Connect with us

Yatırımcılar

YEKA-2’nin ilk santrali start için gün sayıyor: Enerjisa Üretim, rüzgardaki kurulu gücünü 1.500 MW’a ulaştırmayı hedefliyor

Yayın tarihi:

-

Türkiye’nin birçok bölgesinde yer alan ve başta rüzgar yatırımları olmak üzere 5.000 MW’a doğru ilerleyen kurulu gücüyle 5 farklı teknolojiden enerji üreten Enerjisa Üretim, YEKA-2’deki tarihi yatırımıyla Türkiye’nin rüzgarına güç katıyor. Enerjisa Üretim, 1.2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçireceği 1.000 MW’lık YEKA-2’nin ilk santralini, 2023 yılı bitmeden devreye almaya hazırlanıyor. Şu an faaliyette olan 353 MW’lık toplam 6 rüzgar santraline sahip firma, yerli ve yenilenebilir santral yatırımlarıyla rüzgar enerjisindeki kurulu gücünü 3 yılda 1.500 MW’a ulaştırmayı hedefliyor.

Firmanın rüzgar enerjisindeki çalışmalarına odaklandığımız röportajda, sorularımızı Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl yanıtlıyor. Enerji sektörünün yakından takip ettiği bir isim olan Bayçöl, santral yatırımlarının yanı sıra, sektörün geleceğine yaptıkları yatırımlar olarak gördüğü genç yetenek, üniversite iş birliği, cinsiyet eşitliği gibi alanlarda hayata geçirdikleri çalışmalar hakkında da bilgiler veriyor. Deneyimleri ve tecrübeleriyle enerji sektörünün küresel profesyonelleri arasında yer alan Bayçöl, rüzgar enerjisi sektörünün yatırımcı tarafında oluşturduğu zorluklara da değinerek, çözüm önerilerini paylaşıyor.

Türkiye’de enerji kelimesiyle akla ilk gelen markalardan birisiniz. Enerjisa Üretim ve hizmetlerinden bahsedebilir misiniz? Enerjisa Üretim’in portföyü, kapasitesi ve yatırımlarından söz ederek, Türkiye’deki enerji tüketiminin ne kadarını karşıladığınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Enerjisa Üretim olarak Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yer alan 24 santralimizde 5 farklı teknolojiyle enerji üretiyoruz. Sadece yenilenebilir enerji kaynaklarına yapacağımız yatırımla 5.000 MW kurulu gücün üzerine çıkmayı hedefliyoruz. Özellikle yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına odaklanarak sürdürülebilir enerji üretimine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Türkiye’deki enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 5’ini karşılıyoruz.

YEKA-2 ihalelerinin tamamını kapsayan tarihi 1.000 megavatlık rüzgar enerji santrali anlaşmamız, 2022 yılında devreye alınan Erciyes Rüzgar Enerji Santrali, Balıkesir Rüzgar Enerji Santrali ve Tufanbeyli Santrali’nde yer alan hibrit güneş santrallerimiz ile yenilenebilir enerji yatırımlarına devam ediyoruz. 

Rüzgar enerjisi özelindeki faaliyetlerinizden söz edebilir misiniz? Şu an işletmede olan kurulu gücünüz ve elinizdeki proje stoku hakkında bilgi verebilir misiniz?

Halihazırda Çanakkale, Dağpazarı, Balıkesir, Akhisar, Dikili ve Erciyes’te işletmede olan 353 megavat kurulu güce sahip toplam 6 rüzgar santralinde enerji üretimi yapıyoruz. 1.2 milyar dolar yatırımla hayata geçireceğimiz, 1.000 megavat kurulu güce sahip YEKA-2 yerli ve yenilenebilir santral yatırımlarımız ile rüzgar enerjisindeki toplam kurulu gücümüzü 3 yıl içinde 1.500 megavata ulaştırmayı hedefliyoruz. YEKA-2 kapsamında proje geliştirmelerini tamamladık ve inşaat faaliyetlerine başladık. Yıl sonundan önce ilk YEKA-2 santralimizi devreye almayı planlıyoruz. 

YEKA-2 ihalelerinin tamamını kapsayan dev bir yatırım için Enercon ile iş birliği yaptınız. Bu iş birliğinden bahsederek projelerin hangi aşamada olduğu hakkında bilgi verebilir misiniz? 1.000 MW’ın tamamı ne zaman devreye girmiş olacak?

Enercon iş birliği ile hayata geçireceğimiz yerli ve yenilenebilir santral yatırımları, hem Türkiye’nin şebekesine 1.000 megavat ek kapasite kazandıran hem de Enerjisa Üretim’in gücüne güç katan bir proje oldu. 2025 sonuna kadar tüm santrallerimizin devreye girmesini hedefliyoruz. Proje, yerli ve yenilenebilir enerji ve ekipman üretimi, istihdam, yetişmiş insan kaynağı, rüzgar ekosisteminin gelişmesi gibi farklı yönlerden Türkiye ekonomisine katkı sunuyor. Anlaşma kapsamında alımı gerçekleşen türbinlerin jeneratörleri, kuleleri ve kanatları İzmir’de üretiliyor. Üretim optimizasyonuyla birlikte Türkiye’deki üreticilerin de kapasitesinin artmasına vesile oluyoruz. Yapılacak santraller ayrıca ülke ve bölge ekonomisine katkının yanı sıra, istihdam ve yetişmiş insan kaynağının gelişmesine de hizmet edecek. Halihazırda rüzgar santralleri konusunda dünyaya hizmet sunan Türkiye’nin, bu projeyle birlikte uluslararası yetkinliği de artacak

Enerjisa Üretim Bandırma Enerji Üssü’nden söz ederek, offshore türbinlerle karşılaştırılacak kadar büyük olan ve burada test edilen yeni karasal rüzgar türbini hakkında bilgi verebilir misiniz?

Enerjisa Üretim Bandırma Enerji Üssümüzde, Türkiye’de önemli bir enerji üretimi ve inovasyon merkezi olarak hizmet veriyoruz. Enercon ile yapılan iş birliği kapsamında dünyanın en büyük rotor çaplı rüzgar türbinlerinden  biri olan E-175 EP5’in test edildiği bir platform olarak kullanılacak. Enerjisa Üretim olarak, bu türbinleri Bandırma Enerji Üssü’nde değerlendirerek, performanslarını iyileştirmeye ve gelişimlerine katkıda bulunmaya odaklanıyoruz. Ayrıca, bu iş birliği Türkiye’nin temiz enerji üretimine önemli bir katkı sağlayacak büyük bir kapasite artışını temsil ediyor. Bu üs, aynı zamanda Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın koordinatör olduğu, yerli ve yabancı birçok paydaşın yer aldığı ve 36,8 milyon euro bütçeye sahip Avrupa Birliği projesi olan “Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Vadi Projesi” kapsamında önemli bir yere de sahip. Proje ile Bandırma Enerji Üssümüzde yıllık minimum 500 ton yeşil hidrojen üretilecek.

Rüzgar enerjisine yeni mühendisler yetiştirme odağında eğitim ve istihdam programlarınız var. Rüzgar enerjisini desteklediğiniz bu çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bilgiye önem veren bir firma ve bu alanda sektörde öncü olma hedefimizle; gençlere bilgi ve deneyim aktarmak, onların fikirlerini sektöre kazandırmak amacıyla üniversitelerle iş birlikleri gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi ile iş birliklerimiz mevcut. Ayrıca Manisa Celal Bayar Üniversitesi ile de yeni bir iş birliği protokolü imzaladık. Enerji sektörünün geleceğine yatırım niteliğindeki bu proje ile öğrenciler mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak eğitim olanakları ve ekipmanlar ile desteklenecek.

Enerjisa Üretim’de yıllardır ”bu işin kadını erkeği yok” diyor ve buna yürekten inanıyoruz. Sektörde kadın temsiliyetinin az olduğunu biliyoruz, bu nedenle var gücümüzle kadınların her kademede ve rol ayrımı gözetmeksizin yer almasına destek olacak projeler geliştiriyoruz. Womentum Eğitim Programımız ile gençlerin bakış açılarını genişletip, bilgi birikimlerini artırarak özel sektördeki çeşitli iş deneyimlerine başlarken profesyonel bir seviyede ilerleme imkânı yakalayacaklarına inanıyoruz. 

Türkiye’nin lider elektrik üreticisi olarak, rüzgar enerji santrallerinde kadın çalışan istihdamını artırmayı ve yeni mezun kadın mühendislere kariyer fırsatları sunmayı hedefliyoruz. Rüzgarı Enerjiye Dönüştüren Kadınlar Programımız ile 6 aylık bir gelişim yolculuğuyla katılımcıların kendilerini tanıma ve kariyerlerini yönlendirme imkanı sağlıyoruz.

Son olarak Enerjisa Üretim olarak Genç Yetenek Liderlik Programımız “Nextchanger” ile enerjisiyle geleceğe liderlik etmek isteyen yeni mezunları aramıza katıyoruz. Kariyerlerinin başlangıcında farklı deneyimler elde etmek isteyen genç yeteneklere, programımız aracılığıyla etkili bir başlangıç yapma ve sürekli öğrenme imkanı sunuyoruz.

Rüzgar enerjisindeki yatırımlarınızdan söz ederek, Enerjisa Üretim’in bu alandaki hedefleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Planda yeni bir yatırım var mı? Gelecekte hedeflenen kurulu rüzgar gücünüz ne kadar?

Rüzgar ve güneş Enerjisa Üretim’in ana yatırımını oluşturacak. Özellikle rüzgar enerjisi, temiz ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak Türkiye’nin enerji portföyünde kritik bir rol oynuyor. Hedeflerimiz arasında, yakın dönemde yeni yatırımlarla üretim kapasitemizi artırmak ve Türkiye’nin rüzgar enerjisi alanındaki liderliğini güçlendirmek bulunuyor. Gelecekteki kurulu güç hedeflerimiz doğrultusunda rüzgarda 1.500 megavat gibi büyük bir rakama ulaşmayı hedefliyoruz. Bu, Türkiye’nin enerji dönüşümüne ve temiz enerjiye olan taahhüdümüzün bir göstergesidir. Ek olarak depolamalı RES için lisans başvurusu yapıyoruz.

Türkiye’nin rüzgar enerjisindeki potansiyeli ve çalışmalarını değerlendirebilir misiniz? Yatırımcı açısından sektörde yaşanan temel problemler neler? Çözüm öneriniz var mı?

Türkiye, rüzgar enerjisi potansiyeli yüksek bir ülke olarak dikkat çekiyor. Özellikle sahil bölgeleri ve yüksek rakımlı alanlar rüzgar enerjisi üretimi için elverişli konumlar sunuyor. Türkiye, bu potansiyeli değerlendirmek ve temiz enerji üretimini artırmak için ciddi adımlar atıyor. Bu kapsamda Türkiye’nin ulusal enerji planında 2035 hedefi 29,6 gigawatt, dolayısıyla 18 gigawatt kapasite eklenmesi söz konusu. Biz bunun minimum kapasite olduğunu düşünüyor, bu rakamın üzerine çıkılabileceğine inanıyoruz. Türkiye’de rüzgar enerjisi sektörü hızla büyüyor. Bu anlamda yeni projeler de geliştiriliyor. Ayrıca, hükümetin yenilenebilir enerji kaynaklarına odaklanan politikaları, sektörün büyümesini de destekliyor.

Yatırımcı açısından baktığımızda ise rüzgar enerjisi sektörü, yatırımcılar için bir dizi bazı zorluklara sahip. Rüzgar enerjisi projeleri finansman zorlukları, karmaşık ruhsatlandırma ve izin süreçleri ile altyapı sorunları gibi temel sorunlarla karşılaşabilir. Bu projeler büyük sermaye gerektirirken, uzun ve karmaşık izin süreçleri ile altyapı eksiklikleri yatırım maliyetlerini artırabilir, bu da yatırımcılar için bürokratik engeller oluşturabilir.

Çözüm önerisi olarak, rüzgar enerjisi projelerinin finansmanını kolaylaştırmak için daha etkili finansman modellerinin geliştirilmesi, yatırımcılara düşük faizli krediler veya teşvikler sunulması gereklidir. Ayrıca, ruhsatlandırma süreçlerinin hızlandırılması ve şeffaflaştırılması, bürokratik engelleri azaltabilir. Altyapı geliştirme için enerji iletim hatlarına ve altyapıya yönelik yatırımların artırılması, uzak bölgelerdeki rüzgar enerjisi projelerinin maliyetlerini düşürebilir. Son olarak, rüzgar enerjisi sektöründe çalışacak nitelikli kişilerin yetiştirilmesi için eğitim programları ve kursların desteklenmesi, sektörün büyümesini destekleyebilir.

Yatırımcılar

Yenilenebilir enerji yatırımlarını sürdüren Polat Enerji, Soma RES’le Avrupa’da liderlik hedefliyor 

Yayın tarihi:

-

Yazar

756,2 MWm kurulu gücüyle rüzgar enerjisinde sektör liderliğini elinde bulunduran Polat Enerji, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşması ve enerji tedarik kaynaklarının çeşitlenmesi için yatırımlarını sürdürüyor. 312,1 MWm kurulu gücüyle Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ise 7. büyük rüzgar enerji santrali olan Soma RES’te yatırımlara devam eden Polat Enerji, orta vadeli hedefleri arasında Soma RES’i Avrupa’nın en büyük rüzgar enerji santrali yapmayı planlıyor.

Toplam 5 rüzgar ve 1 güneş enerjisi santraliyle temiz enerji üreten Polat Enerji, 20 yılı aşkın süredir faaliyet gösterdiği rüzgar enerjisi konusunda liderliğini sürdürüyor. Yıllık enerji üretim kapasitesi 2 milyar KWh’e ulaşan Polat Enerji, kapasite artırımı yatırımlarının yanı sıra enerji depolama çalışmalarını da sürdürerek bu alanda da ilkler arasında yer almayı hedefliyor. Geçtiğimiz sene Yalova’daki Göktepe RES için gerçekleştirilen kapasite artışı yatırımı ile santral kurulu gücünü 121,1 MWm’ye yükselten Polat Enerji, farklı santrallerinde toplam 30 MW rüzgar kapasite artışı ve 46,6 MW güneş hibrit kapasite artışı ile yatırımlarına bu sene de devam ediyor. 

Polat Enerji’nin orta vade yatırım hedefleri arasında ise, 312,1 MWm kurulu gücüyle Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ise 7. büyük rüzgar enerji santrali olan Soma RES’te yatırımlarına devam ederek, Soma RES’i Avrupa’nın en büyük rüzgar enerji santrali yapmak yer alıyor.

Rüzgar enerjisinde Türkiye’de lider

Polat Enerji’nin rüzgar kurulu gücü, Türkiye rüzgar kurulu gücünün yaklaşık %6,1’ni oluşturuyor. Elektrik üreticilerinin 31 Aralık 2023 tarihi itibarıyla sahip oldukları kurulu güçleri baz alınarak yapılan araştırmaya göre Polat Enerji, rüzgar enerjisi alanında kurulu 719,8MWm’lik kapasitesi ile Türkiye’de yıllardır bulunduğu lider konumunu 2023 sonu itibarı ile de koruyor. Yenilenebilir enerji santralleriyle 2023 yılında 2 milyar kWh’e yakın elektrik üretimi ile yaklaşık 610 bin hanenin elektrik ihtiyacını karşılayan Polat Enerji, portföyündeki santrallerle her yıl 55 milyon adet ağaç dikimine eş değer 1,3 milyon ton civarında karbon dioksit gazı emisyonu azaltımı sağlıyor. 

Türkiye, hedefe emin adımlarla ilerliyor

Rüzgar, güneş, jeotermal ve hidroelektrik anlamında çok önemli kaynaklara sahip olan Türkiye’de, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı son 10 yılda önemli bir artış göstererek %29’dan %42’ye çıkıyor. Ulusal Eylem Planı (UEP) Kapsamında Türkiye’nin 2035 yılı enerji hedefleri doğrultusunda, toplam kurulu kapasitesinin 189,7 GW seviyesine ulaşması öngörülüyor. Bu çerçevede, yenilenebilir enerjinin kurulu güçteki payının yaklaşık %65’e, elektrik üretimindeki payının ise %55’e yükselmesi bekleniyor. Aynı dönemde, rüzgar ve güneş enerjisinin Türkiye toplam kurulu elektrik gücünün %43,5’ini ve toplam üretilen elektriğin ise %34,2’sini oluşturması hedefleniyor.

Türkiye’nin hedefe emin adımlarla ilerlediğini belirten Polat Enerji CEO’su Cem Deniz, “Geçen yıl rüzgar enerjisi yatırımlarında yaklaşık 400 MWe kurulu güç devreye alınabildi. Güneş enerjisinde ise yaklaşık 2 GW’a yakın kurulu güç devreye alındı, bunun neredeyse %90’ını lisanssız elektrik üretim santralleri oluşturuyor. Ulusal planlardaki hedeflere ulaşabilmemiz için ise her sene rüzgarda en az 1,5 GW, güneşte en az 3,5 GW kurulu gücü devreye almamız gerekiyor.  Türkiye’nin güçlü potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, bu hedeflerin dahi üzerine çıkma imkanına sahibiz. Sektör olarak en büyük beklentimiz, hedeflediğimiz yatırımları hayata geçirmek ve Türkiye’nin sahip olduğu muazzam yenilenebilir enerji potansiyelini tüm paydaşlarımızla beraber gerçeğe dönüştürmek” açıklamasında bulunuyor.

Enerjide arz güvenliği önemli

Pandemi ve sonrasında yaşanan Rusya-Ukrayna savaşının küresel anlamda enerji sektöründe arz güvenliği konusunu gündeme taşıdığını ifade eden Deniz, özellikle Avrupa’da yenilenebilir enerji kaynaklarının öneminin arttığını dile getiriyor. Türkiye’nin bulunduğu coğrafi konum bağlamında stratejik bir pozisyonda olduğunu ifade eden Polat Enerji CEO’su Cem Deniz “Türkiye sadece yenilenebilir enerji üretimi ile de değil aynı zamanda yenilenebilir enerji sektörüne yönelik yerli imalat sanayinde de önemli bir aşama kaydetmiştir. Türkiye yenilenebilir enerji anlamında hem yurt içi yatırımcılar hem de yurt dışından gelecek yatırımcılar için büyük fırsatlar barındırıyor” şeklinde konuşuyor.

Devamını oku

Yatırımcılar

Enerjisa Üretim’den elektrikli araçlar için platform hizmeti Charging Hub

Yayın tarihi:

-

Yazar

Enerjisa Üretim- Charging Hub

Türkiye’nin lider özel sektör enerji üretim şirketi Enerjisa Üretim, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek elektrikli araçlar ve farklı şarj tedarikçileri için ortak buluşma noktası olan Charging Hub’ı kuruyor ve aynı zamanda şarj tedarikçilerinin yeşil elektrik tedarikindeki güvencesi oluyor.

Huawei teknolojisi ile sektördeki en hızlı şarj imkanını sunan ve farklı markalara ait şarj cihazlarını tek bir platformda buluşturan Charging Hub’ın çatısı tamamen güneş panellerinden oluşacak ve kendi enerjisini üreten bir model olarak öne çıkacak. Enerjisa Üretim, Charging Hub için yenilenebilir enerji santrallerinde üretilen elektrikten yeşil enerji sertifikası da sağlayacak.

RES yatırımlarının olduğu bölgelerde yaygınlaşacak

İstanbul Ataşehir’de başlayan pilot çalışmanın, öncelikli olarak Enerjisa Üretim’in rüzgar santrali yatırımlarının bulunduğu bölgeler ve şehirlerde yaygınlaşması planlanıyor. Yeni kurulacak olan Charging Hub’lar, müşterilere market, cafe ve dinlenme alanı gibi sosyalleşebilecekleri alanlar da sunacak.

Ultra hızlı şarj imkanı

Projenin teknoloji ortağı Huawei, geliştirdiği 720 kw’lık FusionCharge sıvı soğutmalı yüksek hızlı güç ünitesi ile ultrahızlı şarj imkanı sağlayacak. Geliştirilen teknolojik altyapı, iş ortağı Zebra Elektronik dağıtıcıları ile sadece binek ve SUV araçların şarjlarıyla sınırlı olmayıp, hafif ticari ve ağır ticari segmentlerdeki araçların da hızlı şarj edilmesine imkan tanıyacak. Ayrıca güneş enerjisi ve enerji depolama sistemleri ile entegre edilebilen yüksek hızlı şarj altyapısı sayesinde şarj gücü ihtiyaca göre dinamik olarak ayarlanabilecek ve dağıtıcılar arasında paylaşılabilecek. Bu sayede şebeke kullanımı azalacak ve şarj eş zamanlılığı önemli ölçüde artacak. 10 yıl kullanım ömrüyle yüksek verimli, hızlı ve güvenilir şarj imkanı sağlayan FusionCharge sıvı soğutmalı güç ünitesi, artan elektrikli araç penetrasyonu ile oluşan beklenmedik şebeke yüklenimlerinin önüne geçecek. Şarj tesislerinin temelini oluşturması beklenen ünite ile operatörler ve taşıyıcılar, şarj tesisi işletme ve bakım maliyetlerinden tasarruf ederken kullanıcılar daha iyi bir şarj deneyiminden yararlanacak.

Gerçekleştirilen lansmanda konuşan Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, şunları söyledi: “Elektrikli araçlara geçiş sürecinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaştığı bu dönemde lansmanını gerçekleştirdiğimiz Charging Hub, tüm şarj istasyonları için bir buluşma noktası olma özelliği taşıyor. Yeni nesil araçların teknolojisini destekleyecek şarj istasyonları hem uzun menzil sağlaması hem de hızlı şarj özelliği ile müşterilere zaman kazandırması açısından oldukça kritik. Enerjisa Üretim olarak yenilenebilir enerji konusunda gerçekleştirdiğimiz tüm yatırımlar bir noktada şarj istasyonları için şebekeyi de besleyecek önemli bir unsur haline geliyor. Huawei, Zebra Elektronik ve Altensis gibi konunun uzmanı güçlü paydaşlar ile yeşil enerji kullanımını teşvik etmek ve elektrikli araçlar için erişilebilir bir altyapı sağlamak amacıyla çalışıyoruz. Ülkemize olduğu kadar dünyaya da model olabilecek bir örnek oluşturmanın heyecanıyla elektrikli şarj istasyonlarında ilham verecek yenilikler gerçekleştirmek istiyoruz.”

Türkiye’de e-mobilitenin gelişiminden duyduğu memnuniyeti dile getiren Huawei Türkiye Dijital Enerji İş Grubu Genel Müdürü Gavin Zhao, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin gelecek yüzyılı için belirlediği en önemli hedefler arasında olan sürdürülebilir kalkınma ve enerji politikaları kapsamında dijital güç odaklı Ar-Ge ve inovasyon stratejileri son derece kıymetli bir yerde duruyor. Huawei Türkiye olarak; geliştirdiğimiz yenilikçi ve entegre enerji çözümler ile değer zincirinde katma değer yaratıp, dijital enerji dönüşümüne geçişi hızlandırmayı amaçlıyoruz. Şüphesiz, bu dönüşümü destekleyecek en önemli etken, sektör paydaşlarımızla kurduğumuz iş birlikleri olacaktır. Bugün, Huawei ve Zebra Elektonik teknoloji altyapısı ile Enerjisa Üretim bünyesinde faaliyet gösterecek Türkiye’nin ilk Charging Hub’ını duyurmanın heyecanını yaşıyoruz. Hayata geçirilen bu projenin enerji dönüşümünde yönlendirme gücü olacağına inanıyoruz.”

Zebra Elektronik CEO’su Berkay Somalı ise, “Geliştirmiş olduğumuz donanım ve yazılımlarla elektrikli araç şarj sektöründe sürdürülebilir bir gelecek için üretmeye devam ediyoruz. Zebra Elektronik’in yeni ürünü Boost-e Yüksek Hızlı Şarj Cihazı bu proje ile sahalarda yerini alacak ve şarj süresinin kısalığı ile elektrikli araç kullanımını teşvik etmede önemli bir rol oynayacak. Charging Hub Projesi’nde yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanacak şarj hizmetleri sürdürülebilir bir ulaşım sisteminin oluşturulmasına katkı sağlayacak. Bu bağlamda Enerjisa Üretim ve Huawei ile iş birliği yapmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz” açıklamasında bulundu.

Devamını oku

Yatırımcılar

Yeşil Dönüşümde Uzun Dönemli Elektrik Tedarik Anlaşmaları Çağı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Global enerji sektöründe, Amerika ve Avrupa gibi ticari derinliği bulunan piyasalarda başlayan ve Türkiye’nin de gündemine gelen bir dönüşüm yaşanıyor. Sanayi kuruluşları, büyük ticari işletmeler ve mesken kooperatifleri fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının daha hızlı ve verimli kullanılabilmesi için alternatiflerine göre çok daha ekonomik olan uzun dönemli elektrik alım anlaşmaları imzalıyorlar. Bu modelin, Türkiye’nin yeşil dönüşüm hedefleri için de önemli bir araç olduğunu belirten Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akbay; “Sanayi kuruluşları ve büyük ticari işletmeler, elektrik fiyatlarındaki değişimlerden kaynaklı maliyeti etkileyen unsurlardan ari kalacak ve dolayısıyla sermayelerini, elektrik üretimi yatırımlarına aktarmak yerine kendi iş alanlarında büyümeye yönlendirme imkânına sahip olacak. Diğer yandan enerji üreten tesis işletmecileri ise yeni yatırımlarının finansmanı konusunda, daha fazla sabit bir gelir beyan edebileceği için bankalardan kredi temin süreci kolaylaşacak, böylece enerji üretim projeleri daha hızlı ve daha uygun maliyetle hayata geçebilecek.” ifadelerine yer verdi.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de gün geçtikçe yükselmeye devam ediyor. Artan enerji maliyetlerinden etkilenmek istemeyen işletmeler, çareyi ihtiyaç duydukları enerjiyi kendi imkânlarıyla üretmekte buluyor. Tüm bunların yanında global çevrelerce kabul görmüş yeni yöntemler de gündemde kendine yer bulmayı sürdürüyor. Enerjide uzun dönemli yenilenebilir elektrik tedarik anlaşmaları modeli, Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümüne önemli katkılar sunmaya hazırlanıyor. Avrupa ve Amerika’da başarılı bir şekilde uygulanan bu model, şirketlerin yeşil enerji üretimine destek olma yöntemlerini yeniden şekillendiriyor. Bununla birlikte sanayi kuruluşlarının kendi fabrikalarına veya fabrikalardan farklı alanlara enerji santrali kurmak yerine, yeşil enerji üreten santrallerle uzun vadeli elektrik tedarik anlaşmaları yapmalarını, böylece yeşil dönüşüm yatırımlarına katkıda bulunmalarını teşvik ediyor. Bu yaklaşım işletmelerin enerji maliyetlerini sabitlemelerine imkân tanırken, yeşil enerji kullanımları ile kolaylıkla karbon sertifikası elde etmelerini sağlıyor. Böylelikle sanayi kuruluşlarının ve büyük ticari işletmelerin, sermayelerini enerji alanındaki yatırımlara kaynak ayırmak yerine, kendi iş alanlarında verim ve kapasite artışı yatırımlarına yönlendirmeleri öngörülüyor.

Enerji arz güvenliğine katkı sağlayan ekonomik bir model

Enerjide uzun dönemli yenilenebilir elektrik tedarik anlaşmaları modeline değinen Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay yaptığı açıklamada, “Yenilenebilir enerji santralinin önümüzdeki yıllarda hızla artış göstermesi bekleniyor. Ayrıca santrallerin kesintili üretimlerini dengeleyecek olan elektrik depolama sistemleri projeleri de artmaya devam ediyor. Diğer taraftan lisanssız üretim kaynaklarında depolama yükümlülüğünün olmaması nedeni ile toplam iletim ve dağıtım sistemi taşıma maliyetlerinin artması bekleniyor.

Mevcut lisanslı üretimin, artan iletim ve dağıtım sistemi taşıma maliyetini tek başına üstlenemeyecek oluşu nedeniyle öz tüketime yönelik yapılmakta olan yatırımlar için alınan teşviklerin azaltılması gündeme gelebilir. Bu sebeple, bugün yapılabilirliği yüksek görünen lisanssız üretim tesisleri, gelecekte ek sermayeye ihtiyaç duyabilir.” dedi.

Uzun vadeli alım anlaşmalarının işletmeler için sağladığı avantaja da değinen Akbay, “Lisanssız enerji santrallerindeki üretim, planlananın gerisinde kalabilir ve dolayısıyla fizibiliteler orijinal plandan sapabilir. Bu sebeple amortisman için işletme yıllarında risk sermayesi unsuru ortaya çıkabilir. Yenilenebilir enerji üretim tesislerinden uzun vadeli alım anlaşmaları hem arz güvenliğine katkı sağlayacak hem de iletim ve dağıtım bedelleri de hesaba katıldığında toplam maliyet açısından daha ekonomik olacak. Bu durum aynı zamanda sanayi kuruluşlarımızın ve ticari işletmelerin kendi iş alanlarında kazandıkları sermayeyi daha verimli kullanılmalarına imkân sağlayacak.” şeklinde konuştu.

“Sürdürülebilir enerji hedefleri için kritik rol oynayacak”

Uzun dönemli elektrik tedarik anlaşmaları modeline ilişkin açıklamalarını sürdüren Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, “Türkiye’de, Birinci YEKDEM döneminin 10 yıllık alım garantisi desteklerinin birçok projede sona ermesiyle, bu modelin yaygınlaşması; mevcut tesislerin yeniden güçlendirme ve hibrit tesis yatırımlarını finanse edebilmesine olanak tanıyacak. Dolayısıyla birim alanda daha düşük yatırım harcaması ile daha fazla üretim yapılması sağlanabilecek. Bu model, aynı zamanda ülkemizde yeşil enerji dönüşümünü hızlandırarak sürdürülebilir enerji kaynakları oluşturma ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynayacak.

Enerjinin üretildiği yere yakın tüketilmesinin en ekonomik çözüm olduğunu da belirten Akbay “Enerji tüketim noktasından uzak olunduğunda; enerji üretim, iletim ve dağıtım yatırımları da gerektiğinden toplam maliyet artırıyor ve bu maliyet tüm üretici ve tüketicilere yansıyor. Lisanslı yenilenebilir enerji yatırımı olan şirketlere, önerdiğimiz sistemle birlikte sanayi kuruluşlarına ve ticari işletmelere en uygun üretim tesisinden yeşil enerji kaynağını sunabilmesini hedefliyoruz. Bu kapsamda yeşil dönüşüm hedefleyen şirketlere odaklarını değiştirmelerini ve lisanslı yenilenebilir enerji kaynağından elektrik üretimi yapan tedarikçilerle ‘uzun vadeli elektrik tedarik sözleşmesine’ yönelmelerini tavsiye ediyoruz” dedi.

Kredi temin sürecini kolaylaştıracak

Yenilenebilir enerji santrali işletmecileri açısından da modeli değerlendiren Akbay, “Bu model; rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yeşil enerji tesisleri için de çeşitli avantajlar sunabilecek. Sanayi kuruluşları ve büyük ticari işletmeler, elektrik fiyatlarındaki değişimlerden kaynaklı maliyeti etkileyen unsurlardan ari kalacak ve dolayısıyla sermayelerini, elektrik üretimi yatırımlarına aktarmak yerine kendi iş alanlarında büyümeye yönlendirme imkânına sahip olacak. Diğer yandan enerji üreten tesis işletmecileri için de yeni yatırımların finansmanı konusunda, bankalardan kredi temin sürecini kolaylaştırarak enerji üretim projelerinin daha hızlı ve daha uygun maliyetle hayata geçmesine olanak sağlayabilecek.” dedi.

Devamını oku

Trendler