Connect with us

Genel

Rüzgâr türbini ana millerinde rulman ömrünün uzatılması

Published

on

ABD rüzgâr endüstrisinin büyümesiyle ve 1 MW’den daha güçlü türbinlerin geliştirilmesiyle birlikte daha ağır yükler ve artan gerilim oranları dişli kutusu ömrünü etkilemektedir. Beklenenden daha kısa sürede meydana gelen hasar ve arıza durumları pek çok rüzgâr santrali işletmecisi için kule onarımlarıyla ilgili beklenmedik masraflara yol açmaktadır.

Sonuç olarak endüstri, ana mil ve dişli kutusu rulmanlarından daha uzun ömürlü performans bekliyor. Üreticiler de pazar için bu doğrultuda çözümler bulmaya çalışmaktadır.

The Timken Company uygulama mühendisi Tony Fierro bu konuda şunları söylüyor: “İşletmeci, türbin ömrü boyunca bir veya iki büyük bakım işlemi için bütçe ayırır ancak buradaki sorun, çoğu türbinin ilk 7 ila 10 yıl içinde önemli oranda yeniden yapılanma ihtiyacının olmasıdır. Bu da türbin ömrü boyunca daha yüksek işletme ve bakım masrafı demektir.”

Şekil 1

Rüzgâr türbinleri, her biri farklı oranda aşınan birden fazla rulmanla donatılmıştır. Günümüzde, büyük türbinlerdeki yüksekgerilimler, özellikle ana millerdeki standart rulman tasarımlarını test eder niteliktedir.

Yüksek Masraflı Bakımlar

Rüzgâr santrallerinin her 7 yılda bir yeniden yapılanma ihtiyacı santral işletmecilerini finansal olarak nasıl etkiler?

Fierro’ya göre bir türbinin ortalama 30 yıl ömrü olduğunu ve ana mil ile dişli kutusunun her yedi yılda bir yenilenmesi gerektiğini varsayarsak, butürbinin ömrü boyunca dört kere yenilendiğini gösterir: “Geliştirilmiş bir rulman çözümüyle işletmeciler bunu yarıya indirebilir.”

Örneğin ana mil ve dişli kutusu onarımı 300.000$ (vinç masrafları dahildir) ise türbinin ömrü boyunca toplamda 1,2 milyon dolarlık bir harcama söz konusudur. Bu değişimler yarıya indirilebilirse işletmeciler türbin başına 600.000$ gibi bir tasarruf sağlayabilir. 100 türbinin işletildiği tipik bir santralde işletme ve bakım masraflarında 30 yıllık bir süre için 60 milyon dolar tasarruf edilebilir.

Mevcut tasarım sorunları

Modüler rüzgâr türbini tasarımlarında genellikle iki sıralı küresel makaralı rulmanlar (SRB) kullanılarak ana mil yüklerinin desteklenmesi ve taşınması amaçlanır. SRB’ler, modüler türbin pazarını üç ve dört noktalı montaj olmak üzere iki farklı yapılandırmada yönlendirmektedir. Bu düzenekler Şekil 2 ve 3’te gösterilmiştir.

Şekil 2 ve 3: Üç ve dört noktadan montajlı ana mil düzeni

Üç noktalı tasarım

Üç noktalı tasarımda (Şekil 2) ana mil, dişli kutusu tork kolları ve dişli kutusunun önündeki tekli SRB tarafından desteklenir. Bu kurulum şunları sağlar:

  • Daha kısa nasel uzunluğu ve türbin kütlesinde azalma
  • Yüksek sistem sapması ve hizasızlığı

Bu tasarımın daha düşük nasel ağırlığı ve daha düşük türbin ilk yatırım maliyetleri gibi avantajları olsa da ana mil rulmanı olarak iki sıralı SRB kullanımı ve dişli kutusu üzerinden yük iletimi gibi belirgin dezavantajları da vardır.

Sorunlardan biri, rulmanın yalnızca makaraların rüzgârın estiği yöne doğru (DW) rüzgâr itişini ve radyal reaksiyonu desteklemesidir. Diğer bir problem ise rulmanlar aşındıkça artan dahili açıklık sebebiyle eksenel sapma ve moment yüklerinin dişli kutusundaki planet taşıyıcı rulmanlarına aktarılmasıdır. Bu ekstra yük, planet dişlilerin temasını, planet dişlileri ve rulman yükünü etkileyebilir.

Dört noktalı tasarım

Dört noktalı tasarımda (Şekil 3) ana mil, dişli kutusu tork kolları ve dişli kutusunun önündeki iki ana rulman tarafından desteklenir. Bu ana rulmanlar genellikle SRB’dir ancak konik ve silindir makaralı rulmanların bulunduğu yapılar da oldukça yaygındır. Bu kurulum ise şunları sağlar:

  • Daha uzun nasel ve türbin kütlesinin artması
  • Yüksek sistem dayanıklılığı
  • Aktarma organında düşük sapma ve hizasızlık

Ana rulman performansı, genellikle dört noktalı tasarıma sahip türbinlerde üç noktalı tasarıma göre daha üstündür. Ancak arka konumda özellikle SRB’nin kullanıldığı bazı modellerde halen sorunlar yaşanmaktadır.

Sık görülen arıza durumları

Aşınma

MW sınıfı türbinlerin ana mil konumlarında tekli SRB kullanımı artık değişti. İşletmeciler, bir dönem tercih edilen eski tasarım yerine daha iyi bir çözüm arıyor. Bu durumun temel sebebi, bu tip rulmanlarda genellikle aşınma (yüzey yorulması) sebebiyle görülen zamansız hasarlardır. Resmi bir üst limit olmasa da iki sıralı SRB’de kabul edilebilir radyal yük itişi için standart oran yaklaşık olarak %25’tir.

Günümüzde birçok büyük türbinde, gerçek itme yükleri (bazı durumlarda %60’a kadar) bu sınıra göre çok daha fazladır ve yuvadan çıkma etkileri, sıralar arası anormal yük dağılımı, silindir eğrilmesi, tutucu gerilimi, aşırı ısı üretimi ve silindir sıvanmasına ilişkin sorunlar konusunda endişeler artmaktadır. Bu ağır eksenel yüklerle, radyal ve itme yükleri yalnızca rüzgâr yönündeki (DW) makara sırasında desteklenir. Rüzgâra karşı olan (UW) sıra ise genellikle tamamen yüksüzdür. Bu da ideal işletim koşullarının altında bir performansa sebep olur.

Sonuç olarak üç noktadan montajlı türbinlerde; aşınma, kenar yükü, makara ucunda baskı, tek parça kafes arızaları ve kafes ve merkez kılavuz halka aşınmasının yanı sıra yuvarlama yüzeyinde bozulma gibi yaygın hasar türleri görülmektedir. Tüm bunlar türbinlerin kullanım sürelerini etkileyecek kritik arızalara yol açmaktadır.

Yetersiz yağlama

Ana mil rulmanı çalışma koşulları, yağlayıcı film için ideal ortamı sağlayamaz. Yaklaşık 20 dev/dk’lık maksimum çalışma hızında, rulman yüzeyi hızı ve yağ filmi üretimi, yuva pürüzlerini birbirinden ayrı tutmak için yetersizdir. Mesafe ve sapma hareketlerinin değişimi, yük bölgesi konumunun ve yönünün aniden ve sürekli olarak kaymasına sebep olur. Bu sebeple yağ filminin oluşumu ve kalitesi kesintiye uğrar.

Üç noktadan montajlı türbinde kullanılan SRB için bu durum daha hızlı gerçekleşir. SRB’ler radyal boşluklu rulmanlardır ve bu şekilde çalışırlar.  Bu da aşınma ve eğrilme riskini artırır. Aşınma aşamasının başlangıcı Şekil 2’de gösterilmektedir. Burada rüzgâr yönündeki makara sırasındaki belirgin aşınma izi aşınma limitlerini aşarak, limit stres değerlerinden daha yüksek  gerilimlere sebep olacaktır ve dolayısıyla rulman arızası yaşanacaktır.

Şekil 4: Türbin ana milindeki SRB aşınmasının başlangıcı

Mevcut türbinler için rulman optimizasyonu

Aşınmaya dirençli rulmanlar

Mevcut türbin filolarında doğrudan değişim için Timken, iyileştirilmiş yüzey işlemeleriyle beraber özel yüzey teknolojilerinin kullanıldığı Aşınma Önleyici (WR) SRB geliştirmiştir. WR rulmanlar, kanalları aşınmaya karşı koruyarak kesme gerilimlerini ve pürüz etkileşimlerini önemli ölçüde azaltır. Özel yüzey dayanıklıdır ve benzersiz tungsten karbür/amorf hidrokarbon kaplamadan (WC/aC:H) üretilmiştir.

Bu kaplamalar, çelikten 2-3 kat daha serttir, 1-2 mikrometre kalınlığındadır ve çeliğe kıyasla daha düşük sürtünme kat sayılarına sahiptir. Silindirdeki gelişmiş özel yüzey ile kaplama, çalışma sırasında döküntü hasarlı kanalları cilalamak ve onarmak üzere tasarlanmıştır. Ayrıca bu iyileştirilmiş yüzey işlemesi, yağ filmi kalınlığını artırarak pürüz temasının daha etkili bir şekilde azaltılmasına yardımcı olur. Bu geliştirmeler, aşınmaya sebep olan kesme gerilimlerini azaltır. Ek özellikler ve avantajlar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

TEKNOLOJİ TANIM AVANTAJLAR
Makara Yüzeyi İşlemesi Düşük Sertlik, İzotropik İşleme Daha Pürüzsüz Yüzeyve Daha Az Gerilim
Yüzey Kaplaması WC/aC:H Kaplama 1 μm Kalınlık İyileştirilmiş Aşınma Direnci, Uzatılmış Yorulma Ömrü,

İyileştirilmiş Yabancı Partikül Direnci

İç Geometri Makara/İç bilezik yuvarlanma yüzeyi uyumu Makara Gerilimini Azaltır,
Potansiyel Makara Çarpılmasını   Azaltır,
-Makaraların Doğrusal Hareketini Destekler
Bölünmüş Kafes İki Parça Mekanik İşlemeli Pirinç Kafes Muhtemel Çalışma Kuvvetlerini Azaltır

Timken WR SRB’nin özellikleri ve avantajları

 

Konik çözüm

Timken mühendisleri, SRB’lerle ilgili sorunlar üzerinde çalışırken, üç noktadan montajlı türbinlerde bulunan ön yüklü konik makaralı rulmanlar için bir çözüm ürettiler.

Tek parça halinde iki iç yuvalı ve iki tekli dış yuvalı rulman, dönen miller üzerindeki sabit konumlarda kullanılabilir ve OE ana şaft SRB’leri ile doğrudan değiştirilebilirdir (mevcut OE yastık blok muhafazası kullanılarak). Tasarım, her iki silindir sırasının radyal ve eksensel yükleri eşit olarak paylaşmasını sağlar ve kaçıklıkları kompanze edebilme özelliği (Şekil 5) nedeniyle dişli kutusu yükünü en aza indirir.

Şekil 5: Test, Timken’in ön yüklü TRB tasarımının, iki sıralı SRB çözümüne kıyasla,
dişli kutusunun içindeki eksenel baskıyı yüzde 67 oranında azalttığını gösteriyor

Saha denemelerinde Timken TRB; daha az aşınma, dişli kutusunda daha az sapma/yük ve iyileştirilmiş sistem sağlamlığı sunduğunu kanıtladı. Bu yüksek kapasiteli rulmanın ön yüklü durumu, makaranın lekelenmesini/ kaymasını azaltmaya ve her iki sıra boyunca yük paylaşımının yapılmasına yardımcı olurken, konik makaralı çift sıralı rulmandan daha yüksek oranda sistem hizasızlığıni kompanze edilebilir.

Tasarım, Şekil 6’daki iki sıralı SRB çözümüyle karşılaştırılmıştır:

 

Şekil 6: Ön yüklü TRB ve standart SRB ana mil rulman düzeni

Sonuç

Rulmanlar, günümüzün MW sınıfı türbinlerinde kritik bir eleman olarak çalışmasına rağmen, dinamik ve beklenmeyen yükler zamansız ve masraflı arızalara neden olmaktadır. Rüzgâr endüstrisinin gelişmesi için, ana mil rulmanlarının güvenilirliği iyileştirilmelidir. Türbin marketi aşınmaya dayanıklı SRB’ler ve ön yüklü bir TRB tasarımı da dahil olmak üzere tekli SRB’lerin üç noktalı bir montaj düzenlemesine uyarlanması için rulman üreticilerini yeni çözümler geliştirmeye teşvik ediyor.

Endüstri dünyasındaki gelişmeleri takip edin. Neleri size ulaştırmamızı istersiniz? Şimdi kayıt olun.

  E-Bülten'e kayıt olun
E-Posta:
 

Genel

Net sıfır yolunda İkinci Enerji Verimliliği Eylem Planı: Emisyonları 100 milyon ton azaltmak

Published

on

By

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde devam eden Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP 28) kapsamında Dünya Bankası tarafından “Türkiye’yi Güneş, Rüzgar ve Akıllı Şebekelerle Dönüştürmek: Net Sıfıra Doğru Yeni Hedefler” paneli düzenlendi. Panele bir video mesaj gönderen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 2024-2030 yıllarını kapsayan İkinci Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında emisyonları 100 milyon ton azaltmayı hedeflediklerini söyledi. Bu planın iddialı olduğu ve ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğumuzu belirten Bakan Bayraktar, “Ancak uluslararası toplumla ve bilhassa finansal kuruluşlar ve yatırımcılarla birlikte tüm bunları başarabiliriz. Enerji sektörüne yapılan yatırımlar Türk halkına istihdam ve refah temin ederken diğer ülkelere de enerji dönüşümü için güçlü bir model sunmaktadır” dedi. Net sıfıra doğru yeni hedefler açıklayan Bakan Bayraktar, “Yenilenebilir kaynaklardan faydalanmak, daha çok yenilenebilir için iletim altyapısını geliştirmek ve tüm sektörlerde enerji verimliliğini artırmak üzere üç temel alana odaklanıyoruz” diye konuştu.

Yenilenebilir enerji kurulu gücü 2035’e kadar 60 GW’a ulaşacak

Türkiye’nin sürdürülebilir enerji çözümlerindeki kararlılığına vurgu yapan Bayraktar, “Burada önemli bir başarımızı sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyorum. Bugün itibarıyla toplam kurulu kapasitemiz 106 gigawatt seviyesini aşarken yenilenebilir enerjinin payı yüzde 55’e ulaştı. Bu tablo Avrupa’da 5. dünyada ise 12. olan Türkiye’nin sürdürülebilir enerji çözümleri noktasındaki kararlılığını gözler önüne sermektedir. Projeksiyonlarımız da ülkemizin 2035’e kadar toplam kurulu gücünü, 60 gigawatt yenilenebilir enerji üretim kapasitesi dahil 190 gigawatt seviyesine çıkaracağını gösteriyor” açıklamasında bulundu.

Dünya Bankası’ndan finansman

Bakanlık olarak özel sektör ve uluslararası yatırımcılarla birlikte çalışarak yenilenebilir enerjiyi çok daha üst seviyeye taşımaya gayret edeceklerinin altını çizen Bakan Alparslan Bayraktar, “Elbette bunun için de ciddi yatırım gerekiyor. Dünya Bankası’yla görüşmelerimiz devam ediyor. Kendileri, bakanlığımız ve özel sektör aktörleriyle birlikte bu plana finansal ve teknik destek verme taahhüdünde bulundular. Enerji dönüşümü, şebekeyi sürekli geliştirmek anlamına geliyor. Bu nedenle güçlü enterkonektiviteye sahip, yenilenebilir kapasitesinde beklenen artışı kaldırabilecek Yeşil Şebeke’yi kurma çabası içerisindeyiz. 2030’a kadar şebekeye 10 milyar dolar yatırım yapmayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu alanda özel sektörün kritik bir rol üstlendiğini dile getiren Bayraktar, “Gerekli altyapının kurulmasının yanı sıra bakanlık olarak mevcut politikaları değiştirmeyi ve böylece ihtiyaç duyulan özel yatırımı destekleyecek bir ortam oluşturmayı değerlendiriyoruz. Burada özel sektör kritik bir rol üstlenmektedir. Dolayısıyla özel aktörlerin rekabet gücünü artırmak önemli olacaktır” diye konuştu.

Endüstri dünyasındaki gelişmeleri takip edin. Neleri size ulaştırmamızı istersiniz? Şimdi kayıt olun.

  E-Bülten'e kayıt olun
E-Posta:
 
Continue Reading

Genel

COP28, doğa için küresel finansmanı ve birliği harekete geçiriyor

Published

on

By

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28’inci Taraflar Konferansı (COP28) kapsamında gerçekleştirilen Dünya İklim Eylemi Zirvesi, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai kentinde başladı. BM İklim Değişikliği COP28 üst düzey yöneticilerinden Razan Khalifa Al Mubarak, COP28’den COP30’a kadar iklim eyleminde doğanın rolünü pekiştirerek, 1.7 milyar dolarlık doğa koruma finansmanını açıkladı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin doğa-iklim projelerine 100 milyon dolarlık yeni finansman katkısında bulunacağını belirten Al Mubarak, Gana hükümetinin ‘Dirençli Gana’ planına ilk etapta 30 milyon dolarlık bir yatırım yapacaklarını açıkladı. Liderlerin, yerli halk ve yerel toplulukların geçim kaynaklarına ve kalkınma hedeflerine yatırım yapmanın kritik önemini vurgu yaptığı zirvede, Belem’deki COP30’a doğru entegre doğa-iklim eylemi için ortakları ve kaynakları harekete geçirecek bir BAE-Brezilya ‘COP-to-COP’ ortaklığı duyuruldu.

İklim krizine karşı ortaya konulan planların güçlendirilmesi ve somut adımlar atılarak hayata geçirilmesine ilişkin müzakerelerin yapıldığı BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı, BAE’nin ev sahipliğinde başladı. Bu yıl 28’incisi düzenlenen ve 12 Aralık’a kadar sürecek olan konferansın ana gündeminde, 2015 yılında Paris’te anlaşmaya varıldığı gibi küresel ısınmayı 1,5 derecede sabit tutma amacının canlandırılması ve hükümetlerin iklim eylemi vaatlerini daha kapsamlı hale getirecek bir anlaşmaya varılması yer alıyor.

Zirvede konuşan COP28’in BM İklim Değişikliği Üst Düzey Sorumlusu Razan Khalifa Al Mubarak, “Doğanın tam ve en bütüncül haliyle iklim eyleminin bir önkoşulu olarak tanınmasını, desteklenmesini ve finanse edilmesini sağlamak COP28 Başkanlığı için bir öncelik olmuştur. Devlet dışı aktörlerin desteği ve finansmanıyla birleşen bu olağanüstü siyasi liderlik, doğanın sadece bu görev için değil, gelecekteki tüm görevler için temel rolünün kanıtıdır” dedi.

Zirvede devlet başkanları, Paris Anlaşması ve kısa süre önce kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’ni hayata geçirmek üzere doğa-iklim eylemine odaklanan ulusal ve bölgesel yatırım planlarını ve ortaklıklarını açıkladı:

– BM İklim Değişikliği COP28 üst düzey yöneticilerinden Razan Al Mubarak, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Gana’nın ‘Dirençli Gana’ planına 30 milyon dolarlık ilk yatırımla birlikte doğa-iklim projelerine 100 milyon dolarlık yeni finansman katkısında bulunacağını açıkladı. ‘Dirençli Gana’, Gana Devlet Başkanı Nana Akufo-Addo tarafından Kanada, Singapur, Amerika Birleşik Devletleri ve LEAF Koalisyonu gibi diğer özel sektör uyumlu girişimlerden gelen 80 milyon dolarlık ek destekle başlatıldı ve son olarak BAE’nin 30 milyon doları eklendi.

– Tonga Başbakanı Siaosi ‘Ofakivahafolau Sovaleni, 2030 yılına kadar ülkelerin sularının ve münhasır ekonomik bölgelerinin yüzde 30’unun korunmasını amaçlayan ve ay yüzeyinden daha büyük bir alanı temsil eden ‘Unlocking Blue Pacific Prosperity Plan’ için Bezos Earth Fund’dan Gelişmekte Olan Pasifik Küçük Ada Devletleri’ne (P-SIDS) 100 milyon ABD doları finansman sağlanacağını duyurdu.

– Aralarında Bloomberg Philanthropies, Builders Vision ve Oceankind’in de bulunduğu bir grup hayırsever, Okyanus Direnci İklim İttifakı (ORCA) kapsamında, hassas deniz alanlarının korunmasını, okyanus temelli azaltım çabalarını ve iklim etkileri üzerine araştırmaları hedefleyen 250 milyon dolarlık yeni finansmanı duyurdu.

– Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, doğrulanabilir karbon kredisi işlemleri yoluyla koruma ve yerel kalkınmanın özel finansmanını teşvik etmek amacıyla Papua Yeni Gine için 100 milyon ABD Doları, Kongo Demokratik Cumhuriyeti için 60 milyon ABD Doları ve Kongo Cumhuriyeti için 50 milyon ABD Doları olmak üzere 3 orman finansman paketi açıkladı.

– Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, Endonezya’nın öncü FOLU Net Sink 2030 planını desteklemek üzere 100 milyon dolarlık bir ortaklığı açıkladı.

– Asya Kalkınma Bankası, OPEC Fonu, Suudi Arabistan, AFD, Fransa ve Yeşil İklim Fonu bünyesindeki ASEAN Katalitik Yeşil Finansman Aracı ile birlikte, 2030 yılına kadar doğa odaklı iklim projelerine 2 milyar ABD doları daha ek özel finans sermayesi seferber etmek amacıyla kalkınma ortaklarından 1 milyar ABD doları seferber etmeyi taahhüt eden yeni bir girişim olan Doğa Finans Merkezi’ni duyurdu.

145 ülkenin 2030 yılına kadar orman kaybını ve arazi bozulmasını durdurmayı ve tersine çevirmeyi kabul ettiği COP26’nın Glasgow Liderler Deklarasyonu’nu pekiştiren bu doğa-iklim planları; 196 ülkenin 2030 yılına kadar toplam doğa kaybını durdurmak için ortak bir çerçeve üzerinde anlaştığı dönüm noktası niteliğindeki Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi de dahil olmak üzere önceki taahhütlerde ilerlemeyi teşvik ediyor. Uyum maliyetlerinde 104 milyar ABD doları tasarruf sağlayabilecek doğa kaybının ele alınması, 2030 yılına kadar ihtiyaç duyulan CO2 azaltım eyleminin yüzde 30’undan fazlasını sağlama potansiyeline sahip. Ayrıca, küresel GSYH’nin yaklaşık yüzde 50’si doğrudan veya dolaylı olarak doğaya ve diğer ekosistem hizmetlerine bağlı olduğundan, doğal ekosistemlerin korunması ve restorasyonu, yaklaşık 395 milyar daha fazla iş yaratma ve geçimleri doğrudan doğaya bağlı olan 1 milyar insanı koruma potansiyeli ile ekonomik refahı destekliyor.

Endüstri dünyasındaki gelişmeleri takip edin. Neleri size ulaştırmamızı istersiniz? Şimdi kayıt olun.

  E-Bülten'e kayıt olun
E-Posta:
 
Continue Reading

Genel

AB, Net-Sıfır Sanayi Yasası’ndaki tutumunu oyladı: Avrupa’da üretilen temiz teknolojiler artırılacak

Published

on

By

Dünya standartlarında bir rüzgar endüstrisine sahip olan Avrupa’nın, iklim ve enerji güvenliği hedeflerine ulaşabilmesi için 2030 yılına kadar her yıl yaklaşık 30 GW yeni rüzgar santrali kurması gerekiyor. Avrupa rüzgar tedarik zinciri ise, enflasyonist baskılar, rüzgarın genişleme hacimlerindeki belirsizlik ve zayıf ihale tasarımları ile mücadele ediyor. Tüm bunlar, AB’nin enerji güvenliği ve iklim hedeflerine ulaşmak için yeni üretim tesislerini planlama ve bunlara yatırım yapma kabiliyetini zayıflatıyor.

Temiz teknolojilerdeki üretimini güçlendirmek ve genişletmek için bu yılın başlarında Net Sıfır Sanayi Yasası’nı (NZIA) sunan Avrupa Parlamentosu, geçtiğimiz Salı günü Avrupa Komisyonu ve üye devletlerle Net-Sıfır Sanayi Yasası (NZIA) müzakerelerindeki tutumunu oyladı. Parlamento’nun pozisyonunu hazırlayan MEP Christian Ehler, Sanayi, Araştırma ve Enerji Komitesi’nde (ITRE) Avrupa’nın iklim ve enerji güvenliği hedeflerine ulaşması için güçlü bir Avrupa rüzgar endüstrisini destekleyen öneri sundu. Avrupa rüzgâr endüstrisi tüm Parlamento üyelerini ITRE görevlerini desteklemeye çağırdı.

Konuyla ilgili değerlendirme paylaşan WindEurope’un açıklamasında, Avrupa Parlamentosu’nun Avrupa’da üretilen temiz teknolojilerin artırılması için oy kullandığı belirtildi. Değerlendirmede görüşlerine yer verilen WindEurope Baş Politika Sorumlusu Pierre Tardieu, “AB, Yeşil Mutabakatı Avrupa’da üretilen rüzgarla gerçekleştirmek istiyor. Yarın Parlamento, Avrupa rüzgâr tedarik zincirini güçlendirerek tam da bunu yapacak somut tedbirleri kabul edebilir. Açık attırma tarifelerinin daha yüksek girdi maliyetlerini yansıtacak şekilde endekslenmesi, Avrupa pazarında adil rekabetin sağlanması ve ‘dibe doğru yarış’ ihalelerine karşı çıkılmasına yardımcı olacaktır. Bu doğru bir hareket tarzıdır. Bu bir güvenlik, istihdam ve özerklik meselesidir” ifadelerini kullandı.

İhalenin Avrupa tedarik zincirinin genişlemesini desteklemesi gerekiyor

ITRE tutumu, rüzgar enerjisi ihale tasarımında önemli değişiklikler içeriyor. İhaleler için açık ve zorunlu ön yeterlilik kriterleri belirleniyor. Bu, Avrupa’nın kritik enerji ve şebeke altyapısının siber saldırılar için kolay bir hedef olamayacağını garanti edecek siber güvenlik ve veri varlığına yönelik yeni kuralları içeriyor.

Geliştiriciler büyük offshore projeleri iptal etmek zorunda kaldı

WindEurope’un paylaştığı değerlendirmede, konuyla ilgili şu açıklamalar yer alıyor: “ITRE Komitesi bir enflasyon endeksleme mekanizması da önerdi. Yetersiz endeksleme şu anda büyük bir sorun. Rüzgar geliştiricileri bu yüzden büyük açık deniz rüzgar projelerini iptal etmek zorunda kaldı. Belirli bir fiyatla ihale kazanmışlardı; ancak daha sonra yüksek enflasyon türbinleri ve bileşenlerini çok daha pahalı hale getirerek rüzgar enerjisi projelerinin ekonomik uygulanabilirliğini riske attı. Rüzgar enerjisi ihalelerinin girdi maliyetlerini yansıtacak şekilde endekslenmesi bu mali açığın kapatılmasına yardımcı olacak ve projelerin devam edebilmesini sağlayacaktır. Bu tür bir endeksleme mekanizması, tüm tedarikçi sözleşmelerinin imzalanması için gereken süre boyunca geçerli olacaktır.”

Müzakereler 2024 yılının ilk çeyreğinde gerçekleşecek

Nihai müzakerelerde kabul edilen tedbirlerin tedarik zinciri esnekliğine, teknolojiye ve amaca uygun olmasının kritik önem taşıdığına vurgu yapılan değerlendirmede, şu ifadeler kullanıldı: “ITRE Komitesi ayrıca üye devletlerin ihalelerinde negatif ihale vermeyi bırakmalarını istemektedir. Bu, rüzgar santrali geliştiricilerinin bir rüzgar santrali inşa etme hakkı için hükümetlere ödeme yapmak zorunda olduğu durumdur. Bazı hükümetler, hızlı para kazanmanın bir yolu olarak ihalelerine negatif ihale uygulamasını getirdi; ancak negatif ihale sadece AB’nin enerji dönüşümünü daha pahalı hale getirir. Geliştiriciler için tedarik zincirine ya da elektrik tüketicilerine yansıtılması gereken ek maliyetler yaratır ve negatif ihale turlarında ödenen para, şirketlerin diğer rüzgar enerjisi projelerine yatıramayacağı paradır. Konsey’in şimdi Net Sıfır Sanayi Yasası’na ilişkin müzakere yetkisini de tamamlaması gerekiyor. Üçlü görüşmeler, yani Avrupa Parlamentosu ve üye devletler arasında Avrupa Komisyonu’nun desteğiyle nihai bir anlaşma üzerinde yapılacak müzakereler, 2024 yılının ilk çeyreğinde gerçekleşecek. Nihai müzakerelerde, kabul edilen tedbirlerin ince ayarlarının yapılması ve tedarik zinciri esnekliği yaklaşımının teknolojiye özgü ve amaca uygun olması kritik önem taşıyacaktır.”

Endüstri dünyasındaki gelişmeleri takip edin. Neleri size ulaştırmamızı istersiniz? Şimdi kayıt olun.

  E-Bülten'e kayıt olun
E-Posta:
 
Continue Reading

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com