siber güvenlik risklerini artırmasıyla da mücadele ediyor. Yapay zekâ siber saldırıların tespit edilmesine yardımcı olsa da yüzde 82’si bu teknolojinin düşmanlar için yeni saldırı stratejileri sağlayabileceğine inanıyor. Son birkaç yılda siber güvenliğe verilen tüm öneme rağmen, CEO’ların yalnızca yüzde 46’sı bir siber saldırıya karşı hazırlıklı olduklarını söylüyor.

Yetenek: Enerji CEO’ları ofise dönüşü destekliyor

Özellikle, küresel enerji CEO’larının çoğu salgın öncesi çalışma yöntemlerini destekleme konusunda kararlı, yüzde 73’ü üç yıl içinde ofise tam olarak geri dönülmesini bekliyor. Bu geçen yıla göre yüzde sekiz artış anlamına geliyor. Buna ek olarak, yüzde 94’ü ofise gelecek çalışanları uygun görevler, zamlar veya terfilerle ödüllendirebileceklerini de söylüyor.

Bu yaklaşım, enerji sektöründeki geleneksel düşüncenin devam ettiğini ortaya koyuyor ve son üç yılda verimlilik üzerinde büyük ölçüde olumlu bir etkisi olsa da hibrit çalışmayla ilgili tartışmalara da zemin hazırlıyor.

ESG: Enerji sektörünün uzun vadede büyümesi için çok önemli

Küresel enerji sektörü CEO’ları, ESG’yi (çevresel, sosyal, yönetişim) işletmelerinin dirençli olmasına ve uzun vadeli büyüme sağlayabilmesine yardımcı olan kurumsal stratejilerinin vazgeçilmez bir parçası olarak giderek daha fazla kabul ediyor. Enerji CEO’larının yüzde 78’i, değer yaratmak için ESG’yi işlerine tamamen dâhil ettiklerini söylüyor. Daha da önemlisi, müşterinin her zaman merkezde yer almadığı bu sektördeki CEO’ların yüzde 22’si ESG’nin önümüzdeki üç yıl içinde müşteri ilişkileri üzerinde en büyük etkiye sahip alan olacağına inanıyor. Ayrıca katılımcıların üçte birinden fazlası (yüzde 37) net sıfır emisyona ulaşmak gibi çevresel sorunlara yönelik ESG yatırımlarına da öncelik veriyor. Buna karşın yüzde 30’u jeopolitik belirsizlikler, alternatif enerji kaynaklarının yüksek maliyeti ve artan düzenlemeler nedeniyle tedarik zincirlerini karbonsuzlaştırmanın karmaşıklaştığını ve bu nedenle yakın vadede net sıfır emisyona ulaşmanın zorlaştığını kabul ediyor.

Devamını oku

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Türbin Komponantleri

İnovasyon ve sürdürülebilirlik: LEITWIND, Türkiye rüzgar enerjisi pazarını dönüştürüyor

Yayın tarihi:

-

Yazar

İnovasyon ve sürdürülebilirlik: LEITWIND, Türkiye rüzgar enerjisi pazarını dönüştürüyor

Rüzgar enerjisi, ülkemizin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasında kilit bir rol oynuyor. Megawatt sınıfı rüzgar türbinlerinin (250 kW ile 3.000 kW arasında değişen) tasarımı, kurulumu ve bakımı konusunda uzmanlaşmış bir İtalyan şirketi olan LEITWIND, Ar-Ge’ye yaptığı yatırımlar ve geniş ürün yelpazesi sayesinde en uygun çözümleri sunarak, her ihtiyaca göre en yüksek kalite ve güvenilirliği sağlıyor.

Bu taahhüdün açık bir örneğini, 1500 kW nominal güce sahip LTW90 konfigürasyonunun geliştirilmesi oluşturuyor. Büyük rotor çapı ile bu türbin, düşük rüzgar koşullarında bile önemli ölçüde enerji üretimi sağlayarak aynı pazar segmentindeki rakiplerinden ayrılıyor.

Bu rüzgar türbininin Türkiye’deki  kurulumu, Marmara Bölgesi’nin Kırklareli ilinde bulunan Lüleburgaz İlçesi’nde 2023’ün bahar aylarında başarıyla tamamlandı. Bu rüzgar türbininin yıllık ortalama enerji üretimi 1.100’den fazla Türk hanesinin yıllık tüketimini karşılayabiliyor. Rüzgar türbini ayrıca; elektrik enerjisi kontrolü, frenlerin verimli kullanımı, şebeke kurallarına uyum ve azaltılmış gürültü emisyonlarında önemli avantajlar sunan en gelişmiş jeneratör modeli D4.1 ile donatılıyor.

Türkiye Satış Müdürü Can Güven, “LEITWIND’i Türkiye pazarında bu kadar rekabetçi kılan çeşitli faktörler var: En ileri teknoloji, Avrupa standartlarına uygun yatırım yaklaşımı ve son olarak da güçlü bir yerel varlık. Aslında LEITWIND’in Türkiye’deki iştiraki kapılarını 2012’nin Mayıs ayında teleferik sektörüne yönelik açılışı yapılan LEITNER TURKEY’den sonra, Bursa’da açıyor. LEITWIND; kurulum sürecinde sunulan geniş hizmet yelpazesine, ürünlerin kalitesi ve güvenilirliğinden yatırımın hızlı geri dönüşüne ve ait olduğu HTI grubu ile paylaştığı bilgi birikime kadar projenin her aşamasında rakiplerinden ayrılıyor. Bu sayede Türkiye’de, 10 adet LEITWIND rüzgar türbininin kurulumunu başarıyla gerçekleştirdik ve giderek artan sayıda yerel yatırımcı ile çalışabiliyoruz” diyor.

Devamını oku

Trendler