Connect with us

Nedir

Rüzgar enerjisi nedir?

Yayın tarihi:

-

Rüzgarın hareketiyle oırtaya çıkan kinetik enerjiye rüzgar enerjisi denir. Rüzgar enerjisi, mekanik ve sonunda da elektrik enerjisine çevrilerek kullanılmıştır ve günümüzde daha yaygın olarak kullanılmaya devam etmektedir. Temel parametreler, hareket eden havanın kütlesi ve hızıdır. Ağırlığı yüksek olan kütlenin hızı arttıkça enerji de artış gösterir

Rüzgar enerjisi, yenilenebilir enerji kaynaklarından biridir. Çevreye herhangi bir zararlı atık yaymaz, temiz bir enerjidir. Tarih boyunca mekanik olarak kullanımı mevcuttur. Pompalama, değirmencilik, odunculuk, gemicilik tarihteki kullanım alanları olarak görülürken, günümüzde elektrik enerjisinin üretimi için kullanılmaktadır. Fosil yakıtların ekolojik zararlarının ortaya çıkması ve küresel ısınmayı artıran birincil faktör olarak ön plana çıkmalarının ardından yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim artmış ve özellikle Avrupa Birliği’nde bu yönde yasal düzenlemelere gidilmiştir.

Tarihine kısaca bakarsak;

James Blyth 1887’de rüzgar enerjisini kullanan bir batarya şarj cihazı icat etmiş ve patentini 1891 yılında İngiltere’de almıştır.

Charles Francis Brush 1887-1888’de ABD’de rüzgar enerjisi ile elektrik üreterek 1900 yılına kadar karşılamıştır.

1890’da Danimarkalı bilim insanı Poul la Cour, elektrik üretimi için rüzgar türbinlerini inşa etmiştir. Bu türbinlerle daha sonar hidrojen üretimi de yapılmıştır.

Dünya Rüzgar Enerjisi Kurumu’nun istatistiklerine göre dünyada kurulu rüzgar enerjisi kapasitesi, 2020 yılında 650 GW’dır. Toplam rüzgar enerjisi kapasitesinin halen çok küçük bir kısmını kullanmaktayız.

Rüzgar türbini nedir?

Rüzgar türbini, bir rotor hareketi aracılığıyla hava akımından ortaya çıkan kinetik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemdir. Türbinler, yatay, dikey ve eğik eksenli olmak üzere üçe ayrılır.

Yatay eksenli rüzgar türbini

Yatay eksenli rüzgar türbinlerinin dönüş ekseni rüzgarın geliş yönüne paraleldir. Kanatlarıysa diktir. Kanat sayıları azaldıkça hız ve elektrik üretimi de artar. Verimleri %45 civarında gerçekleşmektedir. Bu tip türbinler genellikle 20-30 m yüksekliğe yerleştirilirler.

Rüzgar hızının rotor kanadı hızına oranına kanat uç hız oranı (λ) denir.

λ= 1–5 Çok kanatlı rotor,

λ= 6–8 Üç kanatlı rotor,

λ= 9–15 İki kanatlı rotor,

λ>15 Tek kanatlı rotor kullanılır

Türbin rotoru özel tasarım kanatlarıyla kinetik enerjinin yaklaşık %60’ını tutar ve mekanik enerjiye dönüştürür. Bu da pervane şaftında dönüş hareketi oluşturur. Düşük hızda ve yüksek torkta dönen bu şaftın hızı, redüktör aracılığıyla artırılır ve torku düşürülür. Jeneratörde elektrik üretimi bu şekilde sağlanır. Yüksek kutuplu jeneratör seçildiğinde redüktör ihtiyacı ortadan kalkar. Üretilen elektrik de türbin şebekeye bağlı bir transformatör ile hatta aktarılır. Transformatör kulenin yakınında ya da içinde bulunur.

Rüzgar türbini elemanları nelerdir?

Yatay eksenli rüzgar türbinleri, çevre şartlarının rüzgarı engellemesinin önüne geçmek için bir gövde içerisine yerleştirilen döner şaft, jeneratör, dişli kutusu ve kontrol sistemleri, kanat ve bunların bağlı olduğu göbek ve rotordan meydana gelir. Rüzgar türbini genel olarak 4 parçadan meydana gelir:

  • Kule
  • Nasel (Gövde)
  • Rotor
  • Kanat

Kule nedir?

Kule, elektrik üretimine doğrudan etki eden sistem bileşenidir. Rüzgar hızı ve enerjisi ile yükseklik arasındaki ilişki doğrusaldır. Kule boyunun yüksekliğiyle birlikte enerji miktarı da artar. Yükseklik, maliyeti de artırır ve saha koşullarına göre değişir.

Atmosferin 100. metresinden sonra Ekman katmanı başlar. Bu katman rüzgarın en hızlı ve kararlı olduğu katmandır, türbulans düşüktür ve optimum Weibull faktörlerini barındırır. Bu nitelikleriyle, rüzgardan elektrik üretimi için en uygun katmandır.

Nasel nedir?

Nasel yatay eksenli rüzgar türbininin gövdsini meydana getirir.  Çeşitli sistem elemanlarının bulunduğu bu kısım sistemin beyni özelliğini taşır. Elektriğin üretildiği, regüle edildiği bu kısımda rüzgar türbininin tüm kontrolü de gerçekleştirilir. Nasel içerisindeki sistem elemanları şu şekildedir:

  1. Nasel
  2. Isı Değiştirici
  3. Generatör
  4. Kontrol Paneli
  5. Ana Çerçeve
  6. Ses İzolasyonu
  7. Hidrolik Fren
  8. Dişli Kutusu
  9. Ses İzolasyonu
  10. Yaw Sürücü
  11. Yaw Sürücü
  12. Pervane Şaftı
  13. Yağ Soğutucu
  14. Pitch Sürücü
  15. Pervane Hub
  16. Hub Burun

Rüzgar türbini redüktörü nedir?

Redüktör, pervane şaftının dönüş hızını elektriğin üretilmesi için optimum düzeye çeviren dişli çarklardan oluşmuş sistemdir. Redüktörle, pervane şaftının dönüş hızı dakikada 1000 ile 1500 rpm arasına yükseltilir.

Redüktör aracılığıyla düşük hızla, yüksek torkla dönen türbin pervane şaftının hızı yükseltilip torku düşürülür. Bu şekilde, elektrik üretiminin verimli bir şekilde gerçekleşmesi sağlanır.

Rüzgar türbinlerinde jeneratör nedir?

Rüzgar türbinlerinde elektrik üretimi sabit manyetik alan içerisinde hareketli iletken ilkesi kullanılarak gerçekleştirilir.  Temel olarak 3 tür elektrik motoru kullanılır. Bunlar;

  • Doğru akım motoru
  • Senkron jeneratör
  • Asenkron jeneratör

Yaw ve Pitch Kontrolü

Rüzgar yönü değişkenlik gösterir. Rüzgar türbinlerinde maksimum elektrik üretimi için kanatları ve tüm türbini döndüren mekanizmalar mevcuttur. Pitch kontrol ile rüzgar türbini kanatları eksenel dönme gerçekleştirir; rüzgarın geldiği yönü tayin eder ve tüm türbin, pitch mekanizmasıyla rüzgarın geldiği yöne döner.

Rüzgar türbini elektronik kontrol sistemi nedir?

Elektronik kontrol sistemi, rüzgar türbinlerinin beyni niteliğindedir; türbine ait birçok bilgiyi kayıt altına alır ve RES işletmecisine gönderir.  Türbinlerde, kontrol ve performansın takibi amacıyla mikro işlemciler kullanılır.

Takip edilen parametreler;

  • Sisteme giriş-çıkış rüzgar hızları
  • Jeneratör çıktısının şebekeye aktarımı
  • Rüzgar yönüne göre nasel hareketi
  • Kanat açısı
  • Türbinin acil durumlarda durdurulması

Rüzgar türbinlerinde fren sistemi nedir?

Rüzgar türbinlerinde fren sistemleri güvenlik açısından kritik önemdedirler. Jeneratörün aşırı ısınması, şebekeden kopma ve yüksek rüzgar şiddetleri gibi sorunları önlemek için kanat ucu ve mekanik fren sistemi bulunur.

Rotor ve kanatlar nedir?

Rotor, kanatlardan, gövdeye bağlı göbekten ve döner şafttan oluşur. Kanatlar rüzgarı yakalar ve gücü göbeğe iletir. Rotor bir göbek ile şafta bağlıdır. Kanatların dönmesiyle bir ucu göbeğe, diğer ucu da jeneratöre bağlı olan şaftı döner. Rotor dönüşü, rüzgar yönüne dik olarak kontrol edilir. Kanatta oluşan hava akışının bileşkesi ile rüzgar yönü ile rüzgar geçiş yönü arasında bir basınç farkı ortaya çıkar. Bu basınç farkı bileşke akıya dik gelen bir itme kuvveti doğurur. Bu itme de mekanik tork üreterek şaftı hareket ettirir.

Dikey eksenli rüzgar türbini nedir?

Bu türbin sistemlerinin dönüş ekseni rüzgar yönüne diktir. Rüzgarı her yönden alabilir ve buna göre dönüş hareketiyle elektrik üretir. Bu özelliğiyle diğer türbin sistemlerine göre bir üstünlüğü bulunur.

Düşey eksenli türbinler, daha az yüzölçümü kaplarlar, ancak daha az güç üretirler. Bu yüzden verim alınması için çok sayıda türbin birbirlerinin rüzgar sahalarını kapatmayacak şekilde bir araziye yerleştirilmelidir.

Dikey rüzgar türbinlerinin Savonius ve Darrieus tipi çeşitleri vardır.

Savonius tipi düşey eksenli rüzgar türbini nedir?

Savonius rüzgar türbini, 1925 yılında Sigurd J. Savonius tarafından geliştirilmiştir. İki yatay disk arasında kanat görevi yapan iki yarım silindir birbirlerine perçinlenmiştir. Belirli bir hızda gelen rüzgarla, silindirlerin çukur ve tümsek taraflarında pozitif ve negatif bir moment oluşur. Çukur tarafına rüzgar tarafından etkiyen itme kuvveti, tümsek kısmındakinden ne kadar fazla olursa türbin o kadar hızlı döner.

Darrieus tipi düşey eksenli rüzgar türbini nedir?

George J.M. Darrieus tarafından geliştirilen bu rüzgar türbini, kanatlarındaki düzgün aerodinamik yapı sayesinde yüksek bir performansa ulaşır. Kanatlar üzerindeki çekme gerilimi, hafif eğim sebebiyle çok düşüktür. Yüksek rüzgar hızlarında çalışabilir, fakat ilk hareket için tahrik motoru gerekir.

Güvenlik

GWO eğitimi nedir? Neden önemlidir?

Yayın tarihi:

-

Avrasya Rüzgar firmasından Mert Palaoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Firmaları bünyesinde verdikleri GWO eğitimleri hakkında bilgiler sunan Mert Bey, konunun ülkemizde ele alınış biçimine dair de tespitlerde bulundu.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Mert Palaoğlu, 1987 yılında İzmir’de doğdum. Enerji sektörüne 4 yıl önce girdim. O zamana kadar 11 yıl boyunca tüplü dalış ve ilk yardım eğitmenliği yaptım. Şu an GWO eğitim sağlayıcısı olan Avrasya Rüzgar firmasında GWO eğitmenliği ve proje yönetici asistanlığı yapmaktayım.

Rüzgâr enerjisi sektöründe eğitim neden önemli?

Öncelikle, çalıştığımız her iş sektöründe işimizle alakalı eğitimler çok önemli. Kaldı ki rüzgâr sektörü çalışması keyifli ama bir o kadar da zor bir sektör. Çalışılan ortam birçok tehlike barındırmakta. Biz bu tehlikeleri tamamen ortadan kaldırıyoruz diyemediğimiz gibi zaman zaman iş baskısı ya da farklı sebepler ile maruz kalabiliyoruz. İşte bu nedenlerden ötürü verilen özellikle GWO çatısı altındaki eğitimler çalışanın tek güvenli eve dönüş bileti diyebiliriz. Türbinlerde gördük ki evet, birçok güvenlik önlemi mevcut fakat yeterli olmadığı yerler maalesef ki var. Dolayısıyla herhangi bir kaza durumunda ya da acil durumla personelin elinde olan tek manevra aldığı eğitim oluyor. İşte bu sebeplerden ötürü eğitimlerin içeriği, kalitesi ve uygulanabilirliği çok önemlidir.

Yüksekte çalışma eğitimleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Yüksekte çalışma eğitimleri GWO’da 2 farklı şekilde gerçekleştirilmektedir. Birincisi ilk defa eğer bu eğitimi alıyorsanız 1. gün teorik eğitim gerçekleştirilir. 2. gün ise pratik eğitim yani toplamda personel 16 saat eğitime tabi olur. Pratik eğitim, GWO’nun standartları içerisinde belirttiği koşullarda ve ekipmanları kullanarak senaryo bazlı olacak şekilde gerçekleştirilir. Personel eğitim boyunca uyguladığı manevralarda değerlendirmeye alınır. Eğer eğitim sonunda başarılı olur ise 2 yıl geçerli olan GWO Yüksekte Çalışma sertifikasının edinmiş olur. Diğer bir eğitim şekli ise “Yenileme Eğitimi” adı altında daha öncesinden bu eğitimi almış olan personel, sertifika geçerlilik tarihi dolmadan başvuru yapar ise bu eğitime katılma hakkına sahiptir. Yenileme eğitimi toplamda 1 gün yani 8 saattir. Yarım gün teorik eğitim, yarım gün ise senaryo bazlı pratik eğitim şeklinde tamamlanır. Bu eğitim sonunda da katılımcı sertifikalarının süreleri yine 2 yıl uzatılmış olur.

Eğitim biriminizin GWO onaylı olduğunu biliyoruz. GWO standartları hakkında bilgi verebilir misiniz?

GWO; eğitimin doğru, güvenli ve kaliteli olabilmesi adına her sene kendi sayfasında standartlarını güncellemeye alarak yenilemektedir. Biz eğitim sağlayıcıları ve eğitmenler, düzenli olarak bu standartları takip etmek ve yenilikleri sistemimize geçirerek katılımcılara güncel eğitimleri sağlamak zorundayız. Standartlarda ders konularının içeriklerinden tutun da eğitmen/öğrenci oranına kadar her şey belirtilmiştir. Örneğin bir yüksekte çalışma eğitiminde standart der ki 1 eğitmen teorik olarak en fazla 12 katılımcıya eğitim verebilir fakat pratik eğitimde ise en fazla 4 katılımcıya eğitim verebilir. Yani eğer sizin eğitim sağlayıcı firmanızda sadece 1 eğitmeniniz var ise en fazla bir eğitim dönemi içerisinde 4 katılımcıya eğitim verebilirsiniz. GWO dışındaki eğitimlere bakıldığında yüksekte çalışma eğitimi sadece rüzgâr sektöründe değil, birçok yüksekte çalışma alanında alınması gereken bir eğitim. Ama genelde bu eğitimlerde bir eğitmen gelir ve 20, 30 hatta 50 kişiye eğitimi veriri gider. Bu ne kadar sağlıklı ya da gerçekçi bir eğitim, bir düşünmek lazım.

İşte GWO standartları katılımcıların verimli, en iyi ve en güvenli bir şekilde bu eğitimi almalarını sağlamak adına standartlarını sürekli tazeler ve bunları denetlettirir.

Sektörümüzü eğitime verilen kıymet ve eğitimli personel açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rüzgâr sektörü her geçen gün daha da büyümekte. Bu sebeple ciddi anlamda yeni personele ihtiyaç her geçen gün daha da artmaktadır. Eğitim sağlayıcılarının verdikleri GWO eğitimleri standarda bağlı olduğu düşünülürse belli bir çizginin üzerinde seyretmektedir. Tabii firmaların da bu eğitim bilincinde olması gerekmekte çünkü her eğitimin belirli bir oranda maliyeti var. Bu maliyetlerin altında eğitim talep edilmesi ya da eğitim sağlayıcılarının birbirlerine kırdırılmaya çalışılması eğitimlerin kalitesinin zaman içerisinde kaybetmesine sebep verebilir. Şu an ki duruma bakacak olursak henüz böyle bir durumdan söz edemeyiz. Bu eğitimler sonucunda personel sahaya bilinçli bir şekilde giriş yaparak çalışmasına başlayabilmekte. Ama daha önceden de bahsettiğimiz gibi 2 sene geçerlilik süresi olan sertifikaların sadece “süresi dolduğunda yenilenmesi gerek” mantığı çalışanın öğrendiği becerilerin unutulmasına ve acil bir müdahale gerektiğinde doğru ve güvenli yolu sağlayamaması haline dönüşebilir. Bunu en net yenileme eğitimlerine gelen personelde gözlemleyebiliyoruz.

Aslında biz eğitim sağlayıcıları olarak eğitim boyunca gerekli olan tüm becerileri kazandırmaya çalışırken, bilgilerinin taze tutulması gerektiği yönünde bilgilendirmeyi yapsak da bu durum pek gerçekçi olmuyor. Bunun yolu bizim dışımızda firmaların bünyesinde çalıştırdığı personel için düzenli olarak düzenlemesi gerektiği acil durum tatbikatlarından geçmektedir. Çünkü tekrar edilmeyen her bilgi maalesef ki unutulmaktadır. Görüyoruz ki sahalarda çalışan personellerin çoğu kurtarma setlerini bile sadece eğitimden eğitime görmektedir. Acil bir durumda müdahale cesareti ancak kendine bilinçli bir şekilde güven ile gerçekleşmekle beraber, malzeme kullanım bilgisi, durum farkındalığı ve komuta zincirinin doğru uygulanmasından geçmektedir. Yani aslında eğitim sadece GWO ile sınırlı değildir, sahalarda çalışma ortamında devam etmektedir, etmelidir de.

Devamını oku

Bilgi Kaynakları

Rüzgar enerjisi nedir?

Yayın tarihi:

-

Rüzgâr enerjisi, yenilenebilir olmasının yanında çevre üzerinde neredeyse hiçbir olumsuz etkisi olmayan bir enerji kaynağıdır.

Atmosferdeki hava kütlelerinin daha soğuk ve yüksek bir basınç alanından, daha sıcak ve alçak olan bir basınç alanına hareket etmesine bağlı olarak ısı enerjisinin kinetik enerjiye dönüşmesiyle ortaya çıkan hava kütlesi hareketine rüzgâr denmektedir. Ortaya çıkan kinetik enerjiden istifade etmek ise insanlık tarihinde binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir.

Rüzgâr enerjisiyle rüzgâr hızı arasında doğrudan bir bağlantı mevcuttur. Rüzgâr hızındaki bir birim değişim rüzgâr enerjisinde küpü nispetinde değişim sağlar. Yani rüzgâr hızı iki katına çıktığında rüzgâr enerjisinde sekiz katlık bir artış meydana gelmiş olacaktır.

Türkiye’nin rüzgâr potansiyeli

Türkiye’nin karasal alanlardaki yıllık rüzgâr enerjisi doğal potansiyeli 400 milyar kWh ve teknik potansiyeli de 110 milyar kWh olarak hesaplanmıştır. Bunun yanında, Türkiye yıllık deniz üstü rüzgâr enerjisi teknik potansiyeli de, 180 milyar kWh olarak tahmin edilmektedir. Buradan hareketle Türkiye’nin dalga enerjisini de içeren toplam yıllık teknik rüzgâr enerjisi potansiyeli yaklaşık olarak 308 milyar kWh olmaktadır.

Türkiye’de mevcut rüzgâr enerjisi kurulu gücü

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği tarafından Ocak 2019’da yayınlanan Türkiye Rüzgar Enerjisi İstatistik Raporu’na göre ülkedeki mevcut kurulu rüzgar enerjisi gücü 7.369,35 MW’tır.

Rüzgâr türbini nedir?

Rüzgâr türbini, rüzgâr enerjisinden elde edilen kinetik enerjiyi mekanik güce çeviren sisteme verilen genel addır.

İnsanlık tarihinde rüzgâr türbinlerinin kullanımının tarihçesiyle ilgili iddialar muhtelif olmakla birlikte, ilk yel değirmeninin Milattan Önce 1000 civarında Mısır civarında kullanıldığı genel kabul gören bir husustur.

Rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üretmek içinse 1891 yılına kadar beklemek gerekecektir. Danimarkalı Profesör Paul La Cour, bu tarihte ilk defa rüzgâr enerjisinden istifade ederek elektrik üretmiştir.

Güç aktarılan kısmı dönme hareketi yapan ve bir akışkanda bulunan enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren sisteme genel olarak “türbin” denmektedir.

Türbinler genel olarak şu dört başlık altında değerlendirilebilir:

  • Buhar türbinleri
  • Gaz türbinleri
  • Su türbinleri
  • Rüzgâr türbinleri

Peki, bir rüzgâr türbini nasıl teşkil edilir? Kanatları, göbek ve pervane milinden oluşan sisteme rotor veya türbin denilir. Pervane mili, dişli kutusuna bağlıdır. Dişli kutusunu jeneratöre bağlayan mile ise, jeneratör mili denir. Bunların tümü, kule tarafından taşınır. Kule ile yer bağlantısı da temel aracılığıyla sağlanır. Tüm bu elemanlara, en genel halde rüzgâr türbini denmektedir.

Rüzgâr türbinleri; direnç veya kaldırma kuvvetinden yararlanmalarına göre, pervane ekseninin yatay ya da düşey olmasına göre veya aynı rüzgâr hızındaki devir sayılarına göre sınıflandırılabilirler. (Özgener, s.164)

Rüzgâr türbinleri, özellikle kuş ölümlerine neden olduğu gerekçesiyle zaman zaman çevre zarar vermek iddialarının da hedefi olmaktadır. Gürültü ve görsel kirlilik yarattığı da zaman zaman dile getirilmekle birlikte rüzgâr türbinlerinin çevreci bir elektrik üretme vasıtası oluşuyla ilgili genel bir fikir birliğinin -teknolojik gelişmeye de paralel olarak- halihazırda ağırlığını muhafaza ettiği açıktır.

Rüzgâr enerjisi rüzgâr türbinleri vasıtasıyla mekanik güce çevrilmektedir.

Küresel iklim değişikliği ve rüzgâr enerjisi

Küresel iklim değişikliğinin başlıca nedeni kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımıdır. Dünya çapında, rüzgâr enerjisinin de için de olduğu yenilenebilir kaynakların enerji üretimindeki yeri giderek artsa da fosil yakıtlar hâlâ temel enerji kaynağıdır. İklim değişikliğiyle mücadelenin en önemli yolu fosil yakıtlardan vazgeçmek ve rüzgâr enerjisiyle birlikte yenilenebilir kaynakların kullanımını artırmaktır. Çünkü yenilenebilir enerjinin temel özelliği, temiz, sürdürülebilir ve karbonsuz olmasıdır.

Dünya çapında yenilenebilir enerji yatırımları giderek artan bir seyir izlemektedir. Çevresel ve toplumsal artılarının yanı sıra rüzgâr enerjisi ve diğer yenilenebilir kaynaklar, geleneksel enerji kaynaklarına oranla çok daha kârlı çözümler sunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bir rüzgâr enerjisi tesisi, bir nükleer enerji tesisine göre %30-50 oranları arasında daha ucuz elektrik üretmektedir.

Kaynakça

Devamını oku

Güvenlik

Rüzgar türbinlerinde aerosol yangın önleyici sistemler

Yayın tarihi:

-

Yazar

Bu sayımızda Ezgil Güvenlik Teknolojileri Satış Müdürü Serhan Kürkçü’yle bir söyleşi gerçekleştirdik. Serhan Bey, aerosol yangın önleme ve baskılama sistemleri alanında Avrupa’nın önemli markalarının Türkiye distribütörlüğünü yürüten Ezgil’in rüzgâr türbinlerindeki yangın risklerine yönelik ne gibi çözümler sunduğunu da bizlerle paylaştı.

Ezgil Güvenlik Teknolojileri Satış Müdürü Serhan Kürkçü

 

Bize kısaca Ezgil Güvenlik Teknolojileri’nden bahseder misiniz?

Öncelikle Ezgil’in kardeş firması HDK’dan bahsedelim. HDK Yangın 2012’den bugüne kadar Aerosol yangın önleme ve baskılama sistemleri üzerine ürün araştırmaları ve Ar-Ge çalışmalarını sürdürmekteydi. Bu geçen süre zarfında, performans ve uluslarası sertifikalar açısından en yüksek standartlara sahip üç Avrupa markasının Türkiye exclusive distribütörlüğünü aldı.

An itibariyle HDK yalnızca Ar-Ge ve lojistik operasyonuna odaklanmışken, Key-Account müşterilere satış ve satış sonrası hizmetlerinin profesyonel seviyede ve doğru konsantrasyonla sağlanması amacıyla Ezgil Güvenlik Teknolojileri’nin kurulmasına karar verildi.

Henüz bir yıl dolmamışken Ezgil’in; Türkiye’nin önde gelen birçok sanayi devi ile önemli boyutlarda projelere imza atarak, küçümsenmeyecek bir başarı hikâyesi yazışına hep birlikte destek verdik.

Kısaca Ezgil’in HDK bünyesinde yer alan üç değerli dünya markası ürün portföyünün, Türkiye’nin gelişmiş sanayi kuruluşlarına satış ve satış sonrası hizmetlerini sunan bir firma olduğunu söyleyebiliriz.

Aerosol yangın önleme ve baskılama sisteminin geleneksel sistemlere göre avantajları nelerdir?

İlk olarak Aerosol yangın önleme ve baskılama sisteminin, diğer geleneksel otomatik gazlı söndürme sistemlerine muadil ve hatta rakip bir sistem olmadığını belirtmek gerekir. Ancak ve ancak yeni jenerasyon yangın önleme sistemi olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

Aerosol sistemin avantajları esasen geleneksel sistemlerin mevcut dezavantajlarından kaynaklanmaktadır. Halihazırda mevcut geleneksel sistem kullanıcılarının yaşadıkları birçok zorluğu Aerosol teknolojisi ortadan kaldırmıştır.

Geleneksel sistemlerin kullanıcılara yaşattığı zorluklar nelerdir?

Geleneksel sistemlerde;

  • Enstelasyon çalışmaları hayli yorucu ve hassasiyet gerektiren, masraflı süreçlerdir. Aerosol sistemlerde kurulum çok hızlı ve basittir.
  • Basınçlı tüplerin periyodik bakım, yeniden dolum ve kalibrasyon gibi devam eden maddi ve manevi yükümlülükleri vardır. Aerosol sistemler 10 yıl bakımsız ve doluma ihtiyaç duymayan bir yapıya sahiptir.
  • Doğaya ve insana zararlı bileşenler içerirler. Aerosol sistemler %100 doğa dostudur.
  • Söndürme sonrası bıraktıkları kalıntıların temizlenmesi hem zaman hem maddi kayıplara sebep olur. Aerosol sistem yüzeyde kalıntı bırakmaz.
  • Elektronik aksamlarda kısa devre ve tahribata sebep olabilir. Aerosol sistemler bu sorunlara sebebiyet vermez.

 

Diğer otomatik söndürme sistemlerine göre aynı zamanda daha tasarruflu bir sistem diyebilir miyiz?

Tabii ki. 10 yıl boyunca müşteriye ekstra bir maliyet yaratmaması bakımından uzun vadede çok daha ekonomik bir çözümdür. Bugün Türkiye’de ciddi tesislerin yeniden dolum, parça değişimi ve bakım maliyetleri azımsanacak bir maliyet kalemi değildir.

Ayrıca aerosol sistemler herhangi bir tüp alanı ve boru tesisatına ihtiyaç duymayan bir ürün olduğu için inşaat ve işçilik masrafı da gerektirmiyor. Aerosol üreteçler kendi gövdelerinden bir sis yayarak söndürmeyi gerçekleştiriyorlar. Bulunduğu ortamda hava sirkülasyonu olmadığı takdirde 30-45 dk. kadar havada asılı kalarak devam etmesi muhtemel yangınları da önlüyor. Bu anlamda tam sızdırmazlık koşulu aramaması; bazı mahaller için ekstra bir inşaat işçiliği masrafından da müşteriyi koruyor. Hatta bazı keşiflerimizde tam sızdırmazlığın imkânsız olduğu alanlar görüyoruz. Bu tip mahaller için ise tek çözüm Aerosol sistemler oluyor.

Tesisler bu sistemi öncelikli olarak nerelerde tercih ediyorlar?

Dünyada yapılan bir istatistiğe göre yangınların %32’si elektriksel sorunlardan kaynaklanıyor. Elektrikten kaynaklı yangınlar, kablo kanalları vasıtasıyla tesislerde çok hızlı ilerleyen yangınlardır. Bu anlamda müşterilerimiz öncelikle, AG-OG Elektrik dağıtım odaları, Kompansazyon Panoları, Trafo odaları ve Jeneratör odalarının korunmasını öncelikli olarak tercih ediyorlar.

Akabinde IT Sistem odaları ve arşivlerin korunmasını önemsiyorlar. Çünkü bilgi ve veri merkezleri de yangın vakalarında korunması gereken en kritik lokasyonlar arasındadır.

Bunların yanı sıra tesisin yangın riski taşıyan önemli üretim alanlarını da hedeflemeli üreteçlerimiz ve kendi bünyemizde geliştirdiğimiz küçük algılama panellerimiz ile koruyabiliyoruz.

Avrupa’da Halon gibi birçok otomatik gazlı söndürme sisteminin yasaklandığını görüyoruz. İnsan sağlığı açısından aerosol sistemlerle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

%100 doğa dostu teknoloji bir sistemden bahsediyoruz. Aerosol üreteçler içerisinde katı halde potasyum nitrat barındırır. Aktivasyon esnasında üreteç içerisinde bir reaksiyon gerçekleştirir. Dışarıya 0.5-2.5 mikron kalınlığında potasyum karbonat molekülleri ihtiva eden bir sis yayar. Bu sis solunabilir bir sistir. Canlıların sağlığına herhangi bir zararı yoktur. Diğer gazlı söndürme yöntemleri gibi oksijen deplase mantığı ile çalışmaz. Sisin içerisindeki potasyum atomları yanma reaksiyonunu gerçekleştiren atomları kendine bağlayarak daha kararlı bileşenler oluşturur. Ortamdaki oksijen oranı hiçbir zaman %17’nin altına inmez. Böylece yangın söndürme esnasında mahalde bulunan kişi herhangi bir bayılma tehlikesi ile de karşı karşıya değildir.

Yangın Söndürme Sistemlerinde güvenilirlik için müşterilerin en fazla dikkat etmesi gereken sizce nedir?

Tabii ki uluslararası sertifikalardır. HDK firması sohbetimizin başında da bahsettiğim gibi bu konu üzerinde çok ciddi araştırmalar yapmıştır. Markalarımızın tamamı Avrupa kökenli, Finlandiya, Almanya ve Hollanda menşelidir. Tedarik ettiğimiz ürünlerimizin tamamı VDS, UL, UL Listed, NFPA 2010, EN:9100 gibi dünyada en geçerli sertifikalara sahiptir.

Rüzgâr türbinlerine gelecek olursak aerosol sistemin bu sektördeki ihtiyacıyla ilgili neler söyleyebiliriz?

Rüzgâr türbinlerinin hub, nacelle, şalt, kontrol kabini, trafo gibi yangın riski yüksek alanları vardır. Daha çok yıldırım çarpması veya elektriksel kısa devre gibi yangın senaryoları gerçekleşiyor. Avrupa’da böyle gerçekleşen birçok yangına geçmişte şahit olduk. Bu tip yangınlar çok hızlı ilerleyen ve saniyeler içerisinde müdahale edilmesi gereken yangınlardır. Dikkat ederseniz sistemi anlatırken söndürme değil önleme ve baskılama diye tanıtıyoruz. Kurulacak olan sistem saniyeler içerisinde algılamayı gerçekleştirip aerosol üreteçleri aktive ederek daha yangın başlangıç aşamasındayken baskılayıp ortadan kaldıracaktır. Aksi halde bu kadar yüksekteki bir mahale itfaiyenin ulaşması ve müdahale etmesi durumunda zaten iş işten geçmiş olacaktır. Yurt dışı distribütörlüğünü yaptığımız markaların Avrupa’da rüzgâr türbinlerine uygulama yaptığı çok sayıda projeler var. Ezgil olarak Türkiye’de Rüzgâr Enerjisi santralleri çok önemsediğimiz noktalardır. Geçmiş dönemde enerji santrallerinde ciddi çalışmalar yapmış olan ekibimiz, olası algılama senaryolarının kurgulanması konusunda ciddi bir bilgi birikimine sahiptir.

Son olarak okurlarımıza sektörünüzle ilgili vermek istediğiniz bir mesaj var mıdır?

Yapılmış istatistiklere göre dünya üzerindeki her üç bin tesisten birinde yangın çıkmaktadır. Bu çok korkutucu bir oran gibi görünmese de, şöyle ifade edersek, her bir tesisin sekiz yılda bir kez yangına maruz kalma ihtimali oldukça yüksektir. Ve o gün geldiğinde tesiste mevcut bulunan yangın söndürme sistemi, aktif, yeterli ve doğru senaryolar üzerine kurgulanmış bir düzenek olmalıdır.

Dolayısıyla, bir yangın söndürme sistemi devreye alınmadan önce profesyonel keşif çalışmalarının sahada ve uzman ekipler tarafından yapılması, tüm felaket senaryolarının göz önüne alındığı bir kurgu üzerinde uygulanması gerekir.

“Yangının doğru zamanda önlenmesinin hedef alındığı bir sistemin bedeli, çıkması önlenememiş bir yangının söndürülmesinden daha yüksek maliyetli değildir.”

Devamını oku
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com