Rüzgar Enerjisi Dergisi olarak, YILNAK & MAĞDENLİ Genel Müdürü ve Alp Özler Group Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Gece ile sektörde dikkat çeken birleşme sürecini, rüzgar enerjisi projelerindeki dönüşümü ve şirketin gelecek vizyonunu konuştuk.
- Yılnak ve Mağdenli’nin tek çatı altında buluşması sektörde geniş yankı uyandırdı. Bu yapıyı nasıl tanımlıyorsunuz?
- Rüzgar enerjisindeki büyüme sahada neyi değiştirdi?
- Yatırımcı ve OEM tarafında beklentiler nasıl şekilleniyor?
- Yılnak olarak bu beklentilere nasıl yanıt veriyorsunuz?
- Mühendislik yaklaşımının sahadaki karşılığı nedir?
- 2025 yılını sıfır iş kazası ile tamamladınız. Bu başarıyı nasıl sağladınız?
- Türkiye’nin 2035 hedefleri doğrultusunda sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Buradaki kritik soru şu:lojistik ve ağır kaldırma kapasitesi bu büyümeyi karşılayabilecek mi?
- Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi öncesinde sektöre mesajınız nedir?
- Önümüzdeki dönem hedefleriniz nelerdir?
Yılnak ve Mağdenli’nin tek çatı altında buluşması sektörde geniş yankı uyandırdı. Bu yapıyı nasıl tanımlıyorsunuz?
Bu süreci yalnızca bir satın alma olarak değerlendirmiyoruz. Daha doğru bir ifadeyle, iki köklü yapının ortak bir vizyon doğrultusunda birleşmesi olarak görüyoruz.
Mağdenli’nin sahada yıllara dayanan tecrübesi ve ağır kaldırma alanındaki yetkinliği, Yılnak’ın daha dinamik ve uluslararası bakış açısıyla birleşti. Bu birleşim, sadece ölçek büyümesi değil; uçtan uca yönetilebilen, entegre ve sürdürülebilir bir operasyon modelini ortaya çıkardı.
Bugün bir rüzgar enerjisi projesini, mühendislik planlamasından sahadaki nihai kuruluma kadar tek yapı altında yönetebilecek kapasiteye sahibiz. Asıl farkı yaratan nokta bu.

Rüzgar enerjisindeki büyüme sahada neyi değiştirdi?
Sektördeki büyüme, operasyonların doğasını doğrudan değiştirdi.
Artık daha büyük türbinler, daha uzun kanatlar ve daha ağır ekipmanlar söz konusu. Buna paralel olarak güzergahlar daha kompleks, saha koşulları daha zorlu hale geliyor.
Dolayısıyla bu iş artık yalnızca taşımacılık değil; planlama, mühendislik ve operasyonun entegre şekilde yürütüldüğü ileri seviye bir disiplin haline geldi. Bu dönüşüme uyum sağlayamayan oyuncular için alan giderek daralıyor.
Yatırımcı ve OEM tarafında beklentiler nasıl şekilleniyor?
İki tarafın beklentileri net, ancak öncelikleri farklı.
Yatırımcı tarafı için en kritik konu; projenin zamanında ve kesintisiz tamamlanması. Sahadaki her gecikme doğrudan maliyet anlamına geliyor.
OEM tarafı ise daha teknik bir perspektiften yaklaşıyor. Ekipman yeterliliği, yeni nesil türbin ölçülerine uyum ve operasyonun güvenli şekilde yönetilmesi ön planda.
Özetle; yatırımcı tarafında öngörülebilirlik, OEM tarafında ise teknik yeterlilik belirleyici.

Yılnak olarak bu beklentilere nasıl yanıt veriyorsunuz?
Bu beklentilere üç temel başlık altında karşılık veriyoruz:
Entegrasyon:
Taşıma, kaldırma ve montaj süreçlerini ayrı ayrı değil, tek yapı altında yönetiyoruz. Bu yaklaşım sahadaki koordinasyon risklerini minimize ediyor.
Mühendislik yaklaşımı:
Her projeyi detaylı teknik analizlerle ele alıyoruz. Güzergah planlaması, dönüş analizleri, saha erişimi ve kaldırma senaryoları sürecin temelini oluşturuyor.
Ekipman yatırımı:
Türbin teknolojisi geliştikçe ekipman parkının da aynı hızda yenilenmesi gerekiyor. Bu nedenle sürekli yatırım yapıyor ve filomuzu güncelliyoruz.
Mühendislik yaklaşımının sahadaki karşılığı nedir?
Bugün operasyonun başarısı sahada değil, planlama aşamasında belirleniyor.
Özellikle uzun kanat taşımalarında milimetrik hesaplamalar gerekiyor. Tek bir dönüşün yanlış planlanması tüm operasyonu durdurabilecek riskler yaratabilir.
Aynı durum kaldırma operasyonları için de geçerli. Doğru mühendislik kurgusu olmadan en yüksek kapasiteli ekipman dahi yeterli olmaz.

2025 yılını sıfır iş kazası ile tamamladınız. Bu başarıyı nasıl sağladınız?
Güvenlik bizim için bir prosedür değil, kurum kültürünün temelidir.
2025 yılında özellikle Enercon ile yürüttüğümüz projelerde sıfır iş kazası ve sıfır İSG ihlali ile operasyonlarımızı tamamladık ve bu performansımızla ödüllendirildik.
Bu sonucun arkasında sistematik bir yaklaşım var:
- Eğitim odaklı gelişim modeli
- Sahada standartlaştırılmış kontrol mekanizmaları
- Disiplinli ve bilinçli ekip yapısı
Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz Yılnak Akademi, teknik bilginin yanı sıra doğru iş yapma kültürünü de sahaya taşıyor.
Türkiye’nin 2035 hedefleri doğrultusunda sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin önünde ciddi bir büyüme potansiyeli var.
2035 için belirlenen yaklaşık 48 GW hedefi, mevcut kapasitenin üç katına çıkması anlamına geliyor. Bu durum, yalnızca yatırım değil aynı zamanda ciddi bir operasyonel yük anlamına geliyor.
Buradaki kritik soru şu:lojistik ve ağır kaldırma kapasitesi bu büyümeyi karşılayabilecek mi?
Bu kapasite doğru şekilde oluşturulmazsa sektörde darboğazlar kaçınılmaz olur.
Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi öncesinde sektöre mesajınız nedir?
Bu tür organizasyonları yalnızca görünürlük için değil, doğru iş birliklerini geliştirmek için önemsiyoruz.
OEM tarafına mesajımız net:Biz yalnızca taşımacılık yapan bir firma değil, projenin tamamını yönetebilecek entegre bir çözüm ortağıyız.
Yatırımcı tarafı için ise: Doğru ekip, doğru mühendislik ve doğru ekipman ile sahada sürprizlere yer yoktur.
Önümüzdeki dönem hedefleriniz nelerdir?
Türkiye’deki güçlü konumumuzu koruyarak Avrupa ve çevre pazarlarda daha aktif bir rol üstlenmeyi hedefliyoruz.
Uluslararası ölçekte IC Transport sıralamasında dünya genelinde 38’inci, Avrupa’da ise ilk 8 firma arasında yer alıyoruz. Bu bizim için önemli bir referans, ancak nihai hedef değil.
Büyüme odağımız net: kontrollü, sürdürülebilir ve mühendislik temelli ilerleme.
Bu ürün için size geri dönüş yapalım
Teknik detay, fiyat bilgisi veya teklif talebiniz için formu doldurun. Talebiniz doğrudan ilgili ekibe iletilir.



