Connect with us

Rusya’daki rüzgâr enerjisi sektörüne genel bakış

Yayın tarihi:

-

 

Rusya’nın rüzgâr sektörü açısından geçirdiği tarihsel süreç

Rusya, gerek yüzölçümü gerek mevcut insan kaynağı ve gerekse barındırdığı enerji kaynağı potansiyeli nedeniyle, yenilenebilir enerji açısından ve özellikle rüzgâr enerjisi bakımından günümüzün yeni cazibe merkezi durumundadır. Enerji anlamında Rusya’nın rakibi niteliğinde olan ABD, Çin ve Almanya gibi ülkeler, yenilenebilir enerji yatırımları açısından da dünyada lider konumundayken, Rusya’nın bu ilerleyişte neden bu derece geri kaldığı ve mevcut potansiyelini değerlendirerek nasıl yenilenebilir enerji alanında liderler arasına katılabileceği son yıllarda, özellikle de 2016’da imzalanan Paris Anlaşması sonrasında büyük bir merak konusu haline gelmiştir. (Paris Anlaşması, küresel ısınmaya ve iklim değişikliklerine karşı hazırlanmış ve 119 ülkenin imzalaması sonucunda küresel ısınma konusunda dünyaca en geniş kapsamlı fikir birliğinin sağlandığı anlaşmadır.)

1914’te rüzgâr türbinleri konusunda çalışmalar yapmaya başlayan bilim insanı N. E. Zhukovsky ve arkadaşları, dünyanın ilk rüzgâr enerjisi araştırma bölümünü 1925’te Rusya’da kurmuşlardır. Bu dönemde rüzgâr endüstrisi Rusya’da dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar gelişmiş durumdaydı. 3-4 kW kapasiteli türbinlerin seri üretiminde lider konuma gelen Rusya, 1931’de dünyadaki ilk 100 kW kapasiteli ve 30 metre kanat çapına sahip rüzgâr türbinini üretmiştir (bu dönemde Almanya ve Danimarka 50-70 kW kapasiteli ve 25 metre kanat çapına sahip türbinler üretmekteydi). Ülkede 1930’lardan 1960’lara kadar rüzgâr enerjisi projeleri geliştirilmeye ve türbin kapasiteleri yükseltilmeye devam edilmiştir.

Fakat petrol fiyatlarındaki ucuzluk ve büyük ölçekte nükleer, hidroelektrik ve termik santrallerin üretim ve kâr durumu, yatırımların bu yönde ilerlemesine ve rüzgâr enerjisindeki gelişimin yavaşlamasına sebep olmuştur. 1960’ların sonunda türbin imalatındaki seri üretim durmuş ve yatırımlar 1980’lerin sonlarına kadar büyük ölçekli santraller odaklı ilerlemiştir. 1988’de Sovyetler Birliği Bakanlar Kurulunun almış olduğu karar sonucu 1988-1995 yılları arasında ülkenin belirli noktalarında kurulması planlanan toplam 250 MW kapasiteye sahip proje, 1990’lardaki siyasi ve politik değişimler nedeniyle gerçekleştirilememiştir.

2000’lerin ilk yarısında rüzgâr enerjisi konusunda çalışmalar yapan, ülkedeki rüzgâr enerjisi üretimi ve kurulumundan sorumlu olan devlet ortaklı HydroWGS şirketi, rüzgâr enerjisinin desteklenmesi konusunda yasal altyapının oluşturulmasına katkıda bulunacak çalışmalar yapmış olmasına rağmen, iktidarın bu konudaki isteksizliği nedeniyle herhangi bir sonuç alınamamıştır.

Rüzgâr enerjisi pazarının gelişimi esas olarak özel şirketlerin desteğiyle mümkün olmuştur. Bu noktada Rus ve Batılı girişimcilerin planladıkları RES projeleri, yerli ve yabancı yatırımcıların Rusya marketini fark etmelerini sağlamış ve bunun sonucu olarak da Rus devleti rüzgâr enerjisi sektörüne ve ihtiyaçlarına karşı ilgi göstermeye başlamıştır.

Son yıllarda yaşanan gelişmeler ve sektörün baş aktörleri

Rusya hükümetinin dünyadaki yenilenebilir enerji trendini takip etme ve rüzgâr ve yenilenebilir enerji konusunda ülkenin gelişimi için gerçekleştirdiği ilk adım 2007 yılında NP Market Council’i (Kâr Amacı Gütmeyen Enerji Piyasası Kurumu) kurması olmuştur. Bu kurum sayesinde elektrik alıcı ve satıcılarının, iletim ve dağıtım şirketlerinin, teknoloji üreticilerinin, kısacası ülkenin elektrik enerji piyasasında yer alan tüm aktörlerinin bir araya getirilmesi sağlanmıştır.

2013 yılında “Yenilenebilir Enerji Kullanımını Destekleme” konusunda çıkmış olan kararnamede, yenilenebilir enerjinin kullanımının desteklenmesi ve 2020 yılına kadar yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesiyle ilgili maddeler yer almıştır. Bu noktada yerellik oranı olarak belirlenen %65, yatırımcı ve türbin üreticileri açısından ulaşılabilir bir oran olmadığından, ihalesi yapılmış ve kazanılmış projeler sürece başlayamamışlardır.

2015 yılında çıkan kararname ile genel anlamda 2020 yılına kadar gerçekleştirilmesi planlanan hedeflere yer verilirken, yerel ekipman oranları da güncellenmiştir. Buna göre türbin üretimindeki yerel ekipman kullanma oranları yıllara göre aşağıdaki şekilde değişecektir:

Yıl 2016 2017 2018 2019-2024
Ekipman Yerellik Oranı (%) 25 40 55 65

2016 yılında Rusya’nın Bölgesel Enerji Planı yayımlanmış ve bu planda 2030 yılına kadar tamamlanması öngörülen 15 tane, toplam 4,5 GW kapasiteli rüzgâr enerji santraline yer verilmiştir. Bunun yanı sıra 2024’e kadar da 3,35 GW kapasitesine ulaşılması hedeflenmektedir. 2024 yılına kadar RES kurulumu için yıllara göre gerçekleştirilmesi planlanan kapasite değerleri aşağıdaki gibidir:

Yıl 2017 2018 2019 2020 2021 2022 2023 2024 Toplam
Kapasite (MW) 200 400 500 500 500 500 500 150,2 3351,2

2016 yılında devlet şirketi Rosnano ve Finlandiyalı enerji şirketi Fortum, sadece rüzgâr santrallerinin kurulumuna değil, aynı zamanda ekipman üretimi için de yatırımda bulunacaklarını açıklamış ve Ulyanovsk yakınlarında kanat üretim fabrikası kurulumunu gerçekleştirmiştir. Devlet kuruluşu nükleer enerji firması Rosatom, parça üretimlerinde, önceliklerinin rüzgâr enerjisi ekipmanı üretmek olduğunu açıklamıştır. Aynı zamanda Rosatom, Adygea ve Krasnodar bölgelerinde 2018-2020 yılları arasında toplam 610 MW’lık RES ihalesini kazanmış bulunmaktadır. 2017’nin Haziran ayında imzaladığı anlaşmaya göre Rosatom’un yan kuruluşu olan Nowa Wind ve Hollandalı türbin üreticisi Lagerway türbin teknolojisini paylaşmak ve ekipman üretimi için gerekli altyapıyı Rusya’ya taşımak adına ortaklık kurmuşlardır. Bunların dışında 2017 yılı içerisinde türbin teknolojileriyle Rusya’nın yerel ekipman gelişimine destek olmak amacıyla Vestas ve Siemens-Gamesa da Rusya rüzgâr sektöründeki yerlerini almış bulunmaktadır. Siemens-Gamesa, İtalyan Enel şirketiyle birlikte Kola Yarımadasında yer alacak 291 MW kapasiteli projeyi, Vestas ise Rosnano ve Fortum’la birlikte başlangıç olarak 35 MW kapasiteli Ulyanovsk projesini gerçekleştirecektir.

Sektörün ilerlemesindeki engeller ve bu engelleri aşma yolları

a- Finansal engeller

Rusya’nın rüzgâr sektörü açısından tarihi incelenirken, yatırımcıların, daha az maliyetli ve daha kârlı olan petrol, kömür ve hidroelektrik santrallerini tercih etmiş olmalarının, ilerlemenin durmasındaki en önemli faktör olduğu anlaşılmıştır. Bu sebep finansal engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya’nın rüzgâr enerji sektöründe var olan potansiyelinin önüne geçen finansal engellerden en önemlisi, yatırımcılara güvenecekleri bir tarife garantisi sunulmaması ve bunun yanı sıra ihale sisteminin tüm yatırımcıların ulaşabileceği şekilde duyurulmaması olduğu söylenebilir. Bunun yanı sıra, kurdaki dengesizlikler ve makroekonomik durum, Rusya marketine yabancı yatırımcı çekmeyi zorlaştırmaktadır. Aynı zamanda ülkemizde de mevcut olan 2021 sonrasında yenilenebilir enerji teşviklerinin ne olacağı hakkındaki bilinmezlik, Rusya’da da 2024 sonrası için geçerlidir. Bu da hem yerli hem de yabancı yatırımcının ne kadar uzun süreli iş yapabileceği öngörüsüne sahip olamadığından güvensizlik yaratmaktadır.

Finansal engeller açısından çözüm sağlayabilecek en önemli adım, tarife garantisinin açık ve net olarak kamuya duyurulmasıdır. Ayrıca yenilenebilir enerji yatırımcıları için kredi faiz oranlarının düşürülmesi ve kur farkının sabitlenmesi yatırımlar açısından daha güvenilir bir altyapı sağlayacaktır.

Finansal açıdan şimdiye kadar yatırımcılara engel niteliği taşımış olan yerel ekipman kullanım şartının, gelecek yıllarda Rusya açısından yükselen bir yenilenebilir enerji pazarına sahip olma fırsatı sunacağı ve diğer finansal engelleri azaltacağı öngörülmektedir.

b- İklim ve altyapı engelleri

Dünyanın en büyük yüzölçümüne sahip olan (17.1 milyon km2 – Türkiye’nin 22 katı büyüklükte) ve aynı zamanda zorlu iklim koşullarına sahip birçok bölgesi olan bir ülkenin merkezi altyapı sisteminde eksikler olması ve ülkenin her noktasına ulaşamamış olması beklenmedik bir durum olarak karşımıza çıkmasa da, rüzgâr enerji üretimi açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir.

Rüzgar haritası

İklim Haritası (Yıllık Ortalama)

Elektrik Şebekesi Haritası

 

Rusya Rüzgâr haritasına bakıldığında ülkenin en verimli rüzgâr sahalarının büyük çoğunluğunun ülkenin kuzeyinde yer aldığı görülmektedir. Fakat bu noktalar aynı zamanda iklim koşullarının çok zor olduğu ve çok az nüfusun bulunduğu bölgelerdir. Dolayısıyla elektrik şebeke sistemi haritasına baktığımızda da buraya merkezi elektrik şebekesinin ulaşmadığını görürüz. Ülkenin yüzölçümünden yarısı bu merkezi şebekeye ulaşamamakta olduğu için farklı elektrik üretimi çözümleri bulunmaktadır. Şebekeden bağımsız rüzgâr üretiminin, bu uzak bölgeler için önemli bir potansiyel oluşturacak olmasına rağmen, hükümetin karar vericilerinin rüzgâr enerjisini bir çözüm olarak görebilmesini sağlayacak mevcut kurulu proje sayısının düşük olması ve bu alanlardaki yerel yönetimlerle iletişimin sağlanamaması, sürecin ilerleyişine engel olmaktadır. Yerel ve genel yönetimler izinleri ve gerekli altyapıyı sağlasa bile, dünyada üretilmiş türbinler arasında bu iklim şartlarında çalışabilecek çok az türbin bulunmaktadır. Belki kendi türbin teknolojisini elde ettikten sonra Rusya, iklim koşullarına uyum sağlayacak türbinleri üretmeye başlayarak bu sorunu kendisi aşabilecek duruma gelecektir.

c- Yönetimsel engeller

Düzenleme ve yasal düzlemdeki eksikliklerin çoğu, mevcut kurulu proje sayısındaki ve rüzgâr sektöründeki tecrübe eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Rusya’nın kendi türbin tasarım standartları ve uluslararası standartlar arasındaki uyuşmazlıklar da buna örnek olarak gösterilebilmektedir. Aynı zamanda arazi fiyatlarının yüksekliği ve büyük ölçekli rüzgâr enerji santrali projelerinin büyük arazilere ihtiyaç duyması da yatırımcılar açısından belli yasal düzenlemeler gerektiren konular arasındadır.

Yenilenebilir enerjinin özellikle RES projelerinin ülkelerde iş potansiyeli oluşturması açısından büyük önemi bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında rüzgâr santrallerinde çalışacak nitelikli personel eksikliği Rusya’nın sorun yaşamasına sebep olabilecek bir diğer problemdir. Teknoloji ve parça üretimi konusunda diğer ülkelerden destek alırken Rusya’nın aynı zamanda üniversitelerinde ve diğer yüksek öğrenim kurumlarında, yenilenebilir enerji alanında yeterli eğitimi verecek ve insan kaynağını nitelikli hale getirecek düzenlemeler yapması, önümüzdeki yıllarda diğer ülkelerle gireceği yenilenebilir enerji yarışında daha sağlam adımlarla ilerlemesini sağlayacaktır.

RAWI Konferansının genel değerlendirmesi

Rusya Enerji Endüstrisi Birliği sektörel toplantısı, 6 Aralık 2017

6 Aralık 2017 tarihinde Moskova’da Rusya Rüzgâr Enerji Birliği tarafından organize edilen konferansta henüz büyümekte olan rüzgâr enerjisi sektörünün gelişimi, güncel sıkıntıları ve bunlara ilişkin çözüm önerileri üzerinde durulmuş ayrıca sektörde aktif olarak yer alan firmaların tanıtımları hakkında farklı sunumlar gerçekleştirilmiştir. Sunumlarda Rusya yerel idarelerinin üst düzey temsilcileri ve özel sektörden mühendislik, proje danışmanlığı, idari yönetim, türbin tedarik, ekipman lojistik ve operasyonel işletme ve bakım alanlarının temsilcileri sağladıkları hizmetleri verdikleri referanslarla anlatmışlardır. Bu kapsamda Katwind Enerji genel müdürü Koray Altınkılıç da, şirket özelinde sağladıkları hizmetleri anlatan bir sunum gerçekleştirmiş ve Katwind Enerji’nin ulusal olduğu kadar uluslararası arenada da gerçekleştirdiği projelerden bahsetmiştir. İlgisinin yoğun olduğu ve birçok yerel ya da yabancı firmanın katılımcı olarak yer aldığı konferans sektör için ciddi iş fırsatlarının olduğunu göstermiştir. Bu doğrultuda bizzat konferansta edinilen bağlantılar ile iş geliştirme çalışmaları aktif bir biçimde devam etmektedir. Katwind Enerji Genel Müdürü Koray Altınkılıç, “Rusya gibi enerjide çok büyük potansiyeli olan bir ülkenin bu alanda da faaliyete geçmiş olması çok önemli bir gelişmedir. Biz de Katwind olarak bu büyük pazardaki iş olanaklarını çok büyük fırsatlar olarak görüyoruz. Bundan dolayı sektör henüz yolun çok başındayken pozisyonumuzu sağlama almak istedik” şeklinde görüş bildirmiştir.

Bilgi Kaynakları

Enerji sektöründeki her 10 CEO’dan 9’u şirketlerinin büyüyeceğini düşünüyor

Yayın tarihi:

-

Yazar

KPMG Türkiye Enerji Sektörü Lideri Hakan Demirelli

Enerji sektörü CEO’larının ESG, üretken yapay zekâ ve sektörün geleceği hakkında görüşlerini ortaya koyan KPMG’nin 2023 Küresel Enerji Sektörü CEO Araştırması yayınlandı. Araştırmada yer alan ankete göre küresel Enerji CEO’larının kendi şirketlerinin büyüme beklentilerine olan güveni önemli ölçüde artarak yüzde 87’ye yükseldi. Ankete katılan CEO’ların yüzde 73’ü üç yıl içinde ofise tam olarak geri dönülmesini bekliyor. Hatta yüzde 94’ü ofise gelecek çalışanları ödüllendirmeyi düşünüyor. CEO’ların yaklaşık üçte ikisi için üretken yapay zekâya yatırım yapmak en önemli öncelik ve yüzde 48’i bu yatırımların geri dönüşünü üç ila beş yıl içinde görmeyi bekliyor.

KPMG; enerji, petrol ve gaz, madencilik ve kimya sektörlerinden 127 küresel CEO ile anket yaparak önümüzdeki üç yıl için sektöre ve ekonomik duruma ilişkin görüşlerini topladı. Devam eden jeopolitik gerilimler, üretken yapay zekânın hızlı yükselişi ve küresel ekonomik belirsizlik ortamında enerji, doğal kaynaklar ve kimyasallar (ENRC) sektöründe görev yapan CEO’lar, şirketlerinin ve sektörün genelinin büyüme beklentilerine oldukça güven duyduklarını, müşteri deneyimini iyileştirmeye ve ESG girişimlerini yürütmeye odaklandıklarını ifade ediyorlar.

Raporla ilgili değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Enerji Sektörü Lideri Hakan Demirelli, “Enerji sektöründeki teknolojik yenilikler, piyasalardaki değişkenlikler ve karbonsuzlaşma için artan talebin yönlendirdiği dönüşümü ele alan 2023 yılı enerji sektörü raporumuz sektördeki tüm oyuncaların yeni fırsatlardan nasıl yararlanabileceklerini ortaya koyuyor. Güvenilir bilgiye ve veriye dayanan analizlere duyulan ihtiyacın sürekli arttığı enerji sektörü için hazırladığımız raporun, bu gereksinimi karşılamasını umuyoruz. Raporumuz, enerji piyasalarına ilgi duyan herkese bir kaynak olma özelliği taşıyor.” dedi.

Ekonomik görünüm: Enerji CEO’larının güveni diğer sektörlerden fazla

KPMG’nin 2023 Küresel Enerji Sektörü CEO Araştırması’nda yer alan ankete göre, küresel Enerji CEO’larının kendi şirketlerinin büyüme beklentilerine olan güveni önemli ölçüde artarak yüzde 87’ye yükseldi ve bu oran 2022’ye göre altı puanlık bir sıçrama anlamına geliyor. Sektördeki CEO’ların güven seviyeleri, yüzde 77 ile üç yılın en düşük güven seviyesine sahip olan küresel CEO’lara kıyasla yüksek kalmaya devam ediyor. Sektörde sermaye daha düşük karbonlu enerjilere doğru kaysa da CEO’lar, mevcut işlerinin ve müşterilerinin yakın zamanda ortadan kalkmayacağına inanıyor.

Enerji CEO’ları ayrıca sektörün geneline benzer şekilde yüzde 83 ile yüksek güven duyduklarını belirtiyor ki bu, 2022’ye göre yüzde iki artış anlamına geliyor. Bu artan güvenin, kademeli ekonomik toparlanma ve dünya genelinde enerji dönüşümünün artan öneminden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Hatta sektördeki CEO’ların küresel ekonomiye duydukları güven de pandemi öncesindeki seviyeleri aşıyor. Her dört Enerji CEO’sundan üçü (yüzde 75) önümüzdeki üç yıl için ekonomiye genel olarak güvendiklerini ifade ederken bu oran geçen yıl yüzde 71’di.

Çığır açan teknoloji: Enerji CEO’ları ihtiyatlı bir şekilde üretken yapay zekâyı benimsiyor

Ankete katılan CEO’ların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 64) üretken yapay zekâya yatırım yapmanın en önemli önceliklerini olduğu konusunda hemfikir ve yüzde 48’i bu alana yaptıkları yatırımların geri dönüşünü üç ila beş yıl içinde görmeyi bekliyor. CEO’lar, sektördeki iş gücünün hem yapay zekâya hem de temiz enerjiye geçişin üstesinden gelebilecek donanıma sahip olduğundan da emin. Yüzde 52’si (2022’ye göre yüzde yedi artış) yeni teknolojiye yatırıma öncelik vermek yerine çalışanlarının yeteneklerini geliştirmeye yatırım yapmaya odaklanıyor.

Bununla birlikte sektör CEO’larının yüzde 60’ı, üretken yapay zekânın intihal, veri koruma, önyargı ve şeffaflık gibi konularda etik zorluklara yol açabileceğini düşünüyor. Enerji CEO’ları ayrıca yapay zekânın siber güvenlik risklerini artırmasıyla da mücadele ediyor. Yapay zekâ siber saldırıların tespit edilmesine yardımcı olsa da yüzde 82’si bu teknolojinin düşmanlar için yeni saldırı stratejileri sağlayabileceğine inanıyor. Son birkaç yılda siber güvenliğe verilen tüm öneme rağmen, CEO’ların yalnızca yüzde 46’sı bir siber saldırıya karşı hazırlıklı olduklarını söylüyor.

Yetenek: Enerji CEO’ları ofise dönüşü destekliyor

Özellikle, küresel enerji CEO’larının çoğu salgın öncesi çalışma yöntemlerini destekleme konusunda kararlı, yüzde 73’ü üç yıl içinde ofise tam olarak geri dönülmesini bekliyor. Bu geçen yıla göre yüzde sekiz artış anlamına geliyor. Buna ek olarak, yüzde 94’ü ofise gelecek çalışanları uygun görevler, zamlar veya terfilerle ödüllendirebileceklerini de söylüyor.

Bu yaklaşım, enerji sektöründeki geleneksel düşüncenin devam ettiğini ortaya koyuyor ve son üç yılda verimlilik üzerinde büyük ölçüde olumlu bir etkisi olsa da hibrit çalışmayla ilgili tartışmalara da zemin hazırlıyor.

ESG: Enerji sektörünün uzun vadede büyümesi için çok önemli

Küresel enerji sektörü CEO’ları, ESG’yi (çevresel, sosyal, yönetişim) işletmelerinin dirençli olmasına ve uzun vadeli büyüme sağlayabilmesine yardımcı olan kurumsal stratejilerinin vazgeçilmez bir parçası olarak giderek daha fazla kabul ediyor. Enerji CEO’larının yüzde 78’i, değer yaratmak için ESG’yi işlerine tamamen dâhil ettiklerini söylüyor. Daha da önemlisi, müşterinin her zaman merkezde yer almadığı bu sektördeki CEO’ların yüzde 22’si ESG’nin önümüzdeki üç yıl içinde müşteri ilişkileri üzerinde en büyük etkiye sahip alan olacağına inanıyor. Ayrıca katılımcıların üçte birinden fazlası (yüzde 37) net sıfır emisyona ulaşmak gibi çevresel sorunlara yönelik ESG yatırımlarına da öncelik veriyor. Buna karşın yüzde 30’u jeopolitik belirsizlikler, alternatif enerji kaynaklarının yüksek maliyeti ve artan düzenlemeler nedeniyle tedarik zincirlerini karbonsuzlaştırmanın karmaşıklaştığını ve bu nedenle yakın vadede net sıfır emisyona ulaşmanın zorlaştığını kabul ediyor.

Devamını oku

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Türbin Komponantleri

İnovasyon ve sürdürülebilirlik: LEITWIND, Türkiye rüzgar enerjisi pazarını dönüştürüyor

Yayın tarihi:

-

Yazar

İnovasyon ve sürdürülebilirlik: LEITWIND, Türkiye rüzgar enerjisi pazarını dönüştürüyor

Rüzgar enerjisi, ülkemizin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasında kilit bir rol oynuyor. Megawatt sınıfı rüzgar türbinlerinin (250 kW ile 3.000 kW arasında değişen) tasarımı, kurulumu ve bakımı konusunda uzmanlaşmış bir İtalyan şirketi olan LEITWIND, Ar-Ge’ye yaptığı yatırımlar ve geniş ürün yelpazesi sayesinde en uygun çözümleri sunarak, her ihtiyaca göre en yüksek kalite ve güvenilirliği sağlıyor.

Bu taahhüdün açık bir örneğini, 1500 kW nominal güce sahip LTW90 konfigürasyonunun geliştirilmesi oluşturuyor. Büyük rotor çapı ile bu türbin, düşük rüzgar koşullarında bile önemli ölçüde enerji üretimi sağlayarak aynı pazar segmentindeki rakiplerinden ayrılıyor.

Bu rüzgar türbininin Türkiye’deki  kurulumu, Marmara Bölgesi’nin Kırklareli ilinde bulunan Lüleburgaz İlçesi’nde 2023’ün bahar aylarında başarıyla tamamlandı. Bu rüzgar türbininin yıllık ortalama enerji üretimi 1.100’den fazla Türk hanesinin yıllık tüketimini karşılayabiliyor. Rüzgar türbini ayrıca; elektrik enerjisi kontrolü, frenlerin verimli kullanımı, şebeke kurallarına uyum ve azaltılmış gürültü emisyonlarında önemli avantajlar sunan en gelişmiş jeneratör modeli D4.1 ile donatılıyor.

Türkiye Satış Müdürü Can Güven, “LEITWIND’i Türkiye pazarında bu kadar rekabetçi kılan çeşitli faktörler var: En ileri teknoloji, Avrupa standartlarına uygun yatırım yaklaşımı ve son olarak da güçlü bir yerel varlık. Aslında LEITWIND’in Türkiye’deki iştiraki kapılarını 2012’nin Mayıs ayında teleferik sektörüne yönelik açılışı yapılan LEITNER TURKEY’den sonra, Bursa’da açıyor. LEITWIND; kurulum sürecinde sunulan geniş hizmet yelpazesine, ürünlerin kalitesi ve güvenilirliğinden yatırımın hızlı geri dönüşüne ve ait olduğu HTI grubu ile paylaştığı bilgi birikime kadar projenin her aşamasında rakiplerinden ayrılıyor. Bu sayede Türkiye’de, 10 adet LEITWIND rüzgar türbininin kurulumunu başarıyla gerçekleştirdik ve giderek artan sayıda yerel yatırımcı ile çalışabiliyoruz” diyor.

Devamını oku

Trendler