Connect with us

Genel

ODTÜ RÜZGEM – Rüzgar enerjisi teknolojileri araştırma ve uygulama merkezi

Yayın tarihi:

-

ODTÜ RÜZGEM – Rüzgar Enerjisi Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi

 

Küresel ısınma ve yaşanan çevre problemleri ile yenilenebilir enerjinin önemi ve gerekliliği her alanda görülmektedir. Onuncu Kalkınma Planı’nda (Kalkınma Bakanlığı, 2013) ülkemiz üretim sistemi içinde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payının azami ölçüde yükseltilmesinin hedefleneceği vurgulanmaktadır. Buna paralel olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimi konusunda oldukça öncü ulusal hedefler belirlemiştir. Örneğin, 2023 yılı için, tüketilen enerjinin %30’unun yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanması hedeflenmektedir (ETKB, 2010). Bu hedeflere ulaşırken, yenilenebilir enerji kaynaklarının en önemlilerinden rüzgârın daha etkin ve etkili kullanılması ve dolayısıyla, bir küresel kazanım olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

Türkiye’de ilk rüzgâr enerjisi çalışmaları 1980’li yıllarda Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİE) Genel Müdürlüğü tarafından başlatılmıştır. İlk rüzgâr türbin çiftliği 1998 yılında Çeşme’de 0.6 MW toplam güç kapasitesi ile kurulmuş, 10 Mayıs 2005 tarihinde kabul edilen “Yenilenebilir Enerji Yasası”nı takiben de Türkiye rüzgâr enerjisi santralları kurulumuna yönelik büyük bir atılım içerisine girmiştir.

 

2002 yılında Elektrik İşleri Etüd İdaresi ile Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüklerinin işbirliği ile hazırlanan rüzgâr haritasından sonra, 2006 yılında yine Elektrik İşleri Etüd İdaresi hizmet alımı yolu ile REPA Rüzgâr Enerjisi Potansiyel Atlası’nı hazırlatarak 2007 yılı başında yayına koymuştur. 2007 yılının Kasım ayında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES) üretim lisansı başvuruları kabul edilmiş, bir gün içinde rekor sayılabilecek ölçüde başvuru gerçekleşmiştir. 2010 yılı Aralık ayı içerisinde “Yenilenebilir Enerji Yasası” güncellenmiş ve “yerli ürün” kullanımına teşvikler getirilmiştir. Türkiye’de 2014 yılı sonunda kurulu güç 3762 MW’a ulaşmıştır (TÜREB, 2015). Yüksek Planlama Kurulu’nun 18/5/2009 tarihli ve 2009/11 no’lu kararı ile 2023 yılı hedefi 20000 MW olarak belirlenmiştir.

 

Türkiye’nin rüzgâr enerjisi konusunda ortaya koyduğu ulusal hedeflere ulaşabilmesini, bu hedeflere ulaşırken teknolojik dışa bağımlılığı en aza indirmeyi ve dünya rüzgâr enerjisi pazarında pay ve söz sahibi olabilmesine katkıda bulunmayı amaçlayan ODTÜ RÜZGEM – Rüzgâr Enerjisi Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi, Türkiye’de rüzgâr enerjisi alanındaki ilk ve tek araştırma merkezi olarak 28 Şubat 2011 tarihli Resmi Gazete ilanı ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın (Kalkınma Bakanlığı) altyapı proje desteği ile kurulmuştur.

 

Merkez, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinin öncülüğünde, dokuz farklı bölümün (Havacılık ve Uzay, Makine, Elektrik Elektronik, Metalürji ve Malzeme, İnşaat Mühendislikleri ile İstatistik, Mimarlık, Şehir ve Bölge Planlama ve İşletme Bölümleri) işbirliği çerçevesinde faaliyet göstermektedir.

 

ODTÜ-RÜZGEM, rüzgâr enerjisi teknolojilerinde yenilikçi tasarım ve yetkin test/akreditasyon faaliyetleri ile ulusal odak noktası olmak ve uluslararası düzeyde araştırma yapmak uz görüsüyle kurulmuştur. Merkez, rüzgâr enerjisi alanında bilimsel ve teknolojik araştırmalar yaparak özgün teknolojiler geliştirmeyi hedeflemektedir.

 

Merkezin ulusal ve uluslararası çeşitli platformlarda üyelikleri bulunmaktadır. Ulusal alanda, ODTÜ bünyesindeki Yenilenebilir Enerji, Eko-sistemler ve Sürdürülebilirlik Araştırma Platformu’nun (YESAP) bir parçası olan RÜZGEM, Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) üyesidir. Uluslararası alanda ise, rüzgâr enerjisi konusunda Avrupa’daki öncü platformlardan Avrupa Enerji Araştırmaları Birliği – Rüzgâr Ortak Programı (EERA JP Wind – European Energy Research Alliance) assosiye üyesi ve Avrupa’daki önemli araştırma merkezleri ve üniversitelerin tescilli organı olan Avrupa Rüzgâr Enerjisi Akademisi (EAWE – European Academy of Wind Energy) asil üyesidir.

 

Yaklaşık 30 öğretim üyesi ve 20 doktora ve yüksek lisans düzeyindeki araştırmacısı ile çalışmalarına devam etmekte olan merkez, rüzgâr enerjisi teknolojileri araştırmaları ile ilgili en güncel teknolojiye sahip ölçüm sistemleri ve test düzenekleri ile donatılmakta olan dört ana laboratuvardan oluşmaktadır:

 

  • Aerodinamik Laboratuvarı
  • Yapı ve Malzeme Laboratuvarı

oKompozit Malzeme Laboratuvarı

oYapısal Mekanik ve Malzeme Laboratuvarı

oYapısal Dinamik Laboratuvarı

  • Elektromekanik Laboratuvarı
  • Yüksek Başarımlı Hesaplama Laboratuvarı.

 

Merkezde dört ana laboratuvar kapsamında rüzgâr enerjisi ve türbin sistemleri temelinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma alanları, rotor aerodinamiği, kanat tasarımı ve optimizasyonu, rüzgâr türbin sistem tasarımı, rüzgâr çiftliği tasarımı ve optimizasyonu, topoğrafik analizler ve mikro-yerleştirme, enerji depolama, güç elektroniği, şebeke entegrasyonu ve akıllı-şebeke sistemleri, yenilikçi kontrol teknikleri ve adaptif kontrol, akıllı yapılar, kompozit malzemeler, kompozit malzeme mekaniği, malzeme karakterizasyonu, hasar mekaniği, yapısal optimizasyon, yapısal dinamik ve aeroelastisite, kompozit malzemeler için yenilikçi üretim teknikleri, kule ve temel tasarımı gibi teknik konuları içerirken, merkez bünyesinde laboratuvar çalışmalarının yanı sıra mimari ve bölgesel entegrasyon, kamusal farkındalık, kamusal kabullenme ve rüzgâr enerjisinin sosyo-ekonomik boyutları gibi sosyal konular üzerine de çalışmalar yürütülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Resim 1. RÜZGEM Laboratuvarları

 

Aerodinamik laboratuvarı kapsamında, rüzgâr türbini rotor aerodinamiği, akış kontrol sistemleri, rüzgâr türbini iz etkileşimleri ve rüzgâr çiftliklerinin simülasyonu üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar hem ticari hem de merkez bünyesinde geliştirilen özgün yazılımlar kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Ayrıca çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere farklı boyutlarda rüzgâr tünelleri bulunmaktadır. RÜZGEM’in en büyük altyapı yatırımlarından biri olan “Büyük Rüzgâr Tüneli”, Türkiye’de ve Avrupa’da sayılı rüzgâr tünellerinden biridir. Rüzgâr sektörünün yanı sıra havacılık ve inşaat sektörlerinde ihtiyaç duyulan çeşitli aerodinamik testlerin (açık-jet, atmosferik sınır tabakası) yapılacağı, çok amaçlı 3 farklı test odasının bulunduğu tünel, 2100 m2lik alana sahip ayrı bir hangar binasında yer alacak ve 2016 yılında aktif hale gelecektir.

 

 

Resim 2. RÜZGEM Büyük Rüzgâr Tüneli

 

Resim 3: RÜZGEM Büyük Rüzgar Tüneli

 

Resim 4: RÜZGEM Rüzgâr Tüneli deneyleri

 

RÜZGEM Yapı ve Malzeme laboratuvarı üç farklı laboratuvardan oluşmaktadır. Kompozit ve Malzeme Laboratuvarında kompozit malzemelerin karakterizasyonu, üretimi, kompozit malzemelerden üretilmiş yapıların tasarım, analiz ve optimizasyonu ile ilgili sayısal ve deneysel çalışmalar yapılmaktadır.

 

Resim 5. RÜZGEM Kompozit ve Malzeme Laboratuvarı numune testleri

 

Yapısal Mekanik ve Malzeme Laboratuvarı kapsamında rüzgâr enerjisi, havacılık ve uzay sektörlerinde kullanılan yapı elemanların ve malzemelerin mekanik testleri ve sayısal modellemeleri ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Tam boyutlu yapı ile parça ve kupon testleri yapılabilmekte; ayrıca laboratuvar bünyesinde yer alan test düzeneği ile 5-10 m büyüklükteki rüzgâr türbin kanatlarının yorgunluk, statik yükleme, dayanım testleri gerçekleştirilmektedir.

 

Resim 6. RÜZGEM Yapısal Mekanik ve Malzeme Laboratuvarı kırılma testleri

 

Yapısal Dinamik Laboratuvarında, rüzgâr enerjisi, havacılık ve uzay, makine, inşaat mühendisliği yapılarının titreşim ve yapısal dinamik davranışlarının karakterizasyonuna yönelik analiz ve test çalışmaları yapılmaktadır. Ayrıca en güncel teknolojiye sahip optik ölçüm cihazları ile çeşitli yapısal parçaların detaylı modal analizleri yapılabilmektedir.

 

Altyapı oluşturma ve yapılanma süreci devam etmekte olan Elektromekanik Laboratuvarı kapsamında 10 kW test ortamında gerçekleştirilen türbin simülasyonları ile jeneratör karakteristikleri ve kontrol sistemlerinin belirlenmesi ve şebeke entegrasyonu konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Bu laboratuvar bünyesinde, türbinlerin farklı rüzgâr hızlarındaki verimlilikleri hesaplanabilecek, ani rüzgâr değişikliklerinde türbin şaftı üzerinde oluşan kuvvetlerin ve jeneratöre zarar verecek durumların saptanması ile ilgili çalışmalar gerçekleştirilecektir.

 

Son olarak, Yüksek Başarımlı Hesaplama Laboratuvarında akademik araştırma ve eğitim amacıyla kullanılan 512 çekirdekli güçlü bir bilgisayar altyapısı bulunmaktadır. Bu laboratuvar kapsamında topoğrafya analizleri, mikro konumlandırma, rotor ve kanat aerodinamiği ile iz bölgesi (wake) etkileşimleri gibi konularda detaylı ve kompleks Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) analizleri yapılmaktadır.

 

RÜZGEM, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi konusunda ortaya koyduğu hedeflere ulaşmasında temel oluşturan özgün teknolojilerin geliştirilmesine yönelik Ar-Ge faaliyetlerinde bulunacak, rüzgâr enerjisi endüstrisine tasarım, analiz, test ve teknoloji desteği verecek; ayrıca rüzgâr enerjisinin sosyo-ekonomik boyutunun anlaşılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirecektir. RÜZGEM, rüzgâr enerjisi teknolojileri ve sosyo-ekonomik alanlarda gerçekleştireceği akademik çalışmalar, bilimsel araştırmalar, düzenleyeceği çalıştaylar, eğitim seminerleri ve koordine edeceği ulusal ve uluslararası işbirlikleri ile ulusal bir odak noktası haline gelmeyi amaçlamaktadır.

 

 

Kaynaklar: 

-Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı. 2010. 2010 – 2014 Dönemi strateji planı. http://www.enerji.gov.tr/yayinlar_raporlar/ETKB_2010_2014_Stratejik_Plani.pdf

-Kalkınma Bakanlığı. 2013. Onuncu kalkınma planı 2014-2018. Ankara.

-TÜREB. 2015. Türkiye rüzgâr enerjisi istatistik raporu. http://www.tureb.com.tr/attachments/article/420/T%C3%BCrkiye%20R%C3%BCzgar%20Enerjisi%20%C4%B0statistik%20Raporu_Ocak%202015.pdf

İNGİLİZCESİ;

METU Center for Wind Energy: Capabilities and Research

 

Importance and necessity of renewable energy sources is perceived in all fields due to the growing global warming and environmental problems. Maximizing the amount of national renewable energy sources within the Turkish energy production system is also emphasized in the 10th Development Plan of Turkey (Ministry of Development, 2013). On the other hand, Ministry of Energy and Natural Resources (MENR) have set critical goals about obtaining energy from renewable energy sources. For instance, in this respect, for 2023 MENR have targeted to supply 30% of the consumed energy from renewable energy resources (MENR, 2010). While achieving these objectives, wind energy as one of the most significant renewable energy sources should be utilized much more efficiently and effectively, both as a national and a global gain.

 

The very first wind energy studies in Turkey have been started in 1980s by the General Directorate of Electric Power Resources Survey and Development Administration. The first wind farm has been established in Çeşme, in 1998, with a total capacity of 0.6 MW. With the “Renewable Energy Law” enacted in May 10th, 2005, Turkey has shown a major progress in constructing wind power plants. In 2002 a wind chart was prepared with a collaborative effort of General Directorate of Electric Power Resources Survey and Development Administration (EIE) and General Directorate of Turkish State Meteorology Service (TSMS). Following that, in 2006 General Directorate of Electric Power Resources Survey and Development Administration have prepared a Wind Energy Potential Atlas (REPA) and published in 2007. In November 2007, Turkish Energy Market Regulatory Authority (EMRA – EPDK) has received a record number of applications for the production license of Wind Energy Power Stations within a day. During December 2010 “Renewable Energy Law” has been updated with incentives about the use of domestic (nationally produced) products in wind energy investments. By the end of 2014, installed capacity of Turkey has reached to 3762 MW (TWEA, 2015). Higher Planning Council, based on its 2009/11 numbered and 18/05/2009 dated decision, has set the target of installed capacity for 2023 as 20000 MW.

 

In order to enable Turkey to reach its above-mentioned national targets, whilst minimize foreign technology dependency as well as to have a central position in the global wind energy market “METU Center for Wind Energy – METUWIND” is established as first and only research center in the field of wind energy in 28 February 2011, based on the legal grounds of the Higher Education law n◦ 2547, with the leadership of the Department of Aerospace Engineering at the Middle East Technical University. The center is funded through a research infrastructure project grant provided by the State Planning Agency of Turkey (currently Ministry of Development).

 

The center is the result of a collaborative effort of nine METU departments led by Aerospace Engineering faculty members as well as members from departments of Mechanical, Electrical-Electronics, Materials and Civil Engineering, Statistics, Architecture, City and Regional Planning and Business Administration.

 

METUWIND is established with the vocation of becoming the center of attraction at the national and international level with its scientific and technological research on the wind energy.

 

METUWIND is part of a number of national and international organizations.  At the national level, METUWIND is part of Renewable Energy, Eco-systems and Sustainability Research Platform of METU (YESAP) and Turkish Wind Energy Association (TWEA). At the international level METUWIND is a member of pioneering wind energy platforms in Europe such as the European Energy Research Alliance –Joint Program Wind (EERA JP Wind) (associate member) and the European Academy of Wind Energy (EAWE) (full member).

 

Currently about 30 faculty members and 20 master and PhD level researchers contribute to the activities at METUWIND. METUWIND test facilities and state-of-the-art measurement equipment for wind energy related research are organized under four main laboratories equipped with most up-to-date technology:

 

  • Aerodynamics Laboratory
  • Structures and Materials Laboratories:

oComposite Materials Laboratory

oStructural Mechanics and Materials Laboratory

oStructural Dynamics Laboratory

  • Electromechanics Laboratory
  • High Performance Computing Laboratory

 

Center carries out wind energy and wind turbine systems related research under these four main laboratories. Research activities mainly focus on rotor and wake aerodynamics, structural design and optimization, wind turbine systems design, wind farm design and optimization, topographical analysis and micrositing, energy storage, power electronics and smart grid systems, innovative control techniques and adaptive control, smart structures, composites (thermoplastics), mechanics of composite materials, material characterization, damage mechanics, structural optimization, structural dynamics and aeroelasticity, innovative manufacturing techniques for composite blades, tower and foundation design. On the other hand, apart from studies of the laboratories, METUWIND also conducts studies on socio-economic aspects of wind energy such as architectural and regional integration, public awareness and societal acceptance/engagement.

 Figure 1: METUWIND Laboratories

 

Research in METUWIND Aerodynamics Laboratory mainly focuses on wind turbine rotor aerodynamics, flow control systems, wake interactions and wind farm simulations. These studies are performed by using various in-house codes as well as commercial software packages. Laboratory holds a number of wind tunnels in different scales for various purposes. METUWIND “Large Scale Wind Tunnel” as one of the few wind tunnels at this scale both in Turkey and Europe is one of the largest infrastructure investments of METUWIND. Apart from the wind energy sector, the tunnel will also serve for the aerospace and civil engineering industry aerodynamic tests (such as open-jet, atmospheric boundary layer tests) with its multi-purpose test rooms. METUWIND Large Scale Wind Tunnel will take place in a new hangar building with 2100 m2 base area, and will be active in 2016.

 Figure 2: METUWIND LargeScale Wind Tunnel

 

Figure3: METUWIND Large Scale Wind Tunnel

 

Figure 4: METUWIND WindTunnel Tests

Structures and Materials Laboratory is composed of three different laboratories. Composite Materials Laboratory focuses on numerical and experimental studies on composite material characterization, composite manufacturing and design, analysis and optimization of structures composed of composite materials.

 

Figure 5: METUWIND CompositeMaterials Laboratory specimen tests

 

The Structural Mechanics and Materials Laboratory focuses on mechanical testing and computational modeling of structural components and materials used in the Aerospace and Wind Energy industries. Mechanical testing can be conducted for full-size structural/components up to 10 m long as well as for material coupons. Laboratory is equipped with test facilities with tension/torsion tests for fatigue, static loading and toughness of wind turbine blade materials.

 

Figure 6: METUWIND Structural Mechanics and Materials Laboratory Fatiguetests

 

Structural Dynamics Laboratory mainly focuses on characterizing the vibration and/or structural dynamic behavior of wind energy, aerospace, mechanical and civil engineering structures. Using state-of-the-art optical measurement capability detailed modal analysis can be conducted on various structural components.

 

METUWIND Electromechanics Laboratory conducts testing and measurement studies for wind turbine simulations, defining generator characteristics and control systems as well as grid integration issues, currently using its 10 kW test setup.  Calculation of turbine efficiency under different wind velocities, identification of forces on turbine shaft due to gust and damage possibilities of this and other reasons on generators will be studied within the context of this laboratory.

 

Finally, High Performance Computing Laboratory provides a powerful computer infrastructure composed of 512 CPU clusters for the use of academic research and education purposes. Topographical analyses, micro siting studies as well as detailed and complex Computational Fluid Dynamics (CFD) analysis for rotor and blade aerodynamics together with wake interactions are conducted within this laboratory.

 

METUWIND will provide design, analysis and test facilities for wind energy industry together with the focus on socio-economic aspects. METUWIND aims to become the center of attraction at the national and international through leading and coordinating academic and scientific research activities, collaborations, workshops and seminars on technical and socio-economic aspects of wind energy.

 

References:

-Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı. 2010. 2010 – 2014 Dönemi strateji planı. http://www.enerji.gov.tr/yayinlar_raporlar/ETKB_2010_2014_Stratejik_Plani.pdf

-Kalkınma Bakanlığı. 2013. Onuncu kalkınma planı 2014-2018. Ankara.

-TÜREB. 2015. Türkiye rüzgâr enerjisi istatistik raporu. http://www.tureb.com.tr/attachments/article/420/T%C3%BCrkiye%20R%C3%BCzgar%20Enerjisi%20%C4%B0statistik%20Raporu_Ocak%202015.pdf

Genel

TÜREB VE SHURA’nın hazırladığı ‘Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’ panelde tanıtıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi iş birliğinde hazırlanan “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı rapor TÜREB tarafından İzmir’de düzenlenen özel bir panelle tanıtıldı. Raporla ilgili detaylı bilgilerin SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Enerji Analisti Ahmet Acar tarafından aktarıldığı programın açılış konuşmalarını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ve TÜREB Başkanı İbrahim Erden yaptı. Program kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü TÜREB Deniz Üstü Rüzgardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman üstlenirken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Uygulama ve Araştırma Merkezi (İYTE RÜZMER) Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl ve WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu panelistler arasında yer aldı.

İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, karasal olduğu deniz üstü rüzgarlarından da maksimum derecede yararlanması gerektiğinin tartışılmaz olduğunu söyleyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, TÜREB bünyesinde deniz üstü rüzgardan sorumlu bir başkan yardımcılığı pozisyonunun yanı sıra bu konuda özel bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti. TÜREB olarak bir numaralı önceliklerinin yatırım sorunlarını çözmek ve karadaki projelerin hızlı bir şekilde yatırıma dönmesi olduğunu belirten Erden konuşmasında şunları da kaydetti: “Biz TÜREB olarak deniz üstü rüzgar konusunu, limanlarımızın ve gemi üretim sanayimizin deniz üstü rüzgar faaliyetlerine uyarlanmasından tutun da deniz altında kullanılabilecek nitelikte kablo üretimi yapabilecek yerli sanayimizin oluşturulmasına; bu alanda uluslararası regülasyonlarla uyumlu yasal düzenlemelere katkı sağlamaktan yine bu alanda çalışabilecek nitelikte iş gücü yetiştirilebilmesine kadar çok geniş bir çerçevede ele almaya kararlıyız. Bu kararlılığımız dolayısıyla, ‘Rüzgarda Seferberlik Yılı’ ilan ettiğimiz 2024’te deniz üstü rüzgar için faaliyetlerimizi de maksimum ölçüde yoğunlaştıracağız. İnanıyoruz ki deniz üstü rüzgar enerjisi bu noktadan sonra artık çok büyük bir hızla hayatımıza girecek ve biz belki de ilk ulusal hedefimiz olan 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücünün de üstüne çıkacağız. Bunu da bu alanda özellikle güçlenmiş kendi yerli sanayimizle, kendi yetişmiş iş gücümüzle ve tabii ki kendi kaynağımızla yapacağız.”

Bir diğer açılış konuşmacısı olan ve deniz üstü rüzgar enerjisinin büyük ölçekli temiz üretme potansiyeli ile son yıllarda küresel yenilenebilir enerji sahnesinde önemli rol oynadığını belirten SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü ise, Türkiye’nin Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi boyunca stratejik bir konumda olması, sahip olduğu geniş kıyı şeritleri ve uygun rüzgar koşulları, dinamik özel sektörü ve yatırım iştahının Türkiye’nin deniz üstü enerji kaynaklarına erişiminde önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Deniz üstü rüzgar santrallerinin karasal santrallere göre hem daha maliyetli hem de teknik olarak daha karmaşık olduğunu kaydeden Alkım Bağ Güllü, bu nedenle düzenlenecek yarışmalar kapsamında yatırımcıların teknik ve finansal yeterliliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Bunların yanı sıra projelerin iyi geliştirilip geliştirilmediğinin tetkiki, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin analizi, cezaların etkin biçimde uygun olup olmadığı gibi diğer etkenlerin de ihale tasarımında önemli olduğuna dikkat çeken Alkım Bağ Güllü, hedeflerinin bu çalışma vasıtasıyla Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisi YEKA mekanizması için etkili bir yarışma sistemi tasarlanmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman “TÜREB olarak, Türkiye’nin deniz üst rüzgar enerjisi potansiyeli konusundaki farkındalığını artırmak ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalara destek olmak amacını taşıyoruz ve bu yönde faaliyetler yürütüyoruz” derken SHURA ile birlikte hazırladıkları “Deniz Üstü Rüzgar İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler” başlıklı raporun bu çabaların ürünü olduğunun altını çizdi.

 

Raporla ilgili detaylı bilgileri aktaran SHURA Araştırma Merkezi Koordinatörü Ahmet Acar, teknik ve idari ölçümlerin yeterli olmaması, kur ve enflasyon riski, finansmana erişim ve cezaların etkin şekilde uygulanmamasının Türkiye’de bu alandaki olası riskler olduğunu belirterek rapor çerçevesinde bir dizi öneride bulunduklarını belirtti.

 

Acar bu önerilerin bir kısmını:

• Gerçekçi teklif için gereken kapsamlı met-ocean analizlerinin yapılması ve aday taraflarla paylaşılması
• Adaylarda teknik ve finansal yeterlilik şartının yerine getirilmesi
• Farklı coğrafi koşullara uygun ihale yaklaşımı seçilmesi
• Enerji tedarik anlaşmalarının süresinin uzun ve istikrarlı olması (15-20 yıl)
• İzin süreçlerinin netleştirilmesi ve kısaltılması
• Cezai yaptırımların dikkatle tasarlanması ve etkin uygulanması
• İhale takviminin belirlenmesi
• Şebekeye erişimin kolaylaştırılması
• Yatırımcılara yeterli teklif hazırlama süresi verilmesi
• Şeffaflık ve rekabetçilik için açık ihale yaklaşımı
• Yerli aksam zorunluluğu durumunda yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekebilecek şekilde düzenleme yapılması olarak sıraladı.

“Deniz üstü rüzgar için uzmanlaşmayı bölgelere indiren bir destek mekanizmasına ihtiyaç var”

Toplantı panelistlerinden İZKA Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Hülya Ulusoy deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, girişimcilerin, Ulaştırma, Sanayi ve Enerji Bakanlıklarının, akademinin ve bütün bir tedarik zincirinin dönüşüp gelişmesini gerektiren bir sektör olduğunu belirtti. Ulusoy, bu nedenle konunun bütün bakanlıkların, enstitülerin ve teşvik veren ara kuruluşların tümleşik bir bakış açısıyla sektörün ihtiyaçlarını bir araya getiren bir teşvik mekanizması oluşturması gerektiğini kaydetti. Deniz üstü rüzgar sektörünün Türkiye için çok önemli olduğunu ve burada en fazla stratejik öneme sahip olan konunun limanlar olduğunu dile getiren Hülya Ulusoy, limanlarla ilgili de şunları söyledi: “Kurulum, bakım ve üretim limanlarının oluşması, liman altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda birçok çalışma var ve biz de Çandarlı Limanı’nı geliştirmeye yönelik çalışıyoruz. Limanların arka alanlarının da ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çandarlı’nın bu noktada çok önemli bir görev üstleneceğini düşünüyoruz. YEKDEM ve YEKA mekanizmaları karasal rüzgarı oldukça destekledi fakat burada farklı bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biraz daha yerele inen, bölgelerin yeteneklerine göre uzmanlaşan, özelleşen bir teşvik sistemi lazım.”

Panele çevrimiçi olarak katılan ve Avrupa’da enerji ihtiyacının yüzde 19’unun rüzgardan karşılandığını ve bunun da 300 bin kişilik istihdama tekabül ettiğini söyleyen WindEurope Politikalar Direktörü Pierre Tardieu, “En iyi politika ülkenin koşullarını dikkate alan politikadır” tespitinde bulunurken, 2 kat büyüyecek bir pazar ve enerji ihtiyacının yüzde 50’sinin rüzgardan karşılanacağı bir gelecek hayal ettiklerini belirtti. Tardieu, TÜREB ve SHURA’nın hazırladığı Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Raporu’na atıfta bulunarak “Önemli olan yatırımcıları çekmek için rekabet etmek isteyecekleri koşulları yaratmaktır. Yeterli sayıda oyuncunun rekabet etmesi ve toplum için önemli projeler ortaya koyması için ortam sağlanıyor ancak bir rakip havuzuna sahip olmak için projelerin ekonomik olarak uygulanabiliyor olması gerekir. Böylece risk aldıkları, deniz üstü projeleri oluşturmaları ve nihayetinde yeşil enerji üretmeleri için bir teşvik ortamı sağlanır” ifadelerini kullandı.

Panele çevrimiçi katılan bir diğer isim olan İYTE RÜZMER Müdürü Doç. Dr. Ferhat Bingöl de hazırlanan rapordaki birçok konuda hazırlayan uzmanlarla hemfikir olduklarını ve bu belgeyi bir yol hartası olarak kullanmayı düşündüklerini söyledi. Doç. Dr. Ferhat Bingöl’ün konuşmasından satır başları da şöyle: “Raporda anlatıldığı gibi meteorolojik ölçümlerin çok önemli olduğuna inanıyoruz ve 3 senelik planlamamız sırasında buna hazırlık yaptık. Uzun mesafe ölçümler ve uydudan alınan verilerle analizler yapabiliyoruz. Türkiye’nin bütün denizlerinde teknik konularda çalışmak istiyoruz. İnsan kaynağı konusuna gelirsek rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de büyük bir insan kaynağı açığı var çünkü sektör çok hızlı ve çok profesyonel büyüdü. Doğal olarak bazı konularda yetişmiş elemana ihtiyaç var. Sektör şu ana kadar farklı disiplinlerden aldığı öğrencileri yetiştirerek kapatmaya çalışıyordu. Biz 10 senedir bu multidisipliner çalışmaları yapabilecek mühendisler yetiştirmeye çalışıyoruz ve yüksek lisans mezunlarımızın tamamı şu anda rüzgar sektöründe çalışıyor. Lisans programımız da 4 yıl önce başladı ve bu yıl ilk mezunlarımızı vereceğiz. Onların da sektörde yer alacaklarını düşünüyoruz.”

Devamını oku

Genel

Türkiye’nin en büyük RES’ine entegre edilecek ilk enerji depolama sistemi için imzalar atıldı

Yayın tarihi:

-

Yazar

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılacak ve birçok açıdan ilk olacak enerji depolama sistemi için imzaları attı.

Partner EGS ve Polat Enerji, Soma RES projesinde kullanılmak üzere 4MW-4MWh kapasiteli enerji depolama sistemi anlaşmasını imzaladı. 29 Aralık Cuma günü gerçekleştirilen imza töreninde, Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli, Soma Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Kehale Altunyuva hazır bulundu. Türkiye’nin en büyük rüzgar enerjisi santralı projesi Soma RES’e entegre edilecek enerji depolama sistemi, şebeke esnekliğine katkıda bulunurken dengesizlik maliyetinin azaltılmasını sağlayacak. Bir enerji depolama sisteminin lisanslı bir rüzgar enerjisi santraline entegre edileceği ilk uygulama olacak olan projede enerji depolama sistemleri Partner EGS’nin çözüm ortağı olan Huawei tarafından tedarik edilecek.

Partner EGS sektörde öncü olmaya devam edecek

Partner EGS CEO’su Dr. Alper Terciyanlı, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Global anlamda birçok yeniliğe imza atan güçlü çözüm ortağımız Huawei ile birlikte Türkiye enerji sektöründe ilk uygulamaları gerçekleştirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Huawei tarafından temin edilen donanımlara, Partner EGS’nin yerli yazılım ve mühendislik çözümlerinin entegre edilmesiyle, piyasa ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayan rekabetçi ve üstün özellikte enerji depolama sistemlerini yenilenebilir enerji yatırımcılarımıza sunmaktayız. Burada üstlendiğimiz öncü rol ile sektörün gelişimine de önemli katkılar sağlayacağımıza inanıyor; bu süreçte bizleri tercih eden tüm paydaşlarımıza da güvenleri ve destekleri için tekrar teşekkür ediyoruz“ dedi.

Polat Enerji teknolojiye ve yeniliklere yatırım yapmaya devam edecek

Türkiye’nin rüzgar kurulu gücü bakımından en büyük şirketi ve en büyük RES işletmecisi olduklarına dikkat çeken Polat Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Neşet Özgür Cireli ise “Sektörde bugüne kadar birçok ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz. Bugün yine bir ilki gerçekleştirmek üzere bir araya geldik. Ülkemizin ilk şebeke ölçekli depolama sistemini Türkiye’nin en büyük rüzgar santrali Soma RES’te devreye alacağız. Attığımız imzalar aynı zamanda, Türkiye’nin ilk depolamalı RES’ini hayata geçirme kararlılığımızın da göstergesi. Teknolojiye yatırım yapmaya, yenilik ve ilklere imza atmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Polat Enerji’nin 20 yılı aşkın süredir yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösterdiğini belirten Neşet Özgür Cireli, “Kurduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi santralleriyle yılda yaklaşık 2 milyar kWh elektrik üretiyoruz. Böylece 50 milyon ağaç dikimine eşdeğer yılda ortalama 1,25 milyon ton sera gazı emisyonunu azaltıyor, yaklaşık 610 bin kişinin elektrik enerjisi tüketimini karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Genel

“Deniz üstü RES’ler hem elektrik hem yeşil hidrojen üretmeli”

Yayın tarihi:

-

Yazar

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin 75 bin MW kurulu güç potansiyeli olduğu Deniz üstü Rüzgar Enerjisi Santralleri’nde (DRES) teknik çalışmalar 2024 yılında başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından açıklanan Ulusal Enerji Planı’nda DRES’ler için 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedeflenirken, Türkiye’nin bu alandaki stratejisinin sadece elektrik değil yeşil hidrojen de üretecek şekilde kurgulanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye çok yüksek potansiyele sahip

Türkiye’de hidrojen teknolojileri alanında çalışan en köklü şirketler arasında yer alan TEKSİS İleri Teknolojiler’in Genel Müdürü Hüseyin Devrim; İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde çalışılan teknoloji ile DRES’lerden üretilecek elektriğin yeşil hidrojen üretiminde kullanılmaya başlandığını hatırlattı. Bu teknolojilerin karbon emisyonlarının azaltılmasına ve karbondan arındırılmış ekonomilere geçiş çabalarına önemli katkıda bulunduğunu hatırlatan Devrim, “Dünyanın ilk offshore yeşil hidrojen tesisi bu yıl Fransa’da devreye alındı. DRES’lere hidrojen elektrolizörleri yerleştirmekle, fosil kaynak kullanmadan hidrojen üretebilmek mümkün. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, çok yüksek potansiyele sahip olduğu DRES’leri kurgularken, mutlaka yeşil hidrojen üretimini de önceliğine almalı. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurabilir ve ulusal hedeflerine çok daha hızlı ulaşabilir” dedi.

Türkiye’nin dünya üzerinde yeşil hidrojeni en verimli ve büyük ölçekte üretebilecek ülkeler arasında başı çektiğini vurgulayan TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, birincil enerji kaynaklarında yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihracatçısı ülke konumuna ulaşabilmesindeki tek anahtarın yeşil hidrojende olduğuna dikkat çekti.

Hüseyin Devrim, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk şirketleri bu entegrasyonu başarabilir

“Ülkemizde deniz üstü RES’ler ile ilgili yenilenebilir kaynak alanları çalışması bu yılın tamamlandı ve Bandırma, Bozcaada, Gelibolu ve Karabiga açıklarında toplam 1900 kilometrekare deniz alanı DRES’ler için tahsis edildi. YEKA kapsamında inşa edilecek santraller için taban fiyat 6,75 dolar/cent, tavan fiyat 8,25 dolar/cent, alım garanti süresi ise 10 yıl, yerli katkı uygulama süresi 5 yıl olarak belirlendi. Ulusal hedef olarak belirlediğimiz 5 bin MW, potansiyelimizin on beşte birine karşılık geliyor. Bugün itibarıyla dünyada devrede olan DRES kurulu gücü 70 bin MW’ın üzerinde. Buna karşılık Avrupa ülkeleri 2030’a kadar kurulu güçlerini 160 bin MW’a, İngiltere 30 bin MW’a, ABD 70 bin MW’a, Çin ise 100 bin MW’a çıkarmayı ulusal hedef olarak dünyaya ilan etmiş durumda. Bu büyük hedefler dikkate alındığında Türkiye’nin hedef kurulu gücünün çok yetersiz olduğunu söylememiz mümkün olabiliyor. Bu tesislerin Yeşil Hidrojen ile entegre edilmesi durumunda çok daha yüksek seviyede katma değer üretebiliriz. TEKSİS olarak ülkemizin yerli elektrolizör üretiminde paydaş olarak hazır olduğumuzu pek çok ifade etmiştik. Türk şirketleri olarak DRES-Yeşil Hidrojen entegrasyonunu herhangi bir ülkeye bağımlı olmadan gerçekleştirebilecek insan kaynağına ve teknolojik birikime sahibiz.”

“Güney Marmara Hidrojen Kıyısı Projesi ile DRES-Yeşil hidrojen entegrasyonu mümkün”

TEKSİS Genel Müdürü Hüseyin Devrim, Türkiye’nin ilk deniz üstü RES YEKA alanları arasında Marmara Denizi’nde Karabiga açıklarının belirlenmesi ile Bandırma-Biga hattına kazandırılması düşünülen ‘Güney Marmara Yeşil Endüstri Bölgesi’nin deniz üstü RES- Yeşil hidrojen entegrasyonu artıran önemli bir adım olacağını belirtti.

Koordinatörlüğünü Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) üstlendiği Türkiye’nin ilk yeşil hidrojen üretimi projesi olan Güney Marmara Hidrojen Kıyısı (South Marmara Hydrogen Shore – HYSouthMarmara) Projesi’nin bölgeyi bir yeşil hidrojen üretim üssü noktasına taşıyabileceğine dikkat çeken Hüseyin Devrim, “Türkiye’nin elinde muhteşem bir potansiyel var. Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde sayıları hızla artan yüzer temelli DRES’ler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında hem yeşil hidrojen hem deniz üstü RES hem de bu santrallerin ekipman üretiminde üretim merkezi olmamamız hiçbir neden yok. Ancak bunun için sihirli sözcüklerimiz doğru planlama, doğru yer seçimi ve doğru destek politikaları olmalı” dedi.

Devamını oku

Trendler