Connect with us

Sektör Haberleri

“2030 yılına dek güneş ve rüzgar kapasitesinin 7-8 kat artması gerekiyor”

Yayın tarihi:

-

McKinsey & Company, COVID-19 salgını sonrası iyileşme dönemini küresel iklim değişikliğini göz ardı etmeden şekillendirmenin önemini vurguluyor. Bu kapsamda şirket, iklim değişiminin yıkıcı etkilerini engelleyecek ‘1,5 derece hedefinin’ beş temel alanda gerçekleştirilecek kökten dönüşümlerle mümkün olduğunu ortaya koyan bir araştırma yayınladı.

Yönetim danışmanlığı firması McKinsey & Company, bilimsel veriler ışığında, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini engellemek üzere sıcaklık artışının 1,5°C sınırında tutulması ihtiyacına yönelik yeni bir araştırma çalışması hazırladı. Öncü paydaşlar ‘1,5 derece hedefi’ etrafında kenetlenirken, McKinsey bu devasa dönüşümün nasıl gerçekleşebileceğine dair bütüncül bir çalışmaya imza attı. 

Veri ve analizlere dayalı bu rehber, gelecek 10 yılda gıda ve orman alanları, elektrifikasyon, endüstriyel adaptasyon, temiz enerji ve karbon pazarı olmak üzere beş temel alanda emisyonların azaltılması için gerekli eylemleri ortaya koyuyor. McKinsey uzmanları, COVID-19 küresel salgın döneminin iklim değişimine karşı aksiyona geçmenin önemini de ortaya koyduğunu belirtiyor. 

Gıda ve orman arazilerinin yönetiminde dönüşüm 

Metan ve azot oksitle birlikte tarım endüstrisi, her yıl küresel sera gazı salınımının yüzde 20’sini tek başına yaratıyor. Artan nüfusun da etkisiyle tarım kaynaklı emisyonların, eğer bir dönüşüm gerçekleşmezse, 2050 yılına dek yüzde 15-20 oranında artacağı öngörülüyor. Gıda endüstrisi içerisinde en yüksek emisyon yaratan (yaklaşık yüzde 70) büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık ise 1,5 derece hedefi için dönüşümün zaruri olduğu alanlardan biri. Küresel çapta mevcut beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi halinde 2050 yılında küresel protein tüketiminde bu tip hayvancılığın yüzde 9 oranında yer alacağı öngörülüyor. Ancak iklim değişimini durdurmak için bu oran yüzde 4’e indirilmeli. Aynı zamanda gıda üretiminin üçte birinin kaybına neden olan gıda israfının da önüne geçilmesi gerekiyor. 

Tüm bunlarla birlikte küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 15’i ormanların yok olmasından kaynaklanıyor. Bunda bir ağacı yok etmek için kullanılan yöntemlerin atmosfere kattığı emisyon ve aynı zamanda o ağacın karbon salınımını engelleme potansiyelinin önüne geçilmesi rol oynuyor. Ormanların korunması için tüm çabalara rağmen her yıl Yunanistan büyüklüğünde ormanlık alan yok oluyor. 2030 yılında 1,5 derece hedefine ulaşmak için tüm fosil yakıt emisyonları azaltılsa ve tüm endüstrilerde karbonsuzlaşma sağlansa dahi ormansızlaşmanın yaklaşık olarak yüzde 75 azaltılması gerekli. Bu hedefin daha uzun vadede sağlanması için bile ormansızlaşmanın 2030 yılına dek yarı yarıya azaltılmasına ihtiyaç var. Dolayısıyla bu konuda regülasyon, uygulama ve teşviklerin çoğaltılması önem taşıyor. 

Elektrifikasyon ile enerji kullanımında dönüşüm

Genel olarak petrole dayalı faaliyet gösteren karayolu ulaşımı endüstrisi -otobüs, kamyon, binek araç, iki ve üç tekerlekli araçlar- her yıl karbon emisyonunun yüzde 15’ini oluşturuyor. Bu emisyonun önüne geçilmesi içinse daha temiz kaynaklara ihtiyaç var. 

Bunun hızlı bir şekilde sağlanabilmesi ve 1,5 derece hedefine ulaşılabilmesi için temiz, yenilenebilir enerji kaynakları ile şarj edilen elektrikli araçlara (EV) geçişin ivedilikle gerçekleştirilmesi gerekiyor. Böyle bir durumda içten yanmalı araç satışları toplam satışların 2030 yılında yaklaşık yüzde 50’sini, 2050 yılında ise yüzde 100’ünü oluşturacaktır. Ancak burada önemli olan EV’lerin enerji kaynaklarının yeni bir emisyon üreticisi olmamasını sağlayacak elektrik ve hidrojen kaynaklarının yaratılması. Dolayısıyla otomotiv endüstrisinin şarj üniteleri teknolojilerini sürdürülebilirlik odaklı geliştirmeleri ve üretim ölçeklerini hızla artırmaları büyük önem taşıyor. Ulaşımda bir diğer önemli etken ise kişisel araçların kullanımı. Şehir merkezlerine araçla girişin yasaklanması, özel araç vergilerinin artırılması gibi önlemlerle toplu taşıma ve araç paylaşımı gibi alternatiflere olan ilgi artırılabilir. Bu da 2030 yılına dek özel araçların kullanımının yüzde 10 oranında azaltılmasını sağlayacaktır. 

Öte yandan elektrifikasyon, toplam karbon emisyonlarının yüzde 7’sini oluşturan binalarda da karbonsuzlaşmayı sağlayabilir. Mekan ve su ısıtma ihtiyaçları için kullanılan fosil yakıtlar bu emisyonun başlıca nedeni. Eğer temiz kaynaklar kullanılarak bu iki ihtiyaç elektrifikasyonla sağlanırsa, 2050 yılında, 2016’ya göre bu emisyon oranı yüzde 20 oranında azaltılabilir. Buna ek olarak merkezi ısıtma yaygınlaştırılır ve ısıtma ve yemek pişirme ihtiyaçlarında doğalgaz ile birlikte hidrojen ve biyogaz kullanılırsa, yüzde 40 daha emisyon azaltımı gerçekleştirilebilir.  

Endüstriyel operasyonlarda dönüşüm

İnşaat, gıda, tekstil, üretim gibi düşük ya da orta ölçekli ısı ihtiyacı olan endüstriyel sektörlerin de hızlı bir şekilde operasyonlarına elektrifikasyonu entegre etmeleri önem taşıyor. 2030 yılında bu sektörlerde enerji ihtiyacının temiz enerji kaynaklarından sağlanması ve 2016 yılında yüzde 28 olan elektrifikasyon oranının 2050’de yüzde 76’ya yükseltilmesi, 1,5 derece hedefine ulaşmak için gerekli bir adım. Bununla birlikte endüstride döngüsel ekonomiye geçişe de ihtiyaç var. Böylece verimliliğin artması, sera gazı salınımlarını azaltacağı gibi maliyetleri de düşürecek ve performansı artıracaktır. 

Petrol ve gaz şirketlerinin üretim faaliyetleri sonucu açığa çıkan metan ya da doğal gaz ise bir diğer büyük değişimin gerekli olduğu alan. Bu şirketler için metan, sera gazı salınımlarında en büyük role sahip faktör. Bu faktörü ortadan kaldırmak zorlu olsa da mevcut teknolojiler, ekonomik çözümler sunmaya başladı. Metan gazının salınımında etkili olan bir diğer sektör ise madencilik. Bu sektörde de metan gazının salınımını engelleyecek çözümler mevcut ancak hem tüm madenleri kapsamıyor hem de yeterince ekonomik yatırımlar olarak görülmüyor. 

Enerji ve yakıt kullanımında dönüşüm 

2030 yılına dek güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin bugünkü seviyenin 7-8 kat üzerine çıkması gerekiyor. Bu, rüzgar türbinleri ve solar panellerin üretiminde yoğun bir artışa ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Öte yandan 1,5 derece hedefine hızla ulaşmak için bugün küresel enerji üretiminin yüzde 40’ını karşılayan kömür kaynaklı elektrik üretiminin 2030 yılına dek yüzde 80 azaltılmasına ihtiyaç var. Kömür ve gaz kaynaklı enerjinin daha uzun süre kullanıldığı bir senaryoda dahi 2030 yılına dek yüzde 30-35 civarında azalma sağlanması gerekiyor. Aynı zamanda doğal gaz kaynaklı elektrik üretiminin de bu süreçte yüzde 20 ilâ 35 oranında azaltılması gerekecek. Bugün küresel enerjinin yaklaşık üçte biri doğal gaz kaynaklı. 

Tüm bunlarla birlikte yenilenebilir enerjiye hızlı bir geçiş yapmak beraberinde güneş ışığı ya da rüzgarın yeterli olmaması gibi bölgesel bazda zorlukları da getirecek. Yakın vadede bunu aşmak için mevcut teknolojilerin tamamı bir arada kullanılarak ihtiyaç dengelenebilir. Ancak 1,5 derece hedefine ulaşmak için bugün gelişim aşamasında olan hidrojen, karbon yakalama ve depolama ve uzun mesafeye daha verimli iletim teknolojilerinden yararlanmak gerekecek. 

Bu süreçte biyoenerji kaynakları havacılık ve deniz taşımacılığı gibi sektörlerin petrole dayalı yakıt kullanımını azaltmada çözüm olabilir. Yeşil hidrojen ve mavi hidrojen de çelik, kimya, çimento, havacılık, denizcilik, nakliye, bina yönetimi gibi sektörlerde karbondan arınma için önem taşıyor. Bu potansiyeli açığa çıkarmak içinse hidrojen sektöründe altyapı, depolama ve dağıtım gibi alanlarda yeni teknolojilerin ve güvenlik standartlarının geliştirilmesine ihtiyaç var.

Karbon yönetiminde dönüşüm 

Tüm bu çabalarla birlikte atmosferdeki karbonun azaltılması ve karbon üretmeye devam eden noktalarda karbonun yakalanması için yenilikçi girişimler yaratılmalı. Karbon yakalama, kullanma ve depolama endüstrisi bu anlamda önemli bir rol üstlenecek. Bu endüstri temel olarak karbondioksiti termal santraller ya da tesisler gibi noktalarda, yani kaynağında yakalıyor. Ardından bunu yer altına depoluyor ya da farklı bir üretim için kullanıma sokuyor. Yeni gelişen bu endüstrinin yakalayıp dönüştürdüğü karbondioksit oranını 2016 seviyesine göre 2050 yılında 125 katından fazlasına çıkarması gerekiyor. Böyle güçlü bir gelişim ise ancak inovasyon ve regülasyonlarla sektörün desteklenmesi ile mümkün. 

Karbondan arınma teknolojileri en iyi şekilde uygulansa dahi büyük ölçekli, doğal arınma yollarına başvurmak şart. Bu doğrultuda ağaçlar ve bitkiler karbon emisyonlarının dengelenmesi konusunda en güçlü etken. Gelecek 10 yılda 1,5 derece hedefine ulaşmak için yeryüzünü her yıl İzlanda büyüklüğünde yeni ormanlara kavuşturmak için küresel bir harekete ihtiyaç var. 2050 yılına dek ise ormansızlaşmayı engellemek, yangınlarda kaybedilen yerleri yeniden ağaçlandırmak ve böylece ABD’nin üçte birine eşdeğer olan 300 milyon hektarlık bir alanı ormana dönüştürmek gerekiyor. Bu oranların diğer sektörlerde ihtiyaç duyulan karbonsuzlaşmanın sağlanamaması durumunda daha da artması gerekebilir. 

“Küresel salgın şartları, iklim değişimi için harekete geçmenin önemini ortaya koyuyor”

Koronavirüs döneminin iklim değişimi için harekete geçmeyi kolaylaştıracak deneyime erişilmesine olanak sunduğunu dile getiren McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi: “COVID-19 küresel salgını ile birlikte yaşamın kırılganlığı kadar küresel ölçekte birlikte hareket etmenin gücünü de tecrübe ediyoruz. Birkaç ay öncesine dek imkansız gibi gözüken uzaktan çalışma ve çevrimiçi eğitim gibi pek çok uygulamanın hızla günlük rutinlerimiz arasına girmesi birlikte neler başarabileceğimizin göstergesi. Öte yandan koronavirüs küresel çapta sosyo-ekonomik yapıda yıkıcı etkilere de neden oluyor. Sonuç olarak bugün çalışma, öğrenme, beslenme gibi yeni yaşamsal alışkanlıklar kazandığımız bir dönemdeyiz. McKinsey olarak bu dönemi küresel iklim değişimini durdurmak ve çok daha büyük krizleri engellemek için değerlendirmemiz gerektiğine inanıyoruz.     

Bu kapsamda her bir birey ve kurumun ortak hareketine ihtiyaç duyacağımız bu süreç için mevcut durumu ve 1,5 derece hedefine bizleri ulaştıracak yol haritasını içeren bir çalışma hazırladık. Küresel çapta veriler ve analizlerle hazırladığımız bu rehber, güçlü ekonomik inisiyatiflerin oluşturulması ile geniş çaplı karbonsuzlaşma eylemlerini içeriyor. Bu, kurumların alacağı aksiyonlar kadar bireylerin gıda ve ulaşım gibi temel alışkanlıklarında kökten değişimler yapmalarını da gerektiriyor. Elbette tüm bu çabalar, ülkeler bazında politikalar ve teşviklerle de desteklenmeli. Bu doğrultuda McKinsey olarak harekete geçmeyi kolaylaştıracak öneriler ve çözümler geliştirmeyi bir sorumluluk olarak ele alıyoruz. Biliyoruz ki hep birlikte, yaşamı sürdürülebilir kılma gücüne sahibiz” dedi. 

Sektör Haberleri

Off-shore altyapısı konusunda neden uluslararası işbirliğine ihtiyacımız var?

Yayın tarihi:

-

Yazar

windeurope-offshore-rüzgar-ülkelere arası işbirliği

17 Eylül’de WindEurope CEO’su Giles Dickson, Birleşik Krallık AB Misyonu tarafından İngiltere Enerji Bakanı Kwasi Kwarteng ile düzenlenen bir panelin moderatörlüğünü yaptı. Katılımcılar: Danimarka Enerji ve İklim Bakanlığı’ndan Christian Stenberg; Avrupa Parlamentosu Üyesi Pernille Weiss; Vattenfall’dan Danielle Lane; ve National Grid Ventures’tan Martin Cook idi. Hepsi, açık deniz rüzgârının inşası ve bunu desteklemek için şebeke altyapısı üzerinde ülkeler arası işbirliğinin önemini vurguladı.

İngiltere, dünyanın off-shore rüzgar kapasitesinin üçte birini barındırmaktadır. Elektrik taleplerinin% 10’unu karşılar ve binlerce iş sağlar duruma gelmiştir. Birleşik Krallık şimdi de açık deniz rüzgarını 2030 yılına kadar 10 GW’dan 40 GW’a çıkarmak istiyor. Geçen yıl hükümet bunu gerçekleştirmek için offshore rüzgar sektörü ile  250 milyon sterlinlik sektör anlaşması imzaladı. Şimdi enerji iletim altyapısını gözden geçiriyor, bu da yeni off-shore kapasitesini şebekeye bağlamanın anahtarı olacak.

Diğer Avrupa ülkeleri, Kuzey Denizi’ndeki off-shore rüzgarı için benzer şekilde iddialı planlar geliştiriyor. Bu nedenle, enerji iletim altyapısı üzerindeki çalışmaları koordine etmek, maliyetleri düşürmeye ve hem denizde hem de karada çevre ve yerel topluluklar üzerindeki etkileri en aza indirmeye yardımcı olacaktır.

Bakan Kwasi Kwarteng, “Avrupalı ​​komşularımızla çok amaçlı hibrit arabağlantı projelerinin faydalarını düşünüyoruz” dedi. İngiltere ile Danimarka arasındaki şu anda yapım aşamasında olan Viking Bağlantısı altyapısına ve İngiltere ile Norveç arasında planlanan Kuzey Denizi Bağlantısına atıfta bulunarak Kuzey Denizi’ni “yeşil enerji süper otoyoluna” dönüştürme potansiyelinden söz etti. Avrupalı ​​komşular arasında “açık ve dostane” bir diyalog çağrısında bulunarak “Off-shore aktarım incelemesi, bunu teşvik etmek için ne tür  destekler sağlayabileceğimizi belirlemeyi hedefliyor” dedi.

Devamını oku

Sektör Haberleri

Yenilenebilir enerjinin yarattığı istihdam 11,5 milyona ulaştı

Yayın tarihi:

-

IRENA’nın her yıl kamuoyuna sunduğu istihdam analizi, yenilenebilir enerjinin yarattığı işlerin uzun vadede arttığını gösteriyor. COVID-19 döneminde istihdamdaki artışın sürekliliğini sağlamak için politikaların güçlendirilmesi gerekiyor.

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (International Renewable Energy Agency, IRENA) tarafından bugün yayınlanan analiz, yenilenebilir enerjinin dünya çapında yarattığı istihdam yoluyla sağlanan sosyo-ekonomik faydaların devam ettiğini ortaya koyuyor. Yenilenebilir Enerji ve İstihdam – Yıllık Değerlendirme Raporu’nun yedinci baskısı, sektörün yarattığı istihdamın geçtiğimiz yıl küresel ölçekte 11,5 milyona ulaştığını gösteriyor. Yeni iş yaratma açısından lider olan fotovoltaik güneş PV teknolojisi, yenilenebilir enerji sektöründe istihdam edilen toplam sayının üçte birine denk gelen 3,8 milyon yeni iş yaratıyor.

IRENA’nın Genel Direktörü Francesco La Camera, “Yenilenebilir enerji teknolojilerini benimsemek hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin enerji pazarında istihdam yaratıyor ve yerel ölçekteki geliri artırıyor. Günümüzde yenilenebilir enerjinin ölçeklendirilmesine liderlik eden ülke sayısı birkaç adetle sınırlı olsa da, tüm ülkeler, yenilenebilir enerji potansiyelini hayata geçirebilir, sanayi sektörünün gelişmesi ve yerel kapasitenin artırılması amacıyla adım atabilir ve çalışanları eğitebilir,” diyor.

Yeni rapor, geçtiğimiz yıl yenilenebilir enerji sektörü tarafından sağlanan istihdamın yüzde 65’inin kaydedildiği Asya’nın, yenilenebilir enerji pazarındaki lider statüsünü koruduğunu ortaya koyuyor. Biyoyakıt sektöründe istihdam edilen kişi sayısı, fotovoltaik güneşi takiben, küresel ölçekte 2,5 milyona ulaşıyor. Bu işlerin büyük bölümü tarımsal tedarik zincirinde, özellikle yoğun emek kullanılan faaliyetlerin gerçekleştiği Brezilya, Kolombiya, Malezya, Filipinler ve Tayland gibi ülkelerde yaratılıyor. Yenilenebilir enerji sektöründeki diğer büyük işverenler, 2 milyon istihdam yaratan hidroelektrik enerji ve 1,2 milyon kişiye iş sağlayan rüzgâr enerjisi olarak belirtiliyor.

Yenilenebilir enerjinin sağladığı istihdamın, fosil yakıt sektörünün sağladığından daha kapsayıcı olduğu belirtiliyor ve cinsiyetler arası dengenin yenilenebilir enerji sektöründe daha iyi gözetildiği görülüyor. Rapor, fosil yakıt sektörlerinde istihdam edilen kişilerin yüzde 21’inin kadın olduğunu belirtirken, yenilenebilir enerji sektöründe istihdam edilen kişilerin yüzde 32’sinin kadın olduğunu ortaya koyuyor.

Kesin bir sayı vermenin zor olduğu ve ölçeği henüz küçük olan şebeke dışı yenilenebilir enerji teknolojilerinin yarattığı istihdam potansiyelinin de arttığı gösteriliyor. Bu teknolojiler arasında güneş enerjisi teknolojisi öne çıkıyor. Dağıtık yenilenebilir enerji sistemleri, kırsal kesimlerde verimli şekilde kullanılabiliyor. İstihdamdaki çarpan etkisi, tarım ve gıda işleme sektörü, sağlık hizmetleri, iletişim ve yerel ticarette görülüyor.

Yenilenebilir enerjinin yarattığı istihdamdaki artışın sürekliliğini korumak için eğitim ve teknik beceri kazanımı, işgücü piyasasına yapılan müdahaleler ve yerel ölçekte kapasite artırımını destekleyen sanayi politikalarını içeren kapsamlı politikalar gerekiyor.

Yenilenebilir Enerji ve İstihdam Raporu’nun 2020 yılı baskısı, işçilerin eğitim ve teknik beceri kazanımını desteklemek kapsamındaki umut verici girişimleri vurguluyor. Bu girişimler arasında, mesleki eğitim, müfredat oluşturma, eğitmenlerin eğitimi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımı, yenilikçi kamu-özel sektör işbirliklerinin teşvik edilmesi ve kadınlar gibi toplumsal temsiliyetin sınırlı olduğu kesimlerin işe alınması öne çıkıyor.

Karar vericiler, geçim kaynaklarını kaybetmiş ya da kaybetme riski taşıyan fosil yakıt sektöründe istihdam edilen kişilerin yeni beceriler kazanmasına öncelik vermelidir. Bu kesimin birçoğunun, temiz enerji endüstrisine katkı sağlayacak önemli becerileri ve uzmanlığı bulunuyor.

Dünya, yeni yenilenebilir enerji istihdamında cesaret verici bir büyümeye tanıklık ediyor. Ancak enerji dönüşümünü hızlandıran kapsamlı bir politika çerçevesinin benimsenmesi durumunda, çok daha fazla istihdam sağlanması mümkün. Gelinen dönüm noktasında, bu doğrultuda hareket etmek hiçbir zaman bu kadar önem arz etmiyordu. Dünyanın COVID-19 salgınıyla mücadele ettiği bu günlerde, insanlık iklim değişikliği kaynaklı sorunlara çözüm bulunmadığı takdirde daha nelerle mücadele etmek zorunda kalacağını gösteren sinyaller alıyor. 

Dönüşümün sağlayacağı kazanımlar göz önünde bulundurulduğunda, farklı bir doğrultuda ilerlemenin ihtiyacı inkâr edilemeyecek hale geliyor. IRENA’nın kısa süre önce yayınlanan COVID Sonrası Toparlanma Sürecinde Gündemdeki Konular Raporu, iddialı bir teşvik programının, işlerin her zamanki şekliyle yürütüldüğü senaryoyla kıyaslandığında önümüzdeki üç yıl içinde yaklaşık 5,5 milyon daha fazla istihdam yaratabileceğini ortaya koymuştu. Bu ölçekte bir girişim, IRENA’nın Küresel Yenilenebilir Enerji Görünümü’nde 2050 yılı için yenilenebilir enerji sektöründe öngörülen 42 milyon istihdamın oluşturulmasına yönelik yol haritasıyla uyumlu şekilde hareket edilmesine olanak sağlıyor.

Devamını oku

Sektör Haberleri

TÜREB Yönetim Kurulu’ndan Genel Kurul kararı

Yayın tarihi:

-

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu, Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Yıldırım’ın temsil ettiği tüzel kişilikte değişiklik olması sebebi ile Olağanüstü Genel Kurul düzenlenmesi kararı aldı. Aynı zamanda söz konusu Genel Kurul ile tüzüğün daha güncel bir hale kavuşturulması da hedefleniyor.

9 Mart 2019 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen TÜREB 12. Olağan Genel Kurulu’nda 3 yıllık dönem için seçilen Yönetim Kurulu’nda, Hakan Yıldırım, Kalyon Enerji Yatırımları olarak kurumsal üyelik ile yönetim kurulu üyesi seçilmişti. Yönetim Kurulu, ilk toplantısında Hakan Yıldırım’ı Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçmişti. Geçtiğimiz aylarda Hakan Yıldırım’ın Sanko Enerji’ye geçmesi ile birlikte tüzel kişiliği değiştiğinden Birlik tüzüğü gereği seçimlerin yenilenmesine dair Yönetim Kurulu ortak bir iradeyle beyan edildi. Bu vesileyle, TÜREB tüzüğünün daha güncel bir yapıya ve sektörün gelişimine uygun hale getirilmesi için gerekli görülen bazı revizyonlar da Olağanüstü Genel Kurul’da gündeme getirilecek.

TÜREB tüzüğü ve mevzuata uygun olarak Genel Kurul toplantısının tarihi ve yeri, korona virüs önlemleri çerçevesinde belirlenecek ve ayrıca ilan edilecek.

Söz konusu toplantıya kadar TÜREB ve Yönetim Kurulu sektör için çalışmalarını tüm hızıyla devam ettirecek ve daha güçlü bir TÜREB’e ihtiyaç duyulacak olan önümüzdeki dönemde sektöre katkı sağlamaya devam edecek.

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com