Connect with us

Genel

Milli rüzgâr türbini üretimi, önemi ve belgelendirme

Published

on

Yazı dizisi- 3

Milli rüzgâr türbini üretimi, önemi ve belgelendirme

Ahmet Cem Yalçın

Geçtiğimiz sayıda sektörde yerli müteşebbislerin karşısına çıkarılan zorluklardan bahsetmiş ve son olarak şu cümleyi kullanmıştık: “Kısacası bizim kapitalistimiz dahi ithaldir.”

Bugün yerli bir rüzgâr türbini kullanılarak yapılacak yatırımlara ulusal bankalarımızın hiçbiri kredi verememektedir. Bankalarımız, sektöre kullandırdıkları şartlı yabancı kredileri “enerjiye destek veriyoruz” diyerek boy boy reklamlar ile duyurmaktadırlar.

Oysa, ülkemizde bolca kaynağı olan yenilenebilir enerji zaten bedava, biz bu bedava kaynağı dışa 15 yıl borçlanarak kullanıyoruz. Bankalar, yapılan işlemlerden kendi açısından tabii ki çok memnun, komisyon alıyor işine bakıyor. Algıya gelince de adı yenilenebilir enerjiye destek oluyor. Alan razı satan razı, kim uğraşır yerli üretim riskleriyle. Böylece, yerli türbin, PV panel, jeotermal sistemlerin ülke içinde üretimi adına da durum hiç değişmiyor. İmalat yapmak için kaynak yok.

Bankalarımıza dış kaynağı sağlayan kurumlar, kaynağın kullanımını da doğal olarak kendi belirleyecektir. Devlet tarafından milli veya kullanım şekli şartsız kaynaklar bulunmadıkça özgün veya milli teknolojiye finansman sağlanamayacaktır.

Batıda sermayenin gelişmesi ulusal bağımsızlık koşulları altında olmuş, dolayısıyla kapitalizm bu toplumların kendi iç dinamikleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Oysa yukarıda da belirttiğim gibi, Türkiye’de sermaye Batılı ülkelerin müdahaleleri altında gelişmiştir. Halen de ciddi şekilde bağlıdır, değişmelidir!

Şayet Türkiye, kendi müteşebbisine ve insanına yabancı yatırımcılara tanıdığı fırsatları tanımaz, kendi tasarım ve sistem mühendisliği ile özgün projelerini geliştirmez ise dışa bağımlı bir ülke olma durumunu aşmayı asla başaramayacaktır.

Bulunduğumuz coğrafyada etkin rol oynamak istiyorsak, bu durum mutlaka değişmelidir. Ülkemizde ciddi akademik ve endüstri birikimi vardır. Yetişmiş değerlerin yurt dışına çıktıkları anda, sahip oldukları imkânlar ile neler başardıklarını görmek bunun en önemli kanıtıdır.

Türkiye’nin dışa bağımlılığı dar bir çevrenin dışa bağımlılığından ibaret değildir. Türkiye’nin dışa bağımlılığı sınırlı bir finans çevresinin dışa bağımlılığı da değildir. Bir menfaat çemberinin ötesinde, bir sistem olarak dışa bağımlıdır. Bu durum yerli ve milli duruştaki, devlet ve sanayici iş birliği ile kararlılıkla aşılabilecektir. Yine de bunca yıldır sağlanmış olan dışa bağımlı ekonomik entegrasyon, dengeliymiş gibi görünse bile, hedeflenen milli sistemin hayata geçirilmesi sırasında çelişki ve sürtüşmeler kaçınılmazdır.

Bu nedenle, her durumda içte ve dışta enfeksiyona yol açacak her türlü bel altı vurma ve mikrobik duruma da hazırlıklı olmak gerekir. Dışarıdan gelen yatırımlar devam ederken, teknolojiyi yerli ve milli anlamda geliştirmek bir tepkiyi doğuracaktır. Bunu dışarıdan gelen yatırımcıyı da koruyarak yapmak önemlidir. Seksen milyonluk bir ülke tam anlamıyla kendine yetebilir durumda olmadan ayakta kalamaz. Bu ülkede güvenli yatırım ortamının teminatı kendine yetebilmekten geçer. Böyle olduğunu anlatmak, bunu planlamak, çelişkisiz hedef göstermek devletin görevidir.

Türkiye, uzun yıllar önce montaja dayalı lisanslı üretimi, yanlış bir model olarak bilinçli olarak seçmiştir. Kısa hedefler ve dar bir çevrenin etkisiyle, politik tercihini bu yönde kullanmıştır. Ancak ülkemiz, küresel güçlerin dayatmacı niteliğine rağmen, artık pazar geliştirmekte güçsüz, tecrübesiz bir ülke değildir. Birçok oyun geç de olsa fark edilmeye başlanmıştır. Bu yazdığım tabloyu görenlerin sayısı bir hayli fazladır.

Kimi çevrelerde her şeyi kendimizden bilmek, değişmez kader olarak kabul etmek, her şeyin altında emperyalizmin oyunlarını aramak eğilimi var. Buradaki hata, kendi iç dinamiğimizi küçümsemek, hatta yok saymaktır. Bu durum öyle bir hal almıştır ki yurt dışında gördüklerini kendini küçümseyerek anlatmaktan güç bulan bir yönetici tipi oluşturmuştur. Oysa ülkemizi etkileyecek farklı güçlerin olması gayet normaldir, o güçler, bizim üretimden kaçmamızdan dolayı etkili hale gelmektedirler. Bunu kıracak olan tek güç devlettir. Ekonomi ve enerji politikalarındaki millileşmedir. Öte yandan devlet de bizlerden fedakârca girişimler, örnek uygulamalar beklemektedir. Bu ülkeden başka gidecek yerimiz yoktur.

Sıkışınca yurt dışına kaçmak, karamsarlıktan beslenmek yerine, sınırda ülkeyi korumak adına şehit olmak neyse, geleceği tesis etmek adına da riskler alarak yılmadan çalışmak şarttır. Bu noktada sermaye gücünü elinde bulunduranların ise kararlılığı görüp, destekleyip büyütmeleri bir görevdir. Yatırımcılar ise öncelikle yerli ve nitelikli ürünü tercih etmelidirler.

Küresel ekonomik yapılar bir ülkeye, o ülkenin içindeki güçleri manipüle ederek, onları çeşitli biçimlerde kendi yollarından çekilmeye sevk ederek, bazen de tehditle, tesir ederler. Hiçbir toplum tabanda bu güçlerin dilediği biçimde hareket etmesini kabul etmez. Bunu hisseder, görür. Türkiye’nin kendi iç dinamikleri örtülü ambargolardan rahatsızdır. Bunun bir beka sorunu olmaya başladığı artık görülmektedir. Bu farkındalığın artması milli üretim için çok önemli bir fırsattır.

Sermayenin dışa bağımlı olarak yoğunlaşması ve merkezileşmesi ile sanayi sitelerinde tasarım yaparak etkin olmaya çalışan KOBİLER ortadan yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Bu şekilde, KOBİ’ler bağımsız birimler olmaktan çıkıp dışarıdan gelen endüstriye bağımlı yan sanayi kolları haline gelmektedirler. Bu da kendi özgün tekniklerini geliştirip kendi başlarına etkin olabilmelerini ortadan kaldıracaktır. Daha sonra da güçlü bir yerli sermaye ile bir araya gelerek ülke değeri olma yolu tamamen kapanacaktır.

Bu kesimler, kredi ve hammadde tedariki konularında da yan sanayi işlerde çok ciddi baskı hissetmekle beraber, kendi küçük yapılarına çok bağlıdırlar. Aman, düzen devam etsin, durumu koruyalım deyip bunları da kaybedip yok olmaktan çok korkarlar.

O nedenle, bir defa yan sanayi işlere alışan KOBİ’lerin birçoğunda kuruluş amacı olan yenilikçi müteşebbis ruh ölür. Müteşebbislik, onlara öldürmeyecek kadar ekmek veren yan sanayi düzeni yanında riskli bir olgu olarak görülmeye başlar.

Bir de bu noktada AB icadı olan “cluster” yani kümelenme sistemi çalışır ve ilgili endüstri henüz dışarıdan ülkeye gelmeden bir oyalama sermayesi gönderir. Bunun amacı, KOBİ’leri “küme”, bir diğer anlamda daha gelmemiş bir endüstriye hazırlık yapmaları için bir miktar şartlı parayla, güya eğiterek oyalamaktır.

Sanayi siteleri 2005 yılından beri bu paraları alıp ne yapacaklarını bilemeyen organizasyonlarla doludur. Ve bu paralar ana üretim için değil yan sanayi olursan harcama şartıyla verilmişlerdir. 2016 yılından beri Ankara Kümesi, İzmir Kümesi gibi milyonlarca TL kaynağı olup henüz kullanamayanlar vardır. Çünkü bu kaynaklarda, türbin yapmak için değil türbinin parçasını üretmek için harcama şartı vardır.

Kimin türbini için?

Ve hangi parçayı?

Oysa ana ürünü, yani özgün tasarıma dayalı türbinin kendini üretmiş olduğunuzda 2000 parçanın üzerinde tasarım yapacak ve birçok parçayı kendi iç piyasanızdan tedarik edeceksinizdir. Yani ana üretim, kendi tedarik zincirini kendi kazanç anlayışı ile otomatik olarak oluşturacaktır. Oysa yurt dışında bu modeli geliştirmiş Batılı ülkelerin üretim modellerini alıp o modelin lokomotifi olan ana üretim ve tasarımı kopartırsanız, geriye lokomotif arayan yan sanayi vagonlar kalacaktır. Bu gelecek olan yatırımlar açısından da bir belirsizlik ve zorluktur.

Sonuç olarak Türkiye, mandacılığı ve himayeciliği tam anlamıyla reddeder. Ancak, hâlâ mahkûm edememiştir!

Cumhuriyet değerleri, Türk milletine, emperyalizme ve mandacılığa karşı dik durmayı ve sadece kendi gücüne güvenip kimsenin himayeciliğini kabul etmemeyi öğretmiştir.

Ülkemizin, birçok iş kolunda, global rekabete hazır ürünler üretmek için dışarıdan alınacak paraya ve akla ihtiyacı yoktur. Üreticisi ve müteşebbisi çok ağır şartlara alışkındır, artık bilgili ve teknolojiyi en iyi şekilde kullanabilen teknisyen, mühendis ve akademisyenleri vardır. Ülkemizi, bu zor coğrafyada, güçlü bir ekonomiye taşıyacak tek yol, yerli üretim için şartsız kaynaklı krediler sağlayarak sanayiciyi teşvik etmek, aynı zamanda, uygulamalı, ezberci olmayan eğitime yönelerek, savunma, enerji, tarım ve sağlıkta yerli ve milli modellere yönelmektir.

Son

Continue Reading
Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Türkiye’nin İlk Temiz Hidrojen İdeathonu’nda Büyük Ödülü ”HydroS” Ekibi Kazandı!

Published

on

By

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında tüm dünyada bir temiz enerji dönüşümü gerçekleştirilmesi zorunluluk haline geliyor. Temiz Hidrojen ise dünyanın temiz enerji dönüşümünde en önemli araçlarından birisi olarak görülüyor.

Dünya’da yaşanan iklim değişikliği gibi önemli gelişmelere bağlı olarak da gelişmek için yeni bakış açılarına ve fikirlere ihtiyacımız bulunuyor. Geniş kitlelerin fikirlerine ulaşabilmek ve farklı bilgilerin birleşerek yenilikçi fikirlere dönüşmesini sağlayabilmek için, ideathonlar gibi yeni fikir oluşturma araçları ve platformları her geçen gün yaygınlaşıyor.

Bu amaç doğrultusunda; İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından, Enerji Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (ENSİA) ortaklığıyla uygulanan BEST For Energy Projesi kapsamında bu yıl düzenlenecek olan üç adet ideathon etkinliğinden ilki olan Türkiye’nin ilk Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi’nde 23-24 Ekim tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirildi.

Temiz Hidrojen İdeathonu Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY ve İzmir Kalkınma Ajansı YDO Koordinatörü H.İ.Murat ÇELİK’in açılış konuşmaları ile başladı.

Etkinliğin devamında tematik konuşmacı olan Aspilsan Ar-Ge Mühendisi Dr. Can SINDIRAÇ, Shura Enerji Dönüşümü Merkezi Direktör Vekili Hasan AKSOY ve Siemens Gamesa Proje Yöneticisi Mikkel SERUP ‘’Neden Temiz Hidrojen?’’ konusunda  katılımcıları bilgilendirdi.

Gerçekleşen konuşmaların ardından katılımcılar yenilikçi fikirler ve uygulanabilir çözümler üretmek için ekipler halinde çalışırken, sektör firmaları ve akademisyenler de mentorluk desteği ile ekiplere katkı sağladı.

Temiz Hidrojen İdeathonu jüri üyesi olan KOSGEB İzmir İl Müdürü Levent ARSLAN, ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Alper KALAYCI, Yaşar Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Emrah BIYIK, İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü H.İ. Murat ÇELİK ve Yaşar Üniversitesi BTTO Müdürü Necip ÖZBEY gerçekleştirilen sunumlar sonrası değerlendirmelerini yaptı ve kazanan projeler belli oldu.

Birincilik ödülü olan 10.000 TL’yi HydroS takımı ‘’Hydrogen in a Nutshell’’ projesi ile, ikincilik ödülü olan 5.000 TL’yi Cyclizm takımı ‘’Geleceği İzmir’le Dönüştür’’ projesi ve üçüncülük ödülü olan 2.500 TL’yi Ulujen takımı ‘’Atıktan Değere’’ projesi ile kazandı.

BEST For Enerji Projesi kapsamında İzmir’de düzenlenen ideathon etkinlikleri serisi 20-21 Kasım 2021 tarihindeki BEST For Wind ve 4-5 Aralık 2021 tarihindeki BEST For City İdeathonları ile devam edecek.

 

 

 

Continue Reading

Genel

Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdi: Enerjide yeni dönem

Published

on

By

Paris İklim Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anlaşma, Resmi Gazete’de de “22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur” ifadeleriyle yayımlanarak yürürlüğe girmiş oldu.

WWF, Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 15 kurum, konuyla ilgili ortak açıklama yayınladı.

İklim değişikliği konusunda çalışan imzacı kurumlar, Türkiye’nin Anlaşmaya  taraf olmasının olumlu bir adım olduğunu belirtiyor ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefinin benimsenmesiyle Türkiye’nin iklim politikasında yeni bir dönem başladığını vurguluyor.

Türkiye, dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada ve kişi başı emisyonları her gün artıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltımı için öncelikle, Türkiye’nin 2053 yılına kadarki süreci kapsayacak kısa vadeli iklim hedefleri belirlemesi gerekiyor.  Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir politika geliştirebilmek için, halihazırda sera gazı emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanı’nı diğer ülkeler gibi gözden geçirmesi ve daha iddialı emisyon azaltım hedefleri sunması bekleniyor. 

Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor.

Hükümetin yeni iklim politikası dahilinde ilk adım olarak yeni kömür santrali yapılamayacağını taahhüt etmesi önem kazanıyor. 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür yatırımlarının yapılmaması gibi bazı önemli kilometre taşlarının bugün belirlenmesi gerekiyor. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye’nin,  geçtiğimiz hafta yeni kömürlü santrallerinin inşaatını durdurmayı amaçlayan “Yeni Kömür Santrali Yok Sözleşmesi” gibi girişimlerin izinde “yeni kömür yok” hedefini mutlaka taahhüt etmesi gerekiyor. 

Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. 

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor.  Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor.”

Continue Reading

Genel

Enerji santallerinde öngörülü güvenlik

Published

on

By

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanarak dışa bağımlılığın azaltılması, enerji kaynakların çeşitlendirilerek sürdürülebilir enerji kullanımının sağlanması ve enerji tüketimi neticesinde çevreye verilen zararların en aza indirilmesi açılarından yenilenebilir enerji oldukça önemli bir değere sahiptir.2020 Yılında yaşanan pandemi dönemi de bu önemi ayrı bir pencereden bizlere bir kez daha göstermiştir. Ülkelerin ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılaması pandemi gibi zorlu dönemlerde de yaşanabilecek çeşitli krizleri engellemektedir. 

Şu anda dünya genelinde fosil yakıtlardan enerji üretimi ağırlıkta olsa da gelişen trend yenilenebilir enerji üzerinedir. Birçok ülke enerji üretim alanındaki stratejilerini bu doğrultuda belirlemekte, üretilen enerjinin daha verimli kullanılabilmesi adına yeni teknolojiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Enerji alanında dünyada gelişen bu trende Türkiye’de ayak uydurmakta, hatta özellikle güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemiz bulunduğu coğrafi konum ve jeopolitik yapısı sebebi ile özellikle yenilenebilir enerji alanında oldukça önemli bir potansiyele sahip durumdadır. Birçok ülkeye göre özellikle güneş ve rüzgar açısından çok daha avantajlı bir potansiyele sahip olduğu bilinen ülkemizin EPDK verilerine göre 2020 sonu itibariyle rüzgar enerjisi santrali kurulu gücü yaklaşık 9.000 MW, güneş enerjisi kurulu gücü de yaklaşık 6.600 MW civarındadır. Diğer yenilenebilir enerji kaynakları olan hidroelektrik enerji santralleri yaklaşık 30.000 MW, jeotermal enerji santralleri yaklaşık 1.500 MW kurulu güce sahiptir. Bu veriler göstermektedir ki toplam kurulu gücümüzün yaklaşık %47’si yenilenebilir enerji kaynaklarından,  %15’inin de geleceğin enerjisi olarak nitelendirilen rüzgar ve güneş kaynağına dayalı olduğunu göstermektedir. Uzmanlar tarafından tahmini hesaplanan yenilenebilir enerji  potansiyele göre daha oldukça yüksek bir potansiyelimiz olduğu bilinmekte ve bu doğrultuda da yeni projelerin işletmeye geçmesi ile birlikte her geçen gün kurulu gücümüz de artmaktadır. 

Artan bu enerji yatırımlarının, inşaat ve montaj süreçlerinin güvenle tamamlanarak işletmeye geçmesi, işletmeye geçtikten sonrada güvenle enerji üretmesi elbette ki oldukça önem arz etmektedir. Bu alanda yatırım yapan şirketlerin güvenlik açısından yaşayacağı bir problem, iş planlarını sekteye uğratabildiği gibi finansal açıdan dengesizliklere de yol açabilmekte ve mental açıdan yorgunluk yaratabilmektedir. Bir enerji üretim santralinin inşaat aşamasına geçebilmesi için uzun ve zorlu bir izin sürecinin tamamlanması, sonrasında da önemli yatırım bütçeleri ayrılması gerekmektedir. Bu denli zorlu ve maliyetli süreçlerden geçen bir enerji yatırımının güvenlik açısından problemler yaşaması istenebilecek en son şeylerdendir. Bilindiği üzere enerji üretim santrallerinin gerek şantiye dönemleri gerekse işletme dönemleri çeşitli riskler barındırmakta, bu risklerin ortaya çıkmaması içinde hassasiyetle önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle şantiye/montaj halindeki projelerin çoğunluğu zorlu lokasyon ve coğrafi koşullarda yer almakta ve geniş bir alana yayılmaktadır. Bu tarz projelerde değerli malzeme yoğunluğunun yüksek olması, kaybolması halinde proje iş planını sekteye uğratabilecek ekipmanların varlığı, çok yönlü İSG unsurları ve sosyal etkileri güvenlik risklerini arttırmaktadır. Ortaya çıkan bu yüksek güvenlik risklerinin engellenebilmesi için çok iyi politikalar belirlenmesi, üzerinde hassasiyetle durulması ve doğru yönetilmesi değerlidir.

Enerji sektöründe ön planda olan başlıklardan birisi de güvenliktir ve burada stratejik bir öneme ve değere sahip olan enerji projelerinin güvenliği için, deneyim, bilgi birikimlerimi ve segmente özel derinleşmiş tecrübe devreye girer. 

Derin sektör tecrübesi ile hangi proje türünde hangi aşamada, hangi lokasyonlarda nasıl risklerle karşılaşabileceğimizi önceden öngörebilmesi,  projede daha göreve başlamadan önce tespit edilen bu risklerin ortaya çıkmaması içinde önem arz eder. Güvenlik teknolojileri, uzaktan izleme çözümleri gibi farklı hizmet karmaları eşliğinde entegre güvenlik çözümleri ile optimum fayda sağlanır.  Enerji yatırımcılarına ayrıca enerji tesislerinde ihtiyaç duyulan en doğru güvenlik teknolojisini, güçlü yapımız sayesinde yıllara yayılabilen finansal modellemeler eşliğinde yapılabilmektedir. Bu teknoloji yatırımlarını yaparken işletme maliyetlerinde de tasarruf yaratıldığından  tesisler ileri güvenlik teknolojilerine de sahip olabilmektedir.

Örneğin, işletmeye geçmiş olan Rüzgar Enerji Santrallerinin güvenliği;  genelde geniş bir alana yayılmış olan rüzgar türbinlerinin standart kamera sistemi ile izlenmesi ve sürekli devriyeler atılması ile sağlanmaktadır. Benzer durum Güneş Enerjisi Santralleri için de geçerlidir. Geniş bir alanda kurulan santrale ait çevre hattı standart kamera sistemleri ile 7/24 izlenmekte, devriye eşliğinde çeşitli kontroller yapılmaktadır. Bir Rüzgar Enerji Santralinde tüm rüzgar türbinlerine, bir Güneş Enerji Santralinde de çevre hattına kurulan akıllı video analiz özelliğine sahip kamera sistemleri, hoparlörler ve Securitas Uzaktan İzleme Merkezinin entegrasyonu sayesinde 7/24 sürekli izlemeye gerek kalmadan, türbin pad alanlarının, çevre hattının güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlanabilmektedir. Bu kurguda, türbin alanlarına veya çevre hattına yapılacak herhangi bir müdahalede akıllı video analizli kameralar görüntüyü Securitas Uzaktan İzleme Merkezi ile paylaşmakta, operatörler tarafından video doğrulama yapılmakta ve gerekiyorsa anlık olarak görerek sesli anons ile caydırıcılık sağlanmaktadır. Ardından ihtiyaca göre de güvenlik görevlileri ilgili noktaya yönlendirilmektedir. İşletmedeki RES’lere ve GES’lere özgü bu yenilikçi, öngörülebilir ve önleyici güvenlik tasarımı sayesinde işletme maliyetlerinden ciddi oranda avantaj sağlanmakta, sürekli devriyeye gerek kalmadığı için de İSG riskleri de engellenmektedir.

Continue Reading
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com