Connect with us

Genel

Suni rüzgardaki enerji potansiyeli

Yayın tarihi:

-

 

365 gün 24 saat kesintisiz ve dilediğin hızda rüzgarı suni olarak üret ve enerjiye dönüştür.

 

Suni olarak rüzgar üretilmesi için, tabiatta rüzgarın nasıl oluştuğuna bakmak gerekir. Bir yerde ısı yükselir, hava ısındığı için basıncı artar ve düşük basınçlı yere hareket eder. Isınan hava yükselir. Bunun günlük hayattaki en yakın örneği bacalardır. Her bacada dikey olarak bir hava akımı oluşmaktadır. Fakat bu küçük hava akımından enerji üretemezsiniz ya da üreteceğiniz enerji hiçbir derdinize derman olmaz. Biz 100 MW’lardan söz ediyoruz. Bu çapta enerjiyi üretebilecek hava akımını suni olarak üretmek ve 365 gün, 24 saat kesintisiz halde bunu sağlamak mümkün olabilir mi? Evet bu mümkündür. Türkiye’nin yaklaşık 70.000 MW’lık böyle atıl bir potansiyeli var. Şayet bu yöntem yaygınlaşırsa, Türkiye elektrik enerjisi için tüm fosil yakıtlara bağımlılığını ortadan kaldırabilir.

 

Dikey olarak rüzgar üretip bundan elektrik enerjisi üretme fikri ilk olarak 1978’de Stuttgart Üniversitesinden Profesör Schlaich tarafından önerildi. Güneş Bacası adını taşıyan bu model sera alanı, baca ve türbinden oluşmaktadır. Bir cam seranın altındaki hava gündüz saatlerinde güneş tarafından ısıtılır. Isınan hava yükselir prensibinden hareketle, yükselen hava bacaya yönlendirilir ve bacada dikey bir rüzgar üretilir. Üretilen rüzgardan uygun bir türbin vasıtasıyla elektrik üretilir. Model 1982-85 yılları arasında İspanya Manzanares’te  bir prototipte denendi.

 

200 metre yüksekliğindeki bu prototipte 50 kW enerji üretilebildi. 2005 yılında Enviro Mission firması Avusturalya’da 200 MW kapasiteli Mildura santralini inşa ettiğini ilan etti. Mildura, baca etrafında dikey olarak konumlanmış 32 türbin, 5 km çapındaki kolektör alanı ve 1000 metre yüksekliğindeki bacasıyla devasa bir tesistir. Enviro Mission firmasının internet sitesinde belirttiği tablolara göre toplam $750 Milyona mal olan bu tesisin maliyetinin %49’u kolektör, %25’i baca, geri kalanı ise diğer maliyetlerden kaynaklanmakta ve tesis kendisini 11 yılda ödeyebilmektedir.

Güneş battığında ne olacak?

Güneş Bacalarının başlıca dezavantajları arasında ilk sırada sistemin gece çalışmaması, bir diğeri de büyük bir kollektör alanı ve çok yüksek bir baca gerektirmesidir.  Bu alanda ülkemiz üniversiteleri dahil dünyanın birçok üniversitesinde çok sayıda akademik yayın yapılmış ve küçük prototipler denenmiştir. Sistemin 24 saat kesintisiz çalışmasını temin etmek için, kollektör zeminine içi su dolu boruların döşenmesi veya tuzhidratların serilmesi önerilen çözümler arasında gelmektedir. Böylece gündüz güneşten alınan enerjinin bir kısmı suya veya tuzhidratlara depolanır, güneş battıktan sonra depolanan bu ısı ile sera içindeki hava ısıtılmaya devam eder. Bu sayede sistemin 24 saat kesintisiz çalışması temin edilir.

 

Bu alandaki çalışmalara her yıl yenileri katılmaktadır. Japonya’nın Kyushu Üniversitesinde 2014 yılında yayınlanan bir yayına göre, silindirik baca yerine yayvan baca kullanıldığında verimin 6 kat yükseldiği bulgulamıştır. ABD ve Kanada’da yapılan çalışmalarda ise Vortex oluşturarak yüksek bacaya gerek kalmadan verimin çok önemli oranda yükseltilebileceği vurgulanmaktadır.

 

 

Ülkemizde De Bu Alanda Sevindirici Gelişmeler Var

Ülkemizde 2009 yılında Dr. Nurettin AYDIN tarafından Patent başvurusu yapılan ve incelemeli patent belgesi verilen çalışmada ise, aynı yöntemi güneş yerine diğer termal kaynaklarla çalıştırmayı konu edinmektedir. Bu projeye göre güneş yerine 24 saat kesintisiz ısı sağlayacak olan jeotermal, termik santral atıl ısıları, sanayi atıl ısıları kullanılması hedeflenmektedir.

 

Dünyada elektrik enerjisinin yaklaşık %75-80’ni ülkemizde ise yaklaşık %65’i buhar türbinlerinden elde edilmektedir. Buhar türbinleri kızdırılmış su buharı ile çalışırlar ve su buharından yeterli basıncı elde etmek için en az 150 derecelik bir ısıl kaynağa ihtiyaç vardır. Cogeneration ve ikincil akışkanlara rağmen tüm termik santrallerde önemli bir ısıl atık oluşmaktadır. Yerleşim yerlerine yakın santrallerde bu atığın bir kısmı kışın evsel ısıtmada kullanılmaktadır, fakat yazın evleri ısıtamazsınız. Üstelik elektrik enerjisi üretmek daha öncelikli bir ihtiyaçtır.

 

Termik santrallerin yaklaşık 40.000 MW’lık ısıl atıkları soğutma kuleleri vasıtasıyla tabiata salınmaktadır. Bunlara ilaveten enerji üretiminde değerlendirilemeyen orta sıcaklıkta çok sayıda jeotermal kaynağımız vardır. Türkiye’nin jeotermal potansiyeli yaklaşık 32.000 MW dolayındadır ve bu kaynakların %94’ü 150 derecenin altında olduğu için enerji üretiminde kullanılamamaktadır. Yani sadece atıl jeotermal kaynaklarımız ve termik santrallerimizin soğutma atıklarında 70.000 MW dolayında bir enerji heba olmaktadır. Bunların yanına tüm sanayi kollarındaki atıl ısıları ekleyin. Neredeyse bir o kadar da buralarda atıl haldedir.

 

150 derecenin altında olan bu atıl enerji kaynaklarını elektrik enerjisine dönüştürebilecek en ekonomik kaynak, Suni Rüzgar Bacasıdır. Bu kaynaklar buhar türbinini çevirmek için düşük sıcaklıkta kalabilir, oysa ortalama 25 derce olan havayı ısıtıp dikey rüzgara dönüştürmek için oldukça iyi bir kaynaktır. 50 derecenin üstünde ve enerji üretimi için kayda değer bir hacmi olan tüm ısıl atıklar bu yöntemle elektrik enerjisine dönüştürülebilir.

 

Suni Rüzgar Bacası sıvı veya buhar fazındaki bu tür atıl kaynakları değerlendirerek temiz enerji üretmeyi vaat etmektedir. Türkiye’de sadece jeotermal ve termik santral atıkları değerlendirilecek olursa 70.000 MW ‘lık bir kapasite söz konusudur ki bu da mevcut enerji üretimimize yakın bir değerdir.

 

Sistem son derece basit ve anlaşılırdır. Elinde bol miktarda sıcak su veya atık buhar var. Bunlarla havayı ısıt, bacaya yönlendir, rüzgar üret. Rüzgarın hızını da baca giriş çapı üzerinden dilediğin gibi düzenle. Yılın her günü 24 saat kesintisiz ve dilediğin hızda rüzgardan elektrik üret. Hızla gelişen bu teknik yakın zamanda piyasada temiz enerji kaynağı olarak yerini alacaktır.

 

 

 

Genel

Türkiye’nin İlk Temiz Hidrojen İdeathonu’nda Büyük Ödülü ”HydroS” Ekibi Kazandı!

Yayın tarihi:

-

Yazar

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında tüm dünyada bir temiz enerji dönüşümü gerçekleştirilmesi zorunluluk haline geliyor. Temiz Hidrojen ise dünyanın temiz enerji dönüşümünde en önemli araçlarından birisi olarak görülüyor.

Dünya’da yaşanan iklim değişikliği gibi önemli gelişmelere bağlı olarak da gelişmek için yeni bakış açılarına ve fikirlere ihtiyacımız bulunuyor. Geniş kitlelerin fikirlerine ulaşabilmek ve farklı bilgilerin birleşerek yenilikçi fikirlere dönüşmesini sağlayabilmek için, ideathonlar gibi yeni fikir oluşturma araçları ve platformları her geçen gün yaygınlaşıyor.

Bu amaç doğrultusunda; İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından, Enerji Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (ENSİA) ortaklığıyla uygulanan BEST For Energy Projesi kapsamında bu yıl düzenlenecek olan üç adet ideathon etkinliğinden ilki olan Türkiye’nin ilk Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi’nde 23-24 Ekim tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirildi.

Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY ve İzmir Kalkınma Ajansı YDO Koordinatörü H.İ.Murat ÇELİK’in açılış konuşmaları ile başladı.

Etkinliğin devamında tematik konuşmacı olan Aspilsan Ar-Ge Mühendisi Dr. Can SINDIRAÇ, Shura Enerji Dönüşümü Merkezi Direktör Vekili Hasan AKSOY ve Siemens Gamesa Proje Yöneticisi Mikkel SERUP ‘’Neden Temiz Hidrojen?’’ konusunda  katılımcıları bilgilendirdi.

Gerçekleşen konuşmaların ardından katılımcılar yenilikçi fikirler ve uygulanabilir çözümler üretmek için ekipler halinde çalışırken, sektör firmaları ve akademisyenler de mentorluk desteği ile ekiplere katkı sağladı.

Temiz Hidrojen İdeathonu jüri üyesi olan KOSGEB İzmir İl Müdürü Levent ARSLAN, ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Alper KALAYCI, Yaşar Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Emrah BIYIK, İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü H.İ. Murat ÇELİK ve Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY gerçekleştirilen sunumlar sonrası değerlendirmelerini yaptı ve kazanan projeler belli oldu.

Birincilik ödülü olan 10.000 TL’yi HydroS takımı ‘’Hydrogen in a Nutshell’’ projesi ile, ikincilik ödülü olan 5.000 TL’yi Cyclizm takımı ‘’Geleceği İzmir’le Dönüştür’’ projesi ve üçüncülük ödülü olan 2.500 TL’yi Ulujen takımı ‘’Atıktan Değere’’ projesi ile kazandı.

BEST For Enerji Projesi kapsamında İzmir’de düzenlenen ideathon etkinlikleri serisi 20-21 Kasım 2021 tarihindeki BEST For Wind ve 4-5 Aralık 2021 tarihindeki BEST For City İdeathonları ile devam edecek.

 

 

 

Devamını oku

Genel

Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdi: Enerjide yeni dönem

Yayın tarihi:

-

Yazar

Paris İklim Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anlaşma, Resmi Gazete’de de “22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur” ifadeleriyle yayımlanarak yürürlüğe girmiş oldu.

WWF, Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 15 kurum, konuyla ilgili ortak açıklama yayınladı.

İklim değişikliği konusunda çalışan imzacı kurumlar, Türkiye’nin Anlaşmaya  taraf olmasının olumlu bir adım olduğunu belirtiyor ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefinin benimsenmesiyle Türkiye’nin iklim politikasında yeni bir dönem başladığını vurguluyor.

Türkiye, dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada ve kişi başı emisyonları her gün artıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltımı için öncelikle, Türkiye’nin 2053 yılına kadarki süreci kapsayacak kısa vadeli iklim hedefleri belirlemesi gerekiyor.  Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir politika geliştirebilmek için, halihazırda sera gazı emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanı’nı diğer ülkeler gibi gözden geçirmesi ve daha iddialı emisyon azaltım hedefleri sunması bekleniyor. 

Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor.

Hükümetin yeni iklim politikası dahilinde ilk adım olarak yeni kömür santrali yapılamayacağını taahhüt etmesi önem kazanıyor. 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür yatırımlarının yapılmaması gibi bazı önemli kilometre taşlarının bugün belirlenmesi gerekiyor. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye’nin,  geçtiğimiz hafta yeni kömürlü santrallerinin inşaatını durdurmayı amaçlayan “Yeni Kömür Santrali Yok Sözleşmesi” gibi girişimlerin izinde “yeni kömür yok” hedefini mutlaka taahhüt etmesi gerekiyor. 

Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. 

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor.  Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor.”

Devamını oku

Genel

Enerji santallerinde öngörülü güvenlik

Yayın tarihi:

-

Yazar

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanarak dışa bağımlılığın azaltılması, enerji kaynakların çeşitlendirilerek sürdürülebilir enerji kullanımının sağlanması ve enerji tüketimi neticesinde çevreye verilen zararların en aza indirilmesi açılarından yenilenebilir enerji oldukça önemli bir değere sahiptir.2020 Yılında yaşanan pandemi dönemi de bu önemi ayrı bir pencereden bizlere bir kez daha göstermiştir. Ülkelerin ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılaması pandemi gibi zorlu dönemlerde de yaşanabilecek çeşitli krizleri engellemektedir. 

Şu anda dünya genelinde fosil yakıtlardan enerji üretimi ağırlıkta olsa da gelişen trend yenilenebilir enerji üzerinedir. Birçok ülke enerji üretim alanındaki stratejilerini bu doğrultuda belirlemekte, üretilen enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına yeni teknolojiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Enerji alanında dünyada gelişen bu trende Türkiye’de ayak uydurmakta, hatta özellikle güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemiz bulunduğu coğrafi konum ve jeopolitik yapısı sebebi ile özellikle yenilenebilir enerji alanında oldukça önemli bir potansiyele sahip durumdadır. Birçok ülkeye göre özellikle güneş ve rüzgar açısından çok daha avantajlı bir potansiyele sahip olduğu bilinen ülkemizin EPDK verilerine göre 2020 sonu itibariyle rüzgar enerjisi santrali kurulu gücü yaklaşık 9.000 MW, güneş enerjisi kurulu gücü de yaklaşık 6.600 MW civarındadır. Diğer yenilenebilir enerji kaynakları olan hidroelektrik enerji santralleri yaklaşık 30.000 MW, jeotermal enerji santralleri yaklaşık 1.500 MW kurulu güce sahiptir. Bu veriler göstermektedir ki toplam kurulu gücümüzün yaklaşık %47’si yenilenebilir enerji kaynaklarından,  %15’inin de geleceğin enerjisi olarak nitelendirilen rüzgar ve güneş kaynağına dayalı olduğunu göstermektedir. Uzmanlar tarafından tahmini hesaplanan yenilenebilir enerji  potansiyele göre daha oldukça yüksek bir potansiyelimiz olduğu bilinmekte ve bu doğrultuda da yeni projelerin işletmeye geçmesi ile birlikte her geçen gün kurulu gücümüz de artmaktadır. 

Artan bu enerji yatırımlarının, inşaat ve montaj süreçlerinin güvenle tamamlanarak işletmeye geçmesi, işletmeye geçtikten sonrada güvenle enerji üretmesi elbette ki oldukça önem arz etmektedir. Bu alanda yatırım yapan şirketlerin güvenlik açısından yaşayacağı bir problem, iş planlarını sekteye uğratabildiği gibi finansal açıdan dengesizliklere de yol açabilmekte ve mental açıdan yorgunluk yaratabilmektedir. Bir enerji üretim santralinin inşaat aşamasına geçebilmesi için uzun ve zorlu bir izin sürecinin tamamlanması, sonrasında da önemli yatırım bütçeleri ayrılması gerekmektedir. Bu denli zorlu ve maliyetli süreçlerden geçen bir enerji yatırımının güvenlik açısından problemler yaşaması istenebilecek en son şeylerdendir. Bilindiği üzere enerji üretim santrallerinin gerek şantiye dönemleri gerekse işletme dönemleri çeşitli riskler barındırmakta, bu risklerin ortaya çıkmaması içinde hassasiyetle önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle şantiye/montaj halindeki projelerin çoğunluğu zorlu lokasyon ve coğrafi koşullarda yer almakta ve geniş bir alana yayılmaktadır. Bu tarz projelerde değerli malzeme yoğunluğunun yüksek olması, kaybolması halinde proje iş planını sekteye uğratabilecek ekipmanların varlığı, çok yönlü İSG unsurları ve sosyal etkileri güvenlik risklerini arttırmaktadır. Ortaya çıkan bu yüksek güvenlik risklerinin engellenebilmesi için çok iyi politikalar belirlenmesi, üzerinde hassasiyetle durulması ve doğru yönetilmesi değerlidir.

Enerji sektöründe ön planda olan başlıklardan birisi de güvenliktir ve burada stratejik bir öneme ve değere sahip olan enerji projelerinin güvenliği için, deneyim, bilgi birikimlerimi ve segmente özel derinleşmiş tecrübe devreye girer. 

Derin sektör tecrübesi ile hangi proje türünde hangi aşamada, hangi lokasyonlarda nasıl risklerle karşılaşabileceğimizi önceden öngörebilmesi,  projede daha göreve başlamadan önce tespit edilen bu risklerin ortaya çıkmaması içinde önem arz eder. Güvenlik teknolojileri, uzaktan izleme çözümleri gibi farklı hizmet karmaları eşliğinde entegre güvenlik çözümleri ile optimum fayda sağlanır.  Enerji yatırımcılarına ayrıca enerji tesislerinde ihtiyaç duyulan en doğru güvenlik teknolojisini, güçlü yapımız sayesinde yıllara yayılabilen finansal modellemeler eşliğinde yapılabilmektedir. Bu teknoloji yatırımlarını yaparken işletme maliyetlerinde de tasarruf yaratıldığından  tesisler ileri güvenlik teknolojilerine de sahip olabilmektedir.

Örneğin, işletmeye geçmiş olan Rüzgar Enerji Santrallerinin güvenliği;  genelde geniş bir alana yayılmış olan rüzgar türbinlerinin standart kamera sistemi ile izlenmesi ve sürekli devriyeler atılması ile sağlanmaktadır. Benzer durum Güneş Enerjisi Santralleri için de geçerlidir. Geniş bir alanda kurulan santrale ait çevre hattı standart kamera sistemleri ile 7/24 izlenmekte, devriye eşliğinde çeşitli kontroller yapılmaktadır. Bir Rüzgar Enerji Santralinde tüm rüzgar türbinlerine, bir Güneş Enerji Santralinde de çevre hattına kurulan akıllı video analiz özelliğine sahip kamera sistemleri, hoparlörler ve Securitas Uzaktan İzleme Merkezinin entegrasyonu sayesinde 7/24 sürekli izlemeye gerek kalmadan, türbin pad alanlarının, çevre hattının güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlanabilmektedir. Bu kurguda, türbin alanlarına veya çevre hattına yapılacak herhangi bir müdahalede akıllı video analizli kameralar görüntüyü Securitas Uzaktan İzleme Merkezi ile paylaşmakta, operatörler tarafından video doğrulama yapılmakta ve gerekiyorsa anlık olarak görerek sesli anons ile caydırıcılık sağlanmaktadır. Ardından ihtiyaca göre de güvenlik görevlileri ilgili noktaya yönlendirilmektedir. İşletmedeki RES’lere ve GES’lere özgü bu yenilikçi, öngörülebilir ve önleyici güvenlik tasarımı sayesinde işletme maliyetlerinden ciddi oranda avantaj sağlanmakta, sürekli devriyeye gerek kalmadığı için de İSG riskleri de engellenmektedir.

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler