Connect with us

Genel

Tanay Sıdkı Uyar Yüzde 100 yenilebilir enerji

Yayın tarihi:

-

17 Mart 2015 Salı 23:25

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar %100 Yenilenebilir Enerjinin Türkiye açısından ne kadar önemli olduğunu söyledi ve temiz enerjinin nasıl elde edilebileceği konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 

Recep YUMAK | RÜZGÂR ENERJİSİ | RÖPORTAJ

Yıldız Teknik Üniversitesi Rüzgâr Enerjisi Kulübü, “Rüzgâr Günleri 4.”etkinliği ile enerji sektörü, akademisyenler ve öğrencileri bir araya geldi.

Marmara Üniversitesi Enerji Ana Bilim Dalı Başkanı Tanay Sıdkı Uyar etkinlikte %100 Yenilebilir Enerjiden bahsetti.

Bir çok katılımcının konuşma yaptığı etkinlikte Dünya Rüzgâr Enerji Birliği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar Rüzgâr Enerjisi hakkında insanlık ve gelecek için çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 

İşte Tanay Sıdkı Uyar’la gerçekleştirdiğimiz o Röportaj;

SORU: Rüzgâr enerjisi için Türkiye’de yapılan yatırımlar ortada ama bakıyoruz güneş enerjisi kadar evlerde, insanların günlük yaşamlarında yaygın değil. Bu tür sistemleri kurmakta teknolojik alt yapı mı yetersiz? Bürokratik engeller mi var? Yani kısacası nedenler nelerdir? Vatandaş olarak evimin çatısına rüzgâr türbini kurabilir miyim? 

 

 

TanaySıdkı Uyar: Rüzgâr enerjisi eskiden 1KW’lık 2KW’lık ufak sistemlerdi. Teknoloji çok hızlı gelişti, artık en büyük rüzgâr türbinlerinden 100 tanesi bir nükleer santralin ürettiği kadar elektrik üretebiliyor. Artık sistemler büyüdü, güneş gibi değil. Güneş modüler olduğu için evinizin çatısını kaplıyorsunuz, kendi elektriğinizi üretiyorsunuz ama rüzgâr türbini teknolojisi artık 1 rüzgâr türbini diktiğinizde 100 bin kişinin elektriğini üretiyor. Yani 1 milyon kişilik kente 10 tane rüzgâr türbini olunca ekonomik şekilde yetiyor.

 

Soru: PekiTürkiye eğer isterse ve gerekli çalışmayı yaparsa enerjisinin yüzde kaçını rüzgâr enerjisinden sağlayabilir?

 

TanaySıdkı Uyar: Artık potansiyelleri arttı. Mesela rüzgâr enerjisi şu anda toplam elektriğin en az üç mislini karşılayacak potansiyelde. Hem ekonomik olarak, hem de ticari olarak bu mümkün. Güneş 4-5 mislini karşılayacak durumda jeotermal enerjimiz 5 milyonkonut ısıtacak durumda ve bunların hepsi ücretsiz yani böyle bir şey var.

 

 

Yalnız bunların tek başına bu kadar enerjiyi karşılayabilir olması onların bir tanesini kullanarak olmaz. Burada bir yenilebilir enerjisi senfonisinden söz ediyoruz. Yani yenilebilir enerji güneşin dolaylı olarak bize sağladığı yaşam çevresi onun içinde suya verdiği potansiyel enerji bitkilerde topladığı kimyasal enerji hareket halindeki havanın kinetik enerjisi ve yerin altındaki jeotermal, ısıyı biz alıp insanların ihtiyaç duyduğu elektriğe ve sıcak suya buhara çevirmek istiyoruz.

 

Şimdi bu kaynak her yerde olduğu için buna biz yüksek enteropoli kaynak diyoruz. Bulunduğu yerde yoğunlaştırarak her istediğimizi üretebiliyoruz, sıcak su üretebiliyoruz buhar üretebiliyoruz panellerle elektrik üretebiliyoruz… Şimdi bunun içinde çatınız varsa güneş paneli koyuyorsunuz eğer belediyenin şehrin atıkları varsa o atıklardan bio enerji üretiyorsun, eğer rüzgâr esiyorsa bir yerde uygun bir tepeye rüzgâr tribünü koyup oradan elektrik üretiyorsunuz. Hepsi beraber omuz omuza enerjide çözüme yani yüzde yüz yenilebilir enerjiye doğru katkısını koyabiliyor.

 

Ama şunu hiç unutmamak lazım yenilebilir enerjiden önce enerjinin etkin kullanımı dediğimiz daha az enerji kullanarak daha çok iş yapmak. Ulaşımda bir kişiyi 1 km en hızlı en az yakıt harcayarak çevreyi kirletmeden tahrip etmeden kullanmalıyız.

 

2’cisi sanayide bütün kullandığımız motor şunlar bunlar artık Avrupa standartlarında yüzde 80 daha az enerji tüketiyor.


Şimdi biz onları satmıyoruz burada başka ülkelerde ne kalmışsa onları alıyoruz kredilerle o zaman enerji tüketimimiz hep artıyor gözüküyor. Ve onu artığı içinde hep şu kadar kömür bu kadar nükleer bu kadar petrol yapalım, diyoruz bence başka ülkeleri artık kullanmadığı çöp olan verimsiz çok enerji üreten buz dolapları şunları bunları falan almamamız lazım mevcut en yeni teknolojiyi kullanmamız lazım bunu yapan ülkeler Amerika Almanya, Almanya özellikle 2050 yılına kadar mevcut enerji tüketimi yüzde 45’ni azaltıyor. Yani problemi ufaltıyor geri kalanını da yüzde yüz yenilebilir enerji yapıyor.

 

Şimdi bunun olabilmesi için bir kaynak var mı bakmak lazım evet kaynak var ücretsiz teknoloji var mı? Evet, teknoloji var ben bugün üniversitede yapacağım konuşmada bunları ispatlayacağım.

 

3’süde bunlar en ucuz yani pahalı deniyordu falan bitti artık, 17 Eylül 2013 tarihinde Amerika enerji bakanlığı ve araştırma laboratuvarı birlikte açıkladılar ki temiz enerji devrimi başladı, neymiş temiz enerji devrimi bir güneş panelleri elektrik üretenler kw kapasitesi, 1kw kapasitesi 800 dolara kuruluyormuş artık 3kw konutunuzda 2400 dolar verdiğinizde panelleri alıyorsunuz,invörtürü şusu busuyla beraber 8-9 bin liraya ömür boyu elektrik vermeyecek kadar elektrik üretebiliyorsunuz.

 

Soru: Türkiye’de durum nedir? Türkiye rüzgâr enerjisine ne kadar stratejik açıdan konuşturur. Türkiye’de bunu yapmak mümkün müdür?

 

TanaySıdkı Uyar: Şimdi ben şunu söyleyeyim güneşte böyle rüzgârda da, 13-14 kuruşa yani o yenilebilir enerji devrimi açıklarken insanlar 14 kuruşa 1kw üretiyor diyorlar, biz elektriğe 40 kuruş veriyoruz, yani o da en ucuz ayrıca LED aydınlatma dediğimiz ampulleri en ucuz… Bide elektrikli taşıtlar ulaşım, şimdi siz rüzgârı soruyorsunuz, rüzgârda biz ne durumdayız ne yapabiliriz kaynağımız var mı? Ve ben onu 1989’da Türkiye’de yaptım rüzgâr atlasını Avrupa’nın en rüzgârlı ülkesi biziz yani kaynak var. Teknoloji demin söyledim var ve Türkiye’de rüzgârdan Avrupa’ya göre 2 misli az ucuza üretilebiliyor.

 

Şimdi böyle bu durum hemen gitmemiz lazım hemen yapmamız lazım bütün gazı kömürü entegre planlamayla, bir an önce çözüme doğru uzun vadeli planlama yapmak lazım.

 

Şimdi sıkıntı şu Türkiye’de 1 uzun vadeli doğalgaz anlaşmaları yapmışız Türkiye’de yani doğalgaz anlaşmaları dediğimiz satın al ya da öde anlaşmaları, gizli ticari anlaşmalar diyorlar bilmiyoruz ne olduğunu ama anlaşılıyor ki bunları almazsak parasını ödüyoruz dolayısla yönetim karar vericiler ve ilgili kuruluşlar diyor ki rüzgâra izin verirsek güneşe izin verirsek en ucuz ama enerji tasarrufu yaparsak bu doğalgazın parasını kim ödeyecek diyorlar. Şimdi doğal gazın parasını maalesef yurttaşlar ödüyor. 

 

Soru: Şuan için yatırımcıların önünde bürokratik anlamda çok engeller var mı? Rüzgârenerjisi açısından? Yeni yasa talep ediyorlar mı?

 

TanaySıdkı Uyar: Engel var mı derken bizim karar verme mekanizmamız desteklemiyor zaten yani diğer ülkelerdeki fiilin tarif dediğimiz hani üretilen elektriği kuruluşa verdiğin zaman elektrik şirketinin geri bi para ödendi, Avrupa’da bu Amerika’da işte 150 kuruştu Almanya’da biraz daha fazlaydı, güneşi daha az olduğu için ve ek para ödendi yani bugün bile Çin mesela yüzde 70’ni yenilebilir enerji yatırımını yapan vatandaşların, ödüyor ki ona geçsinler diye İsrail Hindistan zaten bunu yapıyorlardı yüzde 85’ni ödüyordu bunlar teknoloji gelişsin diye yapılan desteklerdi.

Sizin sorunuz bürokratik engel diyorsunuz, şimdi kendi halinde bırakılsa eşit davranılsa zaten oyapılacak serbest piyasada elektrik alınıp satılabiliyor Türkiye’de, onun için insan sanan insan 10 kuruş ada üretse 30 kuruşa satabiliyor. Şimdi bunun önüne birazcık geçmek için ben öyle diyorum lisansız üretim diye bir şey çıkarıldı lisansız üretim her vatandaş eğer aboneliği varsa o aboneliğinden dolayı 20 bin metre kareye 1 megavat güneş santrali kurabiliyor, rüzgârda olabilir ama onda sıkıştılar çünkü artık rüzgâr tribünleri 1 megavatlıkları yok, 3 megavat var, 5 megavat var bulamıyorlar 1 megavat onun için yapılamıyor şuanda ama güneşte öyle değil modüler olduğu için yapılabiliyor. Ve o kişi onu devletin belirlediği fiyattan parasını alıyor dolayısıyla 6 yılda ödüyor. Eğer serbest piyasada satsa 3 yılda ödeyecek bir şeyi lisans vermeyerek lisanssız yaparak lisans şeyleri açılmıyor rüzgârda ise kaç sene sonra açılacağı belli değil.

Ama termik santral yapacam deseniz hemen gelin açalım yolu verelim şebeke verelim yani öyle bi eşitsizlik var. Eğer bunu aşabilirsek bürokratik engel demiyorum bizim ülkemiz için enerjide çözüm istiyorsak yani eşitlik özgürlük barış kimseyi öldürmeye gerek olmadan temin etmek istiyorsak ve yerel istihdam yapmak istiyorsak öncelikle enerjiyi etkin kullanıp başka ülkelerin terk ettiği buzdolapları, televizyonlar vs. müşteri olmamak lazım yani imtiyazlı ortaklık olmamak lazım Avrupa’nın bize bazı ülkelerin istediği gibi çünkü duşunu burada almak istiyorlar doğal olarak onlarda temiz enerjiye geçmek istiyorlar ama hani müşteri arıyorlar eskilerini atsınlar ve onların parasıyla yenisini yapsınlar diye.

 

Başkaların çöplerini almamak lazım kredi veriyorlar diye atlamamak lazım, kendi ülkemizin güneşini rüzgârını değerlendirerek bir an önce hedefimizi koyup yüzde yüz yenilebilir enerji olmak zorundadır, çünkü hem sigar içerim hem de içmem diyemezsiniz. Hem sorunlu olan nükleer atık ısıyı kullanıp hem de rüzgârı kullanayım dediğiniz zaman hala sorundan yanasınızdır.

 

Onun için yani yüzde on yenilebilir enerjinin hiç bir anlamı yok yüzde 30’un da hiçbir anlamı yok. Ama yüzde yüzün var, çünkü siz çözüme kilitlenmişiniz artık sorunları yapmıyorsunuz demektir. Hani benim iddiam odur ki Türkiye 2023 yılında yüzde yüz yenilebilir enerjiye geçebilir, ama yetkilileri karar vericileri öğretim üyeleri sorundan yana değil çözümden yana davransınlar.

 

Soru: Son olarak bugünönemli bir temel atılıyor, Kars da Tanap projesi hayata geçmesi için ilk adımıatıldı, bu Tanap projesi Türkiye’yi uluslararası camiyada stratejik açıdansiyasi açıdan ve ekonomik açıdan elini rahatlatacak bir kart mı? Sizce buyatırımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

TanaySıdkı Uyar: Şimdibizim Azerbaycan’da dostluğumuz beraberliğimiz var, o kapsamda bir şey yapılıyor arada tabi petrol şirketleri de var, yalnız ben herhangi bir adımın atılırken bir bütün perspektiflerin doğru olarak sıralanması gerektiğini düşünüyorum, hani her projeye göre yani “Birisine size ben arkadaş olmak istiyorum çok iyisiniz diyorum veya işte öldüğünüzde hakkımı helal ediyorum çok iyi insandır diyorum” şimdi bunlar bazen timsah gözyaşları olabiliyor.

 

Onun için her şeyle ilgili doğru bilgilerin bilinmesi lazım herkes erişebilir olması lazım yani bu doğalgaz anlaşmalarına erişemiyoruz mesela onun için yorumda yapamıyoruz.

1 her bilgi doğru olmalı

2 bütün bu olaylar sistemli değerlendirilmeli, yani ne demek sistemli Azerbaycan,Türkiye, Yunanistan, Avrupa çünkü biz üye olmaya çalışıyoruz 4 sene, 5 sene sonra üye olacağız bütün bunun hepsinin birlikte değerlendirilmesi lazım yani Tanap projesi de başka projelerde Avrupa Birliğine uyum sürecindeki bir ülke olarak diğer Avrupa Birliği ülkeleri gibi uymak zorunda olduğu direktifleri aklımızda tutarak geleceğe yatırım yapmalıyız. 

 

Yoksa Yunanistan’ın durumuna düşeriz Yunanistan çöktü çünkü bütün yatırımlar kirli yatırımdı üründe gelmiyor parayı ödeyemedi burada kredi alan veren kazandı.

 

Tanapprojesini de bu bütünlükte değerlendirmek lazım ülkemizin bir uzun vadelienerji ekonomi çevreyle ilgili karar destek modeli olması lazım bunun ekolojikkısmı AB direktifleri ve birleşmiş milletler kararlarına uyumlu olmalı iktisadi yönden nasıl gelişeceğimizi iktisatçılarımız yeni yaşam ekonomi neyse onutanımlayıp savundukları şeyi eti kemiğe büründürmeliler. Bizde enerji teknolojisileri olarak o ekonominin o yeni yaşamın gerektirdiği şeyi enerjiyi nasıl sağlayacağımızı nasıl yüzde yüz yenilebilir enerjiye oluşturacağımızı onu da biz planlamalıyız.Ve böyle yaptığımız zaman hakkeden sürdürülebilir sorunlardan arınmış bir yeniyaşamı Türkiye’de kurmak mümkün olabilir.

 

Temiz bir yaşam için yüzde yüz yenilebilir enerji diyorum…  

 

 

RÖPORTAJ | RUZGARENERJISIDERGISI.COM

 

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Genel

Kablo sektörünün lideri en güçlü 50 kadın CEO arasında

Yayın tarihi:

-

Ekonomist ve Capital dergilerinin “Türkiye’nin En Güçlü 50 Kadın CEO’su” araştırması sonuçlandı. Kadın üst düzey yöneticilerin temsil ettikleri şirketlerin cirosuna göre sıralandığı listede, Türk kablo sektörünün öncü firması Türk Prysmian Kablo’nun CEO’su Cinzia Farisè de yer alarak, Türkiye’nin en güçlü kadın CEO’larından biri oldu.

 Türk Prysmian Kablo, sektöründe ilklere imza atmaya devam ediyor. Şirketin geçtiğimiz yıl görevi devralan CEO’su Cinzia Farisè, Türkiye’nin en güçlü 50 kadın CEO’su arasına girerek büyük bir başarıya imza attı. Ulusal ve çok uluslu şirketlerde uzun bir kariyere sahip olan, hem hizmet hem endüstriyel üretim alanlarında, özel sektörde ve kamuda yönetici ve icracı olmayan yönetici olarak çalışan, birçok firmanın yönetim kurulunda görev yapan Cinzia Farisè, kablo sektöründe ve Prysmian Group bünyesinde 10 yıl boyunca deneyim kazandıktan ve giderek artan sorumluluklar üstlendikten sonra, geçtiğimiz yıl Türk Prysmian Kablo’nun CEO’su olarak Türkiye’de göreve başladı.

Mudanya’da 500’ü aşan çalışanıyla yenilikçi kablo çözümleri ve sistemleri geliştiren Türk Prysmian Kablo, Cinzia Farisè’nin liderliğinde 2019 yılını yaklaşık 1,5 milyar TL ciroyla kapadı.

İnovasyon ve sürdürülebilirlikle büyüyor

Türk Prysmian Kablo’yu kablo sektörüne liderlik eden büyük bir aile olarak tanımlayan ve  ilk hedeflerinin, her gün kriz, kur dalgalanması veya Covid-19, sorun ne olursa olsun en iyisini bekleyen yüzlerce müşteriyi memnun etmek olduğunun bilincinde çalışmalarını sürdürdüklerinin altını çizen Cinzia Farisè, sözlerine şöyle devam etti: “Bu ödülün arkasında, daima ileriye bakan, kendine hedefler koyan, inovasyonla sürdürülebilir uzun vadeli büyümeyi bir araya getiren Türk Prysmian Kablo ailesinin işine olan bağlılığı ve tutkusu var. ‘Türkiye’yi Yarınlara Bağlıyoruz’ misyonumuzdan aldığımız güçle, Türkiye’nin en prestijli projelerinin çözüm ortağı olarak, Türkiye’nin sanayileşmesine ve ekonomisine katkılarımızı sunduk ve sunmaya devam ediyoruz. Ve bugün, ekonomik, sosyal ve çevresel sorumluluğu faaliyetimizin tüm yönlerine entegre etmek amacıyla, iş modelimizi güçlendiriyor ve toplum için fayda sağlamak üzere, Şirketimiz için kar sağlıyoruz.”

Mudanya’dan dünyaya

Teknoloji ve üretim kapasitesini artırmak için, 1964 yılından bugüne dek birçok yatırım yapan Türk Prysmian Kablo, Mudanya’daki fabrikasında 22 bin farklı kablo üretebiliyor. 220 kV’a kadar tüm enerji kabloları, 3 bin 600 çifte kadar bakır iletkenli haberleşme kabloları, fiber optik kablolar, endüstriyel uygulamalarda kullanılan özel kablolar da Türk Prysmian Kablo’nun imzasını taşıyor. Şirket, her sektörde büyük proje ve yatırımların güvenilir çözüm ortağı olarak katkı sağlamaya devam ediyor.

Devamını oku

Genel

SÜT-D’den Dünya Temizlik Günü Çağrısı

Yayın tarihi:

-

Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği, 19 Eylül Dünya Temizlik Günü’nde dijital yaşamı temizleme çağrısı yaparak, dijital karbon ayak izini düşürerek, enerji tüketiminin kesemize ve iklim değişimine maliyetini azaltmaya dikkat çekti.

 19 Eylül Dünya Temizlik Günü, daha temiz ve sağlıklı bir gezegen için atık toplanmasının, yaygın bilinç yaratılmasının hedeflendiği 180 ülkeyi birleştiren küresel sivil hareketlerin en büyüklerinden biridir. Bu yıl, pandemide riskleri en aza indirerek temizlik için “Haydi Yapalım, Dijital Atıkları Temizleyelim ve Doğayı Koruyalım” diyen Let’s Do It Dünya Vakfı’nın sivil eylemi başlattığını belirten İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu “SÜT-D olarak Let’s Do It Türkiye’nin dijital temizlik hareketine katılacağız ve yeşil gücümüzü ülkemizin dijital karbon ayak izini düşürmek için ortaya koyacağız dedi.

İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu

Gördüğümüz ve görmediğimiz atıklarımız mühim

Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu “Evimizde, okulumuzda, işimizde, yolda, tarlada, ormanda, dağda, denizde, gölde, nehirde, yaşarken, uğraş verirken, gezip eğlenirken hep atığımız çıkar. Kâğıt, plastik, ahşap, cam, metal, atık bitkisel yağ, ömrünü tamamlamış madeni yağ, lastik, akü ve elektrikli-elektronik eşya (e-atık) gibi. Geri dönüştürülebilir atıklarımızı görürüz. Hepsinin ulusal servet olarak atık sektörümüzde işlenip katma değer kazanması için duyarlı yurttaş katkımız mühim. Bir de görmediğimiz dijital atıklarımız var. Teknoloji kullanırken bilgisayarımız, dizüstü bilgisayarımız, akıllı telefonumuz var. Bu harika sayısal dünyamızda, dijital evimizde bize özel dosya, fotoğraf, oyun, videolar, yedekleri, e-posta kutumuz, kullandığımız ve kullanmadığımız dosyalar ve uygulamalar var. Dijital eğitim var. Bize hizmet sunan kablolu-kablosuz erişim ağları, dijital veri merkezleri-sunucular, dijital telefon santralleri, e-alışveriş siteleri, e-bankacılık da var. Her yerde, çevrimiçi yaşamda dijital atığa neden oluyoruz” dedi.

Dijital Evimizde Karbon Ayak İzimizi Düşürerek Doğamızı, İklimimizi Koruyalım

Dijital evimizde, internet kullanırken ve cihazlarımızda elektrik tüketiyoruz. Bu tüketimle küresel sıcaklık artışına, iklim değişimine neden olan sera gazları salınıyor. Bir internet araması yaptığımızda, e-posta yolladığımızda bizler küçük bir elektrik tüketimiyle karbon ayak izi yapıyoruz. Ancak veri merkezleri, akıllı sunucular enerji yoğun hizmet sunarak yüksek elektrik tüketimi ile yüksek karbon ayak izi yapıyorlar diyen Prof. Karaosmanoğlu, “4,1 milyar insan, dünya nüfusunun %53,6’sı internet kullanıyor.Lancaster Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mike Hazas’ın değerlendirmesine göre, küresel sera gazı salımlarının %3,7’sinden dijital yaşam sorumlu. Bu miktarın havayolu taşımacığı küresel sera gazı salımlarına eşit olduğunu belirten Dr. Hazas, sera gazı salımların 2025 yılında iki misli artacağını ön görüyor. Sonuç, çevrimiçi gezinmenin, çalışmanın, enerji tüketiminin kesemize akçeli, yüksek karbon ayak iziyle gezegenimize iklim değişimi bedeli yüksek demek. Dijital evimizi mutlaka temizlemek gerekli demek” bilgisini verdi.

Dijital Temizlik Hareketine Katılalım

Prof. Karaosmanoğlu dijital atıklarımızı silerek temizleme, e-posta kutularımızı ve dosyalarımızı düzenleme gereği vurgusu yaparak, depolama alanı, hız, zaman ve düzen kazanarak dijital evimizde, çevrimiçi başarılı olmak için Dijital Temizlik Hareketine Katılım çağrısı yaptı.

Devamını oku

Genel

Alaçatı’nın gözdesi Viento Hotel “hijyen manifestosuyla” kapılarını açtı

Yayın tarihi:

-

Alaçatı’da Köy içinde huzur ve dinginliğin yanı sıra kaliteli ve konforlu tatil sunmayı amaçlayan Viento Hotel, tüm gerekli hijyen önlemlerini alarak 1 Haziran’da yaza merhaba dedi.

Viento Hotel, Turizm Bakanlığının sertifika programına ilk katılan otellerden biri oldu. Ayrıca, temizlik ve hijyen standartlarını en üst seviyeye çıkararak, Sağlıklı Turizm İşletmesi belgesini ve Gıda Güvenliği Yönetimi ISO 22000 HACCP belgesini de alarak yeni döneme hazırlandı.

Hijyenik bir konaklama

Misafir odalarında kullanılan Ozon makinesi, ULV dezenfeksiyon makinesi ve TSE ve CE sertifikalı hastane tipi dezenfektanlar ile hijyenik, tertemiz ve konforlu bir konaklama yapmanızı sağlıyor. Odalarda sterilize edilmiş tek kullanımlık Molton Brown buklet malzemeleri, 90 derecede yıkanmış ve tek tek poşetlenmiş tekstil ürünleri, özenle hazırlanmış hijyen kittlerinin yanı sıra dileyen misafirlerine tek kullanımlık tekstil ürünleri de sunuyor.

Misafirlerine yüksek hijyen standartlarının yanı sıra odalarındaki birinci kalite yataklar, lüks tekstil ürünleri, işlemeli havlu, geçmişin mirasını taşıyan özel dokuma perdeler, jakuzili, havuzlu bahçesi, gizli bahçesinde yapılan meşhur kahvaltısı, keyifli müziklerin eşlik ettiği Sota Kabuklu Deniz Ürünleri Restoranı ve barı ile bu yaz da tatilcilerin Alaçatı’daki buluşma noktası olmaya devam edecek.

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com