Connect with us

Genel

ABD’de temiz enerji devrimi ve enerjide çözüm: Enerjinin etkin kullanımı ve yüzde 100 yenilenebilir enerji

Yayın tarihi:

-

 

Enerjinin Etkin Kullanımı ve %100 Yenilenebilir Enerji

1.Amerika’da Temiz Enerji Devrimi Başladı

Amerika onlarca yıldır temiz enerjinin dönüştürücü etkisini görmeyi bekledi. Ancak maliyetlerin düşmesine ve teknolojinin olgunlaşmasına rağmen temiz enerji devrimi her zaman ulaşılamaz bir noktada görünüyordu. Yapılan yorumlarda bir temiz enerji geleceği için her zaman “önümüzde beş yıl daha olduğu” söyleniyordu.
Son beş yılda maliyet açısından önemli bir düşüş gerçekleşti ve buna, kullanıcılarda ve endüstri ve ticari alanlardaki kullanımda bir artış eşlik etti.  Kıyıda (onshore) rüzgar enerjisi, Polisilikon fotovoltaik modüller, LED aydınlatma ve Elektrikli araçlar temiz enerji devriminin öncü teknolojileri olarak ortaya çıktı.
Son yıllarda, ABD’de araştırma ve geliştirme alanındaki iyi tasarlanmış federal ve devlet teşviklerinin ve yatırımlarının, önemli enerji dönüşümlerini harekete geçirme potansiyeline sahip olduğu, gittikçe daha açık hale gelmiştir. Örneğin, 1980 – 2002 arasında ABD federal devlet tarafından şist gazı için verilen üretim teşvikleri ve yeni sondaj teknolojilerine sağlanan destek, bu endüstrinin büyük yükselişinde temel etken olmuştur.  Bugün, rüzgar, güneş ve elektrikli araçlar için sağlanan zaman sınırlı vergi kredileri ve araştırma-geliştirme için verilen hedefli destek, gelişmekte olan bu pazarların büyümesini desteklemektedir.
 Bu endüstriler, zararlı karbon kirlilik salımlarını azaltmak ve iklim değişikliğinin etkilerini yavaşlatmak için gerçekçi çözümler sunuyor.
Bu sektörlerdeki eğilimler, daha temiz, daha yerli ve daha güvenli bir enerji geleceğine yönelik tarihi dönüşümün uzak bir hedef olmadığını gösteriyor. O hedef şu anda gerçekleşiyor ve gittikçe de daha fazla güçleniyor.
2.Karada Rüzgar Enerjisi

ABD Karadaki Rüzgar Enerjisi için Kullanım ve Maliyet, 2008-2012

ABD’de Rüzgar enerjisi kullanımı dik bir ivmeyle tırmanıyor

Günümüzde Birleşik Devletler ’de kullanılan rüzgar enerjisi, yaklaşık 60 büyük nükleer enerji reaktörünün enerji üretme kapasitesine eş bir kapasiteye sahiptir.  Rüzgar, kömür, gaz ve nükleer gibi geleneksel enerji formlarıyla aynı ölçeğe yaklaşmaya başlayan ve hidrolik olmayan ilk yenilenebilir enerji kaynağıdır.

Bu başarının gerçekleşmesi onlarca yıl aldı ve hem devlet hem de özel sektör Ar-Ge’ye harcanan dolarlarını buraya sevk etti. Teknoloji açısından rüzgar enerjisinin başarısında üç unsur temel öneme sahiptir. Birincisi, artan boyutudur: Rüzgar türbinlerinin üretim kapasitesi son 30 yılda gittikçe arttı ve bu da maliyetlerin düşmesine yardımcı oldu. Aslında, 1999 yılından bu yana tek bir türbin tarafından üretilen ortalama elektrik miktarı yaklaşık % 260 oranında artmıştır. İkincisi, üretim ölçeğidir. Pek çok endüstride olduğu gibi, ölçekteki artışlar maliyetleri düşürme eğilimi gösterir. Son olarak da, rüzgar çiftliği operatörlerinin, dinamik rüzgar paternlerini anlama ve onlara adapte olma konusunda daha bilgili hale gelmesidir. Bu, “kapasite faktörü”nü (yani türbinlerin bilfiil elektrik ürettiği sürenin oranını) yükseltmeye yardımcı olmuştur. İlk 10 yıllık çalışma süresi boyunca, rüzgar türbinleri tarafından üretilen elektrik için ilave 2,3 sent/kWh ödeme yapan federal Üretim Vergi Kredisi, rüzgar enerjisinin kullanıma sokulmasını teşvik etmede önemli bir role sahiptir.

 

Birden yükselen talep, fiyatlarda düşme eğilimi

ABD’de 2008’in başından bu yana rüzgar enerjisinin kapasitesi üç katının üzerine çıktı. Bu durum, 2001’den 2009’a kadar rüzgar türbini maliyetinin fırlamasına rağmen gerçekleşti. Ancak türbin ücretlerindeki bu artış bazı açılardan yanıltıcıdır. Aynı seviyede rüzgar kaynağına sahip bir alanda, aynı boyutta bir türbinin kurulma maliyeti düşmüştür. Bunun yanında, rüzgar çiftliği kurmak için uygun alanlar (enerji hatlarının ve büyük şehirlerin yakınındaki rüzgarlı araziler) rüzgar türbinleriyle dolmaya başlayınca, geliştiriciler nüfus merkezlerinden ve enerji hatlarından daha uzakta bulunan veya daha düşük rüzgar kalitesine sahip olan alanlara yöneldi. Daha düşük rüzgar hızlarını telafi etmek için, pek çok türbin, daha fazla rüzgar yakalamak amacıyla daha büyük kanatlarla üretiliyor. Daha büyük olan bu kanatlar daha pahalıdır ve bu maliyet artışı, 2004 – 2008 arasında emtia fiyatlarındaki (örn. çelik ve petrol) sert tırmanışla daha da vurgulandı. Ancak, emtia fiyatları geri çekilirken, yeni rüzgar enerjisinin ortalama maliyeti de düşmeye başladı ve rüzgar türbinlerinin kullanıma girişi ani bir artış gösterdi. 2012 yılında ABD, 2011 yılında kullandığının neredeyse iki katı rüzgar enerjisi kullandı. Aslında, rüzgar enerjisi, ABD’deki yeni elektrik üretimi kapasitesinin % 43’ünü, yani diğer herhangi bir kaynaktan daha fazlasını oluşturuyor.

 

Rüzgarın geleceği

Rüzgar, Amerika’nın düşük maliyet, sıfır karbon, sıfır kirlilik yenilenebilir enerji için en iyi seçeneklerinden biri olmaya devam ediyor. Karada ve denizde rüzgar enerjisinin toplam potansiyeli yaklaşık 140 quads’tır, yani bugün ABD’deki elektrik tüketiminin yaklaşık 10 katıdır. Rüzgar %100 yenilenebilir bir enerji kaynağıdır ve bu nedenle tükenmez. Endüstri, sektördeki agresif büyümeyi korumak amacıyla, ülkenin en rüzgarlı bazı bölgelerinden en yoğun nüfusa sahip alanlara doğru yeni enerji aktarım hatları kurmak için çalışıyor. Buna ayrıca, sabit okyanus rüzgarlarının büyük bir rüzgar enerjisi potansiyeli barındırdığı, “deniz” rüzgar çiftlikleri kurmak da dahildir. ABD  Enerji Bakanlığı, devam eden teknoloji gelişmeleri ve politika desteğiyle, 2030 yılı itibariyle, ABD’deki tahmini elektrik talebinin % 20’sinin rüzgar enerjisi tarafından karşılanabileceğini öngörmektedir.

 

3.LED Aydınlatma

ABD’de LED Aydınlatma için Kullanım ve Maliyet, 2008 - 2012

ABD’de LED Aydınlatma için Kullanım ve Maliyet, 2008 – 2012

Çok fazla ışık var ama o kadar çok sıcaklık yok

Işık yayan diyot (LED) aydınlatmanın argümanı çok basit: çok fazla ışık sağlıyorlar ama o kadar çok ısıtmıyorlar. Bir akkor lamba ampulü, Edison’ın ampulü 100 yıl önce nasıl ışık üretiyorsa tamamen aynı şekilde ışık üretir: bir tungsten flamanı, yanıcı sıcaklığa erişinceye kadar ısıtır (400 °F den fazla) ve bu işlem ışık üretir. Ancak akkor ampul tarafından kullanılan enerjinin % 90’ı aslında görünebilir ışıktan ziyade ısıya dönüşür, işte bu nedenle ampul değiştirirken elinizi yakabilirsiniz. Enerji kullanımı açısından, akkor ampulden elde ettiğimiz ışık aslında bir yan üründür.

LED aydınlatma bu denklemi tersine çeviriyor. Bu nedenle, standart bir 60 watt akkor ampul, yaklaşık  9 watt’lık bir LED ışıkla değiştirildiğinde % 84 daha fazla verimlilik elde edilir. LED’ler başlangıçta daha pahalı olsa da 25 kat daha uzun ömürlülerdir (1.000 saate karşı 25.000 saat).  Bu nedenle, bir anne çocuğu doğduğunda kaliteli bir LED aydınlatma kurduğunda, çocuğu üniversiteye gidene ve hatta mezun olana kadar onu değiştirmesi gerekmeyecek. Bu süre boyunca, bir LED’e karşılık değiştirdiği her akkor ampul için 140 $’dan fazla tasarruf edebilir.

Pek çok ticari kurum için avantajlar enerji tasarrufunun ötesine geçiyor. Ampullere ulaşmak ve değiştirmek sıkıntılı, hatta tehlikeli olabiliyor. LED aydınlatma bu sorunu, parlak, elegan ve etkin bir paketle çözüyor.

 

Daha fazla seçenek, daha düşük maliyet

Son beş yıl içinde LED ampullerdeki fiyat düşüşü endüstrideki ekonomiyi dönüştürdü. Son zamanlara kadar LED aydınlatma, normal ev aydınlatması için o kadar da parlak bir fikir gibi görünmüyordu. Standart bir ampulün yerine kullanmak için gerçekten yeterince güçlü değillerdi ve 2012 yılında bile bir tanesi 50$ tutabiliyordu. Bu fiyatla LED’ler açıkça bir niş ürün olmaya mahkûmdu. Ancak bugünün LED’leri daha parlak, daha iyi renk kalitesine sahip ve pek çoğu 15$’dan az tutuyor. Bu da onları, aydınlatma faturalarının tutarını düşürmek veya sadece bu kadar sık ampul değiştirmekle uğraşmamak isteyen Amerikalılar için gittikçe daha yaygın bir tercih haline getiriyor.

2009 yılında, tüm ABD’de 400.000’den az LED ışığı kullanılıyordu. 2013 itibariyle kullanım 50 kat artarak neredeyse 20 milyona ulaştı ve bu kullanım uygulamalarının neredeyse hepsi bir zamanlar, yoğun enerji tüketen akkor ampuller kullanıyordu.

 

Sağlam bir yatırım

On yıldan uzun bir süredir, Enerji Bakanlığı LED aydınlatma için araştırma ve geliştirme çalışmalarını fonlamaktadır. Amerika İyileştirme ve Yeniden Yatırım Kanunu sırasında, Enerji Bakanlığı da LED’lerin fiyatını aşağıya çekmeye yardımcı olmak için üretime bazı önemli yatırımlar yaptı.

Bugün Amerika, bu yıllarda yapılan yatırımların meyvesini almaya başladı. Enerji Bakanlığı’nın Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Ofisi, 2030 itibariyle LED aydınlatmanın Amerikalılara elektrik maliyetinde yılda 30 milyar dolar tasarruf sağlayacağını ve Amerika’nın aydınlatma için enerji tüketimini yarıya indireceğini öngörüyor. Fiyatlar düşmeye devam ederken, LED aydınlatma ürünleri gittikçe daha fazla rekabet edebilir ve Amerikalılar için çekici hale gelecek. Bu da, karbon kirliliğinde büyük bir azalma, daha düşük enerji faturaları ve Amerika için daha güvenli bir enerji geleceği demektir.

 

Sonuç 

Bu ve diğer temiz enerji endüstrileri büyümeye devam ettikçe, Amerika’nın enerji sektörünün dönüşümüne eşlik eden meydan okumalar ve fırsatlar da büyüyecektir. Kuruluşlar,  artan enerji verimliliği ve ucuz güneş enerjisi çatı sistemleri karşısında mevcut iş modellerini nasıl destekleyeceklerini düşünmeye başladılar bile. Elektrikli araçlar “ilk benimseyenler”e yönelik pazarın ötesine geçip yaygınlaşırken, Amerika’nın daha akıllı ve daha dayanıklı bir elektrik şebekesi kurmak ve geniş bir elektrikli araç şarj istasyonları ağı yaratmak için yatırım yapması gerekecektir.

Bu meydan okumalar, bu temiz enerji piyasalarındaki başarının simgelerdir. Aslında elektrikli araçlar, güneş panelleri, rüzgar enerjisi ve LED aydınlatma, ekonomimizi daha iyi yönde dönüştürmekle ilgilidir. ABD Şehirlerindeki havayı temizleyecekler, Amerika’nın istikrarsız uluslararası petrol piyasaları karşısındaki korunmasızlığını azaltacak ve daha rekabetçi ve daha verimli bir ekonomi oluşturulmasına yardımcı olacaklardır.

ABD Enerji Bakanlığı’nın amacı, performans hedefleri, Ar-Ge için destek, tüketici eğitimleri ve hedeflenmiş kullanım yardımları sağlayarak bu akımları teşvik etmektir. Bunlar gibi son derece önemli yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği teknolojilerinde devam eden ilerlemelerle beraber, temiz, yeşil ve Amerikan-yapımı enerjiye sahip bir gelecek ummaktadır.

 

ABD Enerji Bakanlığı tarafından yapılan bu açıklamalar kaynağı sınırsız ve ücretsiz olan yenilenebilir enerjinin artık teknolojisinin de var olduğunu ve % 100 yenilenebilir enerjiye geçiş için tüm dünya ülkelerinde karar vericilerin çözümden yana olmasının gerektiği kanıtlanmıştır.

Enerjide Çözüm Enerjinin Etkin Kullanımını hedeflemeli bu amaçla Mevcut en yeni teknolojiler kullanılmalı ve verimsiz ve kirletici olduğu diğer ülkelerde kanıtlanmış çöp teknolojilerin ülke pazarında satılmasına izin verilmemelidir.

 

4.% 100 Yenilenebilir Enerjiyi Çözüm Olarak Ortaya Çıkaran Gerçekler

 

%100 yenilenebilir Enerji dünya çapında bir gerçektir

Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya, Afrika’ya, Asya’ya ve Okyanusya’ya; yerel, bölgesel ve ulusal hükümetler %100 yenilenebilir enerjinin teknik açıdan mümkün, ekonomik açıdan tavsiye edilir, sosyal açıdan mecburi ve çevresel açıdan kaçınılmaz olduğunu gösterdiler. Ayrıca fosil yakıt tüketimini azaltmanın tamamıyla politik iradenin elinde olduğunun altını çizmiş oldular.

 

%100 yenilenebilir Enerji fosil kaynaklardan ucuzdur

Yenilenebilir enerji gün geçtikçe daha uygun fiyatlı olmaktadır: Yeni bilimsel çalışmalara göre, rüzgar türbinleri ve güneş panellerinden üretilen elektrik; kömür, nükleer ve gaz yakıtlı güç santralleriyle maliyet açısından yarışır halde olup petrol yakıtlı güç santrallerinden ise hatırı sayılır derecede ucuzdur. Fosil ve nükleer yakıtların iklim değişikliği ve sağlık üzerindeki etkileri hesaba katılmasa dahi, rüzgar ve güneşten elektrik üretiminin maliyetleri azalmaya devam ettikçe gelecekte en ucuz enerji kaynakları olacaklardır.

 

%100 yenilenebilir Enerji iklim krizinin çözümüdür

Fosil yakıtlar için yolun sonuna gelindiği bilim tarafından ortaya konulmuş bir gerçektir (IPCC 5. Değerlendirme Raporu – Sentez Raporu). İklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmak istiyorsak, fosil yakıtların tüketimini kademeli olarak azaltma yoluyla sera gazı emisyonlarını düşürmek zorundayız. Yenilenebilir enerji teknolojileri, uluslararası platformlarda mutabakata varılmış iklim koruma hedeflerine ulaşma yolunda %100 sürdürülebilir ve verimli enerji sistemleri sunmaya hazırdır.

 

%100 yenilenebilir Enerji maliyetleri ciddi ölçüde düşürür

%100 yenilenebilir enerjinin olduğu bir gelecek hem vatandaşlara hem hükümetlere geniş yelpazede ekonomik faydalar sağlar. Bu faydalar fosil yakıt ithalatının azaltılmasından, dış etkilere bağımlılığın azaltılmasıyla enerji ve ekonomi güvenliğinin sağlanmasına kadar çok çeşitlidir.

 

%100 yenilenebilir Enerji insanlığın gelişimini teşvik eder

Yaklaşık 3 milyar insan elektriğe kısıtlı erişebiliyorken ya da hiç erişemiyorken ve yemek pişirmek için verimsiz ve çevreye zararlı katı biyokütle yakıtları kullanmak zorunda kalıyorken; %100 güvenilir, ulaşılabilir ve etkin kullanılan yenilenebilir enerji muhtaç durumdakilerin yaşam kalitesini artırmak için birincil tercihtir. Sürdürülebilir, hesaplı ve güvenilir enerjiye erişim yoksulluğun ortadan kaldırılabilmesi ve sürdürülebilir gelişme için ön koşuldur.

 

%100 yenilenebilir Enerji sadece zengin ülkeler için değildir

%100 yenilenebilir enerjiye ulaşma hedefinin sadece zengin ve sanayileşmiş ülkeler için olmadığını yetki alanları açıkça ortaya koyuyor; yenilenebilir enerji Afrika, Asya-Pasifik bölgesi ve Latin Amerika da dâhil yerkürenin tüm kıtalarında kök salmaktadır. %100 yenilenebilir enerji tüm dünyadaki hükümetlere gelişme konusunda yüksek önceliğe sahip bolca fayda sağlar.

 

%100 yenilenebilir Enerji çok amaçlıdır ve uyum sağlayabilir

Yenilenebilir Enerji Teknolojisi geniş bir yelpazedeki enerji taleplerimizi karşılayabilir – büyük şehirlerden herhangi bir elektrik şebekesine bağlı olmayan ücra yerlerdeki küçük yerleşimlere enerji teminine değin. Kullanıma hazır teknolojilerin çeşitliliği her topluluğa uygun bir teknoloji bulunabileceğinin ve bu teknolojilerin ihtiyaç duyulan yere inşa edilmesinin kolaylığının göstergesidir.

 

%100 yenilenebilir Enerji insanların ve ekosistemin sağlığını korur

Geleneksel enerji sistemi, yerkürenin doğal kaynaklarını yakarak ve tüketerek birden çok varlıksal krize sebebiyet verdi bile: İklim değişikliği, hava ve su kirliliği, okyanusların yıkımı, pek çok canlının soyunun tükenmesi tehlikesi, su ve yiyecek kıtlıkları, yoksulluk, nükleer radyasyon sorunları, nükleer silahların hızla yaygınlaşması, yakıt kıtlığı, jeopolitik gerilim… Fakat dünyadaki iklim ve enerji güvenliği sorunlarının kökeni enerji değil, kullandığımız yakıt türüdür. Neyse ki yenilenebilir enerji temizdir ve doğada bolca bulunur.  Biokütle istisna olmak üzere ücretsizdir ve yenilenebilir dışı enerji türlerine göre daha az su tüketimine sebep olur.

 

%100 yenilenebilir Enerji enerji sistemini demokratikleştirir

Merkezileştirilmiş enerji sisteminde yeni bir devrim kaçınılmaz ve yoldadır. Bireysel vatandaşların ve küçük işletmelerin de dâhil olduğu yeni aktörler ve paydaşlar sisteme dahil oluyorlar, haklarını talep ediyorlar ve doğrudan etkide bulunuyorlar. Yeni hak sahipliği modelleri ortaya çıktıkça farklı paydaşlar dönüşümde doğrudan rol sahibi oluyorlar. Dünya çapındaki vaka çalışmaları topluluk destekli çözümlerin enerji üretimimizin evriminde ve sanayiyi gerekli hız ve ölçekte desteklemekte toplumun etkisini ortaya koyuyor.

 

%100 yenilenebilir Enerjiye geçiş riskleri azaltıp ülkeleri güçlendirir

%100 yenilenebilir enerjiye geçiş artan fosil yakıt fiyatları gibi dış etmenlerin etkisini azaltarak ülkelerin ekonomilerinin direncini artırır. Bu, jeopolitik gerilim ve iklim değişikliği dönemlerinde hükümetleri harekete geçmeye teşvik eden temel elementlerdendir.

 

%100 yenilenebilir Enerjiye geçiş ekonomik etkinlik yaratır, yeni işler doğurur ve yaşam kalitesini artırır

Maliyetleri düşürmesinin yanında %100 yenilenebilir enerji yeni ekonomik aktiviteler doğurup yaşam kalitesini artırır. Vaka çalışmaları yenilenebilir enerjiye geçişin yeni iş olanakları, yeni iş modelleri, yeni fırsatlar ve yeni iç gelir kaynakları oluşturmadaki faydasını göstermektedir.

 

%100 Yenilenebilir Enerjiyi güç, ısıtma/soğutma ve ulaşım sektörlerine entegre etmek mümkündür

Dünyanın her yerinden örnekler elektrik, ısıtma/soğutma ve ulaşım alanlarında sektörler arası ve bütünleşmiş bir yaklaşım için %100 yenilenebilir enerjinin uygulanabilir olduğunu göstermektedir. Vaka çalışmaları önümüzdeki yıllar içinde ısıtma ve ulaşımda elektriğin payını artırmanın politik bir öncelik olması gerektiğinin kanıtıdır.

 

%100 yenilenebilir Enerji bir adalet meselesidir

Fosil kaynaklara olan bağımlılığımız eşitlikten, çeşitlilikten ve güvenlikten uzak, halkımızın sağlığını tehdit eden, dünya ikliminin dengesini tehlikeye atan ve gelecek nesilleri temiz havadan, temiz sudan, enerji bağımsızlığından mahrum bırakan bir sistem yarattı. Bugün %100 yenilenebilir enerjiye geçerek etrafımızı saran bu olumsuzlukları bertaraf edebiliriz. %100 yenilenebilir enerji bugünün ve geleceğin nesilleri için bir adalet meselesidir. Atalarımızdan miras aldığımız ortak kaynaklara eşit erişim meselesidir. %100 yenilenebilir enerjiye geçiş ahlaki ve etik bir zorunluluktur.

 

%100 yenilenebilir Enerji daha barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya düzenine ulaştırır

%100 yenilenebilir enerjiye geçiş jeopolitik krizleri çözme ve gelecekte iklim dengesizliği ve kaynak yetersizliği sebebiyle yaşanabilecek olası savaşlardan kaçınma fırsatı sunar. Yerel yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanarak yönetimler politik ve enerjisel bağımsızlıklarını artırabilirler. %100 yenilenebilir enerjiye geçiş için gereken yerel ve uluslararası işbirliği, ortak hareket etmeyi gerektiren diğer uluslararası güvenlik tehditlerinin çözümünde katalizör rolü oynayabilir. Nükleer güç üretiminin azaltılması, nükleer silah sektöründeki potansiyel gelişmeleri ve yıkımı engeller.

 

 

KAYNAKLAR

1.Revolution Now: The Future Arrives for Four Clean Energy Technologies Devrim Şimdi: Dört Temiz Enerji Teknolojisi için Gelecek Ulaşıyor, 17 Eylül 2013, Department of Energy; Amerikan Enerji Bakanlığı, Baş Yazar,Dr. Levi Tillemann, Politika ve Uluslararası İşler için Özel Danışman, Katkıda Bulunanlar Fredric Beck, DOE Rüzgar Enerjisi Programı, Dr. James Brodrick, DOE Katı Hal Aydınlatma Programı (Solid-State Lighting Program), Dr. Austin Brown, DOE Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuarı (National Renewable Energy Laboratory), David Feldman, DOE Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuarı (National Renewable Energy Laboratory), Tien Nguyen, DOE Yakıt Hücreleri Teknolojisi Ofisi (Fuel Cells Technology Office), Jacob Ward, DOE Araç Teknolojileri Programı (Vehicles Technology Program)

2.http://go100re.net/wp-content/uploads/2014/11/14-Facts-on-100-percent-Renewable-Energy.pdf 

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler