Connect with us

Hukuk ve Finansal Çözümler

Rüzgâr enerjisi santralleri bakımından EPDK’nın idari yaptırım kararları

Yayın tarihi:

-

6446 sayılı Enerji Piyasası Kanunu (“Kanun”) uyarınca üretim, iletim, satış ve sair elektrik piyasası faaliyetleri ile lisanssız faaliyet gösteren özel hukuk kişilerinin Kanun kapsamındaki tüm faaliyetlerine ilişkin inceleme ve denetimi Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“Kurum”) tarafından, elektrik dağıtım şirketlerinin denetimi ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılmaktadır.

Rüzgâr enerjisi santrali lisans sahiplerinin mevzuatta öngörülen düzenlemelere ya da lisans şartlarına aykırı faaliyetlerinin tespit edilmesi halinde, Kanun ve Enerji Piyasası Lisans Yönetmeliği (“Yönetmelik”) uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (“Kurul”) tarafından üretim lisansının iptali veya idari para cezası uygulanabilecektir.

Üretim lisansı ve önlisansın iptali

Lisans müracaatında veya lisans yürürlüğü sırasında, lisans verilmesinde aranan şartlar konusunda, gerçek dışı belge sunulması veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya lisans verilmesini etkileyecek lisans şartlarındaki değişikliklerin Kurula bildirilmemesi ve bununla birlikte belirtilen hallerin düzeltilmesinin mümkün olmaması veya yazılı ihtara rağmen aykırı durumlarını devam ettirenlerin lisansı iptal edilir.

Diğer yandan, Kanun’a ve Yönetmelik’e göre yapılan talep ve işlemlerde kanuna karşı hile veya gerçek dışı beyanda bulunulduğunun tespit edilmesi durumunda lisans iptal edilir. Ayrıca Kanun’un 16/2. maddesi uyarınca, para cezasını gerektiren aynı fiilin tekrar işlenmesi para cezasının cezaya muhatap tüzel kişinin bir önceki mali yılına ilişkin bilançosundaki gayrisafi gelirin %10’unu aşması halinde lisans iptal edilebilecektir.

Yönetmelik’in 27. maddesinde lisans iptaline ilişkin düzenlemeler öngörülmüştür. Buna göre, üretim lisansı, mücbir sebep halleri ve lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı nedenler haricinde, üretim tesisinin ilgili lisansta belirlenen inşaat süresi içinde kurulmaması veya kalan süre içinde kurulamayacağının tespiti hallerinde iptal edilir. Ayrıca Yönetmelik’in 27/6. maddesinde de Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (“YEKA”) kapsamında verilen üretim lisanslarının iptal edilme halleri düzenlenmektedir.

Bununla birlikte, Yönetmelik’in 19. maddesine göre önlisans, Yönetmelik’te belirtilen istisnalar dışında, lisans alınıncaya kadar, veraset ve iflas nedenleri dışında, önlisans sahibi tüzel kişinin ortaklık yapısının doğrudan veya dolaylı olarak değişmesi, payların devri veya birleşme ve bölünme gibi payların devri sonucunu doğuracak iş ve işlemlerin yapılması durumunda ve Kurum tarafından belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, bu kapsamda Kanunun 16/1-2. maddeleri çerçevesinde iptal edilir. Yine, YEKA için verilen önlisansların iptal edilebileceği haller Yönetmelik’in 19/6. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.

İdari para cezaları

Kanun’un 16. maddesinde lisans sahiplerine idari para cezası uygulanacak haller düzenlenmiştir. Buna göre, (i) Kurul tarafından bilgi isteme veya yerinde inceleme söz konusu iken istenen bilgilerin yanlış, eksik veya yanıltıcı olarak verildiğinin saptanması veya hiç bilgi verilmemesi ya da yerinde inceleme imkânının verilmemesi nedeniyle yapılan ihtara rağmen aykırı durumun devam ettirilmesi, (ii) Kurul kararlarına ve talimatlara aykırı hareket edildiğinin saptanması ve bu aykırılığın ihtara rağmen giderilmemesi, (iii) Kanun, ikincil mevzuat veya lisans hükümlerine aykırılık yapılmış olduktan sonra niteliği itibarıyla düzeltme imkânı olmayacak şekilde aykırı davranılması, (iv) lisans verilmesinde aranan şartlar konusunda, gerçek dışı belge sunulması veya yanıltıcı bilgi verilmesi ya da lisans verilmesini etkileyecek lisans şartlarındaki değişikliklerin Kurul’a bildirilmemesi, bu şartların ortadan kalkması veya başta mevcut olmadığının tespit edilmesi (v) lisans süresi boyunca iştirak ilişkisi yasağına aykırı davranışta bulunulması, (vi) piyasada lisans kapsamı dışında faaliyet gösterildiğinin saptanması, (vii) Kanun’a göre yapılan talep ve işlemlerde kanuna karşı hile veya gerçek dışı beyanda bulunulması hallerinde Kurul tarafından piyasada faaliyet gösteren tüzel kişilere idari para cezası uygulanır.

İdari para cezalarında tekerrür

Yukarıda bahsedilen idari para cezalarının uygulanmasının ardından para cezasına konu fiilin, verilen ihtar süresi içerisinde giderilmemesi veya tekrarlanması durumlarında para cezaları, her defasında bir önceki cezanın iki katı nispetinde artırılarak uygulanır. Bu cezaların verildiği tarihten itibaren iki yıl içinde idari para cezası verilmesini gerektiren aynı fiil işlenmezse önceki cezalar tekrarda hesaba katılmaz. Diğer yandan, aynı fiilin iki yıl içinde tekrar işlenmesi durumunda artırılarak uygulanacak idari para cezası tutarı, ceza verilen tüzel kişinin bir önceki mali yılındaki bilançosundaki gayrisafi gelirinin yüzde onunu aşamayacaktır. İdari para cezalarının bu düzeye ulaşması halinde yukarıda da belirtildiği üzere Kurul’un lisansı iptal etme yetkisi bulunmaktadır.

Kaynakça

6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu

Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği

Hukuk ve Finansal Çözümler

Yenilenebilir enerji yatırımları sigortaya talebi artırdı

Yayın tarihi:

-

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Enerji Tasarrufu Haftası vesilesiyle bir açıklama yaptı. Yenilenebilir enerji yatırımlarının her geçen gün önem kazandığının belirtildiği açıklamada, sigortanın bu yatırımlar için olmazsa olmaz olduğu ve sigorta şirketlerinin yenilikçi ürünlerle bu yatırımları desteklediği vurgulandı.

Yenilenebilir enerjinin enerjide dışa bağımlılığı ve maliyeti önemli ölçüde azaltacağını, bu nedenle de tasarruf söz konusu olduğunda yenilenebilir enerji yatırımlarının öne çıktığını belirten Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Atilla Benli şunları söyledi:

“Sigorta sektörü olarak ülkemizin her alanda gelişmesine ve büyümesine katkıda bulunmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Kuşkusuz ki, enerji sektörü yatırımları da milli gelirden istihdama, yatırım alanlarından çevresel faktörlere, enerji arz güvenliğinden kaynak çeşitlendirmesine kadar birçok alanda da son derece önem arz ediyor. Enerji üretiminin ve tüketim alışkanlıklarının sürdürülebilirliği, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması gibi konularda herkese sorumluluklar düşüyor.  Bu konu kamu yönetimimizin de öncelikli konuları arasında yer alıyor ve yatırımlar teşvik ediliyor. Bu kapsamda sigorta sektörü olarak biz de yatırımların desteklenmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getiriyoruz. Yenilikçi ürünlerle bu alandaki ihtiyaçları karşılamak ve özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarını desteklemek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Yenilenebilir enerji yatırımlarının artması, globalleşen yatırımcı profili ile birlikte gelişen risk yönetimi algısı ve özellikle bazı yatırımlarda kreditörün sigorta poliçesi talep etmesi gibi nedenlerle bu alandaki sigortalanma talebinin arttığını belirten Benli, “Enerji santrallerinde dünyada en çok tercih edilen poliçe türü gerek yatırım gerekse işletme döneminde tüm riskler sigortasıdır. Ülkemizde de bazı şirketler, tesislere özel olarak tasarlanan tüm riskler teminatı üzerinden ilerlerken; bazı şirketler ise, HES-GES-RES projelerini, kurulum ve işletme dönemi olarak iki aşamaya ayırıyorlar” dedi.

Kurulum dönemi, inşaat, montaj, devreye alma ve test süreçlerini; işletme dönemi, santrallerin ticari faaliyete geçtiği dönemi kapsıyor. Santralin kurulum döneminde inşaat ve montaj risklerini içeren sigorta poliçeleri tanzim ediliyor. Bu poliçeler, proje süresi boyunca ‘teminat dışı kalan haller’ haricindeki her türlü riske teminat sağlıyor. Ayrıca hasar durumunda yaşanabilecek gecikmeler sebebiyle işveren kurumun uğrayacağı kâr kaybını da teminat altına alan ilave çözümler gibi ek teminatlar ile mevcut poliçelerin çerçeveleri genişletilebiliyor. Bazı şirketler, enerji santrali işletmeleri için yine kurulum döneminde çalışan işçiler, formenler veya taşeronların uğrayabilecekleri kazalara karşı işveren mali mesuliyet ve ferdi kaza poliçelerini de sunuyor.

Sigorta poliçeleri tesislere kâr kaybı teminatı sunuyor

Tesisler için en önemli teminatlardan birisinin kâr kaybı teminatı olduğunu vurgulayan Benli, “Bu teminatla uzun süreli iş durmalarında ciddi anlamda maddi kayıpların önüne geçilebiliyor. Bu ürünün faydalarını doğru anlattığımızda sektördeki penetrasyonun çok daha iyi seviyelere geleceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. Benli, söz konusu güvenceleri içeren bu sigorta ürününün bilinenin aksine çok pahalı olmadığını, 1 Mw’lık lisanssız Güneş Enerji Santrali yatırımının yaklaşık maliyetinin 1,5 milyon dolar olduğunu ve yatırım yapılan tesislerdeki risk tespit çalışmaları sonrasında belirlenen prim fiyatlarının ise toplam yatırımın yüzde 1’ini bile aşmadığını da sözlerine ekledi.

Devamını oku

Hukuk ve Finansal Çözümler

Dünyanın geleceği sürdürülebilir kalkınmada

Yayın tarihi:

-

Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, COVID-19 salgınının yol açtığı krizin Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını daha güncel hale getirdiğini belirterek “1975 yılından bu yana Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması için çalışan Bankamız, finanse ettiği yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarıyla 2019 yılında 2.63 milyon ton/yıl eşdeğer karbondioksit salımını engelledi. Bu, 120 milyon adet yetişkin ağacın yaratacağı olumlu etkiye karşılık geliyor” dedi.

Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yayınladığı mesajında, sürdürülebilir kalkınmanın doğanın ve toplumların geleceği açısından önemine dikkat çekti. 

Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda alınan kararla 1974 yılından itibaren her yıl kutlanan 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, gezegenin ve insanlığın geleceğiyle ilgili çevresel sorunların ve önerilerin gündeme getirildiğini hatırlatan Öztop, “Bağlılığımızı taahhüt ettiğimiz Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, dünyaca etkisi altında olduğumuz COVID-19 salgınının yarattığı etkilerin en az hasarla atlatılması açısından büyük önem taşıyor. İklim değişikliği ile mücadele, denizlerin temizliği ve biyoçeşitliliğinin korunması, sorumlu ve sürdürülebilir üretim ve tüketim başlıklarının geniş kitleler tarafından hassasiyetle sahiplenildiğini gözlemliyoruz. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası olarak BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutlayacağımız 2023 yılı hedeflerimiz için çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası’nın finanse ettiği yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarıyla geçtiğimiz yıl 2.63 milyon ton/yıl eşdeğer karbondioksit salımını engellediğini ve bunun 120 milyon adet yetişkin ağacın yaratacağı olumlu etkiye karşılık geldiğini ifade eden Öztop, “Bankamızın kredi portföyünün yüzde 54’ünü yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projeleri oluşturuyor. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası olarak 31 Mayıs 2020 tarihi itibariyle kurulu gücü yaklaşık 3.639 MW olan 476 adet yenilenebilir enerji yatırım projesine yaklaşık 11 Milyar 697 Milyon TL tutarında kredi tahsisi gerçekleştirdik. Finanse ettiğimiz yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımları ile yaklaşık 2 milyon konutun ihtiyacı kadar temiz enerji üretimi sağladık. Bu yatırımlar ile iklim değişikliyle mücadelenin yanı sıra, kentsel hava kalitesinin iyileştirilmesi yönünde de katkı sağlıyoruz. Bununla beraber elektrik dağıtım sistemlerindeki kayıp oranlarını düşüren enerji verimliliği projeleri desteklenerek, nihai kullanıcı olan yaklaşık 15 milyon kişinin daha kaliteli, istikrarlı ve güvenli bir şekilde enerji ihtiyacı karşılanmakla beraber, yıllık ortalama 500 milyon kWh enerji tasarrufu sağlanmıştır” diye konuştu.

Evsel atıktan enerji üretimine destek

Öztop; güneş, rüzgâr, hidrolik ve jeotermal projelerinin yanı sıra çöp gazından enerji ve enerji verimliliği projelerine de finansman desteği sunduklarını belirterek şöyle devam etti:

“Finanse ettiğimiz biyokütle yatırımları ile ülkemizdeki toplam evsel atık miktarının yaklaşık yüzde 25’inden temiz enerji üretilmesine katkı sağladık. Dünya Bankası ile imzaladığımız Türkiye Jeotermal Geliştirme Projesi çalışmalarına devam ediyoruz. Jeotermal enerji yatırımlarıyla kaynak araştırma ve kuyu açma faaliyetlerindeki risklerin karşılanması amaçlanan Risk Paylaşım Mekanizması yoluyla jeotermal sahalara yatırım yapılmasını hedefliyoruz. Baca gazı ve atık ısısı ile çalıştırılan bir firmaya sağladığımız finansman ile 40 megavatlık bir enerji tesisi kurulması gibi örnek enerji verimliliği projelerine desteğimizi sürdüreceğiz. Bu tesis yıllık olarak yaklaşık 400 milyon kilovatsaat enerji üretiyor. Banka olarak yenilenebilir enerjinin yanı sıra ülkemizin kaynaklarının etkin kullanımına destek olacak enerji verimliliği projelerine öncelik vermeye devam edeceğiz. Finanse ettiğimiz her yatırımda, yatırım konusu ve tutarından bağımsız olarak uluslararası standartlar ile uyumlu şekilde çevresel ve sosyal risk değerlendirme çalışması yapıyoruz. Bu çalışma neticesinde çevresel ve sosyal riskleri önlemek adına gerekli aksiyonları belirliyor ve hayata geçmesini sağlıyoruz.”

Sorumlu bankacılık

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi’nin (UNEP FI) bankacılık sektörünün sürdürülebilir gelecek üzerindeki etkisini artırmak üzere oluşturduğu Sorumlu Bankacılık Prensiplerinin kurucu imzacısı olduklarını da hatırlatan İbrahim Öztop şu bu bilgileri verdi: 

“Sorumlu Bankacılık Prensiplerine uyum konusunda yapılan faaliyetlere ve performansa ilişkin 18 ay içerisinde raporlama yapılması gerekiyor. Bankamızda buna yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz. 173 ülkede birçok sektörden farklı büyüklükteki şirketlerin temsil edildiği, dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik inisiyatifi olan UN Global Compact’in üyesiyiz. Bankamızın tüm faaliyetlerinin ve kredilendirme kriterlerinin özünü Global Compact’in 10 ilkesi oluşturuyor. Ayrıca Global Compact Türkiye Sürdürülebilir Finansman Bildirgesinin de imzacısıyız. 8 binden fazla şirketin gönüllük esası ile sera gazı emisyonları ve iklim değişikliği stratejilerini kamuoyu ile paylaştıkları CDP İklim Değişikliği Programında yer alıyoruz. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin üyesiyiz. Bu derneğin faaliyetlerine ve etkinliklerine katılım sağlıyoruz. Tüm bu çalışmaların yanında Ankara’da bankamızın adını taşıyan iki ormanımız olması da bizi ayrıca gururlandırıyor. 2021 yılında İstanbul’da Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Ormanı’nı hayata geçirmiş olmayı planlıyoruz. Yakın zamanda sürdürülebilirlik raporumuzu da yayınlayacağız. Borsa İstanbul’un sürdürülebilirlik endeksine dâhil olmak da kısa vadeli hedeflerimiz arasında yer alıyor.”

Devamını oku

Hukuk ve Finansal Çözümler

EPC Sözleşmelerinde Götürü Tazminat (Liquidated Damages) (2. Kısım)

Yayın tarihi:

-

Geçen sayıda ilk kısmı yayımlanan yazı çalışmamıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Türk Hukukunda Götürü Tazminat

b. Götürü gecikme tazminatı 

Türk hukukunda götürü tazminat uygulaması Anglosakson hukukunda düzenlendiği gibi açık bir şekilde düzenlenmemiştir. Bu bağlamda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) ceza ile götürü tazminat arasındaki farkı belirleyen bir hüküm olmadığı gibi götürü tazminatın hukuki niteliği ve özelliklerini içeren bir madde de bulunmaktadır. 

TBK’nın 118. maddesi işverenin, yüklenicinin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmede gecikmesinden doğan kayıp ve zararları için tazminat talep etmeye hakkı olduğunu net bir şekilde açıklamaktadır. Ancak, söz konusu tazminat taraflar arasında doğacak bir ihtilaf veya iddiadan sonra hesaplanmalıdır. Türk mevzuatında götürü tazminatına ilişkin net bir hüküm olmamasına rağmen Yargıtay’ın, götürü tazminatı uygulanmasına izin veren bazı kararları vardır. Bu bağlamda, işveren ve yüklenici tazminat tutarını önceden belirleyebilir ve bu tutara sözleşmede yer verebilir. Bu durumda Yargıtay söz konusu tazminatı, Anglosakson hukuk sisteminde “liquidated damage” olarak adlandırılan tazminata neredeyse eşdeğer olan “götürü tazminat” veya “maktu tazminat” olarak isimlendirmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi bu tür tazminatlar, yüklenicinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmede gecikmesi halinde işverenin uğrayabileceği tahmini zararları belirleme amacını haizdir. 

Belirtmek gerekir ki Yargıtay (15. Hukuk Dairesi 6894/227), 2011’e kadar sözleşmelerdeki götürü tazminat hükümlerinin geçerliliğine ve bu hükümlerin çok uzun bir süre yürürlükte kalmasına müsaade eden bir tutuma sahipti. Bu tarihten itibaren Yargıtay’ın götürü tazminata ilişkin yaklaşımı değişmiş ve bunun Türkiye’deki uygulaması sınırlandırılmıştır. Yargıtay (15. Hukuk Dairesi, 6894/227) işverenlere yapılan götürü tazminat ödemelerinin limitsiz olmasının iyi niyete ve ahlaka aykırı olduğuna hükmetmiştir. Söz konusu kararda, götürü tazminat olarak ödeneceği belirlenen bedelin ölçüsüz bir süre boyunca devam edemeyeceği, zira bu durumda söz konusu bedelin artık tazminat olmaktan çıkacağı belirtilmiştir. Bu sebeple Yargıtay, somut olaya göre hâkimlerin götürü tazminatın tutarını belirleme hakkına sahip olmaları gerektiğine hükmetmiştir.

b. Götürü Tazminat: Tazminat veya Ceza? 

Yargıtay’ın (15. Hukuk Dairesi, 88/3118) sözleşmelerdeki götürü tazminat hükümlerini geçerli addetmeye yönelik bir yaklaşımı olmasına rağmen uygulamada hâlâ götürü tazminat hükmünün cezai şart olarak mı yoksa tazminat hükmü olarak mı yorumlanacağı hususunda tereddüt edilmektedir. Bu sebeple hâkimler, Türk hukukunda götürü tazminatın sözleşmelerde uygulamasına ilişkin farklı yaklaşımlara sahiptirler. Örneğin, taraflar sözleşmede götürü tazminata ilişkin olarak bir hüküm üzerinde anlaşmış olsalar dahi hâkim, söz konusu hükmü cezai şart olarak yorumlayabileceği gibi bu durumun tam tersi de mümkün olabilmektedir. Bu konuda hâkim genellikle tarafların amaç ve niyetlerini dikkate alır. Diğer bir taraftan, götürü tazminatın uygulanmasında hâkimlerin karşılaştıkları zorluklardan biri de cezai şartın götürü tazminattan nasıl ayrılacağı hususudur. Bu sebeple, Türk hukukunda cezai şart ile götürü tazminat arasındaki farkların belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. 

Cezai şart ile götürü tazminat arasındaki temel fark zararın varlığına dayalıdır. Götürü tazminatın tahmini bir zarar olduğu göz önünde bulundurulduğunda, işverenin zarara maruz kalması; yüklenicinin yükümlülüklerini zamanında veya gerektiği gibi yerine getirmemesinden kaynaklanmalıdır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11465/4671). Ancak, işverenin cezai şart iddiasında bulunabilmesi için, yüklenicinin sözleşmesel yükümlülüklerini zamanında veya gereği gibi yerine getirememesinden dolayı zarara uğramış olması gerekmez.

Yazının devamını okumak için lütfen buraya tıklayınız.

Devamını oku
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com