Connect with us

Mühendislik ve Üretim

“Yeşil yakalılar”, Windbaba’da buluşuyor

Yayın tarihi:

-

Rüzgâr enerjisi sektöründe Türkiye’nin ilk ve tek eğitim portalı Windbaba, pandemi döneminde kitleselleşen uzaktan eğitim sürecinde, geleceğini rüzgâr enerjisi sektöründe şekillendirmek isteyen her seviyedeki yeşil yakalı çalışana bir yıldır teknik eğitim hizmeti sağlıyor. 

On yıl önce dünya insan kaynakları literatürüne giren “yeşil yakalı” tanımlaması; yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarında üretim, montaj ve bakım süreçlerinde görev alan çalışanları kapsıyor. 

Kanat, kule ve rüzgâr enerjisi santrallerinde kullanılan ekipmanların üretimini yapan pek çok şirketin çalışanlarına hitap eden Windbaba’nın Stratejik Çözüm Ortağı, BY Danışmanlık Kurucusu ve Akredite Kobi Danışmanı Bülent Yüce; makine, endüstri, enerji sistemleri, elektrik-elektronik gibi mühendislik bölümlerinde eğitim gören öğrencilerin, çoğu kez rüzgâr enerjisini hiç tanımadan mezun olduklarını vurguladı. 

YÜSEM onaylı sertifika olanağı

Windbaba Stratejik Çözüm Ortağı, BY Danışmanlık Kurucusu ve Akredite Kobi Danışmanı Bülent Yüce

Genç mühendis adaylarının rüzgâr enerjisi sektörünü tanımalarına yardımcı olduklarını belirten Bülent Yüce, şu değerlendirmeleri yaptı: “Genç mühendis adaylarının sektöre adım atmalarında önemli bir işlev yükleniyoruz. Son 15 yılda 161 kat büyüyen, gelecek on yılda mevcudun en az iki katı daha büyüyecek olan rüzgâr enerjisi sektörünü tanımak isteyen mühendislik öğrencilerimiz, şayet belirli bir sayıya ulaşabilirler ve talep ederlerse seçmeli ders olarak rüzgâr enerjisi eğitimi alabiliyorlar. Gençlerimizi bu sektörde geleceklerini aramaya davet ediyoruz. Belirli mühendislik dallarında altyapısı güçlü bir eğitim alan ve geleceğini bu sektörde arayan donanımlı bir gencimizin işsiz kalması sıfıra yakın bir olasılıktır. Sektör profesyonellerinden alınan eğitimlerin iş hayatının başlangıcında çok daha etkili olduğunu görüyoruz. Windbaba olarak biz rüzgâr enerjisinde uzman olan akademisyen ve profesyonel eğitimci kadromuzla akademi dışındaki eksikliği doldurmak için yoğun çaba harcıyoruz. Profesyonel olarak uzun yıllar sektöre hizmet veren eğitimcilerimizin, doğrudan sahada karşılık bulan ve yüksek hassasiyetle hazırlanmış eğitimleri sonrasında katılımcılarımız online sınavda başarılı olmaları halinde Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YÜSEM) onaylı başarı sertifikası alabiliyorlar. Misyonumuz, rüzgara gönül veren ya da en azından merakı olan mühendislik öğrencilerini sektörümüze kazandırmak. Bu anlamda henüz bir yıllık bir geçmişe sahip olmamıza rağmen sosyal sorumluluk çalışmalarımızı da hayata geçiriyoruz. İzmir Kalkınma Ajansı ile yaptığımız işbirliği sonucunda 101 üniversite öğrencisine 12’şer adet eğitim sağladık ve en başarılı 16 öğrenciye sektör profesyonelleri tarafından mentörlük hizmeti vererek kariyerlerini şekillendirme konusunda yardımcı olduk.”

Eğitimde kalitenin ölçüsü ne? 

Türkiye’de 15-24 arasındaki çalışabilir genç nüfusta işsizlik oranının yüzde 26,1 ile tarihin en yüksek noktasında olduğuna belirten Bülent Yüce, gençlerin işgücüne, bilgisine ve becerisine ihtiyaç duyan sektörlerin başında rüzgâr enerjisi sektörünün geldiğine dikkat çekti. Şirketlerin kurumsallaşma yolculuklarında, çalışanlara verilen eğitimlerin bir performans göstergesi olduğunu da ifade eden Yüce, son yıllarda eğitimlerin ve eğiticilerin kalitesinden çok, eğitimin fiziki şartları ve halkla ilişkiler yönünün öne çıkmaya başladığına vurgu yaptı. Lüks salonlarda çok yüksek maliyetlerle verilen eğitimlerin, “daha başarılı” olduğu görüşünün doğru olmadığına işaret eden Bülent Yüce, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu durum, ekonomik krizlerle mücadele eden şirketlerin ilk tasarruf kalemleri arasında eğitimlerin olması sonucunu doğurdu.  Windbaba, alanlarında çok önemli uluslararası deneyim sahibi eğitimcileriyle bu algıyı kırmak üzere yola çıktı. Teknik eğitimlerin çok daha uygun maliyetle internet ortamında da verilebileceğini gösteriyoruz.”

Windbaba’nın eğitim ajandası

Windbaba’nın online eğitimlerinde katılımcılara; “Küresel Enerji Görünümü ve Rüzgâr Enerjisi”, “Rüzgâr Türbini”, “Onshore (karasal) ve Offshore (denizüstü) Kule Üretimi”, “Rüzgâr Ölçümleri”, “Rüzgâr Türbinleri Bakım ve Servisi”, “Rüzgâr Türbini Teknolojileri”, “Proje Yönetimi”, “Enerji Analizi”, “Borç Veren Mühendisliği”, “Teknik Değerlendirme ve Teknik Raporlama” ve “Rüzgâr Enerjisi Finansmanı” başlıklarında eğitimler veriliyor.

Mühendislik ve Üretim

Mühendis gözüyle rüzgar enerjisi projelerinin dünü ve yarını

Yayın tarihi:

-

Hem kamu kuruluşlarında hem de özel sektörde uzun yıllar çalışmalar yapmış olan ve enerji piyasalarını yakından tanıyan İnşaat Yüksek Mühendisi Gürsel Kızıloğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Rüzgar enerjisi sektörü başta olmak üzere enerji piyasalarının işleyişi ve mevcut durumu hakkında değerlendirmelerde bulunan Gürsel Bey, bizzat içinde olduğu projeler hakkında da bilgiler sundu bizlere.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1980’lerde elektrik geldiğinde, köy girişinde trafo direği dibinde temsilen gaz lambalarının kırıldığı seramonilerden
hatırladığımız Köy Elektirifikasyonu hamlesinde Doğu Anadolu köylerinin elektrik ile tanışması süreçlerinde uzun yıllar hizmet vermiş bir babanın evladı olarak 2000’li yıllar geldiğinde, bir bakıma elektrik iletim ve dağıtımı konusunda bayrağı devralan bir mühendisim.

Çocukluk yıllarından aşina olduğum babamın çok seyahat ediyor olmasından da etkilenmiş olsam gerek 1998 yılında göreve başladığım TEİAŞ Erzurum Bölge Müdürlüğünde arazi çalışmalarını severek yapmaya başladım.

2003 yılında TEİAŞ’ta yaşanan yapısal değişimler sonucunda Doğu Anadolu ve Kuzey Karadeniz bölgesini içine alan geniş bir alanda Enerji İletim Hatları Tesis Kontrol Başmühendisi olarak, Çoruh Havzası barajlarının ürettiği enerjiyi ulusal iletim sistemine aktaracak olan Enerji İletim Hatları başta olmak üzere pek çok projede sahada bulundum.

Dönemi itibariyle Türkiye’nin önde gelen hatlarının tesisi sırasında kamulaştırma süreçlerini de görme fırsatı buldum.

2007 yılında TEİAŞ Genel Müdürlüğü’nde Enerji İletim Hatları etüt-proje faaliyetlerinin yürütüldüğü proje dairesine tayin olarak bu defa işin mutfağını tecrübe etme imkânı buldum.

Yenilenebilir enerji kaynakları ve özellikle rüzgar santrallerinin yoğun olarak hayata geçirildiği bu dönemlerde memleketin her coğrafyasında proje yapma fırsatını yaşadım.

2011 yılı içinde kısa bir süreliğine TEİAŞ Adapazarı Bölge Müdür Yardımcılığı ve sonrasında 3 yıl kadar bir süre ile Enerji İletim Hatları İhale Müdürlüğü görevinde bulundum. Bağlantı Anlaşmaları ile oldukça içil dışlı olduğumuz bu dönemde mahsuplaşma çalışmalarında da bulundum.

2013-2015 yılları arasında da TEİAŞ Coğrafi Bilgi Sistemleri Şube Müdürlüğü yaptığım dönemdeki çalışmalarımızla TEİAŞ İletim Sisteminin bugünkü anlamda CBS’si olan çalışmaların temellerini attık. Ve tüm ülke genelinde enerji iletim hattı ve trafo merkezlerinin konum bilgilerini oluşturduk.

İlk zamanlardan beri aklımın bir kenarında olan özel sektörde çalışma isteği 2015 yılında TEİAŞ’tan istifa ederek sektörün önde gelen firmalarından EMTA Enerji’de Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışma fırsatını bana sağladı.

Yaklaşık 4 yıl sürecek olan bu dönemde, yer altı kablolarından GIS trafo merkezlerine, rüzgar santrallerinden çimento ve demir çelik fabrikalarına kadar pek çok alanda önemli projeleri yönetme imkanım oldu.

2019 yılı Temmuz ayında ise EMTA Enerji’den ayrıldığımda rüzgar santralleri konusundaki serüvenim başlamıştı ve ilk olarak 120 MW Evrencik Rüzgar Santrali tesis çalışmalarını Genel Müdür olarak yönetmek üzere yatırımcı bünyesinde göreve başlamıştım. 2020 Ekim ayında ilk türbini ile YEKDEM’e dahil olma hedefini sağlayan bu projeden ayrılarak bu defe 200 MW İstanbul RES projesinde Genel Müdür olarak göreve başladım.

2020 yılı sonuna kadar yalnızca 2 ay kaldığı bir dönemde çok kısa bir sürede İstanbul RES Projesi’de ilk türbin devreye alınarak YEKDEM’e dahil olunmuş ve önemli bir başarı sağlamıştır.

Rüzgar enerjisi yatırım ve tesis süreçleri açısından fırsatları ve zorlukları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde enerjide dışa bağımlılığın azaltılması adına oldukça önemli bir yere sahip olan rüzgar santralleri doğu bölgeleri dahil hemen her bölgeye kurulmaya devam etmektedir. Bu gelişmeler ülkemiz adına oldukça memnuniyetle karşıladığım konuların başında gelmektedir. Ne var ki hem proje geliştirme ve hayata geçirme süreçleri hem de ana maliyeti oluşturan türbin tedarikinin uzun süre dışa bağımlı olarak gerçekleştirilmesi görünmeyen bir dış borç nedeni olmuştur. Son yıllarda kule, kanat vb. önemli aksamlarının yurt içinde imal edilmesi bu bakımdan olumlu yönde önemli bir kırılma sağlamıştır. Tamamen yerli üretimin sağlanmasını değerli buluyorum.

Diğer taraftan 2002-2003 yıllarından itibaren ivme kazanan rüzgar santrallerinin proje geliştirme süreçlerinde de önemli aksamlar yaşandığını ifade edebiliriz. Özellikle rüzgar ölçümleri yapılması sonrasında izin ve lisanslama süreçlerinin yürütülmesi sırasında ilgili kurumlardan olumlu görüş alamayan pek çok proje yer değişikliği yaşamış, kapasite artışı yapamamıştır. Bunu yanı sıra özellikle proje geliştirme ve izin süreçleri yönetimi bakımından kurumsal olmayan nitelikteki danışmanlık sektörünün de bu bakımdan sınıfta kaldığını ifade edebiliriz. İşini ciddiyetle ele alan ve hakkıyla proje geliştirip yöneten danışman firmaları müstesna tabii.

Bir diğer önemli konu da belki siyasi konjonktür nedeniyle belki çevresel hassasiyet ile belki her ikisi birlikte olarak pek çok bölgede rüzgar santrallerinin yapımına karşı çıkan çevreci(!) yaklaşımlar projelerin aksama nedeni olmuştur. Bunun önemli bir nedenini de doğa ve çevre koşullarını önceliğe almadan planlanan rüzgar santrallerindeki başarısız çevre yönetimleri olmuştur. Projelerin kurgulanması sırasında topoğrafyanın çok iyi irdelenmesi, türbin lokasyonlarının doğru yaklaşımlarla belirlenmesi, ulaşım yolları ve enerji nakil yer altı kablo güzergahlarının optimize edilmesi ve tabii ki yüksek gerilim enerji iletim hatlarının çevreci hassasiyetleri gözeterek projelendirilmesi bu konudaki karşı duruşları izale edeceği düşüncesindeyim. Tabii bu durumların vatandaş nezdinde de doğru, açık ve net olarak anlatılması da önemli.

Gerek TEİAŞ döneminde iletim hattı çalışmaları yaptığım projelerde gerekse tesis çalışmalarını gerçekleştirdiğim dönemde proje çevresindeki vatandaşlar ile hep iletişim halinde olmaya, onları empati yolu ile anlamaya ve de projenin ülkemize sağlayacağı katma değerleri doğru olarak ifade etmeye çalıştım. İdari kurumlardan mahalle muhtarlarına ve vatandaşlara kadar her düzeyde bu hususlara dikkat edilmeli diye düşünüyorum. Özellikle doğa harikası orman alanlarında tesis edilecek rüzgar projelerinde bu yaklaşım çok önemlidir.

Bu başlıkta son olarak rüzgar santrali yatırımcılarının da kurumsal profillerinin proje başarılarında oldukça önemli olduğunu belirtmek isterim. Projeyi bir yatırımdan ziyade ülke kalkınmasına sağladığı katma değerle ele almayı, uzman nitelikte proje geliştirme ve yönetme ekipleri ile çalışmayı, uzun yıllar hizmet verecek santrallerin alt yapı yatırımlarında kaliteden ödün vermemeyi başarmamız gerekiyor.

Tamamladığınız ve süreçleri devam eden projeler hakkında bilgi alabilir miyiz?

Tecrübe ve uzmanlık bakımından enerji iletim hatları konusunda pek çok projeyi gerçekleştirmenin mutluluğu bir yana hem kamu süreçleri hem saha tecrübeleri açısından baktığımızda rüzgar santrali projelerini, pek çok mühendislik disiplinini barındırdığından değerli görüyorum.

Ülkemizin hemen hemen her köşesinde bir enerji iletim hattı veya trafo merkezi projesinde imzanızın olması gibi kendinizi değerli hissettiren bir duyguyu yaşamayı tüm mühendis meslektaşlarım için temenni ederim.

Rüzgar santrali yatırım süreçlerini yönetmeyi ve hedefine ulaştırmayı bu açıdan tatminkâr bir meslek seviyesi olarak
görüyorum. Zira aynı yıl içinde 120 MW ve 200 MW gibi tek lisansa dayalı en büyük projelerden olan iki ayrı projeyi hedefine ulaştırma başarısı yönetimi kadar ekibinin de yoğun emek harcadığı bir performanstır.

Bu aşamadan sonra kamuda çalışmış ve sonrasında özel sektörde çalışmalarını devam ettiren, bunun yanı sıra bir inşaat mühendisi olarak bu denli büyük projelere katkı sağlayan biri olarak genç mühendislere de ilham kaynağı olmayı ümit ederim.

Türkiye rüzgâr enerjisi sektörünün gelişimini ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa ve Türkiye açısından rüzgar enerjisi yatırımlarını nasıl değerlendirirsiniz?

Ülkemiz açısından yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılmasının orta ve uzun vadeli katma değeri oldukça açık.

İlk yıllarda Ege ve Akdeniz bölgelerinde kurulduğuna şahit olduğumuz rüzgar santrallerinin teknolojik gelişmeler
sayesinde artık Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde de kuruluyor olduğunu görmek gelecek adına mutluluk verici.

Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde offshore (deniz üstü – kıyı şeridi) rüzgar santralleri de önemli bir alan oluşturabilir. Ancak Ege Denizi’nde geçmişten gelen komşuluk ve karasuları sorunu bu bölgeyi kullanılamaz kılıyor. Diğer deniz kıyılarımız ve özellikle Marmara Denizi’nin güney kıyıları, Saros Körfezi ve Karadeniz’in Trakya kıyıları bu konuda uygun deniz topoğrafyalarına sahiptir.

2000’li yıllarında başında çalışmakta olduğum Doğu Anadolu Bölgesi’nde rüzgar ölçümü yapmak üzere yatırımcı
bulamadığımız günleri hatırlayınca bugünlerde bu bölgelerde RES yatırımlarının başlamış olmasını da gelecek adına çok değerli görüyorum.

Yatırımları devam eden RES projelerinin başlarda tamamen yurt dışından tedarik edildiğini, şimdilerde üretiminin büyük oranda yerlileştiğini belirtmiştik. Her alanda olduğu gibi Rüzgar Santrallerinde de AR-GE çalışmaları büyük bir öneme sahiptir. Ege bölgemizde oldukça eski dönemlerden beri yel değirmenleri kullanılıyor olmasına rağmen bunun enerji üretiminde bir fikre dönüşmesi ve geliştirilmesi Avrupa’da olmuştur. Zaman içinde verimleri, kapasiteleri ve dinamik aksamları üzerindeki gelişme süreçleri sayesinde işe öncülük eden üretici firmalara ve tabi ülkelere büyük bir know-how sağlamıştır.

Türkiye’de rüzgar santralleri kurulmaya başlanıldığı 15 yıl öncesine gidildiğinde çoğu türbinin 1 MW, 1,5 MW ve en fazla 2 MW olarak kurulmasına karşılık bugün 4,8 ve 5,5 MW güçlerinde türbinler ile santraller kurulmaktadır. Sektör haberlerinde ve üretici bilgilendirmelerinde 10 MW türbinlerin üretim test aşamalarında olduğunu da öğreniyoruz.

Şu halde, ülkemizde daha uzun süre yatırımları devam edecek gibi görünen rüzgar santrallerinde hem işletme hem de yenileme açısından baktığımızda ileride yüksek maliyetler ödenecek gibi görünüyor. Oysa bir an evvel tüm aksamları ile yerli üretim türbinlerin de pazara girmesinin sağlanmasını da gelecek adına önemli buluyorum. Bu konuda Türk imalat sanayiinde ciddi çalışmalar yapan ve bir ölçüde türbin üretimini gerçekleştiren firmaların varlığı da biliniyor. Umarım yakın zamanda tamamen yerli üretim gerçekleştiren kurumları da görürüz.

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Enerji üretimi ve insanlığın kullanımına sunulmasını; hayatının merkezinde bir olgu olduğu düşüncesiyle, girdileri
bakımından dışa bağımlılığı azaltacak her türlü hamlenin desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerektiğine inananlardanım. Kaliteli enerji arzı ile yaşamların kalitesine katkı sağlanırken, ülke ekonomisini ve enerji maliyetlerini de gözden ırak tutmamalıyız.

Devamını oku

Mühendislik ve Üretim

Türkiye’de “RES 4.0” dönemi başladı

Yayın tarihi:

-

Rüzgâr enerjisi sektörü yüksek mühendislik ürünü dijital akıllı teknolojilerinin dünyada ilk ve en hızlı şekilde hayata geçirildiği sektörlerin başında geliyor. Türkiye’de de 8 bin 300 Megavat kurulu güce sahip olan RES yatırımları da dünyadaki en yüksek teknoloji ürünü makine ve ekipmanları kullanıyor.

Dışarıdan bakılınca, ‘rüzgâr esince dönen ve elektrik üreten makinalar’ gibi görünen Rüzgâr Enerji Santralleri (RES), sahip oldukları yüksek teknolojili sensörler ile onlarca parametredeki binlerce veriyi 7 gün 24 saat veri toplayarak analiz edebiliyor.

WINDBABA eğitimlerinde teknoloji

Sektöre adım atmak isteyen her seviyedeki profesyonele online eğitim sağlayan ve Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YÜSEM) onaylı sertifikalandırma fırsatı sunan Windbaba’nın eğitim başlıkları arasında, santrallerde kullanılan akıllı teknolojiler ve enerji üretimlerine etkisi de bulunuyor.

Doç. Dr. Cenk Sevim, 2020 yılında tüm dünyada yaşanan pandemi etkisine rağmen yenilenebilir enerjiye küresel ölçekte 235 milyar dolar yatırım yapıldığını belirterek, santrallerde kullanılan teknolojilerin baş döndürücü hızla geliştiğini, Türkiye’deki yatırımların da bu dönüşümü en yakından izleyen yatırımlar arasında yer aldığını söyledi.

7/24 on binlerce veri toplanıyor

Operasyonda olan rüzgâr türbinlerinde yer alan yüzlerce sensörden gerçek zamanlı olarak on binlerce yüzlerce verinin toplanıp depolandığına dikkat çeken Sevim, “Akıllı elektrik şebekelerine olan yönelim ile birlikte rüzgâr enerjisi sektöründe de akıllı teknolojiler ve dijitalleşme kullanılmaya başlandı. Bu alanda kullanılan akıllı teknolojilerin uygulama alanlarından ikisi büyük veri analizi ve yüksek doğruluk seviyesinde enerji üretim tahminidir. Bu verilerin paylaşımında veri birleştirme ve veri madenciliği metotları öne çıkarken, santrallerin operasyonel verimliliği artıyor, işletme ve bakım maliyetleri azalıyor.” dedi.

Doç. Dr. Cenk Sevim

Rüzgâr enerjisinde kurulu gücün ve İzmir örneğinde olduğu gibi santrallerinin bölgesel yoğunluklarının artması sonucunda, elektrik şebekesindeki stabilitenin korunabilmesinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Cenk Sevim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Enerji politikası kadar önemli

“Bir ülkenin enerji sisteminde hangi kaynaktan, ne zaman, ne kadar ve hangi verimlilikte enerji üretilebileceğinin bilinmesi, o ülkenin enerji politikalarının belirlenmesi kadar esaslı bir sorundur. Özellikle kısa dönemli enerji üretim tahminin yüksek doğruluk oranıyla yapılması bu açıdan büyük önem taşıyor. Enerji üretim tahmininde doğruluk oranın yükseltilebilmesi için sahaya özel rüzgâr hızı modelinin doğru analiz edilmesi gerekiyor. Günümüzde rüzgâr hızı modellerinin kurgulanmasında süper bilgisayarlardan yararlanılıyor. Oluşturulan rüzgâr hızı modellerine türbinlerin operasyonel karakteristiklerinin de eklenmesiyle rüzgâr santralleri için proaktif bakım sistematikleri oluşturulmaya başlandı. Bu model ve sistematiklerin kullanılmasıyla rüzgâr santrallerinin operasyonel verimlilikleri önemli oranda yükseltilebiliyor.”

Devamını oku

Mühendislik ve Üretim

“Senso bir sensör firması değil, ileri düzey bir mühendislik firmasıdır”

Yayın tarihi:

-

ICCI 2019 etkinliğinde Senso Mühendislik firmasının kurucu ortağı İhsan Engin Bal’la bir söyleşi gerçekleştirdik. İhsan Bey, firma olarak sundukları yapısal izleme teknolojisi ve bunun sağladığı yararlar hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulundu.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

İsmim İhsan Engin Bal. İnşaat mühendisiyim. Uzmanlık alanım yapılarda titreşimler; rüzgâr, deprem ve trafik. Şu anda Hollanda’da, Hanze Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde Profesör olarak görev yapıyorum ve bir araştırma ekibinin yöneticisiyim. Türkiye’de bulunan Senso Mühendislik firmasının da kurucu ortağıyım. Şu anda da onlara danışmanlık yapıyorum.

Senso firmasının rüzgâr türbinlerinde sürekli yapısal izlemeye yönelik teknolojilerinden bahseder misiniz?

Bu teknolojiler daha çok yaşlanmış türbinlere yöneliktir. Yaşlanmadan kastımız, 5 yılını geçmiş, 10 yılına yaklaşmış veya geçmiş türbinlerdir. Ne kadar kontrol edilirse edilsin, özellikle temellerde, temel birleşimlerinde birtakım problemler olabiliyor. Bu problemler, yıllar geçtikçe daha fazla açığa çıkıyor, kendisini daha fazla belli ediyor. Ancak, diğer bütün yapılarda olduğu gibi rüzgâr türbinlerinde de yapı önceden birtakım sinyaller veriyor.

Senso, bir sensör firması değil, ileri düzey bir mühendislik firmasıdır. Senso’nun yaptığı iş, türbinden gelen sinyalleri, problem olduğuna dair verileri doğru şekilde toplamak, bunları mühendislik hesaplarına çevirip analiz etmek ve günün sonunda türbinin daha verimli çalışmasını sağlamaktır. 

Bu teknolojiler işletmeciye ne gibi yararlar sağlayacaktır?

Rüzgâr türbinleri için konuşursak, eğer bir türbinde problem varsa, bu problem de birtakım garantilerin kapsamı içindeyse, o zaman bizim işletmeci için yapacağımız çok da fazla bir şey yok. Çünkü zaten belli bir garanti var ve problem o garanti kapsamında değerlendirilecektir. Ancak, gerçek hayatta durum tam olarak böyle değil. İşletmeciler bazen bu garanti sınırlarının dışına çıkmayı tercih ediyorlar. Bu durumdan kaynaklı olarak ortaya çıkan problemler olabilir. Veya türbin üreticisinin sorumluluğunda olmayan, temel gibi -ki en problemli kısım da bu- etkenlerden kaynaklı problemler olabilir. Bu durumda gri alanlar oluşuyor. Biz bu gri alanlardaki problemlerde üçüncü parti olarak çözüm sunabiliyoruz. Bizim getireceğimiz avantaj şu olur: Böyle bir gri alan oluştuğu zaman, işletmeciyle üretici arasında, türbinin durdurulması, güvenlik sakıncaları, türbinin tam kapasite değil de yarım kapasite çalıştırılması gibi durumlar ortaya çıkıyor. Bu durumlarda biz, o aradaki gri bölgedeki problemleri tespit edip, iki tarafın da ikna olacağı bir çözüme ulaştırıp, tekrar tam kapasiteye çıkmasını ya da durmuşsa tekrar faaliyete geçmesini sağlıyoruz. Tabii burada yapısal problemlerden bahsediyoruz, bütün problemlerden değil. Bizim yaptığımız iş sonuç olarak gelir kaybının önüne geçilmesini sağlıyor. 

Türkiye’de bu teknolojinin uygulandığı projelerden örnekler verebilir misiniz?

Evet, Türkiye’de bu teknolojinin uygulandığı projeler var ancak isim veremiyoruz tabi. İzleme yaptığımız projeler var. Yani problem olmasından şüphelenip ilave sensör yerleştirdiğimiz yaklaşık 8 yaşında olan, bir de problem olup, önce veri toplayıp teşhis yaptığımız, sonra da güçlendirme projelerini yapıp halen izlemekte olduğumuz 10 yaşında RES’ler var. Sınırlı olmakla birlikte Türkiye’de yaptığımız ve halen takip ettiğimiz uygulamalar var.

Peki, RES’ler dışında bu teknolojilerin kullanıldığı projeler var mı?

Genel olarak bizim yaptığımız yapılardaki titreşimleri ölçmek ve yapılardaki problemleri, titreşimlerin değişimlerine, aralıklarına bakarak anlamlandırıp yapıyla ilgili yorumlarda bulunmak ve bir problem varsa tespit etmek, problemin detaylarını bulmak ve en sonunda da çözüm üretmek. Bunun için titreşim mühendisliği yapıyoruz. Bu deprem olabilir, örneğin Avrasya Tüneli, Marmaray’ın bazı istasyonları ve bazı tarihi yapılarda depremle tetiklenen verileri topladık, topluyoruz. Yine bazı tünel yapılarında trafik, fan sistemleri, bunlardan gelen verileri topladık. Rüzgâr türbinlerinde de rüzgâr kaynaklı titreşimleri topluyoruz. Genel itibariyle yapılar ve titreşim Senso firmasının uzmanlık alanı.

Uyguladığınız yöntemlerin dünyada örnekleri var mı?

Uyguladığımız yöntemlerin dünyada benzer örnekleri var. Özellikle Kuzey Avrupa bu konuda çok ileri. Biz titreşimleri izliyoruz ve tespit ediyoruz. Hollanda ve Danimarka gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde verimlilik yani yapılan yatırımdan maksimum verimliliği elde etmek çok önemli olduğu için bu konular oralarda daha fazla önem görüyor. Bunun bir sebebi farkındalık, bir sebebi de oralardaki türbin stokunun daha yaşlı olması. Bizde hem türbin stokunun daha genç olması hem de farkındalığın tam olarak oturmamış olması sebebiyle biz biraz daha geriden takip ediyoruz bu konularda. Biz tabii bu verimlilik meselesinin sadece bir parçasıyız, başka bir sürü parçası vardır bu konunun. Ancak yapısal önleyici bakım ve verimliliğin arttırılması anlamında özellikle Kuzey Avrupa’da çok ciddi ve standartlaşmış uygulamaları var.

Bu teknolojiyi geliştirirken bir Ar-Ge desteği aldınız mı?

Aldık, esasen biz 2012 yılında uluslararası bir iş planı yarışmasına rüzgâr türbinlerinde yapısal izleme yapmak ve böylece verimliliği artırmak konulu bir projeyle başvurmuştuk. Amerika’daki MIT’nin Türkiye’de organize ettiği bir organizasyondu. O yarışmada derece ve bir para ödülü kazandık. Bununla da İTÜ Teknokent’te bir Ar-Ge firması kurduk. Başlangıçta da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan bir Ar-Ge yatırımı aldık. Bununla da bazı küçük deneyler yapıp türbin kanatları için algoritmalar geliştirdik. Böyle bir Ar-Ge desteğiyle başladık çalışmalarımıza. Kurucu ekibimizden Sukan Külekçi ve Suzan Batu ile proje geliştirme ve sektör talepleri, ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülmektedir.

Ürünlerinizin iş güvenliği açısından bir kullanım sahası var mı?

Ürünlerimizin iş güvenliği sahasında bir uygulama alanı var. Eğer türbinlerdeki yapısal problemler belli kritik seviyeleri aşarsa, istenmeyen problemler ortaya çıkabilir. Bunlar; kanatların istendiği gibi çalışmaması, yalpa yapması, gövdeye çarpması şeklinde olabileceği gibi, türbinin toptan göçmesi de olabilir. Yurt dışında türbin sahalarında, iş gücünün pahalı olmasından dolayı çok fazla insan bulunmuyor. Her şey daha otomatize edilmiş şekilde orada. Ancak Türkiye’de sahalarda insan bulunuyor genelde. Dolayısıyla sürekli olarak sahada bulunan insanların veya servis elemanlarının can güvenliği açısından önemli bir durum bu. Göçme aşamasına yani can ve iş güvenliğini tehdit edecek aşamaya gelene kadar yapı pek çok sinyal verir aslında. Bu sinyaller toplanıp değerlendirilebilirse, kötü sonuçların önüne geçilebilir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizim hedef kitlemiz anlamında da birkaç bir şey söylemek istiyorum. Bizim teknolojilerimizin fayda sağlayacağı kullanıcılar ya yatırımcı ve işletmeciler veya servis firmaları olabilir. İşletmecinin yapısal anlamda gri alanlardaki problemlerini çözdüğümüz ve verimliliği arttırdığımız için işletmeciler hedef kitlemiz. Bunun yanında, servis hizmeti veren firmalara da katma değer sağlayabiliriz. Bizim yaptığımız iş türbinin yapısal durumu ile alakalı olduğundan, servis firmalarının kapsamları veya görevleri içerisine zaten girmiyor, sadece onların verdiği hizmete bir katma değer ekleyebilir. Servis firmaları, bizimle çözüm ortaklığı kurmak suretiyle ve sadece servis süreleri içerisinde yapısal problemlerin ortaya çıkması durumunda, müşterilerine bu ilave hizmeti de sunabilirler.   

Devamını oku
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com