Connect with us

Genel

Enerji santallerinde öngörülü güvenlik

Yayın tarihi:

-

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanarak dışa bağımlılığın azaltılması, enerji kaynakların çeşitlendirilerek sürdürülebilir enerji kullanımının sağlanması ve enerji tüketimi neticesinde çevreye verilen zararların en aza indirilmesi açılarından yenilenebilir enerji oldukça önemli bir değere sahiptir.2020 Yılında yaşanan pandemi dönemi de bu önemi ayrı bir pencereden bizlere bir kez daha göstermiştir. Ülkelerin ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılaması pandemi gibi zorlu dönemlerde de yaşanabilecek çeşitli krizleri engellemektedir. 

Şu anda dünya genelinde fosil yakıtlardan enerji üretimi ağırlıkta olsa da gelişen trend yenilenebilir enerji üzerinedir. Birçok ülke enerji üretim alanındaki stratejilerini bu doğrultuda belirlemekte, üretilen enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına yeni teknolojiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Enerji alanında dünyada gelişen bu trende Türkiye’de ayak uydurmakta, hatta özellikle güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemiz bulunduğu coğrafi konum ve jeopolitik yapısı sebebi ile özellikle yenilenebilir enerji alanında oldukça önemli bir potansiyele sahip durumdadır. Birçok ülkeye göre özellikle güneş ve rüzgar açısından çok daha avantajlı bir potansiyele sahip olduğu bilinen ülkemizin EPDK verilerine göre 2020 sonu itibariyle rüzgar enerjisi santrali kurulu gücü yaklaşık 9.000 MW, güneş enerjisi kurulu gücü de yaklaşık 6.600 MW civarındadır. Diğer yenilenebilir enerji kaynakları olan hidroelektrik enerji santralleri yaklaşık 30.000 MW, jeotermal enerji santralleri yaklaşık 1.500 MW kurulu güce sahiptir. Bu veriler göstermektedir ki toplam kurulu gücümüzün yaklaşık %47’si yenilenebilir enerji kaynaklarından,  %15’inin de geleceğin enerjisi olarak nitelendirilen rüzgar ve güneş kaynağına dayalı olduğunu göstermektedir. Uzmanlar tarafından tahmini hesaplanan yenilenebilir enerji  potansiyele göre daha oldukça yüksek bir potansiyelimiz olduğu bilinmekte ve bu doğrultuda da yeni projelerin işletmeye geçmesi ile birlikte her geçen gün kurulu gücümüz de artmaktadır. 

Artan bu enerji yatırımlarının, inşaat ve montaj süreçlerinin güvenle tamamlanarak işletmeye geçmesi, işletmeye geçtikten sonrada güvenle enerji üretmesi elbette ki oldukça önem arz etmektedir. Bu alanda yatırım yapan şirketlerin güvenlik açısından yaşayacağı bir problem, iş planlarını sekteye uğratabildiği gibi finansal açıdan dengesizliklere de yol açabilmekte ve mental açıdan yorgunluk yaratabilmektedir. Bir enerji üretim santralinin inşaat aşamasına geçebilmesi için uzun ve zorlu bir izin sürecinin tamamlanması, sonrasında da önemli yatırım bütçeleri ayrılması gerekmektedir. Bu denli zorlu ve maliyetli süreçlerden geçen bir enerji yatırımının güvenlik açısından problemler yaşaması istenebilecek en son şeylerdendir. Bilindiği üzere enerji üretim santrallerinin gerek şantiye dönemleri gerekse işletme dönemleri çeşitli riskler barındırmakta, bu risklerin ortaya çıkmaması içinde hassasiyetle önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle şantiye/montaj halindeki projelerin çoğunluğu zorlu lokasyon ve coğrafi koşullarda yer almakta ve geniş bir alana yayılmaktadır. Bu tarz projelerde değerli malzeme yoğunluğunun yüksek olması, kaybolması halinde proje iş planını sekteye uğratabilecek ekipmanların varlığı, çok yönlü İSG unsurları ve sosyal etkileri güvenlik risklerini arttırmaktadır. Ortaya çıkan bu yüksek güvenlik risklerinin engellenebilmesi için çok iyi politikalar belirlenmesi, üzerinde hassasiyetle durulması ve doğru yönetilmesi değerlidir.

Enerji sektöründe ön planda olan başlıklardan birisi de güvenliktir ve burada stratejik bir öneme ve değere sahip olan enerji projelerinin güvenliği için, deneyim, bilgi birikimlerimi ve segmente özel derinleşmiş tecrübe devreye girer. 

Derin sektör tecrübesi ile hangi proje türünde hangi aşamada, hangi lokasyonlarda nasıl risklerle karşılaşabileceğimizi önceden öngörebilmesi,  projede daha göreve başlamadan önce tespit edilen bu risklerin ortaya çıkmaması içinde önem arz eder. Güvenlik teknolojileri, uzaktan izleme çözümleri gibi farklı hizmet karmaları eşliğinde entegre güvenlik çözümleri ile optimum fayda sağlanır.  Enerji yatırımcılarına ayrıca enerji tesislerinde ihtiyaç duyulan en doğru güvenlik teknolojisini, güçlü yapımız sayesinde yıllara yayılabilen finansal modellemeler eşliğinde yapılabilmektedir. Bu teknoloji yatırımlarını yaparken işletme maliyetlerinde de tasarruf yaratıldığından  tesisler ileri güvenlik teknolojilerine de sahip olabilmektedir.

Örneğin, işletmeye geçmiş olan Rüzgar Enerji Santrallerinin güvenliği;  genelde geniş bir alana yayılmış olan rüzgar türbinlerinin standart kamera sistemi ile izlenmesi ve sürekli devriyeler atılması ile sağlanmaktadır. Benzer durum Güneş Enerjisi Santralleri için de geçerlidir. Geniş bir alanda kurulan santrale ait çevre hattı standart kamera sistemleri ile 7/24 izlenmekte, devriye eşliğinde çeşitli kontroller yapılmaktadır. Bir Rüzgar Enerji Santralinde tüm rüzgar türbinlerine, bir Güneş Enerji Santralinde de çevre hattına kurulan akıllı video analiz özelliğine sahip kamera sistemleri, hoparlörler ve Securitas Uzaktan İzleme Merkezinin entegrasyonu sayesinde 7/24 sürekli izlemeye gerek kalmadan, türbin pad alanlarının, çevre hattının güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlanabilmektedir. Bu kurguda, türbin alanlarına veya çevre hattına yapılacak herhangi bir müdahalede akıllı video analizli kameralar görüntüyü Securitas Uzaktan İzleme Merkezi ile paylaşmakta, operatörler tarafından video doğrulama yapılmakta ve gerekiyorsa anlık olarak görerek sesli anons ile caydırıcılık sağlanmaktadır. Ardından ihtiyaca göre de güvenlik görevlileri ilgili noktaya yönlendirilmektedir. İşletmedeki RES’lere ve GES’lere özgü bu yenilikçi, öngörülebilir ve önleyici güvenlik tasarımı sayesinde işletme maliyetlerinden ciddi oranda avantaj sağlanmakta, sürekli devriyeye gerek kalmadığı için de İSG riskleri de engellenmektedir.

Devamını oku
Reklam
Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdi: Enerjide yeni dönem

Yayın tarihi:

-

Yazar

Paris İklim Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anlaşma, Resmi Gazete’de de “22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur” ifadeleriyle yayımlanarak yürürlüğe girmiş oldu.

WWF, Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 15 kurum, konuyla ilgili ortak açıklama yayınladı.

İklim değişikliği konusunda çalışan imzacı kurumlar, Türkiye’nin Anlaşmaya  taraf olmasının olumlu bir adım olduğunu belirtiyor ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefinin benimsenmesiyle Türkiye’nin iklim politikasında yeni bir dönem başladığını vurguluyor.

Türkiye, dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada ve kişi başı emisyonları her gün artıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltımı için öncelikle, Türkiye’nin 2053 yılına kadarki süreci kapsayacak kısa vadeli iklim hedefleri belirlemesi gerekiyor.  Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir politika geliştirebilmek için, halihazırda sera gazı emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanı’nı diğer ülkeler gibi gözden geçirmesi ve daha iddialı emisyon azaltım hedefleri sunması bekleniyor. 

Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor.

Hükümetin yeni iklim politikası dahilinde ilk adım olarak yeni kömür santrali yapılamayacağını taahhüt etmesi önem kazanıyor. 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür yatırımlarının yapılmaması gibi bazı önemli kilometre taşlarının bugün belirlenmesi gerekiyor. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye’nin,  geçtiğimiz hafta yeni kömürlü santrallerinin inşaatını durdurmayı amaçlayan “Yeni Kömür Santrali Yok Sözleşmesi” gibi girişimlerin izinde “yeni kömür yok” hedefini mutlaka taahhüt etmesi gerekiyor. 

Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. 

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor.  Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor.”

Devamını oku

Genel

IEA: İklim hedefleri için Çin’in 2060 yılına kadar kömür talebini % 80, petrol talebini % 60 oranında azaltması gerekiyor

Yayın tarihi:

-

Yazar

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Çin enerji sektörü üzerine 29 Eylül’de yayımladığı rapora göre Çin’in 2060 yılındaki karbon nötrlüğüne ilişkin taahhüdünü yerine getirebilmesi için kömür talebini % 80, petrol talebini %60 ve doğal gaz talebini %45 oranlarının üzerinde azaltırken, temelde rüzgar ve solar PV olmak üzere yenilenebilir kaynaklar tabanlı elektrik üretimini de 2021 ile 2060 arasında 7 katına çıkarması gerekiyor. 

Paris merkezli düşünce kuruluşu, yol haritası Çin’e özel olmakla beraber, ülkenin küresel sera etkisi emisyonlarının yaklaşık üçte birinden tek başına sorumlu olması ve Çin’in sera gazı emisyonunun %90’ının kaynağını enerji sektörünün ortaya çıkarması nedeniyle, iklim değişikliğiyle başa çıkmada küresel çapta etkisinin olacağını belirtti. 

Çin hükümetinin IEA’yı, ülkenin enerji sektöründe karbonsuzluğa ulaşmak için uzun dönem stratejiler için yol haritaları belirlemede işbirliği amaçlı davetine yanıt olarak IEA yol haritasını “küresel sıcaklık artışını 1.5 °C ile sınırlamak için Çin olmaksızın bir yol mümkün değildir” açıklamasıyla vurguladı.

Emisyon yoğun sektörlerin karbondan arındırılması bu yol haritasındaki Açıklanmış Taahhütler Senaryosu  (APS) olarak adlandırılan temel senaryo, Çin’in karbon emisyonlarını 2030’a kadar zirveye çıkarmak ve 2060’a kadar karbon nötrlüğüne ulaşmak için yapması gerekenleri, özellikle de emisyonun en yoğun olduğu sektörler, enerji , sanayi, inşaat ve ulaşım için karbonsuzlaşma stratejilerini yansıtıyor. 

Yol haritasında, yenilenebilir kaynakların hakim olduğu bir enerji sektörünün Çin’in temiz enerji geçişinin temelini oluşturduğu vurgulandı.

Harita, Çin’in enerji sektörünün 2055’ten önce net sıfır CO2 emisyonuna ulaşmasının beklendiğini ve yenilenebilir enerjiye dayalı üretimin, özellikle rüzgar ve güneş PV’sinin 2060 yılına kadar üretimin yaklaşık %80’ini meydana getireceğini ortaya koyuyor. IEA’nın analizine göre, %60’ın üzerinde olan bir oran %5’e kadar düşecek ve indirgenmemiş kömür bazlı üretim 2050’de duracak.

Yol haritasına göre, Çin’in endüstriyel sektörlerinin toplu CO2 emisyonlarının 2060 yılına kadar yaklaşık %95 ve indirgenmemiş kömür kullanımının yaklaşık %90 oranında azalması ve artık emisyonların dengelenmesi bekleniyor. IEA’nın öngördüğü enerji verimliliği iyileştirmeleri ve elektrifikasyon, kısa vadede endüstriyel emisyonda azalmanın çoğunluğuna karşılık gelirken, hidrojen ve karbon yakalanması, kullanımı ve depolanması veya CCUS gibi yeni ortaya çıkan teknolojiler 2030’dan sonra yerini alacak.

Yol haritasına göre, yapı sektöründe doğrudan CO2 emisyonlarının, elektrifikasyon, temiz bölgesel ısıtma ve enerji verimliliğinin iyileştirilmesi yoluyla 2060 yılına kadar %95’ten fazla bir oranda düşmesi bekleniyor. 

IEA, Çin’in ulaşım sektöründe şehirlerdeki metro, hafif raylı sistem ve elektrikli otobüsler ile şehirler arası yüksek hızlı trenlere yapılan yeni yatırımların yolcu taşımacılığında enerji yoğunluğunun azaltılmasında kilit rol oynayacağını belirtti;  karayolu, denizcilik ve havacılıkta karbon emisyonun azalmasının, yakıt verimliliği kazanımları ve düşük karbonlu yakıtların kullanımıyla sağlanacağını ekledi. 

IEA ayrıca, hidrojenin, Çin’in çeşitli sektörlerde karbondan arındırmada giderek daha önemli bir rol oynayacağını vurguladı. 2060 yılına kadar elektriğin neredeyse beşte biri hidrojen ile üretilecek. 

Yatırımlar açısından, Çin’in karbonsuzlaşma taahhüdünü yerine getirmesi için, toplam yıllık yatırımın 2030’da 640 milyar dolara (yaklaşık 4 trilyon Yuan) ve 2060’ta yaklaşık 900 milyar dolara (6 trilyon Yuan) ulaşmasını gerekecek; bu da yakın zamandaki ortalamalara göre %60’a yakın bir artışa karşılık geliyor. 

Daha fazla hızlanma potansiyeli

Yol haritası kapsamında ayrıca, Çin için, enerji ve sanayide kömür kullanımında daha hızlı bir azalmayı, mevcut düşük karbonlu teknolojilerin daha etkin kullanımını ve verimlilik kazanımlarının daha hızlı elde edilmesini beraberinde getiren bir Hızlandırılmış Geçiş Senaryosu veya ATS önerildi.

IEA, ATS’deki kümülatif yatırımların APS’dekilere benzer olacağını belirterek, daha hızlı ilerlemenin mümkün olduğunu ve Çin için faydalı olduğunu da ekledi.

Çin, son 14. Beş Yıllık Plan’da 2025 yılına kadar CO2 yoğunluğunda %18 ve enerji yoğunluğunda %13,5 azalma sağlamayı taahhüt etti. Ayrıca toplam enerjide fosil olmayan yakıt payını artırmak için, 2020’de yaklaşık %16 olan tüketimi 2025’te %20’ye çıkarmayı hedefleyen, bağlayıcı olmayan bir teklif de bulunuyor. 

Çin bu kısa vadeli politika hedeflerine ulaşırsa, IEA, Çin’in yakıt kaynaklı CO2 emisyonlarının 2020’lerin ortalarında, Çin’in 2030 karbon zirvesi taahhüdünden daha önce rayına gireceğini tahmin ediyor.

IEA, harekete erken geçmenin, piyasaların uyum göstermesinin yanı sıra işletmeler ve tüketicilerin uyumu için de zaman kazandırdığını ifade etti.  Bununla birlikte, hızlandırılmış senaryo altında uzun vadeli geçişte karşılaşılan güçlük de daha derin olabilir.

IEA, 2050 yılına kadar net sıfır CO2 emisyonuna ulaşmanın, güneş PV ve rüzgarın kurulu kapasitesinin, 2050’deki temel APS senaryosunda olduğundan yaklaşık 1.400 GW veya %20 daha yüksek olacağı anlamına geleceğine dikkat çekti.

Devamını oku

Genel

GE’nin Litvanya projeleri için tercihi Global Wind Service

Yayın tarihi:

-

Global Wind Service, GE tarafından, Litvanya’nın çeşitli bölgelerinde, 38 cypress türbininin kurulumu ve tamamlanması için seçildi.

Tercih, iki firma arasında uzun süredir devam eden yakın ilişkiye dayanıyor. Ayrıca, Cypress platformlarının Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde başarılı kurulumları da etkili oldu.

İlk bölgede çalışmalar başlarken işin programlanması tüm bir yıla yayıldı.

Global Wind Service CEO’su Lars Petersen konu hakkında: “GE Renewable Energy tarafından bu projelerde güvenilir ortak olarak seçilmemizden dolayı mutluyuz. Cypress platformu iyi ve güçlü bir türbin tipidir; birçok projede de başarılı bir şekilde kurulumlarını gerçekleştirdik.

Bu türbinleri şimdi Litvanya’da da memnuniyetle kuracağız. İşimizi sürekli genişletiyor ve müşterilerimizle birlikte yeni piyasalara giriyoruz.

Sürekli büyüme, yeni iş arkadaşlarıyla sürekli yol aldığımız anlamına geliyor. Bu projelerde, global karbon ayak izini azaltmanın yanında yerel istihdama öncelik vererek iş imkanları yaratmak da hedefimiz oldu”, diyor.

Global Wind Service A/S (GWS), 2008 başında, her ikisi de rüzgar enerjisi sektöründe, hem sahada hem de kurulum ve servis projelerinin yönetiminde uzun yıllar deneyim sahibi Lars Bo Petersen ve Michael Nielsen tarafından kuruldu.

 

Devamını oku
Reklam
Reklam

Trendler