Connect with us

Genel

Tanay Sıdkı Uyar Yüzde 100 yenilebilir enerji

Yayın tarihi:

-

17 Mart 2015 Salı 23:25

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar %100 Yenilenebilir Enerjinin Türkiye açısından ne kadar önemli olduğunu söyledi ve temiz enerjinin nasıl elde edilebileceği konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 

Recep YUMAK | RÜZGÂR ENERJİSİ | RÖPORTAJ

Yıldız Teknik Üniversitesi Rüzgâr Enerjisi Kulübü, “Rüzgâr Günleri 4.”etkinliği ile enerji sektörü, akademisyenler ve öğrencileri bir araya geldi.

Marmara Üniversitesi Enerji Ana Bilim Dalı Başkanı Tanay Sıdkı Uyar etkinlikte %100 Yenilebilir Enerjiden bahsetti.

Bir çok katılımcının konuşma yaptığı etkinlikte Dünya Rüzgâr Enerji Birliği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar Rüzgâr Enerjisi hakkında insanlık ve gelecek için çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 

İşte Tanay Sıdkı Uyar’la gerçekleştirdiğimiz o Röportaj;

SORU: Rüzgâr enerjisi için Türkiye’de yapılan yatırımlar ortada ama bakıyoruz güneş enerjisi kadar evlerde, insanların günlük yaşamlarında yaygın değil. Bu tür sistemleri kurmakta teknolojik alt yapı mı yetersiz? Bürokratik engeller mi var? Yani kısacası nedenler nelerdir? Vatandaş olarak evimin çatısına rüzgâr türbini kurabilir miyim? 

 

 

TanaySıdkı Uyar: Rüzgâr enerjisi eskiden 1KW’lık 2KW’lık ufak sistemlerdi. Teknoloji çok hızlı gelişti, artık en büyük rüzgâr türbinlerinden 100 tanesi bir nükleer santralin ürettiği kadar elektrik üretebiliyor. Artık sistemler büyüdü, güneş gibi değil. Güneş modüler olduğu için evinizin çatısını kaplıyorsunuz, kendi elektriğinizi üretiyorsunuz ama rüzgâr türbini teknolojisi artık 1 rüzgâr türbini diktiğinizde 100 bin kişinin elektriğini üretiyor. Yani 1 milyon kişilik kente 10 tane rüzgâr türbini olunca ekonomik şekilde yetiyor.

 

Soru: PekiTürkiye eğer isterse ve gerekli çalışmayı yaparsa enerjisinin yüzde kaçını rüzgâr enerjisinden sağlayabilir?

 

TanaySıdkı Uyar: Artık potansiyelleri arttı. Mesela rüzgâr enerjisi şu anda toplam elektriğin en az üç mislini karşılayacak potansiyelde. Hem ekonomik olarak, hem de ticari olarak bu mümkün. Güneş 4-5 mislini karşılayacak durumda jeotermal enerjimiz 5 milyonkonut ısıtacak durumda ve bunların hepsi ücretsiz yani böyle bir şey var.

 

 

Yalnız bunların tek başına bu kadar enerjiyi karşılayabilir olması onların bir tanesini kullanarak olmaz. Burada bir yenilebilir enerjisi senfonisinden söz ediyoruz. Yani yenilebilir enerji güneşin dolaylı olarak bize sağladığı yaşam çevresi onun içinde suya verdiği potansiyel enerji bitkilerde topladığı kimyasal enerji hareket halindeki havanın kinetik enerjisi ve yerin altındaki jeotermal, ısıyı biz alıp insanların ihtiyaç duyduğu elektriğe ve sıcak suya buhara çevirmek istiyoruz.

 

Şimdi bu kaynak her yerde olduğu için buna biz yüksek enteropoli kaynak diyoruz. Bulunduğu yerde yoğunlaştırarak her istediğimizi üretebiliyoruz, sıcak su üretebiliyoruz buhar üretebiliyoruz panellerle elektrik üretebiliyoruz… Şimdi bunun içinde çatınız varsa güneş paneli koyuyorsunuz eğer belediyenin şehrin atıkları varsa o atıklardan bio enerji üretiyorsun, eğer rüzgâr esiyorsa bir yerde uygun bir tepeye rüzgâr tribünü koyup oradan elektrik üretiyorsunuz. Hepsi beraber omuz omuza enerjide çözüme yani yüzde yüz yenilebilir enerjiye doğru katkısını koyabiliyor.

 

Ama şunu hiç unutmamak lazım yenilebilir enerjiden önce enerjinin etkin kullanımı dediğimiz daha az enerji kullanarak daha çok iş yapmak. Ulaşımda bir kişiyi 1 km en hızlı en az yakıt harcayarak çevreyi kirletmeden tahrip etmeden kullanmalıyız.

 

2’cisi sanayide bütün kullandığımız motor şunlar bunlar artık Avrupa standartlarında yüzde 80 daha az enerji tüketiyor.


Şimdi biz onları satmıyoruz burada başka ülkelerde ne kalmışsa onları alıyoruz kredilerle o zaman enerji tüketimimiz hep artıyor gözüküyor. Ve onu artığı içinde hep şu kadar kömür bu kadar nükleer bu kadar petrol yapalım, diyoruz bence başka ülkeleri artık kullanmadığı çöp olan verimsiz çok enerji üreten buz dolapları şunları bunları falan almamamız lazım mevcut en yeni teknolojiyi kullanmamız lazım bunu yapan ülkeler Amerika Almanya, Almanya özellikle 2050 yılına kadar mevcut enerji tüketimi yüzde 45’ni azaltıyor. Yani problemi ufaltıyor geri kalanını da yüzde yüz yenilebilir enerji yapıyor.

 

Şimdi bunun olabilmesi için bir kaynak var mı bakmak lazım evet kaynak var ücretsiz teknoloji var mı? Evet, teknoloji var ben bugün üniversitede yapacağım konuşmada bunları ispatlayacağım.

 

3’süde bunlar en ucuz yani pahalı deniyordu falan bitti artık, 17 Eylül 2013 tarihinde Amerika enerji bakanlığı ve araştırma laboratuvarı birlikte açıkladılar ki temiz enerji devrimi başladı, neymiş temiz enerji devrimi bir güneş panelleri elektrik üretenler kw kapasitesi, 1kw kapasitesi 800 dolara kuruluyormuş artık 3kw konutunuzda 2400 dolar verdiğinizde panelleri alıyorsunuz,invörtürü şusu busuyla beraber 8-9 bin liraya ömür boyu elektrik vermeyecek kadar elektrik üretebiliyorsunuz.

 

Soru: Türkiye’de durum nedir? Türkiye rüzgâr enerjisine ne kadar stratejik açıdan konuşturur. Türkiye’de bunu yapmak mümkün müdür?

 

TanaySıdkı Uyar: Şimdi ben şunu söyleyeyim güneşte böyle rüzgârda da, 13-14 kuruşa yani o yenilebilir enerji devrimi açıklarken insanlar 14 kuruşa 1kw üretiyor diyorlar, biz elektriğe 40 kuruş veriyoruz, yani o da en ucuz ayrıca LED aydınlatma dediğimiz ampulleri en ucuz… Bide elektrikli taşıtlar ulaşım, şimdi siz rüzgârı soruyorsunuz, rüzgârda biz ne durumdayız ne yapabiliriz kaynağımız var mı? Ve ben onu 1989’da Türkiye’de yaptım rüzgâr atlasını Avrupa’nın en rüzgârlı ülkesi biziz yani kaynak var. Teknoloji demin söyledim var ve Türkiye’de rüzgârdan Avrupa’ya göre 2 misli az ucuza üretilebiliyor.

 

Şimdi böyle bu durum hemen gitmemiz lazım hemen yapmamız lazım bütün gazı kömürü entegre planlamayla, bir an önce çözüme doğru uzun vadeli planlama yapmak lazım.

 

Şimdi sıkıntı şu Türkiye’de 1 uzun vadeli doğalgaz anlaşmaları yapmışız Türkiye’de yani doğalgaz anlaşmaları dediğimiz satın al ya da öde anlaşmaları, gizli ticari anlaşmalar diyorlar bilmiyoruz ne olduğunu ama anlaşılıyor ki bunları almazsak parasını ödüyoruz dolayısla yönetim karar vericiler ve ilgili kuruluşlar diyor ki rüzgâra izin verirsek güneşe izin verirsek en ucuz ama enerji tasarrufu yaparsak bu doğalgazın parasını kim ödeyecek diyorlar. Şimdi doğal gazın parasını maalesef yurttaşlar ödüyor. 

 

Soru: Şuan için yatırımcıların önünde bürokratik anlamda çok engeller var mı? Rüzgârenerjisi açısından? Yeni yasa talep ediyorlar mı?

 

TanaySıdkı Uyar: Engel var mı derken bizim karar verme mekanizmamız desteklemiyor zaten yani diğer ülkelerdeki fiilin tarif dediğimiz hani üretilen elektriği kuruluşa verdiğin zaman elektrik şirketinin geri bi para ödendi, Avrupa’da bu Amerika’da işte 150 kuruştu Almanya’da biraz daha fazlaydı, güneşi daha az olduğu için ve ek para ödendi yani bugün bile Çin mesela yüzde 70’ni yenilebilir enerji yatırımını yapan vatandaşların, ödüyor ki ona geçsinler diye İsrail Hindistan zaten bunu yapıyorlardı yüzde 85’ni ödüyordu bunlar teknoloji gelişsin diye yapılan desteklerdi.

Sizin sorunuz bürokratik engel diyorsunuz, şimdi kendi halinde bırakılsa eşit davranılsa zaten oyapılacak serbest piyasada elektrik alınıp satılabiliyor Türkiye’de, onun için insan sanan insan 10 kuruş ada üretse 30 kuruşa satabiliyor. Şimdi bunun önüne birazcık geçmek için ben öyle diyorum lisansız üretim diye bir şey çıkarıldı lisansız üretim her vatandaş eğer aboneliği varsa o aboneliğinden dolayı 20 bin metre kareye 1 megavat güneş santrali kurabiliyor, rüzgârda olabilir ama onda sıkıştılar çünkü artık rüzgâr tribünleri 1 megavatlıkları yok, 3 megavat var, 5 megavat var bulamıyorlar 1 megavat onun için yapılamıyor şuanda ama güneşte öyle değil modüler olduğu için yapılabiliyor. Ve o kişi onu devletin belirlediği fiyattan parasını alıyor dolayısıyla 6 yılda ödüyor. Eğer serbest piyasada satsa 3 yılda ödeyecek bir şeyi lisans vermeyerek lisanssız yaparak lisans şeyleri açılmıyor rüzgârda ise kaç sene sonra açılacağı belli değil.

Ama termik santral yapacam deseniz hemen gelin açalım yolu verelim şebeke verelim yani öyle bi eşitsizlik var. Eğer bunu aşabilirsek bürokratik engel demiyorum bizim ülkemiz için enerjide çözüm istiyorsak yani eşitlik özgürlük barış kimseyi öldürmeye gerek olmadan temin etmek istiyorsak ve yerel istihdam yapmak istiyorsak öncelikle enerjiyi etkin kullanıp başka ülkelerin terk ettiği buzdolapları, televizyonlar vs. müşteri olmamak lazım yani imtiyazlı ortaklık olmamak lazım Avrupa’nın bize bazı ülkelerin istediği gibi çünkü duşunu burada almak istiyorlar doğal olarak onlarda temiz enerjiye geçmek istiyorlar ama hani müşteri arıyorlar eskilerini atsınlar ve onların parasıyla yenisini yapsınlar diye.

 

Başkaların çöplerini almamak lazım kredi veriyorlar diye atlamamak lazım, kendi ülkemizin güneşini rüzgârını değerlendirerek bir an önce hedefimizi koyup yüzde yüz yenilebilir enerji olmak zorundadır, çünkü hem sigar içerim hem de içmem diyemezsiniz. Hem sorunlu olan nükleer atık ısıyı kullanıp hem de rüzgârı kullanayım dediğiniz zaman hala sorundan yanasınızdır.

 

Onun için yani yüzde on yenilebilir enerjinin hiç bir anlamı yok yüzde 30’un da hiçbir anlamı yok. Ama yüzde yüzün var, çünkü siz çözüme kilitlenmişiniz artık sorunları yapmıyorsunuz demektir. Hani benim iddiam odur ki Türkiye 2023 yılında yüzde yüz yenilebilir enerjiye geçebilir, ama yetkilileri karar vericileri öğretim üyeleri sorundan yana değil çözümden yana davransınlar.

 

Soru: Son olarak bugünönemli bir temel atılıyor, Kars da Tanap projesi hayata geçmesi için ilk adımıatıldı, bu Tanap projesi Türkiye’yi uluslararası camiyada stratejik açıdansiyasi açıdan ve ekonomik açıdan elini rahatlatacak bir kart mı? Sizce buyatırımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

TanaySıdkı Uyar: Şimdibizim Azerbaycan’da dostluğumuz beraberliğimiz var, o kapsamda bir şey yapılıyor arada tabi petrol şirketleri de var, yalnız ben herhangi bir adımın atılırken bir bütün perspektiflerin doğru olarak sıralanması gerektiğini düşünüyorum, hani her projeye göre yani “Birisine size ben arkadaş olmak istiyorum çok iyisiniz diyorum veya işte öldüğünüzde hakkımı helal ediyorum çok iyi insandır diyorum” şimdi bunlar bazen timsah gözyaşları olabiliyor.

 

Onun için her şeyle ilgili doğru bilgilerin bilinmesi lazım herkes erişebilir olması lazım yani bu doğalgaz anlaşmalarına erişemiyoruz mesela onun için yorumda yapamıyoruz.

1 her bilgi doğru olmalı

2 bütün bu olaylar sistemli değerlendirilmeli, yani ne demek sistemli Azerbaycan,Türkiye, Yunanistan, Avrupa çünkü biz üye olmaya çalışıyoruz 4 sene, 5 sene sonra üye olacağız bütün bunun hepsinin birlikte değerlendirilmesi lazım yani Tanap projesi de başka projelerde Avrupa Birliğine uyum sürecindeki bir ülke olarak diğer Avrupa Birliği ülkeleri gibi uymak zorunda olduğu direktifleri aklımızda tutarak geleceğe yatırım yapmalıyız. 

 

Yoksa Yunanistan’ın durumuna düşeriz Yunanistan çöktü çünkü bütün yatırımlar kirli yatırımdı üründe gelmiyor parayı ödeyemedi burada kredi alan veren kazandı.

 

Tanapprojesini de bu bütünlükte değerlendirmek lazım ülkemizin bir uzun vadelienerji ekonomi çevreyle ilgili karar destek modeli olması lazım bunun ekolojikkısmı AB direktifleri ve birleşmiş milletler kararlarına uyumlu olmalı iktisadi yönden nasıl gelişeceğimizi iktisatçılarımız yeni yaşam ekonomi neyse onutanımlayıp savundukları şeyi eti kemiğe büründürmeliler. Bizde enerji teknolojisileri olarak o ekonominin o yeni yaşamın gerektirdiği şeyi enerjiyi nasıl sağlayacağımızı nasıl yüzde yüz yenilebilir enerjiye oluşturacağımızı onu da biz planlamalıyız.Ve böyle yaptığımız zaman hakkeden sürdürülebilir sorunlardan arınmış bir yeniyaşamı Türkiye’de kurmak mümkün olabilir.

 

Temiz bir yaşam için yüzde yüz yenilebilir enerji diyorum…  

 

 

RÖPORTAJ | RUZGARENERJISIDERGISI.COM

 

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler