Connect with us

Genel

Lisanssız rüzgar türbini için zorlu prosedür

Yayın tarihi:

-

 

Sevgili okurlarımız bu ay sizler için IWPC’de, Northel Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Cem Yalçın ile keyifli ve açık yürekli bir sohbet gerçekleştirdik. Umarız ki ilgiyle okursunuz.

 

Bizlere Northel Enerji’den bahseder misiniz?

Teknoloji geliştirmek amacıyla bugün NORTHEL ENERJİ A.Ş. olarak bilinen şirketimiz, aslında 1993 yılında Northel Elektromekanik A.Ş. olarak kuruldu. Yenilenebilir enerji sektöründeki faaliyetlerimize,2007 yılında türbin teknolojileri konusunda bizzat sahada çalışan ve bugünün AR-GE çalışanları olan arkadaşlarımızla başladık. Bir yandan, elektromekanik yansanayi teknolojileri üretirken, yenilikçi tasarım anlayışımızı daha çok enerji sektöründe yoğunlaştırdık. Çekirdek personelle, uzun soluklu bir tasarım süreciniüretim kabiliyetimizle birleştirdik ve 8-10 yıl boyunca ağırlıklı rüzgar enerjisive konsantre güneş enerjisi teknolojileri için sürdürdük. Şık teknoloji merkezlerine başvurmadan, hiçbir devlet teşvik ve desteği almadan tüm dünyada var olan hatta kategorisinde performansı ile yarıştırılacak enerji sistemleri üretip kurduk, deneyimledik. Şimdi ise, daha iyileri ve daha yüksek kapasiteler için her şeye rağmen hazırız.

 

“Her şeye rağmen hazırız” derken,süreç zor muydu?

Doğrudur. Sadece “hazırız”demekle olmaz. Eğer dünya türbin teknolojisine ve servis kalitesine kafa tutuyorsanız, zorluğu ve zorlanmayı göze alacaksınız. Örneğin; konunun gerekli sertifikasyon süreçlerini de bu uzun zamana yayarak kalite süreçlerinize dahiletmek zorundasınız. Yaklaşık 2 yıldan beri bu zorlu süreci yaşayıp, TÜRK LOYDU ile beraber türbin teknolojisini Türkiye’ye, ülkemize kazandırmaya çalışıyoruz zira kalite standartları yüksek bir grup ürünü, ülkemiz için ihracat potansiyeli yüksek bir ürün grubu haline getirdik ve hala devam ediyoruz. Bu süreç,kullandığınız en küçük bir cıvatanın kalitesinden başlayan, ürettiğiniz kanadın profiline ait her üretim aşamasıni içeren, analiz ve saha testlerine kadar uzanan uzun bir yol. Bir gün ya da bir ay değil, yıllarınızı alır. Şükür ki, tamamlamak üzereyiz. Kolay olmadı. Bir satırda yazılan bir tek testin hazırlığı1 ay, analizleri 2 ay, test süreci ise 1 hafta sürebiliyor. Şu an Türkiye’de uluslararası sertifikasyon verecek akredite bir kurum yok ama sertifikasyon sadece ama sadece lisanssız üretim kategorisindeki türbinlere isteniyor. Söz konusu bahsettiğim sertifikasyon için, geçmek zorunda olduğunuz toplam test sayısını duymak ister misiniz?

 

“Uluslararası sertifikasyon sürecinin kolay olmadığı fakat bunu başardığınız anlaşılıyor. Merakettiğim başka bir nokta da çoğumuzun büyük şehirlerde yaşayıp, yılda 15 gün tatil yapmak istediği Ayvalık’ta, tüm ekibinizle beraber 350 gün çalışıp, tümbu söylediklerinizi ve projelerinizi gerçekleştiriyorsunuz, oldukça ağır veyorucu bir sektörde hem tasarım yapıp, hem üreten bir sanayici olarak ciddi hedefler koyuyorsunuz. Bu kolay mı, zor mu karar veremiyorum?

2007 yılında Ayvalık’a taşındığımızda en başta yanımda olan arkadaşlarım vardı. Şimdi, yanımızda ve yaptıklarımıza inanan yetkin bir ekibimiz var ve her geçen gün hedeflerimize katkı saglamak isteyen diğer profesyonelleri kazanmaya çalışıyoruz. Bir başka deyimle bu sektörde çalışmak isteyen, idealleri,hedefleri, becerileri olan herkese kapımız açık. Onlara, stresten, trafikten uzak, işten çıktıktan 5 dak. sonra deniz kenarında olabilecekleri huzurlu bir ortamda yaşama şansını vermek istedik. Ve elimizden diğer gelenleri tabi ki…  Bu bölgenin seçilme sebebi budur. Aynı zamanda Ayvalık, hem rüzgar ve güneş açısından iyi bir AR-GE laboratuvarı, hem de çalışmak için güzel bir ortam. Sizce?

 

Kesinlikle katılıyorum. AR-GE merkezli bir sanayici olarak, rüzgar enerjisi sektöründe son kullanıcılara katma değeriniz nedir? Ne sunuyor ve neler vadediyorsunuz?Zorluklar var mı?

Rüzgar enerjisini örnek verirsek; küçük bir KOBİ olsa bile bir yatırımcının,türbin kurulumunun öncesinde ve sonrasında geçireceği aşamalar vardır.Öncelikle, yatırımcının  kararlı olması gerekir. Biz, yatırımcının ciddiyetini, kendisine sunulan ekonomik modeli ne kadar iyi analiz edebildiği ile ölçeriz. Yerli üretim yapan bir şirkete ekolarak, fark yaratan katma değerimiz işte burada başlar. Zira, yatırımcının toplam yatırımının, tüm gerçek maliyetleri ile birlikte “…en fazla 7 sene gibi birsürede geri ödenebiliyor mu?” sorusunun fizibilitesini istemesi gerekir. Bufizibilite çalışmasını ortaya koymak, 20 kW kapasiteden başlayarak en üst güçteki yatırım çalışması için bile aynıdır. Sonuçta hepsi birer yatırım olduklarından taahhüt gerektirir. Bu çalışma, hem türbin yatırımını, hem de türbinin tüm yaşam döngüsünde ki hizmetleri içermelidir. Ama garip olan şu ki,bizi ne üretmek, ne de tüm bu hizmetler yoruyor. Asıl yorucu olan, ülkemizdeki mevcut yürürlükte olan yönetmelikler sayesinde, arazisi üzerine türbin kurup işletmek isteyen bu cesaretli insanların, neredeyse bir nükleer enerji santrali kurmak istiyorlarmış gibi karşı karşıya bırakıldıkları bürokratik ve zorlayıcı teknikprosedürler yığınıdır.

 

Sektörle ilgili olan çok fazla aktif kurum var ve yerli üretici olarak bu sıkıntılarınızdan haberdar değiller mi? TEDAŞ, Enerji Bakanlığı gibi?

Kesinlikle haklısınız. Kurumlarımız, başta Enerji Bakanlığımız ve Sayın Bakanımız olmak üzere bağlı Genel Müdürlük ve TEDAŞ da çok değerli teknokratlarımız var ve bu sıkıntıların farkındalar. Ancak, sektörün sekiz ayrı kurumu süregelen yetki ve onay karmaşası içinde, şebeke bağlantı izni söz konusu olunca yetkisiz ve yönetmeliklerle eli kolu bağlı bir şekilde topu elektrik dağıtım şirketlerine atıyorlar. Gerekçe ise çok zayıf- vatandaşı korumak. Kurumlar organize olup bürokrasiyi hafifletmeli. İhtiyacı olan enerjiyi üretip, yanı sıra şebekeye kazandırdığı enerji ve yatırımı için mükafat alması gereken KOBİ’lerin,devlet desteği adı altında cezalandırılması bir politika olamaz.

Karar koyucu ve uygulayıcı kurumlar bunu yaparsa dağıtım şirketleri ne yapsın, varın siz söyleyin. Bu arada tüm bu sorunlar, lisanslı üretici olanithal türbinler için geçerli değildir. Onlar ülkemize hoş geliyorlar. Uygulaması çok zor olan bu mevcut yasal mevzuata rağmen, 7 yıl boyunca üretmeye çalıştık ve artık zorlanıyoruz. Yine de bu misyonu üzerimize aldık ve taşıyacağız.

Biraz da projelerinizdenkonuşabilir miyiz?

Biz, bugün dünyada MW kapasitelerde türbin üretimi yapan dünya devi firmaların geçtiği aşamalardan geçiyoruz ve çok hızlı ilerliyoruz. Tüm firmaların 15 yılda elde ettiği teknik birikim ve tecrübeyi, biz teknolojiyi üreten bir şirket olarak çok hızlı kazandık.  Bunun sebebide, tümüyle özkaynağıyla beslenen AR-GE altyapımızın sürekliliği ve hızlı kararlar alan dinamik yönetim stratejimizdir. Halen tesislerimizde 500 kW’akadar lisanssız kategori içine giren farklı kapasitelerde türbin üretebilir durumdayız.Rüzgar türbinlerini coğrafyasına uygun olarak konsantre güneş enerji sisistemleri ile bütünleşik kullandığımız hibrit projelerimiz de mevcut ve hayata geçirmiş durumdayız. Rüzgar türbininde 1 ve 1,5 MW  türbinleri de üretebilme yeteneğine ve tecrübesine  sahibiz. Ancak bu üretim ayrı bir yatırım gerektirmektedir. Bu yatırım, iyi projelendirilmiş seri üretim mantığında organize bir yapılanma ile sinerjisi yüksek bir teknolojik iş birliği ve ortaklığın oluşması ile gerçekleşebilir.

 

Rüzgar sektörüne genel olarak baktığımızda sizce eksiklerimiz neler? Dünyadan hangi konularda gerideyiz?

Öncelikle; tüm dünyada kullanılan teknolojilerden farkımız ya da eksik bir tarafımız yok. Kaynak, ham madde, yan sanayi,  bilgi ve teknolojiye ulaşma, parça ve komponent teçhizat bulma ve bunlara ulaşabilme açısından da yok. Ülkemizde olanı ve üretileni kullanma, kullandırma kabiliyetimiz eksik. Ürettiğimize olan güvenimiz eksik. Bizim olana sahip çıktığımızda, dışarıdan gelenin eksik ve kusurlu taraflarını görebileceğimizin farkında değiliz aslında.

Bu da yıllardan beri genlerimize işleyen ve zihinlerimize bir oya gibiişlenen “biz yapamayız” mantığında yatıyor. Onlardan farkımız ise, her zaman olduğu gibi önünüze dağ gibi yığılan bürokrasi ve uygulaması mümkün olmayan mevzuat.Ülke olarak yaşadığımız tıkanıklık buradadır. Tüm bu sıkıntılı bürokratik engeller aşıldığında sektörün önü açılacaktır. Ürettiğimiz türbinleri Amerika’ya ihraç edip toplam 4 veya 5 belge hazırlayarak şebekeye bağlayabiliyoruz. Kullanılan teknoloji aynı, şebeke aynı, üretilen aynı… Peki neden bir devlet otoritesi çıkıpta “..biz nerede yanlış yapıyoruz” demiyor? İşin komik olan tarafı ise maalesef ki şu; şebekeye bağlanmak için tüm bu bürokratik işlemler ve istenilen şartlar lisanslı türbin ithalatçıları için geçerli değil.Küçücük bir türbini yıllarca şebekeye bağlayamamamızın sebebi ne olabilir ki? Aynı kapasite başka bir türbin projesi için her seferinde 18-20 klasör dolusu evrakla devlet ihalesine girer gibi onay almaya çalışmak ne demek? Küçük yatırımcıya, daha yatırımının başında “sen bu işten vazgeç” demektir. Bürokrasi ve mevzuatımızın ağırlaştırdığı yükü yatırımcının sırtından almak için yine bizdevreye giriyoruz. Oysa ki işimiz sadece teknoloji üretmek olmalı. Geride kaldığımız tek bir nokta var ise, işte tüm bu zorlukların yaşatılması ve dayatılmasıdır.

 

Etkinlikle ilgili görüşleriniz nelerdir? Nasıl geçiyor sizce?

Etkinlik çok verimli ve amaca hizmet eder bir içerik taşıyor. Sayın Mustafa Serdar Ataseven’e teşekkür ettim geldiğimde. Uzun yıllar, sektöre hizmet için iyi bir vizyona sahip ve birliğe de misyon kazandırmış biridir. IWPC, bugün rüzgar sektöründe yapılan en büyük etkinliklerden biridir.

Bu etkinliğin direkt üreticilerin değil, daha çok rüzgar yatırımcılarının bir organizasyonu gibi durduğu da bir gerçek. Üreticisi, son kullanıcısı, yansanayisiyle herkesin çember içinde olduğu ve hatta rekabetin yaratıldığı farklı modeller üzerine de gidilmeli. Bir yatırımcı fiyat rekabeti , teknik rekabet ister. Yeter ki, teşvik edilip üretim desteği verilsin, bürokrasinin işleyişinde kolaylıklar sağlansın. Bizler hem rekabete, hem de tüm bilgi birikimimizi paylaşmaya da hazırız.

Açık yürekliliğinizden dolayı teşekkür ederiz. Bizlerin soruları bu kadar. Eklemekistediğiniz başka bir şey var mıdır?

Tekrar etmek isterim. Sektör anlamında baktığınız zaman, sektörün en çok üzerindedurulması ve acilen çözümlenmesi gereken sorunu,  giderek zorlaştırılan bürokrasi ve bağlantısüreçlerinin imkansızlığıdır. Üzücü olan, bizim bu telaşımızın kurumlarda olmaması.Zaman, emek ve ülke olarak para kaybediyoruz.

Dev bir pazarın ortasında, yerli üreticiyi, yatırımcısını sanayiciyin efessiz ve çaresiz bıraktıklarının farkındalar ve iyi niyetli teknokratlarımızın bireysel çabalarıyla ilerliyor. Yoksa, sistemin bütünündebir akış yok. Her şeye rağmen bizler buradayız. Her şeye rağmen ben ve tümarkadaşlarım, bu ülkenin kaynaklarını tekrar ülkemize geri vermek, elimizdeki değerleri korumak, ülke ekonomisine bir nebze bile olsa katkı sağlamak ve teknoloji birikimimizi bir sonraki neslimize devretme azim ve kararlılığındayız. Teşekkürederim.

İNGİLİZCE:

CHALLENGINGPROCEDURE FOR LICENSE-FREE WIND TURBINE

 

Dear readers,

This month, we have struckup a fun and honest conversation with Northel Energy Board Chairman Mr. CemYalçın for you. We hope you will enjoy reading it. 

Could you tell us aboutNorthel Energy?

Inorder to develop technology, our company known as NORTHEL ENERGY A.Ş. today wasactually founded under the name of Northel Electromechanics A.Ş. in 1993. Weinitiated our activities in the renewable energy sector with today’s R&Dcolleagues who personally work in the field in the area of turbine Technologiesin 2007.  While producingelectromechanics sub-industry technologies on the one hand; on the other, we mainlyfocused our innovative design approach on the energy sector. With our core staff,we combined the long term design process with our production capacity and for 8to 10 years we produced technologies mostly for the wind energy andconcentrated solar energy. We produced, installed and experienced energysystems which exist all over the world and even go as far as to compete withany other in the same category with its performance without applying to thesmart technology centers or getting any state subsidy or promotion. And now,despite everything we are ready for the better and higher capacity ones.

By saying “despiteeverything, we are ready” do you refer to the challenging process lying behind?

Thatis correct…It is just not enough to say “we are ready”…If you rise against theworld turbine technology and service quality, you need to run the risk ofchallenge and being challenged. For instance, you need to include the qualityprocess by spreading the required certification processes across this longperiod of time. For about 2 years now, we are going through this challengingprocess and together with TURK LOYDU, we are trying to bring in the turbinetechnology to our country, Turkey. We actually turned this high quality rangeof products to high export potential range of products and we are stillcontinuing. This process goes a long way including every production stagestarting from the quality of the smallest bolt that you use to the profile ofthe wind you produce and analysis and fields tests. It is not just one day or amonth, it takes years. Thank God, we are about to finalize. It has not beeneasy. The preparation for a test which takes one single line to write may takea month, analyses take 2 and the test process may take up to 1 week. Currently,there is no accredited institution in Turkey which could grant an internationalcertificate; however, certification is only but only required for the turbinesfalling in the license free production category. Would you like to hear thetotal number of tests that we had to pass for the certification I mentioned?

“Itis obvious that the international certification process is far from easy andyou achieved it. You work for 350 days with your entire team and realize all ofwhat you have been telling and your projects in Ayvalık where most of us onlygo on holidays for 15 days a year, you both make designs and productions andset significant targets as an industrialist in this quite heavy and exhaustingsector…I can’t decide if it is easy or difficult?

Ihad friends who were there for me when we moved to Ayvalık in 2007. Now, I havea whole competent team who believe in what we do and every passing day we aretrying to bring in other professionals who would like to contribute to ourobjectives. In other words, our doors are always open to those who want to workin this sector and who have a set of ideals, objectives and skills. We wantedto give them the chance to live a stress-free life with no traffic where theycan be by the sea side in 5 minutes after they leave work. And of course manyother things we could give…This is the reason why this region wasselected.  At the same time, Ayvalık is afine R&D laboratory for both wind and sun and a nice place to work, right?

I couldn’t agree more. Asan R&D focused industrialist, what is your added value for the final usersin the wind energy sector? What do you offer and promise? Are there anychallenges?

If we give examples on the windenergy, an investor, even if he is a small SME has some stages to go throughbefore and after the turbine installation. First of all, the investor needs tobe decisive. We measure how serious the investor is with how well he can analyzethe economic model that is presented to himself. In addition to being a companyinvolved in local production, our added value which makes the difference startsat this point. Likewise, the investor needs to ask for the feasibility of thequestion if his total investments “can be repaid in a period of 7 years maximum“ together with all of the real costs. To make a feasibility study is the samefor 20 kW capacity or the highest power investment study. Since they are allinvestments at the end of the day, that needs commitment. This study needs tocontain both the turbine investment and the all the services included in thelife cycle of the turbine. However, the weird thing is neither producing norall these services tires us. What is really tiring is the bureaucratic andchallenging pile of technical procedures put against these brave people whowant to install and operate a turbine on their land which feels like as if theywant to set up a nuclear power station due to the regulations in force in ourcountry right now.

Thereare too many active institutions right now concerning the sector and aren’tthey aware of these complaints as a local producer? Such as Ministry of Energy,TEDAŞ(Turkish Electricity Distribution Corporation)?

You are absolutely right. We have ourinstitutions including the Ministry of Energy and our Minister and we have veryvaluable technocrats in the affiliated Directorate General and TEDAŞ and theyare well aware of these problems. However, as unauthorized as they are, theeight different institutions of sectors usually shift the responsibility to theelectricity distribution companies without nothing else to do due to theregulations. And they weakly justify it on the grounds of protecting thecitizen. The institutions need to get organized and ease the bureaucracy…Therecan’t be a policy to punish the SMEs under the disguise of government support,which actually need to be rewarded for producing the energy they need andfurther energy and investment they bring in to the grid. If the decision makerand implementing agencies do that, what would the distribution companies do?You tell me…Meanwhile, none of these problems apply to the import turbineswhich are licensed producers. They are welcome in our country. Despite this currentlegal regulation which is very hard to aimplement, we have tried to produce for7 years and now we are having a hard time. We have assumed this mission anywaysand we will achieve it.

Can we talk a little bitabout your projects?

Today, we are going through thestages that the world-class companies producing turbine go through and we aremoving very fast. We, as a technology producing company, obtained the know-howand experience which all companies need 15 years to acquire very fast. And thereason is the continuity of our R&D infrastructure which entirely feeds onequity and our dynamic management strategy which make quick decisions. We stillare able to produce turbines at different capacities falling into alicense-free category up to 500 kW in our facilities. We have materialized ourhybrid projects in which we use wind turbines integrated with concentratedsolar energy in harmony with its geography. We have the skill and experience tobe able to produce 1 and 1,5 MW turbines in the wind turbines. This investmentcan be realized within an organized structure in a well-projected serialproduction combined with a high synergy cooperation and partnership.

From a general point ofview, what are our shortcomings in the wind sector? Where do we lag behind inthe world?

First of all, we do not have any shortcomingsor any differences from the technologies used across the world. We do not lackanywhere  when it comes to resource, rawmaterial, sub-industry, access to information and technology, finding andaccessing parts and component equipment either. We lack in using what already existsand what is produced in our country and get others to use it. We lack trust inwhat we produce. When we own up what we have, we are not aware that we canactually see the faulty parts of what is coming from outside.

This actually lies in the logic “wecan’t do it” which has been coded and processed in our genes for years now. Ourdifference from them is the bureaucracy that heaps up like a mountain andregulations which are impossible to implement. It is where we get blocked as acountry. Once these troubling bureaucratic obstacles are overcome, it will alsoclear the way for the sector. We can export the turbines we produce to the USAand wire them up by just preparing 4 or 5 documents. The technology that isused is the same, the grid is the same, what is produced is the same…Then whydoesn’t a state authority just come up and say “..what are we doing wrong?” Thefunny thing is that unfortunately, all these bureaucratical procedures andrequired conditions in order to wire up do not apply to the licensed turbineimporters. What could be the reason for us not to wire up a tiny turbine foryears? How is it possible to try to get approval as if getting into a statetender with papers including 18-20 files each time for another turbine projectat the same capacity? It is the same as saying “you give up on this” to thesmall investor at the beginning of the investment. We again step in in order toease the burden off the investor’s shoulder imposed by the bureaucracy and ourlegislation while we are just supposed to produce technology. The only pointwhere we lag behind is all these difficulties and being imposed and dictated bythem.

What do you think about theevent? How do you think it is going?

The event’s content is very efficientand serving the purpose. I thanked Mr. Mustafa Serdar Ataseven when I arrived.He has a good vision for serving the sector and he also brought in a missionfor the sector. IWPC is one of the biggest events held in the wind sectortoday.

It is true that this event seems likean organization oriented towards wind investors rather than the directproducers. There should be different models involving everyone the producer,final user, sub-industry where competitions are created. An investor asks for aprice competition, technical competition as long as it is incentivized andproduction support is provided, bureaucracy is eased up. We are ready both tocompete and share all of our knowhow.

Thank you for your honesty.We asked all of our questions. Do you have any further remark to make?

Let me repeat again. On sectoralbasis, the most attention-calling problem that needs to be resolved immediatelyis the bureaucracy and impossibility of the connection processed which aregetting more difficult every day. What is sad is that the institutes do notshare this concern of ours. We are wasting time, effort, and money as acountry. They are well aware that they leave the local producer, investors,industrialist without breath in a desperate position in the middle of a giantmarket and it is moving on thanks to the individual efforts of our well-meaningtechnocrats. Otherwise, there is no flow with the whole system. We are heredespite everything. Despite everything all my colleagues and I are eager anddecided to give the resources of this country back to our country, preserve ourvalues, contribute as much as we can to the country economy and pass on ourtechnological knowhow to the coming generation. Thank you.

Genel

RES’leri hibrit GES ile büyüten SUNWELL, daha sürdürülebilir bir geleceğin önünü açıyor

Yayın tarihi:

-

Yazar

SUNWELL Proje Direktörü Anıl Emre Berendak

Türkiye güneş enerjisi sektörünün emekleme aşamalarından bugüne kadar içerisinde olan kurucularının tecrübesiyle 2022 yılında faaliyetlerine başlayan EPC firması SUNWELL, mühendislik, tasarım ve inşa süreçlerinin tamamını kapsayan çözümleriyle çatı ve arazi GES ihtiyaçlarına komple çözümler geliştiriyor. Enerji maliyetlerini sıfırlamak isteyen sanayiciler ve güneşten enerji üretmek isteyen yatırımcıların haricinde, rüzgar enerjisi santrallerine hibrit GES projeler geliştiren firma, yenilenebilir enerjinin iki önemli gücünü bir araya getiriyor. Kısa sürede 20 MW’lık kurulu güce ulaşan firmanın kilit projelerinden birini, rüzgar santraline ek hayata geçirdiği 13.75 MW’lık hibrit GES projesi oluşturuyor. Hibrit GES projesiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan kabul alan ilk santrale adını yazdıran SUNWELL, evsel tipte de Türkiye’nin en büyük projesini inşa etmeye devam ediyor. Yakın zamanda Kalyon Holding’e ait Gaziantep’teki 32.5 MW proje için yapılan anlaşmayı da açıklayarak çok kısa sürede birçok referans projeye imza atan firma, 2024 yılında 100 MW sınırını aşan EPC firmaları arasına girmeyi hedefliyor.

SUNWELL Proje Direktörü Anıl Emre Berendak, gerçekleştirdiğimiz röportajda firmanın kuruluş hikayesi, başarıları ve hedeflerini dergimizle paylaşıyor. Yatırımcı açısından bir rüzgar enerjisi santraline ek devreye alınan GES projelerinde merak edilen tüm ayrıntıları cevaplayan Berendak, bunun yanı sıra çatı ve arazi GES projelerindeki fırsatları ve aşılması gereken sorunları değerlendiriyor.

Öncelikle sizi ve SUNWELL’i tanıyabilir miyiz?

Adım Anıl Emre Berendak, 2010 yılından bu yana yenilenebilir enerji sistemleri sektörünün her alanında çalıştım. 2008 yılından bu yana Türkiye’de faaliyette olan güneş enerjisi sektörünün neredeyse ilk gününden itibaren içerisindeyim.

Türkiye’de güneş sektörü 2009-2010 yıllarında ithal paneller aktif olmaya başladıktan sonra hızla büyüdü ve bunun yanında evsel tip projeler gelişmeye başladı. Lisanssız GES’lerin 2011 yılının sonlarına doğru trend olmaya başlamasıyla da güneş sektörü tam bir endüstri haline geldi. Türkiye’de o yıllarda SUNWELL Enerji gibi enerji santrallerinin satın alımı, mühendisliği ve inşa çalışmalarını bir arada sunan Engineering Procurement Construction (EPC) firmalarından toplam 7-8 tane vardı, bu sayı günümüzde ise 800’lere ulaştı.

Sektörün Türkiye’deki ilk günlerinden bu yana içinde yer aldığımız için güneş enerjisindeki her gelişmeyi de yakından takip ettik. 36 yıllık sanayicilik tecrübemiz ve güneş enerjisi sektöründe uzun yıllara dayanan deneyimimizle 2022 yılında ise, bu işin construction yani, mühendislik, tasarım ve imalat kısmına geçmeye karar vererek SUNWELL’i kurduk. Çok genç bir firma olmamıza rağmen kurulu gücümüzü 20 MW’a ulaştırdık.

EPC firmalarını biraz daha açabilir miyiz? 

Tasarım ve satın almanın yanı sıra, güneş enerjisinde panel, invertör ve kablo hesaplamaları çok önemli olduğu için doğru malzeme seçimini yapan ve uygulayan firmalara EPC diyoruz. EPC kavramını da ikiye ayırıyoruz: Müşterinin seçtiği malzemelerle uygulama yapan firmalara Light EPC ve bizim gibi malzemeyi de kendi seçen, garanti veren ve uygulayan firmalara Full EPC deniyor.

Full EPC hizmet veren SUNWELL olarak, seçtiğimiz malzeme için garanti vermenin yanı sıra, hesaplamalarını yaptığımız arazi için taahhüt ettiğimiz enerji miktarının da sorumluluğunu üstleniyoruz. SUNWELL olarak, bu garantiyi de mühendislik geçmişimize dayanarak sunuyoruz.

RES’leri hibrit GES ile büyüten SUNWELL, daha sürdürülebilir bir geleceğin önünü açıyor

RES’leri hibrit GES ile büyüten SUNWELL, daha sürdürülebilir bir geleceğin önünü açıyor

SUNWELL ile sunduğunuz hizmetler ve çözümlerinizden bahsedebilir misiniz?

Sunduğumuz hizmetleri genel başlıklar halinde değerlendirmek gerekirse; endüstriyel tip ve evsel tip olmak üzere çatı GES, arazi uygulamaları, otoparkların üzerini değerlendirmek adına sunduğumuz Carport projeleri, sulama projeleri ve hibrit projeler olarak sıralayabiliriz. Ayrıca, güneş enerjisinde her türlü projede çalıştığımızı söyleyebilirim. SUNWELL olarak, küçük de olsa farklı tip projelerde yer alarak firma hafızamıza bu projeleri yerleştirdik. 

Hizmetleriniz servis ve bakım gibi süreçleri de kapsıyor mu?

SUNWELL olarak, eğer özel bir ek şart yoksa GES tasarımını, malzeme ve teknolojik seçimini bizim yaptığımız projelerde 2 yıl ücretsiz bakım, onarım ve arıza tespiti sunuyoruz. Bunun yanı sıra, İstanbul ve çevresi için 4 saat, İç Anadolu Bölgesi için 12 saat, Doğu Anadolu Bölgesi için 24-48 saat içerisinde arızalara müdahale edebilecek tipte bakım onarım hizmeti sağlıyoruz. SUNWELL olarak, santrali devreye aldıktan sonra tüm bu sorumluluğu 2 yıl boyunca üstleniyoruz. Eğer olağanüstü bir durum yoksa da çok kısa sürelerde bölgeye ulaşıp sistemi tekrar devreye alıyoruz. 

Firma olarak sigorta tarafında hizmet veriyor musunuz?

Sigorta tarafında hizmet vermiyoruz ama çalıştığımız şirketler var. Sahada bağımsız bir denetimle gerçek hasar tespitini ölçmek için görüş isteyen sigorta şirketleri oluyor; çünkü yatırımcıların tespiti yanlış olabiliyor, çok küçük bir malzeme hasarı için yüklü ödeme talep edilen tespitler yapılabiliyor. Malzemenin yanı sıra, yatırımcının kaybını tespit etmek için santrallerin enerji üretim kayıplarını da belirli simülasyonlarla ölçüyoruz.

RES’leri hibrit GES ile büyüten SUNWELL, daha sürdürülebilir bir geleceğin önünü açıyor

RES’leri hibrit GES ile büyüten SUNWELL, daha sürdürülebilir bir geleceğin önünü açıyor

Finans kısmında partner olarak çalıştığınız kuruluşlar var mı? GES yatırımı yapmak isteyen firmaları destekleyen bir teşvik sistemi bulunuyor mu?

SUNWELL olarak, partner olarak çalıştığımız teşvik firmaları var. Şu an KOSGEB teşvikleri var, 14 milyon liraya kadar hibe kredi veriliyor. Bu kredi kapsamında geri ödemesi ilk 2 yıl olamayan, 3. ve 4. yılda ise 6’şar ay vadeli faizsiz ödeme sunuluyor. 2 yıl ödeme olmaması da şu anki enflasyon şartlarında çok önemli bir kaynak haline geliyor. Yeşil Sanayi Destek Programı kapsamında sanayi KOBİ’lerinin güneş enerjisi yatırımlarını desteklemek için sunulan bu KOSGEB hibe kredisi, bir projenin %60’ını kapsayacak şekilde TL bazında 14 milyon liraya kadar veriliyor.

Kredinin diğer şartları arasında ise, şu maddeler yer alıyor:

Proje teklif çağrısı ilan itibarıyla işletme en az 2 yıl önce kurulmuş olmalı.

İşletme, Findeks kredi notu endeksine göre “orta riskli”, “iyi” veya “çok iyi” gruplandırmalarından birinde yer almalı.

İşletmenin son onaylı mali yıl verilerinde yer alan mali bilanço veya net satış hasılatı proje toplam bütçesinden büyük olmalı.

İşletmenin proje başvuru yapılan aydan önceki son 12 aya ait toplam enerji tüketiminin 20 Ton Eşdeğeri Petrol (TEP) / eşdeğer kilowatt saat (kWh) veya değerlerin üzerinde olması gerekli.

İşletmenin onaylı son mali yılda bilanço esasına göre defter tutması.

Başvuru tarihinde işletmenin; yetkili kurum/kuruluşlardan alınmış geçerli “Bağlantı Anlaşmasına Çağrı Mektubu” sahip olması gerekli.

Proje toplam bütçesi minimum 1 milyon TL olmalı.

Program kapsamında Dünya Bankası tarafından ilan edilen firmalardan mal/hizmet alımı yapamaz.

Dünya Bankası Güneş Enerjisi Sistemleri Zorla Çalıştırma Şartlarına İlişkin Beyan Formu’nda yer alan şartlara uyulması esastır.

Bunun yanı sıra açıklanan şartlar arasında bir de şöyle bir not yer alıyor: Destek oranı kurul tarafından belirlenmiş miktarın %60 oranında geri ödemeli olarak verilmektedir. Deprem bölgesinde illere bazı özelliklere göre %80 veya %90 destek oranında geri ödemeli olarak destek sağlanmaktadır.

GES yatırımı yapmak isteyen bir firmanın size başvurması yeterli mi?

GES yatırımcısının sadece biz ya da bizim gibi hizmet sunan bir firma ile görüşmesi yeterli; ancak doğru değil. Sanayici geçmişiyle masanın diğer tarafından bakabilen biri olarak, yatırımcının kendi görüştüğü ve güvendiği bir EPC firması ile çalışmasını tercih eder ve öneririm. Ben kendi yaptığım işi biliyor ve o güvenin karşılığını veriyorum ancak herkes bu şekilde çalışmıyor. Her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de güvenilmemesi gereken firmalar var. Ayrıca, bizim sektörümüzde üretilen panellerde çok fazla kalite farkı var. Aynı görüntüye sahip iki panel arasında yarı yarıya fiyat farkı olabiliyor. Bunun riskleri arasında da bu kadar büyük farklar oluşuyor. Örneğin, ucuz panelin yangın riski çok yüksek olabiliyor çünkü üretilen panel belli kalite testlerinden geçemiyor ve ilerleyen süreçte yangına sebep olabilecek bir üretim hatasıyla sahaya indiriliyor; aynı zamanda, uygulamayı da panel üreticisi yapıyorsa sahada ayrılmıyor bu hatalı paneller. Biz SUNWELL Enerji olarak kalite güvence ekibimizle kendi iç denetim mekanizmamızı kurduk ve kendimizi de satın alınan ürünleri de belli koşullarda kontrol ediyoruz. Bu sebeple X bir firma kalitesiz bir panel kullanıp, sigorta şirketiyle çok rahat anlaşıp yatırımcıyı tehlikeye sokabiliyor. Bu sebeple ben bir sigortacıyla yan yana oturup sanayici ile el sıkışmayı istemem. Ama beni yönlendir diyen müşterilerimizi de çok tercih etmesek de yönlendiriyor ve tanıştırıyoruz ama beraber aynı masada olmayı istemiyoruz. 

Anahtar Teslim GES hizmetiniz hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz?

Bir yatırımcıyla bir araya geldiğimiz zaman, işin sigorta ve teşvik tarafını bir kenara bırakıyoruz. Karşı karşıya oturuyoruz ve ne kadar kWh tüketimi üretebileceklerinin potansiyelini hesaplıyor ve paylaşıyoruz. Örnek vermek gerekirse, tersine bir mühendislikle yıllık 1 milyon kWh tüketimi olan birinin, bunu nasıl sıfırlayabileceğini ele alıyoruz. Bu konuda da önce çatısına bakıyoruz çünkü yönetmelikte bunlar belirli kapsamlarla ayrılıyor. Bugünkü teknolojiyle 550 Watt’lık bir panel yaklaşık 2 metre 64 cm2’dir. 5 bin, 5.200 metre bir kullanılabilir alanı olan endüstriyel çatı, 1 MW kurulu güce erişebilir. Eğer 6 bin metrekare ise, 1.2 MW kurulu güce ulaşabilir. 1.2 MW kurulu güçte de 1 MW şebekeye maksimum verebileceğimiz güç, %20 kadar da kaçak-kayıp, gölge unsurları, az üretim olan günler gibi unsurları sıfıra indirgeyebileceğimiz güç oluşur.

1.2 MW kurulu güce sahip bir santral, Çorlu tarafında yılda 1 milyon 750 bin kWh ortalamasında elektrik üretebiliyor. Bu santral, fabrikanın 1 yıllık tüketimini karşılıyor ancak yatırımcıya şunu hatırlatmak gerekiyor: Şu anki yönetmelikte 1 önceki takvim yılı kadar daha elektrik satma hakları bulunuyor. Az önceki 1 MW’lık örnekten ilerleksek de, bunu satmak istiyorlarsa 2 MW kurulu güce ihtiyaçları oluyor. Yatırımcı enerji tüketimini mi sıfırlamak istiyor, yoksa lisanssız elektrik üretirken geri dönüş süresini kısaltabilecek daha büyük bir yatırım yapma şansı var mı? Bunu öğrenmek gerekiyor; çünkü bu konuda önemli esneklikler bulunuyor. Çatısında yer yoksa, 5.1.h kapsamında yarısı çatıya, yarısı araziye kurulabiliyor. Çatısına istemezse, bu proje yine 5.1.h kapsamında farklı bir dağıtım bölgesine kurulabiliyor. Yani Çorlu’da fabrikası olan biri çok uzak bir noktada; örneğin, Elazığ, Erzincan, Diyarbakır ya da Konya’da veya istediği farklı bir şehirde GES kurabiliyor. Tabi burada trafo kapasiteleri konusu oldukça önemli bir hususu oluşturuyor. Arazinin olduğu bölgede trafolarda kapasite bulunması gerekiyor. 5.1.h yatırımcılara böyle güzel bir fırsat sunuyor.

Bu hizmet neleri kapsıyor, süreç nasıl ilerliyor?

SUNWELL olarak, anahtar teslim sunduğumuz hizmetlerimizde yatırımcı olur kararının ardından, yerleşim planı ve simülasyon hazırlayarak çalışmaya başlıyoruz. Bu simülasyonda da çatıya ne kadar panel yerleştirebileceğimizi gösteriyor, yatırımcıdan tasarım onayı aldıktan sonra malzeme kararını veriyoruz. Yatırımcının önerdiği ya da seçtiği malzemeler üzerinden bir teklif hazırlıyoruz. Teklif kapsamında da yerleşim planı, bölge ve koordinatları baz alan, gölge unsurlarını gözeten simülasyonumuz ile ne kadar üretim yapılabileceği bilgilerini paylaşıyoruz. Bu üretim verilerimize de 2 yıl garanti vererek; bizim verdiğimiz rakamların altına en fazla %5 inebilir garantisi sağlıyoruz. Sunduğumuz simülasyon çalışmalarını ise, en düşük sapmayı sağlayan İsviçre Teknik Üniversite’sinin de onayladığı bir sistem üzerinden sağlıyoruz. İlgili verileri NASA’dan alan bu sistemle; 1 metrekare alana yılın hangi gününde ne kadar güneş ışınının kaç derecelik bir açıyla düşeceğini hesaplayabiliyoruz.

Simülasyon, yerleşim planı, üretebileceği maksimum güç, istenirse fizibilite tablosunu (firma çalışanları tarafından yapıldığında hatalar oluşabiliyor) yatırımcıya sunuyoruz. Bununla beraber projede kullanılacak ürünler, mühendislik ve tasarımın fiyatını da sunuyoruz. Sonrasında ise projeyi tamamlayarak yatırımcıya sunuyor ve yapması gerekenler konusunda destek sağlıyoruz. 

SUNWELL olarak ne kadarlık bir kurulu güçte payınız var. Hayata geçirdiğiniz referans projelerden söz edebilir misiniz? 

SUNWELL olarak, kurduğumuz güç şu an için 20 MW’lara ulaştı. Bunun 13.75 MW’ı bir rüzgar santraline ek hayata geçirdiğiniz hibrit bir GES projemiz. SUNWELL olarak inşa ettiğimiz bu proje, alanında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan kabul almış ilk santral olma özelliğini taşıyor. Hibrit projeler daha çok yeniyken ve Türkiye’de çok fazla bilinmiyorken inşa ettiğimiz bu santral, tek kalemde hayata geçirdiğimiz en büyük projeyi oluşturuyor. SUNWELL ekibi olarak tecrübemizin çoğunluğunu Avrupa’da edindiğimiz için orada oldukça yaygın olan hibrit santraller konusunda özellikle deneyimliyiz. 

Bunun haricinde Antalya’da bir firma ile farklı tesislerinin çatılarına toplam 4 MW civarında bir proje hayata geçirdik. Beraberinde pek çok farklı bölgede birçok firma için büyük ve küçük ölçekte projeler tamamladık. 

Ayrıca SUNWELL olarak, evsel tip projelerde şu anda Türkiye’deki en büyük projenin inşasına devam ediyoruz. İstanbul Çekmeköy’de 1 MW’a yakın kurulu güce sahip bu evsel tip projede, 19 bloğun üzerinde yaklaşık 40-50 KW’lık bir kurulum yapıyoruz. 

Evlere Aplus enerji sertifikası alabilmek için GES’ten enerji üretme şartları var. Bu projeyi ilk olarak ortak alan enerji kullanımlarını karşılamak üzere yapıyorduk ancak yatırımcıya projeyi değiştirmelerini tavsiye ederek, ortak bir sayaç belirlemelerini ve enerjinin oradan dağıtılarak kullanmalarını tavsiye ettik. Çünkü ortak enerji kullanımının katbekat üzerinde enerji üretecek bu kurulu güçte, enerji boşa gidecekti. Güncel bir evin elektrik tüketimini göz önüne aldığımızda projenin oradaki toplam tüketimin %60 ila 70’i arasında bir tüketimi karşılayacağını öngörüyoruz. 

SUNWELL’in hayata geçirdiği evsel tip bu proje de çok önemli bir çalışma; çünkü Türkiye’de bu boyutlarda yapılmış bir evsel proje henüz yok.

2023 yılını nasıl geçirdiniz? Hangi projelerde yer aldınız, kaç proje gerçekleştirdiniz?

SUNWELL olarak, 2022’yi kuruluş yılı olarak geçirdik. Az önce konuştuğumuz tüm projeleri 2023 yılında hayata geçirdik. Şirket olarak iyi bir yıl geçirdiğimizi belirtmek isterim ancak; sektörde uzun yıllar tecrübesi olan biri olarak bunun mevcut potansiyelin oldukça altında olduğunu da belirtmek isterim.

Özellikle güneş sektörü 2022 ve 2023’ü oldukça durağan geçirdi. Finansal sebeplerden dolayı sözleşmesi yapılmış projelerimizi kaybettik. Yatırımcı yatırımı yapmak istedi ancak finansa ulaşamadı. Parasal darboğaz 2023 yılında oldukça hissedilir olduğu için çoğu yatırımcı ya yatırımdan vazgeçti ya da finansa ulaşamadı. SUNWELL olarak, 2023 yılında patron düzeyinde toplam 300 MW’a yakın iş görüşmesi yaptık; bunların 150 MW’ı oldukça olumlu geçti ancak 20+ MW’ı ile çalışabildik. 

Öte yandan olumlu bir şekilde görüştüğümüz ancak çalışamadığımız yatırımcıların hiçbiri farklı bir EPC firması ile de çalışmadı. Yani finansa ulaşımdaki zorluktan dolayı projelerden vazgeçtiler. Bu, SUNWELL olarak doğru bir çizgide olduğumuzun kanıtı.

2024 ve gelecek hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?

2023 yılında 300 MW’ın 20 MW’ını hayata geçirdiysek; 2024 yılında 100 MW görüşme yapıp, bunun 95’ini hayata geçirmeyi planlıyoruz. Hedeflerimiz oldukça yüksek, kurulu gücümüzü çok büyük ölçeklerde artırmak istiyoruz çünkü hedeflerimiz arasında 100 MW sınırını aşan EPC firmaları sınıfına girmek var. Yatırımcının finansa erişim engelleri biraz daha rahatlayabilirse, bu planlarımız için 2024 yılı çok müsait. Yatırımcının paraya ulaşımı komple rahatlarsa, sadece 2024 yılının ikinci yarısında sahada 200. MW’ı konuşuyor olabiliriz. Burada kilit nokta finansa erişim çünkü yatırımcı bunu bekliyor.

2024 yılı sonrasında ise, karbon ayak izi sıfırlama konusunda özellikle Avrupalı firmalar için çalışan, onlara ürün satan firmalarımızın 2025 yılından sonra bu alana ilgisinin artacağını biliyoruz. Çünkü karbon ayak izi konusunda 2025 yılından sonra belirli kotalar doluyor ve zorunluluk haline geliyor. 

Özetle, yakın bir zamanda bu yatırımlar sadece enerji tüketimini sıfırlamayla kalmayacak; dış ticarete devam etmek isteyen firmalar için hayati bir rol alacak.

Yatırımcılar sadece finansa erişim konusunda mı sıkıntı yaşıyor, mevzuat sıkıntıları da var mı?

Türkiye’de kapasitelerin zaman zaman dondurulduğu gerçeği var. Lisanssızlar için 7.5 GW’lık kapasite yeni açıklandı. Yatırımcıyı etkileyen faktörlerden birisi de bu. Paraya zor ulaşıldığı dönemlerde de bazı yatırımcılar için çalışmalar yaptık, arazi geliştirdik ve çağrı mektubu başvurularında red kararıyla karşılaştık. Yani, yatırımcı yatırım yapmak istiyor, sadece trafo yatırımıyla bu işlerin önü açılabilirdi, bu trafolarda da ciddi kapasiteler olduğunu biliyoruz ama bu kapasiteler lisanssızlara değil, hem lisanslı hem de depolanabilir teknolojilerle enerji üretecek tesisler için ayrıldı. Onlar için toplamda 30 GW’lık bir başvuru yapıldı; bunların 10 GW kadarı kapasitelerinin ön onayını aldı, tahminimce 2.5 GW’ı da LİSANS haline gelip yola çıkar. 

Yani 30 GW’tan 2 ya da 2.5 GW’a kadar düşer diye tahmin ediyorum; çünkü sadece önlisansta harcanacak ciddi masrafları karşılayabilecek ya da şartları sağlayabilecek kişiler bu lisanslara başvurmuyor. Bu şekilde de kapasitelerin boşa çıkması durumu oluşuyor ve bunlar da biraz birikti. Şubat ayı başında bu kapasiteleri, lisanssız elektrik üretecek yatırımcılara açtılar; bununla beraber de bu aralar çağrı mektubu başvuruları ve projelerin artmasını bekliyoruz ancak yine de paraya zor ulaşımdan dolayı yeterli düzeyde artmayacak. 

Özetle, yatırımcı büyük ölçüde paraya zor ulaşımdan dolayı sıkıntı yaşıyor olsa da, belirli bir kısmı da mevzuattaki zorluklardan dolayı vazgeçiyor.

Güneş enerjisine yatırım yapmak isteyen firmalara tavsiyeleriniz nedir? Yatırımcı sürece nasıl başlamalı?

Öncelikle sanayicinin kendisi ya da bu işle ilgilenecek güvendiği kişiye mevzuatı okutması lazım. Bu maddeler nelerdir, yatırım çatıda yapılırsa, fabrika arazisinde yapılırsa ya da farklı bir bölgede yapılırsa nelerle karşılaşacağını öğrenmesi gerekiyor. Mevzuatı okumadan bizimle masaya oturdukları zaman konudan çok uzak kalabiliyorlar. Birçoğu elektriği farklı bir konumda üretebileceği konusuna çok şaşırıyor ve ilgisini çekiyor ancak burada karşılan durumlar farklılık gösteriyor. Örneğin, kişi benim X konumda arazim var yatırımı oraya yapalım diye düşünebiliyor ama buradaki arazinin bulunduğu bölgede kapasite var mı, enerji nakil hattına ne kadar uzak bilmek gerekiyor. Sadece enerji nakil hattına yapılacak 1 km’lik yatırım 50 ila 70 bin dolar arasında değişiyor. Çoğu yatırımcı bu detayları bilmeden çağrı mektubuna başvurabiliyor. Yatırımcının fiyat odaklı değil de, sektör geçmişi olan profesyonel firmalarla çalışması gerekiyor. Bunun çok kötü örnekleri var. Örneğin, enerji nakil hattı 10 km’nin üzerinde çıkmış çok fazla proje var. Bu çok yüksek maliyetlere neden oluyor ve yatırımcı için düzeltilemeyecek bir problem. Orada arazim var denilerek yapılan çağrı mektubu başvurusu, yanlış yönlendirmeyle bu şekilde sonuçlanabiliyor.

Kamu tarafından beklentileriniz nedir?

İlk olarak şeffaf olunması gerekiyor. Herkesin trafo kapasitelerine istediği an ulaşabilmesi lazım. Böylelikle piyasada “çantacı” olarak adlandırılan kişilerin önüne geçilebilir. Sadece bu da değil, sağlanacak kapasite şeffaflığıyla yatırımcı yön de belirleyebilir. Çağrı mektubu başvuruları daha doğru yapılabilir. Örneğin, kapasiteler bilinmediği için tek bir yere yatırım yapacak firma, 4 farklı şehirden başvuru yapıyor. Hangisi çıkarsa onunla deva ederim diye düşünüyor ancak bu sistemde çok büyük aksaklıklara, kilitlenmelere neden oluyor. Bunun haricinde önce başvuru, sonra başvuru diye bir kavram yok. Yani X bir firma, bizimle aynı lokasyonda bizden 1 ay sonra 50 MW’lık bir başvuru yaptı ve bizim çağrı mektubu sonucumuz açıklanana kadar onlar kapasite aldı ve bize red geldi. Herkese açık bir platformla sağlanacak şeffaflık bunun da önüne geçer.

Devamını oku

Genel

Şirket başarısının temeli olarak dahiyane ürün geliştirme

Yayın tarihi:

-

Yazar

ENERCON, 1990’lı yıllarda efsanevi E-40/500 kW ile teknolojik bir atılım gerçekleştirmişti. İlk kez bu rüzgar türbini tipiyle tanıtılan doğrudan sürücülü “Direct Drive” (dişli kutusuz) konsepti, ENERCON rüzgar enerjisi dönüştürücülerini bugün hala karakterize etmektedir. Bu konsept aynı zamanda, ENERCON’un şu anda seri üretime geçirdiği üst sınıf yeni model E-175 EP5’in de temelini oluşturuyor.

Bu eski modelin komponentlerini bulmak artık kolay değil. ENERCON’un mekatronik mükemmeliyet merkezinde, mevcut EP3 nasel ve hub bileşenlerinin yakınlarında bir depolama alanında malzeme konteynerleri ve lojistik ekipmanları arasında gözden uzak bir yerde duruyorlar. Modern EP3 bileşenleriyle karşılaştırıldığında, E-40’ın makine dairesi ve rotor kafası neredeyse minicik görünüyor; ancak rüzgar enerjisi sektöründe 40 yıllık teknik ilerlemenin boyutunu da etkileyici bir şekilde gösteriyor.

Şirket içi bir röportaj gerçekleştiren ENERCON, E-40’ın gelişimini ürünün mucitlerinden biri olan ve şu anda firmanın Ar-Ge Türbin Mühendisliği Başkanı olarak görev yapan Arno Hildebrand ile aktarıyor. 1990’larda şirketin kurucusu Aloys Wobben’in başında olduğu ve ENERCON’un başarı öyküsüne çok önemli bir katkı sağlayan ilk doğrudan sürücülü rüzgar enerjisi konvertörü E-40’ı tasarlayan geliştirme ekibinin bir parçası olan Hildebrand, şirkette 33 yıldır mühendis olarak çalışıyor. ENERCON, daha önceki rüzgar enerjisi konvertör tiplerinin ana bileşenlerini bugün bile olası ana komponent değişimleri için hazır bulunduruyor. Bu da ürün tarihinin önemli bir bölümüne daha yakından bakmak için iyi bir fırsat sunuyor.

ENERCON’un kurucusu Aloys Wobben liderliğindeki E-40 geliştirme ekibinin bir parçası olan Arno Hildebrand.

Aloys Wobben’ın, dişli kutusunun pek çok soruna yol açacağını erken bir aşamada fark ettiğini söyleyen Arno Hildebrand, “Bu bileşenin ilk ENERCON makinelerinde arızalara açık olması onu rahatsız ediyordu. Bu nedenle rüzgar enerjisi konvertöründen dişli kutusunu çıkarma hedefini ortaya koydu. O zamanlar ENERCON, E-17 veya E-32 gibi dişli kutulu tipleri seri olarak üretiyordu. O dönemde ENERCON’a teknolojik bir atılım getirecek olan doğrudan tahrik projesine çok az ilgi gösteriliyordu. Aloys Wobben başkanlığındaki küçük bir ekip E-40’ın geliştirilmesi üzerinde çalışıyordu. Her şey çok gizliydi, şirket içinde bile kimsenin ne üzerinde çalıştığımızı bilmesine izin verilmiyordu” diyor.

Dişlisiz tahrik konseptine sahip ilk ENERCON rüzgar türbini E-40.

Prototipi 1993 yılında üreten ENERCON, aynı yıl E-40’ı ve yeni tahrik konseptini HUSUM Rüzgar Enerjisi Fuarı’nda sergileyerek büyük ilgi topluyor. Fuarın açık alanında sunulan orijinal örnek en çok ilgi görenlerden biri olurken, çalışmasıyla da ikna edici olan E-40 kısa sürede en çok satanlar arasına giriyor. Başlangıçta kuzey Almanya’da ve kısa süre sonra daha da ötesine yayılan devrim niteliğindeki doğrudan tahrik konseptine sahip rüzgar çiftlikleri, Portekiz, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerde inşa ediliyor. Üretim yılları boyunca dünya çapında 4.400 adet E-40 kurulurken, E-40 temelinde daha da geliştirilen E-44, E-48 ve E-53 WEC tipleri de dahil edildiğinde 9.120 rüzgar enerjisi konvertöründen oluşan bir geçmişe ulaşılıyor.

E-40, Hindistan da dahil olmak üzere dünya çapında yaklaşık 4.400 adet kuruldu.

Arno Hildebrand, “Doğrudan tahrik konseptinin o kadar güvenilir ve üstün olduğu kanıtlandı ki Aloys Wobben sistematik olarak bunu benimsedi” diyor. O zamandan bu yana doğrudan tahrik ENERCON DNA’sının bir parçası oluyor; bugün bile ENERCON’un en üst düzey modeli olan E-175 EP5 hala bu modele dayanıyor. Bugün her şey birkaç beden daha büyük: E-40, 500 kW nominal güce ve 40 metre rotor çapına sahipken; E-40’ın 14 katı güç ve neredeyse 4,5 katı rotor çapına sahip E-175 EP5, bugün 175 metre rotor çapı ile 7 MW üretecek şekilde tasarlanıyor.

Doğrudan tahrikin yanı sıra, E-175 EP5 Arno Hildebrand’ın açıkladığı gibi elektrik sistemlerinin şebeke dostu özellikleri gibi E-40’ta zaten mevcut olan başka özellikleri de barındırıyor: “Fault Ride Through (FRT), başka bir deyişle şebeke arızalarını aşma yeteneği, reaktif güç sağlanması veya şebeke besleme davranışının kontrol edilebilirliği gibi konular söz konusu olduğunda, ENERCON en başından beri lider konumda. E-175 EP5’in elektrik donanımı ve şebeke besleme sistemi hala bu geleneğe büyük ölçüde uyuyor.”

ENERCON’un yeni üst modeli E-175 EP5 de doğrudan tahrik konseptine dayanmaktadır.

Aynı şeyin büyük önem verdikleri ve onları rakiplerinden ayıran ENERCON kalitesi için de geçerli olduğunu söyleyen Arno Hildebrand, “Yüksek kalite standartları Aloys Wobben için zaten önemliydi. Onun sloganı şuydu: “Biraz daha sağlam olmalı, uzun süre dayanmalı” diyor. E-175 EP5’in en önemli ürün özelliklerinden biri de ENERCON kalitesidir. Ayrıca E-175 EP5, ürün ve teknoloji geliştirme sürecimizin yanı sıra operasyonel ve servis uygulamalarımızdan elde ettiğimiz onlarca yıllık deneyime dayanmaktadır. E-40 serisinden bu yana edindiğimiz bu deneyim, şimdi yeni ürünün geliştirilmesine dahil edilmiştir.

Devamını oku

Enerji Depolama

Kontrolmatik, Pomega ve Siemens’ten ‘mühendislik ittifakı’

Yayın tarihi:

-

Yazar

Batarya ve sürdürülebilir enerji çözümleri pazarı hızla büyüyor. Ulaşım ve enerji sistemlerinde karbonsuzlaşmayı sağlayacak bataryalar için en üst seviyede sürdürülebilir bir değer zincirine duyulan ihtiyaç da aynı paralelde artıyor. Siemens bu amaçla, sistem entegrasyonu, enerji üretimi, iletimi ve dağıtımı alanlarında küresel bir EPC lideri olan Kontrolmatik Technology ve Kontrolmatik iştiraklerinden Pomega Energy Storage Technologies ile yeni bir iş birliğine imza atıyor. Üç şirket arasında kurulan bu iş birliği, daha sürdürülebilir bir enerji sistemine geçişi sağlamak için sürdürülebilir bir küresel batarya ekosistemi oluşturmaya odaklanacak. Bu iş birliğiyle, Pomega Energy Storage Technologies Amerika ve Kontrolmatik Amerika, Kuzey Amerika’daki enerji depolama operasyonlarını hızlandırmış olacak.

Konuyla ilgili olarak konuşan Pomega Enerji Depolama Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Saim Hacıağaoğlu şunları kaydetti: “Siemens ile yaptığımız iş birliği, Kontrolmatik’e Siemens ile mühendislik, entegratör ve yazılım ortağı olarak kendini kanıtlama fırsatı sağlayacak. Bunun karşılığında biz de Kontrolmatik/Pomega olarak Siemens otomasyon ekipmanı ve yazılım çözümlerinin standartlaştırılmasına yardımcı olacağız. Kontrolmatik ve Pomega olarak bizi her zaman en son teknolojinin en ön saflarında tutacak fırsatlar arıyoruz ve Siemens ile çalışmak da bu yöndeki başarımızın devamını sağlayacak.”

Söz konusu iş birliği, her üç şirketin de küresel erişimini genişletirken sürdürülebilir enerji depolama alanındaki çabalarına da önemli katkılar sağlayacak. Siemens, tedarik zincirinden geri dönüşüme ve yeniden kullanıma kadar uçtan uca teknolojisiyle ABD’de pil üretimini artırmaya yardımcı olmaya devam ederken, bu amaçla çalışacağı güçlü endüstri ortaklarıyla iş birliği yapmayı arzu ediyor. Kontrolmatik ve Pomega, özellikle Pomega’nın Türkiye’deki ilk LFP batarya fabrikasında Siemens çözümlerinin kullanımını tam ve sürekli destekle optimize ederek standartlaştıracak.

İş birliği hakkında bir açıklama yapan Siemens’ten Jefi Bardavit de şunları kaydetti: “Siemens, Kontrolmatik ve Pomega arasındaki bu heyecan verici iş birliğinden duyduğum coşku ve iyimserliği ifade etmek istiyorum. Bu alanda küresel bir ittifak kurma ihtimali gerçekten ilham verici ve bu aynı zamanda ortaklığımızda yenilikçilik, verimlilik ve en son teknolojiye olan bağlılığı simgeleyen önemli bir kilometre taşına işaret ediyor. Siemens, Kontrolmatik ve Pomega arasındaki sinerji, endüstri standartlarını yeniden tanımlamaya ve dönüştürücü çözümler yaratmaya hazırlanıyor. Hizmet verdiğimiz alanlarda çığır açan gelişmelerin önünü birlikte açıyoruz. Ortak değerlerimiz ve hedeflerimizle uyumlu olan bu ittifak, dünya çapındaki tüm müşterilerimize benzersiz bir değer sunma konusundaki kararlılığımızı da pekiştiriyor. Birlikte yaratacağımız olumlu etkiye tanık olmak için sabırsızlanıyor ve başarı ve büyümenin devam edeceği bir geleceği dört gözle bekliyorum.”

Buna ek olarak eğitim, işgücü ve araştırmaya da birlikte odaklanmaya karar veren üç şirket, Güney Carolina Üniversitesi (USC) ile de ortak bir iş birliği tesis etti. Pomega halen, Güney Carolina Üniversitesi’ne Siemens otomasyon ve yazılım çözümlerini kullandığı ve 2024 sonunda tamamlanması planlanan bir pilot batarya üretim hattı kuruyor. Siemens’in akademi ile iş birliği sayesinde burada kullanılan yazılımların büyük bir kısmı da üniversiteye bağışlandı.

Güney Carolina Üniversitesi’nden Doktor William E. Mustain konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “USC, bataryalara yapılan 30 yıllık yatırım ve araştırma üzerine inşa edilen batarya pilot üretim ve test kabiliyetlerinde önemli bir genişlemenin ortasında yer alıyor. Tasarladığımız bu tesisi hayata geçirmek için bizimle aynı vizyonu paylaşan ve projeye benzersiz becerilerini katacak ortaklar gerekiyor. Siemens, Kontrolmatik ve Pomega ile başarı için doğru ortakları bulduğumuza inanıyoruz. Bu ekibin birleşik iş, bilim ve teknoloji deneyimi, bütünün parçaların toplamından daha büyük olduğu bir şey yaratıyor ve eyaletimiz adına sürdürülebilir bir eğitim, inovasyon ve iş modeli sağlamak için güçlü bir temel oluşturuyor. Siemens, üniversitemizdeki öğrencileri güçlü bir şekilde desteklemekte ve eğitime olan bağlılığını ortaya koymaktadır. Dijital tasarım ve işletimle ilgili sağladıkları kaynaklar, öğrencilerimizin mezun olur olmaz enerji dünyasına katkıda bulunmaya hazır olmalarını sağlayacak.”

Siemens ve Kontrolmatik, ABD’de üretilen özelleştirilmiş uçtan uca çözümlerle ABD batarya enerji depolama endüstrisini genişletmek için yakın iş birliği içinde çalışacak. Pomega’nın Güney Carolina’daki PΩCenter’ı, ABD’de yalnızca şebeke ve konut batarya depolamasına yönelik LFP çözümlerine adanmış ilk tesislerden biri olacak.

Devamını oku

Trendler