Connect with us

Sektör Haberleri

Abdi İbrahim’den yenilenebilir enerji hamlesi

Yayın tarihi:

-

Türk ilaç sektöründe 17 yıldır lider konumunda olan Abdi İbrahim, 2020 yılına sürdürülebilirlik alanında bir ilk uygulama ile adım atıyor. Şirket, 1 Ocak’tan itibaren İstanbul Esenyurt Üretim Kompleksi’nde bulunan tüm üretim tesislerindeki enerji ihtiyacını güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinden karşılayarak, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlayacak.

Abdi İbrahim Kamu İlişkileri ve Kurumsal İletişim Direktörü Dr. M. Oğuzcan Bülbül, aldıkları bu kararın Abdi İbrahim’in cesaret, tutku ve sorumluluk olarak özetlediği kurumsal değerlerini ve liderliğini yansıttığını ifade ederek, ‘’İlaç sektöründe bir ilk olan bu uygulama ile ekonomik faaliyetlerimizi sürdürürken, topluma ve içinde yaşadığımız dünyaya iyi iz bırakma önceliğimizin gereğini yerine getirmekteyiz. Sürdürülebilirliği kültürel bir dönüşüm hedefi olarak görüyoruz. Bu uygulama ile bu alanda öncü ve somut bir adım atmaktan gurur duyuyoruz’’ dedi.

Dokunduğu hayatları iyileştirmek hedefiyle ilaç sektöründe 108 yıldır ilk günkü heyecanla faaliyet gösteren Türk ilaç sektörünün lider şirketi Abdi İbrahim, daha yaşanabilir bir dünya için yürüttüğü sürdürülebilirlik çalışmalarına yeni bir halka daha ekliyor. Şirket, aldığı kararla 1 Ocak 2020’den itibaren Esenyurt’ta bulunan kimyasal ilaç üretim tesisi, biyoteknolojik ilaç üretim tesisi AbdiBio, Ar-Ge Merkezi ve insansız teknolojistik merkezi ile tüm yardımcı işletmelerdeki elektrik ihtiyacının tamamını rüzgar ve güneş olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarından kullanmaya başlayacağını açıkladı.

Abdi İbrahim Esenyurt Üretim Kompleksi’nde 2020 yılı enerji tüketiminin 44.405.118 kilowatt saat enerjiye ulaşacağı tahmin ediliyor.Şirket yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanımına geçmesiyle birlikte 15.868 evin elektrik tüketimine eşdeğer olan enerjiyi yenilenebilir kaynaklardan karşılayacak. Ayrıca 9.737 aracın karbon emisyon salınımı ve buna bağlı olarak 29.211 ağaç gerekliliği önlenmiş olacak.

Abdi İbrahim Kamu İlişkileri ve Kurumsal İletişim Direktörü Dr. M. Oğuzcan Bülbül, Abdi İbrahim’in yenilenebilir enerji kullanımı uygulamasının ilk olarak üretimde başlayacağını, ardından kademeli olarak tedarik sürecinden hammadde alımına, pazarlama ve satış aşamasından son tüketiciye kadar devam eden tüm yolculukta uygulanarak, 2030 yılında şirketin karbon ayak izinin sıfıra getirilmesinin hedeflendiğini belirtti.

Abdi İbrahim’in 2025 vizyonu kapsamında sürdürülebilirlik stratejisinde öncelikli alanları belirlediğini vurgulayan Dr. Oğuzcan Bülbül, “Bin 500’ten fazla paydaşımızla yaptığımız çalışma kapsamında Birleşmiş Milletler 2030 gündemini dikkate alarak Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından 8’ine aynı anda dokunabilecek şekilde belirlediğimiz bu alanları şirketimizin 3 değeri olan cesaret, tutku ve sorumluluk altında kümeleyerek öncelikli faaliyet alanlarımızı belirledik. Sorumluluk başlığı altında yer alan iklim değişikliği ve enerji yönetimi alanında somut ve model teşkil edecek bir adım atmak istedik. Türkiye’deki üretim tesisimizin tamamında kullandığımız elektriğin yenilenebilir olmasını sağladık. Abdi İbrahim bu adımıyla tüm üretiminde yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanarak bu konuda sektöründe bir ilk olmayı başardı” dedi.

Dr. Oğuzcan Bülbül, Türkiye’de kendi alanında uzun yıllardır devam eden liderliğin yanı sıra uluslararası pazarlarda da etki gücünü her geçen gün artıran bir şirket olarak, dünyayı yakından takip ettiklerini ve iş hedefleri ile sürdürülebilirlik hedeflerini uyumlandıracak çalışmalar yürüttüklerini belirtti.

Şirketin tüm faaliyetlerini sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kalkınma ve kurumsal sosyal sorumluluk alanında bir guru olan John Elkington tarafından geliştirilen üç boyutlu bakış açısı (Triple Bottom Line “TBL”) ile planladıklarını aktaran Dr. Oğuzcan Bülbül, “Bu sayede, şirketimizin performansını sadece hissedarlarımız için yaratılan pozitif finansal sonuçlarla değil, bunun yanında toplum ve çevre için yarattığımız pozitif etkileri de dikkate alarak ölçme şansına sahip oluyoruz. Üç farklı açıdan şirketin elde ettiği sonuçları değerlendirmek, içinde bulunduğumuz ekosistemdeki tüm paydaşlara olan etkimizi daha geniş açıdan görebilmemizi, bu etkileri daha bütünsel olarak değerlendirebilmemizi ve şirket olarak sürdürülebilirlik stratejimizi gözden geçirerek önümüzdeki 5 ve 10 yıllık dönemde bu alanda atacağımız adımları daha net ve ölçülebilir hale getirebilmemizi sağlıyor” dedi.

2020 yılı itibariyle sürdürülebilirlik çalışmalarını hızlandıracaklarını vurgulayan Dr. Oğuzcan Bülbül, şöyle devam etti: “Abdi İbrahim olarak toplum sağlığı ve gelecek nesillere bırakacağımız dünyanın yaşanabilir olmasını önemsiyoruz. Ülkemize, sektörümüze güç katacak, liderliğimize yakışan tesisleri hayata geçirirken çevre ve sosyal sorumluluk konularını daima odağımızda tutuyoruz. Çevrenin korunması; doğal kaynakların etkin kullanılması, atıklarımızın öncelikli olarak kaynağında azaltılıp ayrıştırılması, geri dönüşüme kazandırılması ve en uygun yöntemlerle bertaraf edilmesi; bunun yanı sıra topluma değer katan sosyal projelere zaman ve kaynak ayrılması iş stratejimizin vazgeçilmez parçaları olmaya devam edecek.

Sürdürülebilirlik hedeflerimize ulaşabilmek için lojistik aşamasında elektrik araçlar ve elektrikli tırların kullanımı; ambalaj atıklarının azaltılabilmesi veya doğaya daha az zararlı yeni ambalaj türlerinin geliştirilebilmesi için Türkiye’nin bu alandaki en iyi şirketleri ve start-up’lar ile her kademede iş birlikleri arayışı içindeyiz. Bunun dışında; CDP ve RE100 gibi şirketimizin sürdürülebilirlik alanındaki atılımını paylaşabileceği ve üyelerinin engin tecrübelerinden faydalanabileceği oluşumlara üye olmayı ve orta vadede şirketimize “B Corp Sertifikası” kazandırmayı diğer önemli hedeflerimiz olarak görüyoruz. Bu platformlarda şirketimizi temsil etmeyi; yüzde 100 yerli ve 108 yıllık bir Türk ilaç şirketi olarak önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Bunun yanı sıra bu hedeflerin; Avrupa ve ABD pazarına önümüzdeki dönemde yapacağınız yatırımlar açısından da bize değer katacağını düşünüyoruz.

Tüketicilerimizin ve paydaşlarımızın çok önem verdiği iklim değişikliği ile mücadele kapsamında sıfır karbon ayak izine sahip olma hedefinin yanında; ilaç sektörü açısından en önemli sürdürülebilirlik konularından birisi olan Ar-Ge ve inovasyona yatırım yapmaya devam ederek kendi molekülünü geliştiren ilk Türk ilaç şirketi olmak; su kaynakları başta olmak üzere tüm doğal kaynakların etkin kullanımını sağlamak; atık yönetimi konusunda önemli adımlar atmak; plastik içerikli ambalajlar yerine doğaya daha az zararlı ambalaj malzemelerin kullanımını yaygınlaştırmak; topluma değer katan sosyal sorumluluk projelerine zaman ve kaynak ayırmak da iş stratejimizin vazgeçilmez adımları olmaya devam edecek. Abdi İbrahim olarak; Türkiye’de ilaç sektöründe birçok ilki başarmış olmanın verdiği güvenle; sürdürülebilirlik alanında atacağımız adımlarla gelecek nesillere daha yaşanabilir ve daha yeşil bir dünya bırakabilmeyi ve başta ilaç sanayi olmak üzere tüm Türk şirketlerine ilham olmayı arzu ediyoruz.”

Devamını oku
Reklam
Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Paris İklim Anlaşması yürürlüğe girdi: Enerjide yeni dönem

Yayın tarihi:

-

Yazar

Paris İklim Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anlaşma, Resmi Gazete’de de “22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur” ifadeleriyle yayımlanarak yürürlüğe girmiş oldu.

WWF, Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 15 kurum, konuyla ilgili ortak açıklama yayınladı.

İklim değişikliği konusunda çalışan imzacı kurumlar, Türkiye’nin Anlaşmaya  taraf olmasının olumlu bir adım olduğunu belirtiyor ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefinin benimsenmesiyle Türkiye’nin iklim politikasında yeni bir dönem başladığını vurguluyor.

Türkiye, dünyada en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada ve kişi başı emisyonları her gün artıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltımı için öncelikle, Türkiye’nin 2053 yılına kadarki süreci kapsayacak kısa vadeli iklim hedefleri belirlemesi gerekiyor.  Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir politika geliştirebilmek için, halihazırda sera gazı emisyonlarında artıştan azaltımı öngören Ulusal Katkı Beyanı’nı diğer ülkeler gibi gözden geçirmesi ve daha iddialı emisyon azaltım hedefleri sunması bekleniyor. 

Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor.

Hükümetin yeni iklim politikası dahilinde ilk adım olarak yeni kömür santrali yapılamayacağını taahhüt etmesi önem kazanıyor. 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür yatırımlarının yapılmaması gibi bazı önemli kilometre taşlarının bugün belirlenmesi gerekiyor. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye’nin,  geçtiğimiz hafta yeni kömürlü santrallerinin inşaatını durdurmayı amaçlayan “Yeni Kömür Santrali Yok Sözleşmesi” gibi girişimlerin izinde “yeni kömür yok” hedefini mutlaka taahhüt etmesi gerekiyor. 

Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. 

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor.  Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor.”

Devamını oku

Proje Yönetimi

Dev enerji potansiyeline ilk dokunuşlar

Yayın tarihi:

-

Yazar

Deniz üstü rüzgar enerjisi üretiminde ülkemizde kısa sürede büyük adımlar atılıyor. Marentech Expo da bu adımlardan biri. Deniz üstü rüzgarında bir ilk olarak Türkiye enerji sektörü tarihine geçen Marentech’i, Bifaş Yönetim Kurulu Üyesi Feraye Gürel ile konuştuk. 

Feraye Gürel
BİFAŞ Yönetim Kurulu Üyesi

Marentech Expo’yu gerçekleştirme hikayenizi anlatır mısınız? 

8400 km olan kıyı uzunluğumuzu ve ülkemizin 3 tarafının denizlerle çevrili olduğunu düşününce Türkiye’nin deniz üstü rüzgarı konusunda inanılmaz bir potansiyeli olduğunu görüyoruz. Türkiye’de çok yeni bir başlık olan Deniz üstü Enerji Teknolojileri konusu ile ilgili DÜRED, dernek kuruluşundan hemen sonra konferans ve fuar çalışmaları yapmak, bu konuyu Türkiye’de daha bilinir hale getirmek ve Türkiye’yi bu konuda olması gereken noktaya taşımak istedi. Kısacası, Marentech Fuar ve Konferansının fikir babası tamamen DÜRED’tir. Projenin ciddiyeti ve sorumluluğu nedeni ile DÜRED bizlerle çalışmayı tercih etti. Biz de enerji sektöründeki yurt içi ve yurt dışı olmak üzere 25 yıllık deneyimimiz ile bu projenin bir parçası olmak için seve seve projeye bu farklı projeye dahil olduk.

Marentech Expo sektörde hangi branşlardan ve firmalardan katılım gerçekleşiyor?

Türkiye’nin ve bölgenin deniz üstü enerji sektörüne ev sahipliği yapan Marentech Expo’da rüzgar türbin tedarikçileri, türbin temel tedarikçileri, güneş panelleri, dalga enerji ekipman tedarikçileri, akıntı, enerji ekipman tedarikçileri, mühendislik firmaları, deniz nakliyat firmaları, tersaneler, marina ekipman firmaları, liman inşaat firmaları başta olmak üzere geniş bir ürün yelpazesinden 300’ün üzerinde firma, doğru alıcı ve yatırımcıyı ile buluşturmayı hedefliyoruz.

Expo’nun hitap ettiği ziyaretçi kitlesini hangi kesimler meydana getiriyor?

Enerji sektörü profesyonelleri, denizcilik sektörü profesyonelleri, kamu kurumları, enerji yatırımcı firmaları, türbin firmaları, tersaneler, deniz taşımacılığı firmaları, ölçüm ve mühendislik şirketleri, üniversiteler, basın ve medya, dernek ve federasyonların ziyaretiyle gerçekleşecek Marentech Expo’da katılımcılar, iş ağını ve ihracat ivmelerini arttırırken; ziyaretçiler de son teknoloji ürünlerle buluşma fırsatı yakalayacak.

Marentech Expo’nun ortaya çıkmasında nasıl bir iş birliği ağından söz edebiliriz?

İzmir Kalkınma Ajansı, ENSİA ve GENSED gibi derneklerin yanı sıra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın da destekleri ile projemizi harekete geçirdik. Uluslararası deneyimimiz ve sektör bilgimiz ile de iştirakçi ağımızı genişlettik.

Marentceh Expo’da hangi başlıklar ele alındı?

Marentech kapsamındaki konferansta, Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi, Ülkelerin Deniz Üstü Enerji Mevzuatı, Yüzer Temelli Deniz üstü Rüzgâr Elektrik Santralleri, Yüzer Güneş Elektrik Santralları, Dalga Enerjisi, Akıntı Enerjisi, Hidrojen Enerjisi, Sanayi ve Üretim ana başlıkları ele alındı.

Marentech Expo’nun sektöre ve ihracat rakamlarına nasıl faydası ve katkısı olacak?

Avrupa, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden profesyonel yatırımcı ve alıcılar, deniz üstü enerji pazarındaki en inovatif ürün ve teknolojilerinin sergilendiği Marentech Expo ile ticaret ve yatırım hacmini genişletme fırsatı sunuyoruz.

Marentech Expo, 24 ülkeden 20.000’in üzerinde yerli ve yabancı firmayı ağırlamasının yanı sıra, özel yatırımcılarına ve önde gelen üretici firmalarına sağladığı B2B toplantıları ile uluslararası iş ağını oluşturarak eşsiz bir buluşma platformu sağlayacak.

Geçtiğimiz günlerde meclis onayından geçen Paris iklim anlaşması, küresel iklim değişikliği sorunu ve bu sorunun yönetimi için yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının yaygınlaştırılmasının önemi ortaya koyuyor. Offshore potansiyelimizi düşünürsek, iklim değişikliği hedeflerimize katkısı hakkında neler söylemek istersiniz?

Paris İklim Anlaşması’nın sağlanması, Dünya’da yeşil enerji devrimini sağlayacaktır. Buna energy transition, enerjinin dönüşümü de deniyor. Ülkemiz bu konuda zaten üzerine düşeni yaptı. Karada RES’lerde. Şimdi sıra deniz üstü RES’lerde. 2030-2040 yılları arasına bakarsak, Dünya’da en önemli sözler deniz üstü konusunda verildiği için 2040 yılında Avrupa’da enerjinin %60’a yakınının deniz üstü RES’lerden karşılanacağı projekte ediliyor. Paris Anlaşması’nın bir diğer önemli konusu da ülkelerin ihracat yapabilmesi için artık enerjilerinin ne kadarlık kısmını yenilenebilir enerjiden karşıladıklarını ispatlamak zorunda kalacaklar, olay oraya doğru gidiyor. Artık bir ülke bir ülkeye ihracat yaparken ya da Avrupa Birlği’ne giriş için yenilenebilir enerji bir kriter olarak gelecek. Ülkemiz de Paris İklim Anlaşması’nı imzalayaraktan aslında çok net bir yenilenebilir enerji hedefi koydu. 

Ülkemizde yenilenebilir enerjide en önemli kriter, önümüzdeki yıllarda deniz üstü RES’ler olacaktır. Çünkü ülkemizdeki yaklaşık 100GW potansiyel düşünüldüğünde ve etrafımızdaki gerek Karadeniz gerek Hazar Denizi ile ele alındığında, Dünya Bankası raporlarına göre yaklaşık 1000GW kapasiteden bahsediliyor. Bu kapasitenin üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke tarafından kullanılmaması söz konusu olamaz. 

Marentech Expo’nun gelecekte alacağı biçimle ilgili ön görüleriniz nelerdir?

Türkiye’de 10 yıl içerisinde öngörülen enerji sektörünün büyük potansiyelini göz önünde bulundurarak; 2035 yılına kadar 4 adet 1000 MW DRES kurulumu ile yaklaşık 12 milyar Euro hacminde pazar oluşmasını bekliyoruz. Ayrıca yüzer GES’ler başta olmak üzere diğer deniz üstü enerji kaynaklarının da gelişeceği görülmektedir. Sektörün tek buluşma noktası olacak Marentech Expo – Deniz Üstü Enerji Teknolojileri Fuarı, Türkiye deniz üstü enerji sektörünün ticaret hacmine büyük katkı ve ivme sağlayacak.

Devamını oku

Sektör Haberleri

Rüzgarın geleceğini çözümlerken

Yayın tarihi:

-

Yazar

İşletmeciler ve operatörler, operasyon ve bakım stratejilerinin rüzgar sektörünün değişen görünümünün ilerisinde kalmasını ne şekilde güvence altına alabilirler?

Rüzgar sektörü büyüyor. Bu büyüme de her zaman dengeli ya da pürüzsüz gerçekleşmiyor. Ancak sektörün kapasitesine ve proje hatlarına yıldan yıla yenileri ekleniyor. Büyüyen piyasanın cazibesi ve rüzgarın uzun vadedeki faydalarının kabul görmesiyle, işletmeci ve operatörlerin sayısı son 5 yılda iki katına çıktı.

Ancak büyüme beraberinde finansal, stratejik, politik ve teknolojik karmaşıklığı da getiriyor. Sektörün bu karmaşıklığın doğurduğu fırsatlardan yararlanabilmesi için ONYX, rüzgar sektöründe sahanın mevcut durumu hakkında, endüstrinin değişen yapısını ve işletmecilerle operatörlerin bu değişime bugün ve yarınki adaptasyon biçimlerini keşfederek bir araştırma yürüttü.

Rapor, bu araştırmanın bulgularını gözden geçiriyor; konsolidasyondan çeşitliliğe, digitalizasyona sektörü şekillendiren mikro ve makro trendleri açıyor. Bunu da rüzgar iştirakçilerinin gelecekte ihtiyaç duyacakları operasyon ve bakım stratejileri ile donanması amacıyla gerçekleştiriyor.

Rüzgar oyuncularının gelişimi

Büyük firma sahibi ve işletmecilerin değişen profili, özellikle satış sonrası hizmetler sektöründe orijinal ekipman üreticisi (OEM) hakimiyetini etkiliyor. Daha büyük işletmeci ve operatörlerse gözle görülür operasyonel uzmanlığa haiz durumdalar ve giderek artan sayıda oyuncu bakım ve onarımı bünyelerine almayı seçiyor. Teşviklerdeki fark da proje yaşam döngüsü boyunca çıktılarını optimize etmeye ihtiyaç duyan büyük oyuncularda büyük boyutlara ulaşıyor. Bu oyuncular büyüdükçe, OEM’lerle pazarlık güçleri de artıyor.

İşletmeciler ve operatörler büyüdükçe, karmaşık küresel portföyler ediniyorlar. Çok markalı rüzgar, güneş ve hibrit projesinden meydana gelen karmalar, artan depolama kapasiteleri ile OEM’lerin etkisini daha da zayıflatıyor. En iyi 10 oyuncu, hizmet sözleşmeleri tekliflerinde rüzgar üreticilerini dezavantajlı hale getirerek, 2025 yılına kadar güneş enerjisi paylarını %35’e çıkarmaya hazırlanıyor.

Ancak, konu tamamen süper büyüklere bağlı değil. Gelişmekte olan orta ölçekli oyuncular için, daha büyük oyuncularla rekabet ederken kârlı bir şekilde ölçek kazanmak karşılaşılan önemli bir güçlük. Uzun vadeli planlamayı ihmal etmeden OEM ilişkileri ve teknik uzmanlık oluşturmalıdırlar.

Bağımsız Hizmet Sağlayıcılar (ISP’ler), her büyüklükteki yenilenebilir enerji varlıkları sahiplerinin çeşitli branşlardaki yeni portföylerini etkin bir şekilde yönetmelerine yardımcı olmak için uygun gözüküyorlar. Tarafsız ve multidisipliner olarak, ISS’ler, daha büyük işletmelerin operasyonlarında engel teşkil eden siloları azaltabilir ve daha derin bir donanım, yazılım ve mühendislik anlayışı sunabilir.

Genişleme tüm sektörde meydana geldiğinde herkese yetecek kadar yer var. Ancak endüstrinin, kârlılığı koruması için varlık yönetimi hakkındaki düşüncesini değiştirmesi gerekiyor. Rapor, değişen rüzgar sektöründe başarı için üç adımı ana hatlarıyla açıklayıp, temel eğilimlerin veriye dayalı işletme ve bakım stratejilerini nasıl etkilediğini keşfediyor.

Rüzgarın önündeki üç engel

Dijital dönüşümü benimsemek, rüzgar sahiplerinin ve operatörlerin potansiyel tuzakları aşmalarına yardımcı olur. ONYX Insight, tam dijital entegrasyonun ve dolayısıyla gelecekteki karlılığın önünde üç engel belirledi. Bunlar;

  1. Silolanmış veriler 
  2. Karmaşık ve büyüyen portföyler 
  3. Gerçek anlamda bütünsel dijital araçlar oluşturma 

Rapor, bu önemli engellere ışık tutuyor ve bunların nasıl üstesinden gelinebileceğini gösteriyor.

Adım 1: Siloları ortadan kaldırın

Şu anda rüzgar sektörünün operasyonel mükemmelliğe ulaşmasının önündeki en büyük engel silolanmış verilerdir. ONYX Insight’ın sektör araştırmasına göre, rüzgar sektörü iştirakçilerinin  %62’si veri entegrasyonunu dijital ilerlemenin önünde önemli bir engel olarak görüyor.

Veri siloları kayıp değer anlamına gelir. Veri akışları, birlikte kullanıldığında en doğru bilgileri sağlar. Örneğin rüzgar türbini titreşim verileri, hasar oluşmadan önce rulmanlarla ve diğer elemanlarla ilgili sorunların teşhis edilmesine yardımcı olur.  Daha da önemlisi, veriler, performans, mühendislik, saha hizmetleri ile organizasyonlar içindeki silolarda, varlık yönetimi ekiplerinin kendi araçlarını kullanarak toplanır ve kullanılır. Silosuz bir yaklaşımın anahtarı, bir varlığı tek bir enerji santrali olarak düşünmek ve tekil türbinler veya modüller yerine tüm tesis genelinde verimi optimize eden operasyonel kararlar almaktır. Bu, sürdürülebilir avantajı, daha fazla yatırıcının güvenini ve daha fazla sektörel büyümeyi beraberinde getirirken, karlılığı da artırır. Bunu etkinleştirmek için veriler farklı şekilde kullanılmalıdır. Tek bir varlığı ya da filonun tamamını ele alan varlık yönetimi platformları şunları sağlamalıdır:

Farklı kullanıcı tipleri için farklı görüşler ve analizler

Çoklu veri kaynağı analizleri

Farklı ekiplerle, objektif, şeffaf gerçekleri kullanarak iş birliği

Tüm bunlar, sahadan yönetime ekibin tamamına önemli bilgilere anında erişim imkanı sunarak tüm departmanlarda net bir dijital oluşturur; bu da portföyün tamamında verimliliği ve karlılığı artırır.

Adım 2: Karmaşık, çeşitlilik barındıran portföyleri en uygun hale getirin

İşletme ve bakıma yönelik geleneksel yaklaşımlar, karma teknoloji portföylerinin yeni gerçekliğini yakalamada yavaş kalıyor. ONYX Insight’ın araştırması, 339GW küresel güneş enerjisi kapasitesi, 449GW rüzgar ve 5GW depolamadan oluşan 2020 tabanında, 2030’daki toplam kurulu kapasitenin 902GW güneş, 1114GW rüzgar ve 87GW depolamasını kapsayacağını gösteriyor. Karışıma şebeke, ulaşım ve eski varlıkları eklediğimizde , önde gelen işletmecilerin karma varlıklarının, basit portföy izlemesinin ötesinde karmaşık dijital araçlar gerektireceği açıktır. Operasyonun tek bir yönünü yönetecek tek bir araç, geleceğin ortamında yeterli gelmeyecektir. 

Gelişmiş dijital çözümler artık eski donanımlar, büyük personel sayısı ve mevcut BT sistemleri dahil olmak üzere önemli küresel portföylerle sorunsuz bir şekilde entegre olmalıdır.

ONYX Insight’ın verilerine göre, 2025 yılına kadar operatörlerin %60’ının rüzgar ve güneş varlıklarının karma portföylerini yönetmeye başlamasıyla birlikte, rüzgar ve güneş için ortak yazılım platformlarına ihtiyaç duyulacak. Ancak, kilit operatörlerle yapılan görüşmeler, varlık türüne özel işlevselliğin operatörler için tek bir entegre görünümün kolaylığından daha önemli olduğunu gösterdi.

Bu nedenle, hibrit varlıklar için gelecekteki bir platformun, her bir varlık türü için derin sektör bilgisini içermesi gerekecektir. Varlık sınıfı ne olursa olsun, operasyonel kararları basitleştirmek ve desteklemek için mühendislik ve operasyonel bilgiler yazılıma dönüştürülmelidir.

Sahip operatörler doğal olarak karmaşıklıkla başa çıkabilecek ve somut değer sağlayabilecek araçları seçeceğinden, sektörün değişen bileşimi bir dereceye kadar bu platformun ortaya çıkması için gerekli koşulları yaratacaktır.

ONYX Insight’ın verilerine göre, 2025 yılına kadar operatörlerin %60’ının karma rüzgar ve güneş portföylerini yönetmeye başlamasıyla birlikte ortak yazılım platformlarına ihtiyaç duyulacak. Ancak, kilit operatörlerle yapılan görüşmeler, varlık türüne özel işlevselliğin operatörler için tek entegre bir durumun sağladığı kolaylıktan daha önemli olduğunu gösterdi.

Bu nedenle, gelecekteki bir platformun, hibrid varlıklarda her tür için derin sektör bilgisini kapsaması gerekecektir. Varlık sınıfı ne olursa olsun, operasyonel kararları basitleştirmek ve desteklemek için mühendislik ve operasyonel bilgiler yazılıma dönüştürülmelidir.

İşletme sahibi operatörler doğal olarak karmaşıklıkla başa çıkabilecek ve somut değer sağlayabilecek araçları seçeceği için, sektörün değişen bileşimi bu platformun ortaya çıkması için gereken koşulları yaratacaktır.

Adım 3: “Sihirli Değnek” dijital araçlardan uzaklaşın

Temel piyasaların ticari ortama göre hareket etmesi nedeniyle, yenilenebilir enerjideki başarılı yatırımcılar da fiyatlandırma mekanizmalarıyla etkileşim içerisinde, operasyonlarını karlılığı artırma odaklı şekillendireceklerdir.

Varlıkları işler durumda tutmak ve enerji üretimi maksimize etmek birçok operatörün varsayılan stratejisi olagelmiştir. Ayrıca, enerji satışlarının optimizasyonuyla kazançlarını en yüksek düzeye çıkarma yollarını ararlar. Bu da piyasa fiyatlamasının belirleyici olduğu, türbinlerin satılan enerjinin değerine yükseltgenip indirgenebildiği esnek operasyon stratejilerini gerektirir.

Bu tür optimizasyona örnek, PdM (Öngörücü Bakım) ve APM (Varlık Performans Yönetimi) araçlarının entegrasyonu olabilir. Her biri kendi başına önemli faydaları beraberinde getirir: PdM daha iyi bakım planlaması sağlarken APM, performansı iyileştirebilir. Ancak daha da büyük bir fırsat, iki disiplini entegre edip operatörlerin varlıklarını en iyi şekilde işletmesine ve fiyatlar tepedeyken en fazla gücü üretmesine imkan tanımakta yatmaktadır.

İşletmeciler ve operatörler, MWh tabanlı finansal modellerden $/MWh, Climb/WTG, MW/tech ve MTTR (ortalama yanıt verme süresi) gibi metrikleri kullandıkları sermaye ve karlılık modellerine geçmelidir. Odak noktası, yalnızca maliyetleri azaltmak veya enerji eldesini en üst düzeye çıkarmak değil, harcama birimi başına geliri en üst düzeye çıkararak verimliliği artırmaktır.

Ancak, piyasa ve operasyonlar arasındaki geri bildirimi kolaylaştırabilecek araçlar sınırlıdır. Operatörlere sunulan birçok ‘veri’ ürünü ve hizmeti, temel kâr ve verimlilik sağlayan KPI’lar ile bağlantı kurmadan, ayrıntılı operasyonel verileri izleyen dar bir odak noktasına sahiptir.

Yazılımın, varlık yöneticilerine ve saha ekiplerine, varlığın bütünündeki karlılığı garantileyecek eylemlerde bulunmada destek verecek köprü olması gerekiyor. En önemlisi, gelecekteki platformların, bünyelerinde değişikliklerin uygulanması için prosesler yapılandırmaya ihtiyaçları var. Bu, varlık performansı, bakım, varlık yönetimi, satış ve fiyatlandırmaya ilişkin verileri entegre eden bağımsız, teknolojiden bağımsız çözümlere ihtiyaç olduğunu gösterir.

Sonuç olarak, operatörler kararları desteklemek ve önemli verilerle desteklenen bilgileri organizasyonları arasında paylaşmak için dijital araçlara ihtiyaç duyarlar.

Sonuç

Zaman, yenilenebilir enerji için bir dönüm noktasıdır. Sektör büyüdükçe ve küresel enerji üretiminin kalbi haline geldikçe, karlılığa odaklanan bir yapıyı sürdürmelidir. 

Devamını oku
Reklam
Reklam

Trendler