Connect with us

Genel

Lisanssız rüzgar türbini için zorlu prosedür

Yayın tarihi:

-

 

Sevgili okurlarımız bu ay sizler için IWPC’de, Northel Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Cem Yalçın ile keyifli ve açık yürekli bir sohbet gerçekleştirdik. Umarız ki ilgiyle okursunuz.

 

Bizlere Northel Enerji’den bahseder misiniz?

Teknoloji geliştirmek amacıyla bugün NORTHEL ENERJİ A.Ş. olarak bilinen şirketimiz, aslında 1993 yılında Northel Elektromekanik A.Ş. olarak kuruldu. Yenilenebilir enerji sektöründeki faaliyetlerimize,2007 yılında türbin teknolojileri konusunda bizzat sahada çalışan ve bugünün AR-GE çalışanları olan arkadaşlarımızla başladık. Bir yandan, elektromekanik yansanayi teknolojileri üretirken, yenilikçi tasarım anlayışımızı daha çok enerji sektöründe yoğunlaştırdık. Çekirdek personelle, uzun soluklu bir tasarım süreciniüretim kabiliyetimizle birleştirdik ve 8-10 yıl boyunca ağırlıklı rüzgar enerjisive konsantre güneş enerjisi teknolojileri için sürdürdük. Şık teknoloji merkezlerine başvurmadan, hiçbir devlet teşvik ve desteği almadan tüm dünyada var olan hatta kategorisinde performansı ile yarıştırılacak enerji sistemleri üretip kurduk, deneyimledik. Şimdi ise, daha iyileri ve daha yüksek kapasiteler için her şeye rağmen hazırız.

 

“Her şeye rağmen hazırız” derken,süreç zor muydu?

Doğrudur. Sadece “hazırız”demekle olmaz. Eğer dünya türbin teknolojisine ve servis kalitesine kafa tutuyorsanız, zorluğu ve zorlanmayı göze alacaksınız. Örneğin; konunun gerekli sertifikasyon süreçlerini de bu uzun zamana yayarak kalite süreçlerinize dahiletmek zorundasınız. Yaklaşık 2 yıldan beri bu zorlu süreci yaşayıp, TÜRK LOYDU ile beraber türbin teknolojisini Türkiye’ye, ülkemize kazandırmaya çalışıyoruz zira kalite standartları yüksek bir grup ürünü, ülkemiz için ihracat potansiyeli yüksek bir ürün grubu haline getirdik ve hala devam ediyoruz. Bu süreç,kullandığınız en küçük bir cıvatanın kalitesinden başlayan, ürettiğiniz kanadın profiline ait her üretim aşamasıni içeren, analiz ve saha testlerine kadar uzanan uzun bir yol. Bir gün ya da bir ay değil, yıllarınızı alır. Şükür ki, tamamlamak üzereyiz. Kolay olmadı. Bir satırda yazılan bir tek testin hazırlığı1 ay, analizleri 2 ay, test süreci ise 1 hafta sürebiliyor. Şu an Türkiye’de uluslararası sertifikasyon verecek akredite bir kurum yok ama sertifikasyon sadece ama sadece lisanssız üretim kategorisindeki türbinlere isteniyor. Söz konusu bahsettiğim sertifikasyon için, geçmek zorunda olduğunuz toplam test sayısını duymak ister misiniz?

 

“Uluslararası sertifikasyon sürecinin kolay olmadığı fakat bunu başardığınız anlaşılıyor. Merakettiğim başka bir nokta da çoğumuzun büyük şehirlerde yaşayıp, yılda 15 gün tatil yapmak istediği Ayvalık’ta, tüm ekibinizle beraber 350 gün çalışıp, tümbu söylediklerinizi ve projelerinizi gerçekleştiriyorsunuz, oldukça ağır veyorucu bir sektörde hem tasarım yapıp, hem üreten bir sanayici olarak ciddi hedefler koyuyorsunuz. Bu kolay mı, zor mu karar veremiyorum?

2007 yılında Ayvalık’a taşındığımızda en başta yanımda olan arkadaşlarım vardı. Şimdi, yanımızda ve yaptıklarımıza inanan yetkin bir ekibimiz var ve her geçen gün hedeflerimize katkı saglamak isteyen diğer profesyonelleri kazanmaya çalışıyoruz. Bir başka deyimle bu sektörde çalışmak isteyen, idealleri,hedefleri, becerileri olan herkese kapımız açık. Onlara, stresten, trafikten uzak, işten çıktıktan 5 dak. sonra deniz kenarında olabilecekleri huzurlu bir ortamda yaşama şansını vermek istedik. Ve elimizden diğer gelenleri tabi ki…  Bu bölgenin seçilme sebebi budur. Aynı zamanda Ayvalık, hem rüzgar ve güneş açısından iyi bir AR-GE laboratuvarı, hem de çalışmak için güzel bir ortam. Sizce?

 

Kesinlikle katılıyorum. AR-GE merkezli bir sanayici olarak, rüzgar enerjisi sektöründe son kullanıcılara katma değeriniz nedir? Ne sunuyor ve neler vadediyorsunuz?Zorluklar var mı?

Rüzgar enerjisini örnek verirsek; küçük bir KOBİ olsa bile bir yatırımcının,türbin kurulumunun öncesinde ve sonrasında geçireceği aşamalar vardır.Öncelikle, yatırımcının  kararlı olması gerekir. Biz, yatırımcının ciddiyetini, kendisine sunulan ekonomik modeli ne kadar iyi analiz edebildiği ile ölçeriz. Yerli üretim yapan bir şirkete ekolarak, fark yaratan katma değerimiz işte burada başlar. Zira, yatırımcının toplam yatırımının, tüm gerçek maliyetleri ile birlikte “…en fazla 7 sene gibi birsürede geri ödenebiliyor mu?” sorusunun fizibilitesini istemesi gerekir. Bufizibilite çalışmasını ortaya koymak, 20 kW kapasiteden başlayarak en üst güçteki yatırım çalışması için bile aynıdır. Sonuçta hepsi birer yatırım olduklarından taahhüt gerektirir. Bu çalışma, hem türbin yatırımını, hem de türbinin tüm yaşam döngüsünde ki hizmetleri içermelidir. Ama garip olan şu ki,bizi ne üretmek, ne de tüm bu hizmetler yoruyor. Asıl yorucu olan, ülkemizdeki mevcut yürürlükte olan yönetmelikler sayesinde, arazisi üzerine türbin kurup işletmek isteyen bu cesaretli insanların, neredeyse bir nükleer enerji santrali kurmak istiyorlarmış gibi karşı karşıya bırakıldıkları bürokratik ve zorlayıcı teknikprosedürler yığınıdır.

 

Sektörle ilgili olan çok fazla aktif kurum var ve yerli üretici olarak bu sıkıntılarınızdan haberdar değiller mi? TEDAŞ, Enerji Bakanlığı gibi?

Kesinlikle haklısınız. Kurumlarımız, başta Enerji Bakanlığımız ve Sayın Bakanımız olmak üzere bağlı Genel Müdürlük ve TEDAŞ da çok değerli teknokratlarımız var ve bu sıkıntıların farkındalar. Ancak, sektörün sekiz ayrı kurumu süregelen yetki ve onay karmaşası içinde, şebeke bağlantı izni söz konusu olunca yetkisiz ve yönetmeliklerle eli kolu bağlı bir şekilde topu elektrik dağıtım şirketlerine atıyorlar. Gerekçe ise çok zayıf- vatandaşı korumak. Kurumlar organize olup bürokrasiyi hafifletmeli. İhtiyacı olan enerjiyi üretip, yanı sıra şebekeye kazandırdığı enerji ve yatırımı için mükafat alması gereken KOBİ’lerin,devlet desteği adı altında cezalandırılması bir politika olamaz.

Karar koyucu ve uygulayıcı kurumlar bunu yaparsa dağıtım şirketleri ne yapsın, varın siz söyleyin. Bu arada tüm bu sorunlar, lisanslı üretici olanithal türbinler için geçerli değildir. Onlar ülkemize hoş geliyorlar. Uygulaması çok zor olan bu mevcut yasal mevzuata rağmen, 7 yıl boyunca üretmeye çalıştık ve artık zorlanıyoruz. Yine de bu misyonu üzerimize aldık ve taşıyacağız.

Biraz da projelerinizdenkonuşabilir miyiz?

Biz, bugün dünyada MW kapasitelerde türbin üretimi yapan dünya devi firmaların geçtiği aşamalardan geçiyoruz ve çok hızlı ilerliyoruz. Tüm firmaların 15 yılda elde ettiği teknik birikim ve tecrübeyi, biz teknolojiyi üreten bir şirket olarak çok hızlı kazandık.  Bunun sebebide, tümüyle özkaynağıyla beslenen AR-GE altyapımızın sürekliliği ve hızlı kararlar alan dinamik yönetim stratejimizdir. Halen tesislerimizde 500 kW’akadar lisanssız kategori içine giren farklı kapasitelerde türbin üretebilir durumdayız.Rüzgar türbinlerini coğrafyasına uygun olarak konsantre güneş enerji sisistemleri ile bütünleşik kullandığımız hibrit projelerimiz de mevcut ve hayata geçirmiş durumdayız. Rüzgar türbininde 1 ve 1,5 MW  türbinleri de üretebilme yeteneğine ve tecrübesine  sahibiz. Ancak bu üretim ayrı bir yatırım gerektirmektedir. Bu yatırım, iyi projelendirilmiş seri üretim mantığında organize bir yapılanma ile sinerjisi yüksek bir teknolojik iş birliği ve ortaklığın oluşması ile gerçekleşebilir.

 

Rüzgar sektörüne genel olarak baktığımızda sizce eksiklerimiz neler? Dünyadan hangi konularda gerideyiz?

Öncelikle; tüm dünyada kullanılan teknolojilerden farkımız ya da eksik bir tarafımız yok. Kaynak, ham madde, yan sanayi,  bilgi ve teknolojiye ulaşma, parça ve komponent teçhizat bulma ve bunlara ulaşabilme açısından da yok. Ülkemizde olanı ve üretileni kullanma, kullandırma kabiliyetimiz eksik. Ürettiğimize olan güvenimiz eksik. Bizim olana sahip çıktığımızda, dışarıdan gelenin eksik ve kusurlu taraflarını görebileceğimizin farkında değiliz aslında.

Bu da yıllardan beri genlerimize işleyen ve zihinlerimize bir oya gibiişlenen “biz yapamayız” mantığında yatıyor. Onlardan farkımız ise, her zaman olduğu gibi önünüze dağ gibi yığılan bürokrasi ve uygulaması mümkün olmayan mevzuat.Ülke olarak yaşadığımız tıkanıklık buradadır. Tüm bu sıkıntılı bürokratik engeller aşıldığında sektörün önü açılacaktır. Ürettiğimiz türbinleri Amerika’ya ihraç edip toplam 4 veya 5 belge hazırlayarak şebekeye bağlayabiliyoruz. Kullanılan teknoloji aynı, şebeke aynı, üretilen aynı… Peki neden bir devlet otoritesi çıkıpta “..biz nerede yanlış yapıyoruz” demiyor? İşin komik olan tarafı ise maalesef ki şu; şebekeye bağlanmak için tüm bu bürokratik işlemler ve istenilen şartlar lisanslı türbin ithalatçıları için geçerli değil.Küçücük bir türbini yıllarca şebekeye bağlayamamamızın sebebi ne olabilir ki? Aynı kapasite başka bir türbin projesi için her seferinde 18-20 klasör dolusu evrakla devlet ihalesine girer gibi onay almaya çalışmak ne demek? Küçük yatırımcıya, daha yatırımının başında “sen bu işten vazgeç” demektir. Bürokrasi ve mevzuatımızın ağırlaştırdığı yükü yatırımcının sırtından almak için yine bizdevreye giriyoruz. Oysa ki işimiz sadece teknoloji üretmek olmalı. Geride kaldığımız tek bir nokta var ise, işte tüm bu zorlukların yaşatılması ve dayatılmasıdır.

 

Etkinlikle ilgili görüşleriniz nelerdir? Nasıl geçiyor sizce?

Etkinlik çok verimli ve amaca hizmet eder bir içerik taşıyor. Sayın Mustafa Serdar Ataseven’e teşekkür ettim geldiğimde. Uzun yıllar, sektöre hizmet için iyi bir vizyona sahip ve birliğe de misyon kazandırmış biridir. IWPC, bugün rüzgar sektöründe yapılan en büyük etkinliklerden biridir.

Bu etkinliğin direkt üreticilerin değil, daha çok rüzgar yatırımcılarının bir organizasyonu gibi durduğu da bir gerçek. Üreticisi, son kullanıcısı, yansanayisiyle herkesin çember içinde olduğu ve hatta rekabetin yaratıldığı farklı modeller üzerine de gidilmeli. Bir yatırımcı fiyat rekabeti , teknik rekabet ister. Yeter ki, teşvik edilip üretim desteği verilsin, bürokrasinin işleyişinde kolaylıklar sağlansın. Bizler hem rekabete, hem de tüm bilgi birikimimizi paylaşmaya da hazırız.

Açık yürekliliğinizden dolayı teşekkür ederiz. Bizlerin soruları bu kadar. Eklemekistediğiniz başka bir şey var mıdır?

Tekrar etmek isterim. Sektör anlamında baktığınız zaman, sektörün en çok üzerindedurulması ve acilen çözümlenmesi gereken sorunu,  giderek zorlaştırılan bürokrasi ve bağlantısüreçlerinin imkansızlığıdır. Üzücü olan, bizim bu telaşımızın kurumlarda olmaması.Zaman, emek ve ülke olarak para kaybediyoruz.

Dev bir pazarın ortasında, yerli üreticiyi, yatırımcısını sanayiciyin efessiz ve çaresiz bıraktıklarının farkındalar ve iyi niyetli teknokratlarımızın bireysel çabalarıyla ilerliyor. Yoksa, sistemin bütünündebir akış yok. Her şeye rağmen bizler buradayız. Her şeye rağmen ben ve tümarkadaşlarım, bu ülkenin kaynaklarını tekrar ülkemize geri vermek, elimizdeki değerleri korumak, ülke ekonomisine bir nebze bile olsa katkı sağlamak ve teknoloji birikimimizi bir sonraki neslimize devretme azim ve kararlılığındayız. Teşekkürederim.

İNGİLİZCE:

CHALLENGINGPROCEDURE FOR LICENSE-FREE WIND TURBINE

 

Dear readers,

This month, we have struckup a fun and honest conversation with Northel Energy Board Chairman Mr. CemYalçın for you. We hope you will enjoy reading it. 

Could you tell us aboutNorthel Energy?

Inorder to develop technology, our company known as NORTHEL ENERGY A.Ş. today wasactually founded under the name of Northel Electromechanics A.Ş. in 1993. Weinitiated our activities in the renewable energy sector with today’s R&Dcolleagues who personally work in the field in the area of turbine Technologiesin 2007.  While producingelectromechanics sub-industry technologies on the one hand; on the other, we mainlyfocused our innovative design approach on the energy sector. With our core staff,we combined the long term design process with our production capacity and for 8to 10 years we produced technologies mostly for the wind energy andconcentrated solar energy. We produced, installed and experienced energysystems which exist all over the world and even go as far as to compete withany other in the same category with its performance without applying to thesmart technology centers or getting any state subsidy or promotion. And now,despite everything we are ready for the better and higher capacity ones.

By saying “despiteeverything, we are ready” do you refer to the challenging process lying behind?

Thatis correct…It is just not enough to say “we are ready”…If you rise against theworld turbine technology and service quality, you need to run the risk ofchallenge and being challenged. For instance, you need to include the qualityprocess by spreading the required certification processes across this longperiod of time. For about 2 years now, we are going through this challengingprocess and together with TURK LOYDU, we are trying to bring in the turbinetechnology to our country, Turkey. We actually turned this high quality rangeof products to high export potential range of products and we are stillcontinuing. This process goes a long way including every production stagestarting from the quality of the smallest bolt that you use to the profile ofthe wind you produce and analysis and fields tests. It is not just one day or amonth, it takes years. Thank God, we are about to finalize. It has not beeneasy. The preparation for a test which takes one single line to write may takea month, analyses take 2 and the test process may take up to 1 week. Currently,there is no accredited institution in Turkey which could grant an internationalcertificate; however, certification is only but only required for the turbinesfalling in the license free production category. Would you like to hear thetotal number of tests that we had to pass for the certification I mentioned?

“Itis obvious that the international certification process is far from easy andyou achieved it. You work for 350 days with your entire team and realize all ofwhat you have been telling and your projects in Ayvalık where most of us onlygo on holidays for 15 days a year, you both make designs and productions andset significant targets as an industrialist in this quite heavy and exhaustingsector…I can’t decide if it is easy or difficult?

Ihad friends who were there for me when we moved to Ayvalık in 2007. Now, I havea whole competent team who believe in what we do and every passing day we aretrying to bring in other professionals who would like to contribute to ourobjectives. In other words, our doors are always open to those who want to workin this sector and who have a set of ideals, objectives and skills. We wantedto give them the chance to live a stress-free life with no traffic where theycan be by the sea side in 5 minutes after they leave work. And of course manyother things we could give…This is the reason why this region wasselected.  At the same time, Ayvalık is afine R&D laboratory for both wind and sun and a nice place to work, right?

I couldn’t agree more. Asan R&D focused industrialist, what is your added value for the final usersin the wind energy sector? What do you offer and promise? Are there anychallenges?

If we give examples on the windenergy, an investor, even if he is a small SME has some stages to go throughbefore and after the turbine installation. First of all, the investor needs tobe decisive. We measure how serious the investor is with how well he can analyzethe economic model that is presented to himself. In addition to being a companyinvolved in local production, our added value which makes the difference startsat this point. Likewise, the investor needs to ask for the feasibility of thequestion if his total investments “can be repaid in a period of 7 years maximum“ together with all of the real costs. To make a feasibility study is the samefor 20 kW capacity or the highest power investment study. Since they are allinvestments at the end of the day, that needs commitment. This study needs tocontain both the turbine investment and the all the services included in thelife cycle of the turbine. However, the weird thing is neither producing norall these services tires us. What is really tiring is the bureaucratic andchallenging pile of technical procedures put against these brave people whowant to install and operate a turbine on their land which feels like as if theywant to set up a nuclear power station due to the regulations in force in ourcountry right now.

Thereare too many active institutions right now concerning the sector and aren’tthey aware of these complaints as a local producer? Such as Ministry of Energy,TEDAŞ(Turkish Electricity Distribution Corporation)?

You are absolutely right. We have ourinstitutions including the Ministry of Energy and our Minister and we have veryvaluable technocrats in the affiliated Directorate General and TEDAŞ and theyare well aware of these problems. However, as unauthorized as they are, theeight different institutions of sectors usually shift the responsibility to theelectricity distribution companies without nothing else to do due to theregulations. And they weakly justify it on the grounds of protecting thecitizen. The institutions need to get organized and ease the bureaucracy…Therecan’t be a policy to punish the SMEs under the disguise of government support,which actually need to be rewarded for producing the energy they need andfurther energy and investment they bring in to the grid. If the decision makerand implementing agencies do that, what would the distribution companies do?You tell me…Meanwhile, none of these problems apply to the import turbineswhich are licensed producers. They are welcome in our country. Despite this currentlegal regulation which is very hard to aimplement, we have tried to produce for7 years and now we are having a hard time. We have assumed this mission anywaysand we will achieve it.

Can we talk a little bitabout your projects?

Today, we are going through thestages that the world-class companies producing turbine go through and we aremoving very fast. We, as a technology producing company, obtained the know-howand experience which all companies need 15 years to acquire very fast. And thereason is the continuity of our R&D infrastructure which entirely feeds onequity and our dynamic management strategy which make quick decisions. We stillare able to produce turbines at different capacities falling into alicense-free category up to 500 kW in our facilities. We have materialized ourhybrid projects in which we use wind turbines integrated with concentratedsolar energy in harmony with its geography. We have the skill and experience tobe able to produce 1 and 1,5 MW turbines in the wind turbines. This investmentcan be realized within an organized structure in a well-projected serialproduction combined with a high synergy cooperation and partnership.

From a general point ofview, what are our shortcomings in the wind sector? Where do we lag behind inthe world?

First of all, we do not have any shortcomingsor any differences from the technologies used across the world. We do not lackanywhere  when it comes to resource, rawmaterial, sub-industry, access to information and technology, finding andaccessing parts and component equipment either. We lack in using what already existsand what is produced in our country and get others to use it. We lack trust inwhat we produce. When we own up what we have, we are not aware that we canactually see the faulty parts of what is coming from outside.

This actually lies in the logic “wecan’t do it” which has been coded and processed in our genes for years now. Ourdifference from them is the bureaucracy that heaps up like a mountain andregulations which are impossible to implement. It is where we get blocked as acountry. Once these troubling bureaucratic obstacles are overcome, it will alsoclear the way for the sector. We can export the turbines we produce to the USAand wire them up by just preparing 4 or 5 documents. The technology that isused is the same, the grid is the same, what is produced is the same…Then whydoesn’t a state authority just come up and say “..what are we doing wrong?” Thefunny thing is that unfortunately, all these bureaucratical procedures andrequired conditions in order to wire up do not apply to the licensed turbineimporters. What could be the reason for us not to wire up a tiny turbine foryears? How is it possible to try to get approval as if getting into a statetender with papers including 18-20 files each time for another turbine projectat the same capacity? It is the same as saying “you give up on this” to thesmall investor at the beginning of the investment. We again step in in order toease the burden off the investor’s shoulder imposed by the bureaucracy and ourlegislation while we are just supposed to produce technology. The only pointwhere we lag behind is all these difficulties and being imposed and dictated bythem.

What do you think about theevent? How do you think it is going?

The event’s content is very efficientand serving the purpose. I thanked Mr. Mustafa Serdar Ataseven when I arrived.He has a good vision for serving the sector and he also brought in a missionfor the sector. IWPC is one of the biggest events held in the wind sectortoday.

It is true that this event seems likean organization oriented towards wind investors rather than the directproducers. There should be different models involving everyone the producer,final user, sub-industry where competitions are created. An investor asks for aprice competition, technical competition as long as it is incentivized andproduction support is provided, bureaucracy is eased up. We are ready both tocompete and share all of our knowhow.

Thank you for your honesty.We asked all of our questions. Do you have any further remark to make?

Let me repeat again. On sectoralbasis, the most attention-calling problem that needs to be resolved immediatelyis the bureaucracy and impossibility of the connection processed which aregetting more difficult every day. What is sad is that the institutes do notshare this concern of ours. We are wasting time, effort, and money as acountry. They are well aware that they leave the local producer, investors,industrialist without breath in a desperate position in the middle of a giantmarket and it is moving on thanks to the individual efforts of our well-meaningtechnocrats. Otherwise, there is no flow with the whole system. We are heredespite everything. Despite everything all my colleagues and I are eager anddecided to give the resources of this country back to our country, preserve ourvalues, contribute as much as we can to the country economy and pass on ourtechnological knowhow to the coming generation. Thank you.

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler