Connect with us

Dernekler

2023’te rüzgarın merkezine yatırımı alan TÜREB, 2024’ü ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan etti

Yayın tarihi:

-

‘Sanayi Yılı’ olarak ilan edilen 2022’de rüzgar enerjisinden elektrik üretimi rekorları kıran, ‘Yatırım Yılı’ olarak açıklanan 2023’te ise sektörde daha fazla ve daha hızlı yatırım yapılmasını sağlayacak faaliyetlere yoğunlaşan rüzgar enerjisi sektörü, 2024’ü ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan etti. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden, 2024’ün rüzgar açısından ‘izinler, finansman ve rüzgar sanayisinin sürdürülebilir büyümesi’ alanlarında ‘seferberlik yılı’ olacağını söyledi.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), sektörün 2023 yılı karnesi ve 2024 yılı beklentilerini değerlendirdiği TÜREB 2023 Yıl Sonu Değerlendirme Toplantısı’nı Four Seasons Otel Bosphorus’ta gerçekleştirdi. TÜREB üyesi şirketlerin üst düzey temsilcileriyle basın mensuplarının katıldığı toplantıda konuşan TÜREB Başkanı İbrahim Erden, hem Türkiye hem de dünya için oldukça zorlu geçen 2023 yılının, şebekeye kazandırılan yeni rüzgar kurulu gücü açısından istenileni veremese de Türkiye rüzgar enerjisi sektörünün yakın ve orta vade geleceği adına son derece olumlu gelişmelerle dolu olduğunu belirtti. 2023 yılı Ocak ayında açıklanan Ulusal Enerji Planı ve Hidrojen Yol Haritası’nın rüzgar da dahil olmak üzere Türkiye’nin yenilenebilir enerjideki hedeflerini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen İbrahim Erden, plana göre Türkiye rüzgar kurulu gücünün 2035 yılında 29 bin 600 MW’a çıkarılmasının hedeflendiğini ve deniz üstü rüzgar enerjisi alanında da Türkiye’nin ilk resmi hedeflerine bu planda yer verildiğini hatırlattı.

Deniz üstü rüzgar, Çandarlı Limanı, İzmir Sanayi Kümelenmesi Projesi ve daha birçok çalışmayla etkin geçen 2023

“Sanayi Yılı olarak ilan ettiğimiz 2022’nin ardından ‘Yatırım Yılı’ olarak adlandırdığımız 2023’te de sektörde daha fazla ve daha hızlı yatırım yapılmasını sağlayacak faaliyetlere yoğunlaştık. 2024 ise rüzgarda izinler, finansman ve rüzgar sanayisinin sürdürülebilir büyümesi’ alanlarında ‘seferberlik yılı’ olacak” diyen Erden şunları kaydetti: “Cumhuriyetimizin 100. Yılı, Rüzgarın Yüz Yılı” mottosuyla çalıştık. Ayrıca rüzgarın ‘stratejik sektör’ olarak ilan edilmesi konusunda girişimlerimiz oldu. Kuruluş misyonumuz çerçevesinde ve yatırım ortamı iyileştirme hedefleri doğrultusunda özellikle Enerji ve Tabii Kaynaklar, Sanayi ve Ticaret, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları ile yakından çalıştık. Sektör bilgilendirme ve paydaş toplantılarına ağırlık verdik. Yurt dışında WindEnergy Hamburg ve WindEurope Kopenhag etkinliklerinde ülkemizi geniş heyetlerle temsil ederek verimli temaslarda bulunduk. WindEurope 2026 etkinliğini ülkemize taşımak adına ilgili kamu kuruluşlarımızın da büyük desteğiyle yoğun gayretlerimiz oldu ve İstanbul, Madrid’le birlikte son ikiye kalmasına karşın müspet sonuç alamasak da ilerleyen yıllarda bu etkinliği ve diğer WindEurope etkinliklerini Türkiye’ye taşımak adına çalışmaya devam edeceğiz. Deniz üstü rüzgarla ilgili çalışmalarımızı artırdık ve bu çerçevede Shura Enerji Dönüşümü Merkezi ile iş birliği yaparak hazırladığımız ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler Raporumuzu’ yayınladık. Rüzgar enerjisi sektörü için bir hub olmasını ümit ettiğimiz İzmir Çandarlı Limanı ile ilgili çalışmaları yoğunlaştırdık. Bunun yanı sıra sivil bir inisiyatif ile ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızla iş birliği içerisinde geliştirdiğimiz ‘Taşeli Yenilenebilir Kaynak Alanı Projesi’ gibi bölgesel enerji projelerini öncelikle değerli kamu yöneticilerimiz ve ilgili sektör paydaşlarının bilgilerine sunduk. İzin, imar ve arazi edinim ve tahsis süreçleri; rekabetçi finansman ve finansmana erişim ve rüzgar sanayisinin verimli ve sürdürülebilir gelişimi alanlarında kamu ve özel sektör paydaşlarımızla sürekli ve yoğun şekilde çalışmalar yürüttük. AB Komisyonu, Avrupa Kültür Vakfı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı gibi ulusal ve uluslararası kurumların çağrılarına 5 ayrı proje başvurusu ile karşılık verdik. Bu başvurularımızdan AB Komisyonu IPA-III projemiz onaylandı. Ek olarak Çandarlı Limanı ile ilgili çalışmalarımızı sürdürüyor ve Sanayi Bakanlığı’na yaptığımız ‘İzmir Sanayi Kümelenmesi’ proje başvurumuzu da çok önemsiyoruz.”

Orta Asya, Orta Doğu, Kafkasya ve Afrika ülkeleriyle rüzgarda iş birliği vurgusu

Toplantı kapsamında yapılan “Küresel Ekonomik ve Jeopolitik Gelişmelerin Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Enerji Politikalarımıza Etkileri” başlıklı oturuma video bağlantısı aracılığıyla katılan Türkiye’nin Avrupa Birliği Nezdindeki Daimi Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, Türkiye’nin etrafındaki savaşlara rağmen böyle bir coğrafyada rüzgar enerjisinin konuşulabiliyor olmasının Türkiye’nin gücü ve istikrarının bir göstergesi olduğunu söyledi. Yenilenebilir enerjinin rolünün giderek arttığına değinen ve “Rüzgar enerjisinin Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceğinde belirleyici unsurlardan biri olacağına yürekten kaniyim” diyen Bozay, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin enerji düzenlemelerine katkısı bu kadar yüksekken rüzgar da dahil olmak üzere ortaya çıkacak yeni şebekelerin neler olabileceğini konuşmak istediklerini kaydetti. “AB’nin buradaki çıkarlarını görüp anlamlı bir diyalog başlatması gerekiyor. Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerle neler yapılabileceğine ve Karadeniz’den offshore rüzgarda nasıl faydalanabileceğimize de bakıyoruz. TÜREB’in bundan sonraki dönemde Orta Asya, Orta Doğu, Kafkasya ve Afrika ülkeleriyle rüzgarda iş birliği sürecine gireceğine de inanıyorum” diyen Mehmet Kemal Bozay, çevre konusundaki duyarlılığın da altını çizdi.

Oturumun bir diğer konuşmacısı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürü Dr. Öztürk Selvitop da 2024’te Amerika ve AB ülkelerinde yapılacak seçim sonuçlarının yenilenebilir enerji politikalarını şekillendireceğini belirterek kaynak çeşitliliğini ve farklı kaynaklardan finansman sağlamayı hedeflediklerini dile getirdi. “Biz 2011’de yenilenebilir enerji katkı sürecini eklerken çok da eleştiri almamız rağmen 5 yıllık süreli geçici bir uygulamayla yerli sanayimizi destekledik. Yerli sanayimiz kayda değer bir seviyeye ulaşarak hem Türkiye’nin hem bölgenin enerji arz güvenliğine ve ayrıca istihdamımıza katkı yapmaya devam eder hale geldi” diyen Selvitop, Çin’in enerji dönüşümü imalatındaki yerine de dikkat çekti.

Son birkaç yıldaki gelişmeler sonrası enerji güvenliği konusundan bahsetme şeklinin değiştiğini dile getiren Dışişleri Bakanlığı Enerji ve Çok Taraflı Ulaştırma Genel Müdür Yardımcısı Burak Rende ise, “Öncelikle Çin’deki elektrifikasyon meselesini önemsemek lazım. Bu durum başta kritik mineraller olmak üzere birçok kaynağı gündeme aldı” dedi. Rende, arkasından gelen küresel salgın ve etkileri, son olarak da Ukrayna savaşıyla enerji düzleminde yaşanan gelişmelerin hissedilir hale geldiğini belirtti. “AB kendisini bu krizin ortasında buldu” değerlendirmesi yapan ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgedeki savaş ve kriz durumlarına değinen Burak Rende, bu durumun Türkiye’yi ana unsur haline getirdiğini söyleyerek, “Yenilenebilir enerji bizim enerji güvenliğimizin de ana unsuru haline geliyor. Yenilenebilir enerjinin Türkiye için bir kazanım olacağını ve Türkiye’nin bu alanda ana aktörlerden biri olabileceğini düşünüyoruz. Bu da Türkiye’nin siyasi manadaki gücünü de belirleyici nitelikte olacak” dedi.

Oturumun ardından IICEC Direktörü Bora Şekip Güray da IICEC’in hazırladığı ‘Türkiye Yeşil Hidrojen Geleceği’ raporuyla ilgili özel bir sunum yaptı.

Türkiye'nin alanında en özel yayınlara sahip medya grubu MONETA'nın sektörel dergi ve portallarının yönetimine katkıda bulunmaktayım. MONETA bünyesinde yeni nesil yayıncılık anlayışıyla içerik yönetimini geliştirmeye devam ediyoruz.

Dernekler

2024’te 1.000 MW’ın üzerinde kurulum bekleyen ENSİA Başkanı Kalaycı: “Rüzgâr enerjisi sektörü cepten yiyor”

Yayın tarihi:

-

Yazar

2024’te 1.000 MW’ın üzerinde kurulum bekleyen ENSİA Başkanı Kalaycı: “Rüzgâr enerjisi sektörü cepten yiyor”

Şebekeye kazandırılan yeni rüzgâr kurulu gücü açısından istenileni veremeyerek, 2023 yılını 537 MW kurulumla geride bırakan Türkiye rüzgâr enerjisi sektörü, son 11 yılın en kötü senesi yaşadı fakat 2024 yılında güçlü bir kurulum için ilerliyor. Bu yıl 1.000 MW’ın üzerinde yeni bir kuruluma ulaşılacağını öngören ENSİA Başkanı Alper Kalaycı, bu rakamların aldatmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Sektörün 4-5 sene önce yapılan ihalelerin karşılığını alarak cepten yediğine dikkat çeken Kalaycı, belirsizliğin sona ermesi için özellikle YEKA ihaleleri için takvimin yayınlanması gerektiğini vurguluyor.

Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı ICCI 2024’te, Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Özel Oturumu’nda “Enerjide Yerli Teknoloji Üreticileri” başlığıyla gündemi değerlendiren Dernek Başkanı Alper Kalaycı, fuar sonrası Rüzgâr Enerjisi Dergisi’nin sorularını yanıtlıyor.

ICCI Enerji Fuarı’nda katılımı yoğun bir oturum gerçekleştirdiniz. Ele aldığınız konulardan bahsedebilir misiniz?

Oturumdaki konumuz aslında karışıktı: Hem hidrojen hem de özellikle termik santraller için su olmaksızın kuru soğutma sistemleri üzerine konuştuk. Bunun yanı sıra, depolamalı sistemleri ele alarak, karma bir şekilde gündemdeki konuları değerlendirdik. Hidrojen son zamanlarda oldukça gündemde, bunun içerisinde yeşil hidrojen daha fazla gündemde ama şu an maliyetle ilgili sıkıntılar var. Bu konularla ilgili çözüm önerileri üzerine konuştuk.

Depolamalı enerji santralinde son gündem maddeleri neler?

Şu an yeni önlisanslı proje başvurularının hepsi depolamalı olarak alınıyor. Yani depolama sistemi olmaksızın yeni bir önlisans başvurusu yapma hakkınız yok. Yapılan başvurularda çok ciddi bir sayıya ulaşıldı ama başvuruların ne kadarının gerçekleşeceği konusunda çok büyük bir belirsizlik olduğunu düşünüyorum. Depolama sistemi ve kurulacak sistemlerle ilgili şu an regülasyon oturmuş durumda değil. Depolama sistemi nasıl kurulacak, teknik anlamda hangi testlerden geçilmesi gerekiyor gibi konular şu an için belirsiz. Bu kadar belirsizlik olmasına rağmen çok ciddi bir başvuru yapıldı. Bunun hem olumlu hem de olumsuz yanları var. Yatırımcının ciddi bir ilgisinin olması işin olumlu tarafı ancak yatırımcı bu kadar belirsizlikte bu iştahı gösterince de bu sefer normalden fazla talep geliyor.  Talebin fazla olması, doğru projelerin ayıklanmasını zorlaştırıyor. Şartnamemiz ve konuyla ilgili sınırlarımız belli olsaydı, bu dengesizlik olmaz ve doğru başvurular gerçekleşirdi. Şu an hangisi iyi, kötü ya da doğru bilmeden, sistemi kilitleyecek şekilde çok fazla başvuru gerçekleştirildi. Bu başvurular gerçek yatırımcı açısından zaman kaybına yol açarken, diğer yandan gerçek potansiyeli görmemizi de engelliyor. Sektörümüz için zaman çok önemli bir konuyu oluşturuyor; çünkü Türkiye’nin hem rüzgâr hem de güneş tarafında ciddi bir sanayi altyapısı var. Bu sanayinin de homojen bir şekilde beslenmesi gerekiyor. Örneğin, bu yıl ciddi bir kapasite kurulumu gerçekleştiren firma, seneye sıfır çekilebiliyor. Hedeflerin homojen olmaması sanayi tarafı için belirsizliğe ve hedefsizliğe neden oluyor. 

2023 yılında 537 MW rüzgâr kurulumu gerçekleştirildi ve bu son 11 yılın en kötüsü olarak kayıtlara geçti. Sanayi tarafımız güçlenerek büyümeye devam ediyordu ancak şu an için geriliyor. Sadece geçtiğimiz haftalarda, Amerikan menşeili GE’nin alt şirketi olan LM Wind Power fabrikasını kapattı ve rüzgar enerjisi sektöründe 720 kişi işsiz kaldı. Türkiye’de 4 rüzgar türbini fabrikasının olması övündüğümüz konular arasında yer alırdı. Bunlardan biri kapattı, bu belirsizlikle belki de bu sayı daha da düşecek. 

Dünya pazarı 2023 yılında rekorlar kırdı. Burada Çin’in payı o kadar büyük ki, ufak bir tökezleme ya da artış tüm sektörü etkiliyor. Türkiye’nin rüzgarda 2023’ü kötü bir yıl olarak geride bırakmasının en önemli nedenleri arasında ise finansal konular yer alıyor. Finansa erişim çok zor ve oldukça pahalı, faizlerin bu kadar yüksek olduğu bir düzlemde insanlar risk almak istemiyor. Örneğin, santral kurmak isteyen bir yatırımcının parasını faize koyması, bu koşullarda risk almaması açısından daha mantıklı geliyor. 

Bir diğer nedeni işçilik maliyetleri oluşturuyor. Asgari ücrette ciddi artışlar yaşandı ancak döviz kurlarında sabit bir seyir var. Döviz bazında işçilik maliyetlerinin yüksek olması da yatırımcıyı etkiliyor. Daha önce birçok Avrupa ülkesinden çok daha uygunduk; ancak geldiğimiz noktada Portekiz ya da Polonya’da bir yatırım yapmak, işçilik maliyetleri açısından Türkiye’den daha uygun hale geldi. AB’ye göre işçilik maliyetleri açısından ön plana çıkamayınca, yatırımcı açısından Türkiye’nin kur riski, enflasyon riski, faiz ve gümrükle ilgili dezavantajları var. Önceki yıllarda bu riskleri ucuz işçilikle kapatıyorduk ancak şu an için bu avantajımızı kaybettik. 

Bu sorunlarla nasıl baş edilebilir?

Zorlayıcı faktörlerin olması gerekiyor. Türkiye’deki yeni santrallerde yatırımcının türbin üreticisini yerli aksam konusunda zorlayacağı şartları oluşturmamız gerekiyor. Bugünlerde montajları devam eden YEKA 2 ve YEKA 3 sahalarında belli bir yerlilik zorunluluğu var. Ama sonraki YEKA projelerinin daha ihalesi bile yapılmadığı için, bugün için yerli aksam kullanılmasının yatırımcı açısından bir avantajı yok. Daha doğrusu bizim YEKA-4, YEKA-5, YEKA-6 ihalelerini yapmış olmamız gerekiyordu. Rüzgarda her sene 1.500 MW kurma iddiası olan Türkiye’nin bu hedefi devam ettirebilmesi için yeni YEKA ihaleleri açması gerekiyor. YEKA-4’ü hala yapmadık ve şu an yatırımcı bunun ne zaman yapılacağını dahi bilmiyor. Böyle belirsizliklerde üretici tarafı da önünü göremiyor. 

Rüzgar enerjisi için bir an önce bu ihalelerin yapılması ve ondan sonraki ihale takviminin belirlenmesi gerekiyor. Önümüzdeki 4 yıl için hangi bölgelerde, kaç MW ihale açılacağını yatırımcının bilmesi gerekiyor. Yani işin özünde, üretim maliyetlerindeki pahalılığa rağmen dayanan üretici firmalar, takvim belirli olmadığı için hangi konuda hedef koyması gerektiğini de bilemiyor. 

Bizim yenilenebilir enerjiyle ilgili ilk kanunumuz 2005 yılında çıktı, bunun sıkıntıları ve eksik yanları vardı. 2010 sonunda yeni bir kanun çıktı ve son kanunun üzerinden 13,5 yıl geçti. İlk kanun çıktığı zaman sektörler ufaktı, tüm yenilenebilir enerji kaynakları tek bir kanun altında toplantı ve bu o günler için mantıklıydı ama bugün rüzgâr ve güneş başta olmak üzere sektörler her açıdan belirli bir hacme ulaştı. Kanunlarımızı bir an önce sektörel bazda ayırmamız gerekiyor çünkü mevcut kanunda yapılan bir değişiklik rüzgâr yatırımcısını mutlu ederken, bir diğerini üzebiliyor. 

Bu sektörlerin elektrik üretme haricinde ortak bir noktası bulunmuyor. Bu kadar farklı sektörleri tek bir kanunun altında topladığınız zaman, o kanunu belirli bir yere getirmeniz çok zor oluyor. Günümüzde bir rüzgâr enerjisi kanunumuzun, güneş enerjisi kanunumuzun olması lazım. Bu konuyu sıkça dile getiriyoruz ve daha fazla geç kalmamamız gerekiyor. Hatta rüzgâr enerjisi özelinde kara ve denizüstü rüzgârın da farklı kanunlarının olması lazım çünkü kara üstü rüzgârla denizüstü rüzgâr arasında çok büyük farklılıklar var. Dünyada bunun örnekleri var: Örneğin, Romanya şu an denizüstü rüzgâr enerjisi için kanun çıkarmak üzere. 

Piyasa ve sektörler belirsizliği sevmez: Bunu ortadan kaldırmak için ilk olarak kanun regülasyon altyapısının hızlı bir şekilde toparlanması lazım. Diğer yandan şeffaf ve düzgün bir ihale süreci takviminin paylaşılması lazım. Bunlar sektöre nefes aldırabilir ve hem yatırımcı hem de üretici için önünü görmesini sağlayabilir. Daha doğrusu, şu anki şartlara ne kadar dayanması gerektiğini bilebilir.

Sektör 2024’ü nasıl geçiriyor?

Kurulu güç anlamında 2024 yılının fena rakamlarla kapatılmayacağını düşünüyorum çünkü daha önce ihalesi yapılmış şu an montajları yapılan YEKA-2 projeleri var. Şahsi görüşüm, 1.000 MW’ın üzerinde bir kurulu güce ulaşacağımız. Ancak bu rakamların bizi aldatmaması gerekiyor çünkü rüzgâr enerjisi sektörü olarak şu an 4-5 sene önce yapılan ihalelerin karşılığını alıyor ve cepten yiyoruz. Bu sebeple 2024 rekor yıl olmayabilir ama ciddi bir kurulum yapılacak. 2025 yılı da devredecek projelerle kurulu güç olarak çok kötü sonuçlanmayacak; ancak 2026 yılı için elimizde hiçbir şey yok. YEKA-2, YEKA-3 projeleri bittikten sonra elimizde kalan sadece depolamalı RES başvuruları. Bu projelerin de ne kadarının gerçeğe dönüşebileceği ve 2026’da sahaya inebilmeleri konusu büyük bir sorun. İyi ihtimalle 50 MW – 100 MW arasında birkaç projenin sahaya indiğini varsayalım; Türkiye rüzgâr enerjisi olarak sadece bunu yaparsanız, tüm hizmet altyapısı olarak geriye gidersiniz. Şu an montaj firmaları küçülüyor veya kapanıyor. Üretici firmalarda da kapanmalar başladı; 2024 ve 2025 yılları kurulu güç anlamında çok fena olmayacaksa bile, 2026 yılı şu an için çok zorlu görünüyor.

Sektörde faaliyet gösterenlere 2026 ya da 2027’de de burada iş olduğunu göstermemiz gerekiyor. Firmaların o yıllar için bugünden çalışmaları gerekiyor ki, zamanında sahada olabilsinler. 

Geçtiğimiz aylarda DÜRED’le ortak bir şekilde yürüttüğünüz Denizüstü Rüzgar Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri’ni paylaştınız. ENSİA olarak, 2024 yılında hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) olarak, 2024 yılı başında bir Avrupa Birliği projemiz devreye girdi. Sınırda karbon uygulamasına yönelik çalışmaları içerecek bu projenin yürütücüsüyüz ve bu konuda yaklaşık yarım milyon euroluk bir hibe desteği aldık. Bu sayede özellikle demir ve demir dışı metaller grubundaki sanayicimizin farkındalığının artırılması, eğitimlerin ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi gibi konuları sağlayacağız. Bunun dışında, 2023’ün Kasım ayında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın düzenlemiş olduğu “Kümelenme Destek Programı” başvurumuzu yapmıştık. Bu başvurumuzun 2024 ortalarında sonuçlanacağını düşünüyoruz. Olumlu sonuçlanırsa Türkiye’nin Temiz Enerji Kümesi unvanını alacağız. Bu, tüm küme üyelerimizin önümüzdeki 5 sene çok ciddi desteklenmesi anlamına gelecek. 

Bunun haricinde, Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Derneği (DÜRED) ile beraber yürüttüğümüz çalışmalar var. Bunlarından biri sorunuzda bahsettiğiniz Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Sanayi Envanteri Yol Haritası. Bu yol haritasının lansmanı yapılarak yorumlar alındı ve son haline getirildi. Envanter çalışmasıyla ilgili de çalışmaları yaptık. Şu anda firmaların katkılarını toplamaya devam ediyoruz. Oldukça canlı bir iş sürecini kapsayan envanter çalışmasında İzmir Kalkınma Ajansı da bizleri destekliyor. 

Sanayi envanterinin sektör açısında şöyle bir önemi var: Örneğin, yurt dışında bir fuara katıldığımız ya da yurt dışından bir firmayla görüştüğümüz zaman, ülkemizin kendi kapasitesini aktarmakta zorluk çekiyoruz. Belli başlı şeyleri biliyoruz ancak tam kapasitemizi, yeteneklerimizi anlatamıyoruz. Bu işe başladığımızda, denizüstü rüzgâr konusunda üretim yapan fakat bizim hiç bilmediğimiz firmalarımızın olduğunu fark ettik. Bunlar kule ya da kanat olmasa da önemli parçalar üretiyor ve yurt dışına ihraç ediyorlar. Bu yol haritası bu konuda ortaya koyacağımız bir belge niteliği taşıyor. Yurt dışından biri bu belgeyi eline aldığında, Türkiye’de denizüstü rüzgâr konusunda neleri yapabileceğini anlamış olacak.

Devamını oku

Dernekler

15 Haziran Dünya Rüzgar Günü vesilesiyle Türkiye rüzgar enerjisi görünümüne bakış

Yayın tarihi:

-

Yazar

15 Haziran Dünya Rüzgar Günü vesilesiyle Türkiye rüzgar enerjisi görünümüne bakış

Global Rüzgar Enerjisi Konseyi (GWEC) tarafından 2007 yılından bu yana rüzgar enerjisinin dünya genelindeki farkındalığını artırmak ve temiz enerji dönüşümüne desteği teşvik etmek amacıyla her yıl 15 Haziran’da kutlanan Dünya Rüzgar Günü vesilesiyle ülkemizde rüzgar enerjisinin mevcut görünümüne bir göz atmak istedik.  

2023 yıl sonu itibarıyla ülkemizin toplam elektrik kurulu gücü 107.600 MW seviyesinde olurken, rüzgar kurulu gücümüz de 12.300 MW mekanik seviyesine ulaşmış durumda, yani toplam elektrik üretim portföyümüzün yaklaşık yüzde 11’ini rüzgar santrallerimiz oluşturuyor. Yeniden hız kazanmaya başlayan yatırımlarla beraber yıl sonu itibarıyla 13.000 MW’ı aşabileceğimizi ümit ediyoruz. 

Ülke olarak son 15 yılda YEKDEM kurgusu dahilinde yer alan doğru destekleme politikalarıyla neredeyse sıfırdan bir sektör inşa ettik. Rüzgar santral yatırımları, rüzgar sanayisi, servis bakım ve lojistik alt sektörleriyle, tüm bu alanlarda yetişmiş insan kaynağıyla, gün geçtikçe gelişen mevzuatıyla Türkiye rüzgarda müthiş bir atılım yaptı ve dünya ile Avrupa geneline baktığımızda önemli bir noktaya geldi. Geçmiş yıllarda atılan adımların faydalarını bugün ulaşılan rakamlarda açık bir şekilde görebiliyoruz. Ancak, oluşan kazanımları artırarak devam ettirebilmek amacıyla bu atılımın devam ettirilmesi ve sürdürülebilir kılınması da şart. 

Rüzgarda son birkaç yıldaki genel görünüm 

Rüzgar enerjisi alanında geçmiş yıllarda kısmi yavaşlamalar olurken maalesef son 2 yılda hızlı bir ivme kaybı gözlemledik. 2021 yılında 1.800 MW’ı aşan yıllık kurulumlarımız 2022’de 800 MW seviyesinde, 2023’te de 400 MW seviyesinde seyretti. Maalesef 2023 rakamı son 10 senenin en düşük performansı olarak kayda geçti. Bu yavaşlama sonrası 2024 yılında tekrar 800 MW’ları aşan bir yıllık kurulum beklemekle beraber, bu düşüşün birkaç sebebinden bahsedebiliriz. Bunlardan ilki 2011 yılında tahsis edilen kapasiteler sonrası 2017 ve 2021, 2022 yıllarında yapılan lisanslı rüzgar santral ihaleleri ve YEKA ihaleleri sonrası geliştirilen projelerin maalesef COVID-19 pandemi süreci ve ülkemizi de etkileyen önemli finansman sorunları nedeniyle hızlı ilerletilememesi oldu. Yaşanan zorluklara ek olarak 2023 yılında tahsisi yapılan 19 bin MW’a yakın depolamalı rüzgar santral projelerinin de yatırım süreçlerinin başlayabilmesi için henüz çok erken aşamadayız. İzin süreçleri geçen yıl başlayarak halen devam eden bu projelerden öncü olabileceklerin ancak 2025 ortasından itibaren yatırıma hazır olabileceğini, diğer projelerin de büyük oranda 2026-2027 yıllarına doğru geliştirme süreçlerini tamamlayabileceğini gözlemlediğimiz bir geçiş dönemini yaşıyoruz. 

TÜREB olarak bizler de sektörümüzü temsilen bu geçiş dönemi sırasında süreçleri hızlandırmak için ÇED, imar, kamulaştırma ve diğer arazi edinim süreçleri ile ilgili kurum izin ve onaylarında çeşitli iyileştirici düzenlemelerin hayata geçebilmesi için üzerimize düşenleri yerine getirmeye gayret sarf ediyoruz.

Rüzgar sanayisinde durum ve ihracat rakamları 

2020 yılında TÜREB olarak yayınladığımız TÜREB Rüzgar Sanayi Envanteri’nde 1.5 milyar USD seviyesinde bulunan ihracat rakamları, 2023 yılı sonu itibarıyla tamamladığımız ve kısa sürede yayınlayacağımız yeni 2023 Rüzgar Sanayi Envanteri kapsamında 2.2 milyar USD seviyesine ulaşmış durumda. Bu alanda faaliyet gösteren 100’ü aşkın firma ve ilgili sanayi tesisleri özellikle nispeten daha kolay yerlileşebilecek ve taşıma zorluklar bulunan kule, kanat, jeneratör gibi ana aksamı ve ilgili yan ekipmanları üretiyorlar.

Ülkemizde üretimi olmayan ya da düşük miktarda üretilen ürünler genellikle yüksek teknoloji uygulamaları gerektiren ve/veya üretim adetlerinin düşük beklendiği komponentler olarak ön plana çıkıyor. Güç elektroniği aksamları, büyük montanlı döküm komponentler ve bunların işlenmiş nihai halleri de ülkemizdeki zaman zaman makine parkının kısmen yetersizliği ve yüksek ek yatırım ihtiyacı nedeniyle üretilemeyebiliyor. 

Ülke sanayisi olarak ihracatta yıldan yıla gelişen iyi bir noktadayız ve WindEurope verilerine göre de Avrupa’nın 5. büyük rüzgar sanayisine sahibiz. Batılı rüzgar türbini üreticilerinin tedarik zinciri içerisinde önemli ve güçlü pozisyonlanan yerli tedarikçilerimiz yüksek ihracat rakamlarına ulaşırken ülke içerisinde kullanılacak pek çok türbin aksamının da üretimi yerli rüzgar sanayimiz tarafından yapılıyor. Türkiye rüzgar sanayisi ülke içerisinde ürettiği ürünlerin yaklaşık yüzde 70’ini ihraç ediyor, fakat özellikle geçen yıl yaşanan rüzgar santral kurulumundaki düşüş ve önümüzdeki yıllara dair yatırım öngörülerinin henüz netleşmemesi, enerji ve istihdam maliyetlerinde yaşanan artışlar ne yazık ki ana tedarikçilerimiz olan yabancı türbin üreticilerini etkilerken yerli sanayicimiz için de olumsuz bir hava oluşturdu. Yeni tahsis edilen kapasiteler ve yapılması için gayret sarf edilen çeşitli düzenlemelerle bu havayı değiştirebileceğini değerlendiriyoruz. Yine de sanayi üretimimizle ilgili rakam ve oranlar Türkiye’nin dünya genelinde bu alanda tercih edilirliğinin, Türk tedarikçisine duyulan güvenin ne kadar yüksek olduğunu da ortaya koyuyor. 

Biz sektörün temsilcisi olarak bu gelişim grafiğinin yukarı doğru devam edeceğini öngörüyoruz; ancak sanayicilerimizi zorlayan önemli gelişmelerden biri de Çin’den Türkiye’ye uzanan düşük fiyatlı rüzgar türbinleri ve diğer ilgili aksam. Sadece rüzgar alanında değil, diğer sektörlerde ve bizim dışımızdaki ülkelerde de görülen bu gelişme pek çok ülkeyi yerli sanayilerini korumak amacıyla tedbirler almaya itiyor. 

Yurt dışı ile ilgili bu gelişmeler olurken bir yandan da ülkemiz içinde açıklanan yeni depolamalı rüzgar kapasiteleri gelecek yıllardaki gelişimi şekillendirebilir. Zira, 2023’te takriben 19 GW RES, 16 GW GES projesinin EPDK tarafından uygun bulunarak önlisans sürecinin başlaması ile sektöre büyük hareket geldiğini gözlemliyoruz. Dolayısıyla, halen proje geliştirme ve izin-onay süreçleri devam eden bu projelerin 2025 sonrası itibarıyla peyderpey yatırıma dönmesini ve beraberinde yerli ekipman ihtiyacına binaen iç pazarda da ciddi oranlarda bir üretim artışını beklemekteyiz.

Rüzgar santrallerinde mevcut yerlilik oranları

Dişli kutulu teknolojiyi kullanan bir rüzgar türbininin kurulması için yaklaşık 7 bin, doğrudan tahrikli teknolojiye sahip bir türbin için de takriben 2500-3000 parça ve komponentin yaygın bir tedarik zinciri ağı üzerinden temin edilerek birleştirilmesi ve üretimin tamamlanması gerekiyor. Gururla belirtebiliriz ki Türkiye bugün kanattan kuleye, jeneratörden dişli kutusuna kadar bu bileşenlerin artık yüzde 60-65’e kadar ulaşan kısmını üretebiliyor. Sektörümüz de yalnızca ülkemizin ihtiyacına yönelik değil küresel rüzgar şirketlerine de tedarik sağlıyor. Bu yerlilik oranını rekabetçi kalarak koruma ve sonra zaman içerisinde artırma konusu da gündemimizin ilk sıralarında yer alan başlıklardan biri. Enerji arz güvenliğimizin bir bölümü de burada yatıyor. Fosil yakıt kaynaklarına bağımlılığı ortadan kaldırmanın ve kendi öz doğal kaynaklarımızdan yararlanmanın yanı sıra bu kaynakları enerjiye dönüştürebilecek tüm teknolojik ekipman üretimini de azami oranda artırmalıyız. 

Neden “Rüzgarda Seferberlik Yılı’ mottosu

Sektörümüzün tekrar hız kazanması ve 2023 içerisinde önlisansları verilen 19 bin MW seviyesinde depolamalı rüzgar projesinin hızla devreye alınması amacıyla;

Proje geliştirme ve izin/onay süreçleri,

Rekabetçi finansmana erişim,

Sanayide yerli desteğin kurgulanması, 

başlıkları altında yer alan sorunları kalıcı olarak çözüme kavuşturmamız gerekiyor. Biz de bu alanlara yoğunlaşarak sorunların çözümü için gerekli her türlü teknik ve ticari çalışmayı yapacak şekilde 2024 yılını ‘Rüzgârda Seferberlik Yılı’ ilan ettik. TÜREB yönetimi olarak sektörün önünü açacak tüm adımları yurt içinde ve uluslararası platformlarda atmak için elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz. Bahsi geçen başlıklarda yer alan sorunların çözümü halinde sektörün yatırım hızının artması mümkün olabilecek ve yerli aksam imalatı da buna paralel bir şekilde artabilecektir.

Deniz üstü rüzgara büyük önem veriyoruz

2023 yılı başında açıklanan Ulusal Enerji Planımızda ülkemiz için ilk defa deniz üstü rüzgar hedefleri belirlenmesine paralel olarak biz de TÜREB bünyesinde daha önce başlattığımız çalışmaları hızlandırarak Deniz üstü Rüzgar Çalışmalarından Sorumlu bir başkan yardımcılığı ihdas ettik. O günden bu yana, öncelikle deniz üstü rüzgar alanındaki farkındalığın ve bilgi birikiminin artması, ilgili ön teknik çalışmaların süratle başlatılması ve mevzuatın oluşturulması doğrultusunda gerekli çalışmalardan üstümüze düşenleri yerine getirmeye gayret ediyoruz. 

Bu çalışmalar dahilinde ülkemizde deniz üstü rüzgar alanında çalışan çeşitli kurum ve kuruluşlarımızla çalışmalar yapıyor ve bu çalışmalar ile sektörün adım adım gelişmesi adına gayret gösteriyoruz. Geçen yıl bu alandaki ilk çalışmamızı “Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi İhaleleri: Küresel  Eğilimler ve  Türkiye  için  Öneriler” başlığında bir rapor olarak tamamlayarak sektör paydaşlarımız ve kamu kurumlarımızla paylaşmıştık. Ayrıca, bir ay önce Deniz Hukuku Araştırma Merkezi DEHUKAM ile yaptığımız protokol ile ülkemizde deniz üstü rüzgar santralleriyle ilgili mevzuat geliştirme çalışmaları ve teknik eğitim alanında iş birliği yapmak üzere ortak çalışmalar yürüteceğiz. Halen özellikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından Dünya Bankası finansmanıyla yürütülen ilk deniz üstü rüzgar ölçümleri ve mühendislik çalışmaları ile ilgili imkanlarımız ölçüsünde destek faaliyetlerimizi yerine getirmeye gayret ediyoruz. Ayrıca, Mersin ilimizin açıklarında belirlediğimiz bir açık deniz bölgesinde yeni bir potansiyel deniz üstü rüzgar santral sahası geliştirmek amacıyla İYTE Rüzmer ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızla koordineli çalışmalar yürütüyoruz. 

Şu anda halen gelişme safhasında olan bu alanda ülkemizin büyük potansiyeli olduğu bilinciyle gelecekte düşmesi beklenen maliyetlerle beraber önemli bir yatırım ve sanayi gelişim fırsatı olacağını değerlendiriyoruz. Türbin ve aksam üretiminin ötesinde deniz taşımacılığı, tersanecilik, deniz üstü ve altında kuruluma uygun özel ekipman üretimi gibi farklı alanlarda gelişme potansiyeli sağlayan deniz üstü rüzgar santrallerinin ülkemizde de yapılması için üzerimize düşen gayreti göstermeye devam edeceğiz. 

Türk rüzgar sanayisi adına uluslararası arenadaki faaliyetlerimiz

Ülkemize en yakın coğrafyalar ve rüzgar pazarları Avrupa, Orta Doğu ülkeleri, Kuzey Afrika ve ayrıca Orta Asya pazarı. Bu pazarlar içinde her ülkenin rüzgarda bir büyüme hedefi olmakla birlikte son birkaç yıldır salgın, bölgesel çatışmalar ve global ticari gerginlikler gibi çeşitli nedenlerden dolayı kırılganlığa uğrayan tedarik zinciri kesintilerinden en çok sıkıntı çeken pazar da Avrupa oldu. Buna ilaveten, Çin’in tedarik zinciri hakimiyeti de Avrupa rüzgar sanayisinin sürdürülebilirliğini riske atar hale geldi. 

Biz Türkiye olarak hemen Avrupa’nın yanı başında, çok kuvvetli bir altyapı ile uluslararası standartlarda üretim ve hizmet sağlayabilen bir rüzgar sanayisine sahibiz. Bu alanda yetişmiş iş gücü sorunumuz olmakla beraber Avrupa’ya nazaran daha avantajlıyız ve girişimciliğimiz de hala çok yüksek. Yani ülkemizi “rüzgarda Avrupa’nın en güvenilir tedarik ortağı” olarak konumlandırmak adına elimiz çok kuvvetli. 

Ayrıca, ülkemizde mevcut 12.300 MW’lık kurulu güce ek olarak sahip olduğumuz rüzgar potansiyeli de çok yüksek ve deniz üstü ile beraber 200 bin MW’a ulaşabilecek rüzgar alanlarımız mevcut. 2023 yılı içerisinde tahsis edilen depolamalı lisanslar da dikkate alındığında yatırıma dönebilecek büyük bir proje portföyümüz oluşmuş durumda. Bunlar da ülkemizi doğal bir yenilenebilir enerji yatırım pazarı olarak bölgemizde öne çıkarıyor. 

Ülkemizdeki yatırım ve sanayi iş birliği fırsatlarını içeren bu iki önemli konuyu vurgulamak amacıyla 2 yıldır rüzgarla ilgili WindEurope Annual Event ve WindEnergy Hamburg gibi yıllık etkinlikleri öncelikle odağımıza aldık. Üretici, yatırımcı, teknoloji geliştirici ve diğer sektör paydaşlarından oluşan 20-25 bin rüzgar profesyoneli ile siyaset ve bürokrasi içerisinden karar vericilerin, yani kısaca sektörün her kademeden temsilcisinin katıldığı bu etkinliklerde ülkemizi temsilen yer alıyoruz. 

Bu etkinliklerde yaptığımız ‘Türkiye çıkarması’ sahip olduğumuz kabiliyetleri ve sunabileceğimiz dünya kalitesindeki hizmet ve ürünleri birebir muhataplarımıza aktarma imkanını da sağlıyor. Bu etkinliklere enerjinin yanı sıra sanayi, ticaret, hatta ulaştırma ve altyapı alanından da kamudaki en üst düzey temsilcilerle, Bakanlarımız ya da Bakan Yardımcılarımızla katılımımız çok etkileyici ve ülkemiz için yararlı oluyor. Hedef şirketlerin global ya da bölgesel üst yöneticileriyle görüşmeler gerçekleşiyor. Bu toplantılar vesilesiyle Türkiye’nin muhataplarımız için gerçekten ümit verici bir pazar olduğunu da görüyoruz. Özellikle depolamayla beraber açıklanan yeni yenilenebilir kapasitelerine bakıldığında sektörümüzün Avrupa’da ve dünya genelindeki konumunu çok daha ileri noktalara taşıyabileceğine inanıyoruz. 

Bu amaçla son olarak WindEurope Annual Event 2024 – Bilbao’ya katıldık. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcımız Çetin Ali Dönmez ve bakanlığımızın üst yöneticileri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinden Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, TEİAŞ ve EPDK’dan üst yöneticilerin üst düzey özel sektör temsilcileriyle beraber yer aldığı heyetimizle verimli görüşmelere imza attık. Yoğun bir toplantı trafiği gerçekleştirdik ve bu görüşmelerdeki talep, beklenti ve tavsiyelerin önümüzdeki dönemde makul şekilde aksiyona dönmesi adına birlik olarak üzerimize düşen çalışmaları da sürdürüyoruz. 

Ayrıca bu yıl yine Kasım ayında düzenleyeceğimiz 13. Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi’ne de başta Avrupa ülkeleri olmak üzere uluslararası alandan birçok ülkeden yoğun katılım talebi geliyor. Geçen yıl 4.400 katılımcının ziyaret ettiği, önemli sayıda yabancı yatırımcı ve sanayicinin de yer aldığı TÜREK’in 2024 yılı programında yer almak üzere halen 4 farklı ülke temsilcilikleriyle görüşmeler yürütmekteyiz. Bunların neticesinde sektörümüzün gücünü global temsilcilere anlatabilmek açısından önemli bir fırsat ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

Devamını oku

Dernekler

Rüzgar Sektörü Eylül’de Hamburg’a Çıkartma Yapacak!

Yayın tarihi:

-

Yazar

Bu yılı rüzgarda ‘Seferberlik Yılı’ ilan eden Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), Türk rüzgar sektörünün sanayi, üretim ve ihracat potansiyelini Avrupa genelinde vurgulama amaçlı faaliyetlerine Eylül ayında düzenlenecek WindEnergy Hamburg Fuarı’na yine oldukça geniş bir heyetle katılarak devam edecek. Türkiye rüzgar sektöründe sanayi ve hizmet ihracatını artırabilmeyi ve sektörün “Avrupa’nın en güvenilir tedarik partneri” olduğunu vurgulamayı amaçlayan geniş katılımlı organizasyonda kamu ve özel sektörde karar verici konumda bulunan üst düzey yöneticiler yer alacak.

“Geleceğin Enerji Haritasını Birlikte Çizelim” temasıyla WindEnergy Hamburg organizasyonunun hazırlık çalışmalarına başlayan TÜREB yönetimi, sektörün üst düzey isimlerinden oluşan 100’ü aşkın katılımcıyla ülkemizin rüzgâr enerjisi potansiyelini uluslararası arenada tanıtmak ve sektördeki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla 23-27 Eylül tarihleri arasında Hamburg’da olacak.

Rüzgar enerjisi değer zincirini baştan sona kapsayan organizasyon yapısıyla dünyanın en çok izlenen fuarlarından biri olan WindEnergy Hamburg, ekipman ve bileşen üreticilerinden proje geliştiricileri ve operatörlerine, bilim insanlarından politikacılara kadar oldukça geniş bir katılımcı kitlesine sahip. Fuarın bu yılki gündeminde yeniden güçlendirme, şebeke bağlantı zorlukları ve yeni enerji depolama çözümleri başlıkları en üst sıralarda yer alıyor. WindEnergy Hamburg kapsamında düzenlenecek 150’yi aşkın panel ve konferansta emisyon hedefleri dolayısıyla aksiyonlarını artırmaları yönünde baskı altında bulunan şebeke işletmecileri ve hükümetlerden beklentiler, rüzgar santrallerinin yaygınlaştırılması, yaşam ömrünü doldurmaya yaklaşan rüzgar enerji santrallerinde rehabilitasyon çalışmaları, depolama teknolojileri ve özellikle türbin teknolojilerinde çığır açan teknolojiler gibi sektörün öne çıkan konuları ele alınacak. Etkinliğe her yıl ortalama 100 ülkeden 40 bini aşkın ziyaretçi katılıyor.

WindEnergy Hamburg Fuarı’nda TÜREB öncülüğünde kurulacak Türkiye Pavilyonu’nda sektörün önde gelen şirketleri sundukları ürün ve çözümleri birebir fuar katılımcılarına aktaracak. Türkiye heyetinde yer alacak katılımcıların bir kısmı kamu ve özel sektör adına fuardaki çeşitli panel ve konferanslarda konuşmacı olarak da yer alacak.

İlgili kamu kurumlarından üst düzey katılımların beklendiği heyet, ziyaret kapsamında dünyanın önde gelen rüzgar şirketleriyle çeşitli iş birliği toplantılarına ve görüşmelere katılacak. Heyet üyeleri Hamburg bölgesindeki rüzgar teknolojisi tesislerine düzenlenecek teknik ziyaretlerle son gelişmeleri yerinde görme fırsatı da bulacak.

Devamını oku

Trendler