Connect with us

NASA InSight, Mars rüzgarlarını “duydu”

Published

on

NASA, InSight, mars, rüzgar, ölçüm

NASA’nın, 10 gün önce Mars’a inen, sismik incelemeler, jeodezi ve ısı transferi araştırmaları yapan yüzey araştırma aracı InSight, Kızıl Gezegenden Mars rüzgarlarının sesini ilk defa kaydetti.

InSight sensörleri, 1 Aralık’ta, kuzeybatıdan güneydoğu yönüne, 10 – 15 mph (saniyede 5 ile 7 metre) estiği tahmin edilen rüzgarların yol açtığı titreşimleri kaydetti. Rüzgarlar, yörüngeden de gözlenen, iniş bölgesindeki tozların yönüyle tutarlıydı.

Nasa’nın Pasadena Kaliforniya’daki Jet Sevk Laboratuvarı’ndan (JPL) araştırmacı Bruce Banerdt , “Bu ses kaydı planlanmamıştı” diyor. “Ancak görevimizin temel hedeflerinden biri Mars’taki hareketin ölçülmesiydi ve bu da doğal olarak, ses dalgalarının neden olduğu hareketi de içeriyor.”

Rüzgar titreşimlerini araçtaki iki çok duyarlı sensör tespit etti: araç içindeki bir hava basıncı sensörü ve araç gövdesinde, InSight’ın robot kolu tarafından konumlandırılmaya hazır bekleyen sismometre. İki farklı cihaz, rüzgarı değişik yollardan kaydettiler. Yardımcı Yük Taşıma Sensör Altsistemi APSS’nin parçası olan, meteorolojik veri toplama işlevindeki hava basıncı sensörü, bu hava titreşimlerini doğrudan kaydetti. Sismometre de uzay aracının kenarlarından dışarı büyük kulaklara benzer bir şekilde çıkan ve her biri 2.2 metre yarıçapındaki solar paneller üzerinde hareket eden rüzgarın neden olduğu titreşimleri kayda aldı.

Bu, görev süresince SEIS (İç Yapı için Sismik Deney) şeklinde adlandırılan sismometrenin, doğrudan araç tarafından üretilen titreşimler kaydedebileceği tek faz olacak. Birkaç hafta içinde, Mars yüzeyinde, InSight’ın robot kolu tarafından değiştirilecek, ardından da rüzgardan ve ısı değişimlerinden korunması için kalkanla kaplanacak. Mars yüzeyinden takip edilebilir olsa da, aracın hareketlerini tespiti sürdürecek. Şimdilik, bilimcilerin daha sonra SEIS yüzeydeyken araçtan kaynaklanan sesi çıkararak gerçek mars titreşimlerini tespit etmelerine imkan tanıyacak titreşim verilerini kaydediyor.

Dünya’da deprem meydana geldiğinde, titreşimleri tüm gezegenimizi, bir çanın yarattığı sese benzer şekilde halkalar halinde kat eder. InSight da titremelerin ya da Mars depremlerinin Mars’ta aynı etkiyi uyandırıp uyandırmadıklarını ortaya çıkaracak. SEIS tarafından tespit edilecek bu titreşimler bize Kızıl Gezegenin derinlikleriyle ilgili bilgi verecek. Bilimciler, bu şekilde güneş sistemimizdeki gezegenlerin, belki de gezegenimizin oluşumu ile ilgili yeni bilgilere ulaşmayı umut ediyorlar.

Fransa Uzay Ajansı CNES tarafından üretilen SEIS, iki sismometre seti barındırıyor. Fransızlar tarafından eklenenler, SEIS aracın gövdesinden indirildiğinde kullanılacak. SEIS, aynı zamanda Oxford Universitesi Londra Kraliyet Koleji tarafından geliştirilen kıs aperiodlu (SP) silikon sensörler de içeriyor. Bu sensörler aracın gövdesindeyken çalışıyor ve insan duyma eşiğinin en alt sınırındaki 50 Hertz’e kadar olan titreşimleri tespit edebiliyorlar.

APSS tarafından elde edilen ses dalgaları ise, insan duyma eşiğinin altındaki 10 Hertz’e kadar inebiliyor.

Sismometreden elde edilen ham ses örneği değiştirilmeden yayınlanırken, ikinci versiyonu ise özellikle dizüstü bilgisayarların ya da mobil cihazların hoparlörlerinden dinlendiğinde insan kulağının daya iyi algılayabileceği şekilde iki oktav yükseltildi. APSS’nin ikinci versiyonu 100 faktör ile hızlandırıldı, bu da sesin frekansını yükseltti.

Mars’tan daha da net ses örneğinin ise gelmesine süre var. Birkaç yıla kadar NASA’nın 2020 Mars aracının gövdesinde iki mikrofonla inmesi planlandı. JPL tarafından sağlanan ilk parça, özellikle Mars’a inişin seslerini ilk defa olarak kaydetmek üzere araca dahil edildi. İkincisi ise SuperCam’in bir parçası ve değişik materyallere lazer ışını gönderdiğinde lazerin sesini kaydedebilecek.

 

Elektronik Ekipman

Rüzgar kaynağı değerlendirmesi için uzaktan algı cihazlarının kullanımı

Published

on

Teknolojiye giriş

Günümüzün enerji eldesi değerlendirmeleri, çoğunlukla ölçüm kulelerinden gelen verilere dayanmaktadır.

Bunula birlikte, ölçüm kulesi kurulumunda bazı dezavantajlar vardır: inşaat gereksinimi, projenin geliştirilmesinde gecikmelere yol açabilmektedir. İlave olarak, kulelere genellikle, uzaktan algılama cihazlarının (RSD) kurulumuna göre daha çok efor gerektirmektedir. Endüstrideki son iyileştirmelerle birlikte, RSD’lerin rüzgar kaynağı değerlendirmesi bakımından kullanımı, makul bir seçenek haline gelmiştir.

Endüstrideki değişimlere ilave olarak, daha çok enerji üretimini garantilemek için daha büyük ve uzun rotorlara duyulan iştah, rüzgarın çeşitli yüksekliklerdeki yönünü ve hızını karakterize etmek için artan bir ihtiyaç ortaya koymuştur. Kule verilerinden elde edilen dikey dış değerler, kaynak değerlendirme işleminde büyük bir belirsizlik ortaya çıkarmaktayken, RSD’ler bu belirsizliği azaltmada kuvvetli araçlardır. Rüzgar kaynağı

Rüzgar enerjisinde en popüler iki teknoloji, sodar; ses radarıyla tespit ve uzaklık tayini, ve lidar; ışık radarıyla tespit ve uzaklık tayinidir. Ses ve ışık radarlarının her ikisi de  Doppler efekti kullanırlar: Sistem lazeri havaya iletir, aerosoller tarafından parçalara ayrılan ışığı alır ve aldığı sinyalleri kullanarak atmosferik özellikleri analiz eder. Hareket halindeki nesnelerden gelen sinyallerde hızlarına göre Doppler değişimi vardır, bu da hareket eden aerosollerin hızlarının hesaplanmasına olanak tanır. Sonuç olarak, rüzgarın yönü ve hızı ölçülebilir.

Doppler ses ve ışık radarlarının, ışışk ve ses atımlarını iletirken aerosollerden gelen parçalanmış ışığı taramasıyla parçacıkların mesafesi ve yönü anlık eş zamanlı olarak tayin edilebilir.

UL Hizmetleri

UL, RSD, ağırlıkla ışık radarı teknolojilerini kullanarak ölçüm hizmetleri sağlar. Işık radarıyla yapılan rüzgar ölçümleri, kule kurulumu için normalde gereken uzun onay idari onay süreçlerinin önüne geçebilir ve aktarma merkezi yükseklikleri, birkaç ölçüm konumu gerektiren büyük projeler ya da hiçbir ölçüm kulesinin kurulamadığı konumlar gibi konularda ilave değerli bilgiler sağlamasıyla, toplam proje maliyetlerini azaltabilir.

Rüzgar santralinin geliştirlmesi süresince ışık radarı cihazıyla yürütülen ölçüm stratejisi, UL uzmanları tarafından tanımlanabilir ve gerçekleştirilebilir.

  • Yatay dış değerleme belirsizliğini en aza indirmek için ölçüm konumunun/konumlarının seçimi
  • Kulenin yerinde kurulumu öncesinde ışık radarıyla doğrulama (gerekirse)
  • Ölçüm cihazının yerinde kurulumu ve hizmete alınması
  • Veri ulaşılabilirliğinin ve tutarlılığını en uygun hale getirmek için günlük indirme, haftalık kontrol, aylık raporlama dahil ölçüm kampanyası takibi.

Bu tip ölçüm stratejisi, kule yüksekliğinin ve kesin ölçüm değerlerinin gibi rüzgar değer spektrumlarının her ikisi için de değerlidir.  

Bu hizmetler, UL müşterilerinin ışık radarı sistemleriyle veya UF’nin kiralama için önereceği sistemlerden biriyle verilir.

Ölçüm kampanyası gerçekleştirildiğinde, yenilenebilir enerji ihalelerinde yer almak veya proje finansmanına erişimi garantilemek bakımından rüzgar projesi geliştiricisi için önemli olan enerji eldesinin bağımsız değerlendirilmesi

UL hizmetleri şunları kapsar:

  • Işık/ses radarları işlemleri
  • Işık/ses radar verilerinin rüzgar kaynak değerlendirilmesiyle bütünleştirilmesi; rüzgar aralığı değerlendirilmesi ve/veya kesin ışık/ses radar ölçüm değerlerinin kullanımı
  • Sahada ulaşılabilen veriler için uzun vadede düzeltme
  • Rüzgar akışı modellemesi: kara ve açık deniz projeleri
  • Rüzgar santrali verimlilik hesaplaması
  • Sistematik kayıplar altında (brüt p50), beklenen enerji eldesinin (net p50), belirsizlik ve aşım ihtimallerinin hesaplanması (p75, p90, p99 değerleri)

Son olarak, ışık ışınları yatay gönderilen bir diğer tip ışık radarı da mevcuttur; bu da gövdeye monte edilen ışık radarıdır. Gövdeye montajlı ışık radarlarıyla birlikte, veriler rüzgar türbinlerinin gövdesinin tepesinde toplanır. Böylelikle, serbest rüzgar gücünü rüzgar türbininin güç eğrisi verimliliğinin ana parametresi olarak belirlemek üzere kesin karakterizasyon sağlanır.  UL uzmanları, ayrıca, gövdeye monte edilen güç eğrisi ölçümleriyle rüzgar santralinin çalışma performansını değerlendirebilirler. Rüzgar kaynağı

Continue Reading

Türbin Komponantleri

Rüzgâr türbinleri rulman hasarlarında temel neden analizi

Published

on

Rüzgâr türbinlerinde ve diğer tahrik sistemlerinde meydana gelen Beyaz Yapısal Pullanma olarak bilinen rulman hasarı belirtileri genellikle, rulman beklenen hizmet ömrünün bitmesinden oldukça önce çok erken fark edilir hale gelir. Bunun nedenleri uzun süredir bilinmiyordu; ancak şimdi, rulman uzmanı NSK tarafından yeni bulgular elde edilmiş ve bu sonuçlar, rüzgâr türbini uzun ömürlülüğü için önemli faydalar sağlayan yeni bir rulman malzemesinin geliştirilmesini sağlamıştır.

Rüzgâr türbinleri için tahrik bileşenleri, dayanıklılık ve direnç açısından zorlu gereksinimleri karşılamak zorundadır ve bu gereksinimler giderek daha zorlayıcı hale gelmektedir. Kara türbinleri geleneksel olarak, 20 yıla tekabül eden 175.000 saatlik bir servis ömrüne dayanacak şekilde tasarlanmış rulmanlar gerektirir. Bununla birlikte, yüksek yatırım seviyeleri ve zor konum erişiminin yaygın olduğu açık deniz rüzgâr çiftlikleri için hızla genişleyen pazarda, 25 yıllık bir ömür gereklidir.

Daha uzun kullanım ömrü, daha yüksek dinamik yükler

Bir rüzgâr türbininin aktarma organlarına etki eden aşırı dinamik yükler ile bu gereksinim gerçek bir meydan okuma sunar. Kara rüzgâr türbinlerinde, ana rulmanlar yaklaşık 1 MN’lik bir yüke maruz kalır. Ancak, denizdeki çok yüksek rüzgâr hızları nedeniyle, daha güçlü statik ve dinamik yükler rotor üzerine ve sonuç olarak tüm aktarma organlarına etki eder.

Aynı zamanda hem kara hem de açık deniz uygulamalarda sistemlerin büyüklüğü ve performansı sürekli artmaktadır. NSK şu anda 9,5 MW türbinler için rulmanlar üretmekte olup, yakında tam ölçekli üretime geçecek. Üstelik, şirket şimdi daha yüksek nominal güç çıkışlı açık deniz rüzgâr türbinleri için rulmanlar geliştirmektedir.

Durum izleme

Daha yüksek performans ve açık deniz türbinlerinin artan pazar payı, uzun rulman ömrü için artan taleplerin arkasındaki temel faktörlerdir. Sonuç olarak, rüzgâr enerjisi teknolojisi, tahrik sistemindeki titreşimleri sürekli olarak ölçen ve analiz eden çevrimiçi durum izleme sistemleri için ideal bir uygulama alanıdır.

Rulman hasarı oluşursa, hatalı bileşenler (iç veya dış bilezik, makaralar veya kafes) ölçüm profili analiz edilerek erken tespit edilebilir.

NSK tarafından geliştirilen bir durum izleme sistemi (CMS) yakın zamanda Japonya’daki bir açık deniz rüzgâr çiftliğinde kurulmuştur. CMS’nin rolü, kestirimci bakım stratejilerini kolaylaştırmak için anomalileri yeterince erken tespit etmektir. NSK bu tip çözümler için büyük bir pazar potansiyeli görmektedir.

Yoğun malzeme geliştirme

Durum izleme, kritik uygulama alanlarında her ne kadar ikincil bir önlem olarak kullanışlı olsa da, rüzgâr türbinleri için rulman geliştirirken birincil mühendislik hedefi her zaman yüksek seviyeli güvenilirlik sağlamak olacaktır. Bu açıdan, üreticiler şimdiden ciddi ilerleme sağlamıştır. Örneğin, ilerlemenin önemli bir katkısı, NSK´nın tescilli Super Tough (STF) özel çeliği gibi yeni malzeme ve ısıl işlem süreçlerinin geliştirilmesi olmuştur. Bu malzemeden yapılan rulmanlar, geleneksel çelik kullanılarak üretilenlerin iki katı kadar dayanmaktadır. İlgili yük oranı artışı DNV GL tarafından Aralık 2017’de teyit edilmiş ve onaylanmıştır.

STF’nin uzun dayanım özellikleri, belirli bir kimyasal bileşim ve özel bir ısıl işlem prosesi kullanılarak sağlanmıştır. Rulman çeliklerindeki metalik olmayan içeriklerin neden olduğu rulman yuvarlanma yollarındaki yorulmadan kaynaklanan çatlaklar gibi tipik hasar belirtileri, STF kullanılarak üretilen rulmanlarda neredeyse tamamen ortadan kaldırılır.

Beyaz yapısal pullanma nedenlerinin araştırılması

Endüstriyi hâlâ etkileyen hasar tiplerinden biri de, Beyaz Yapısal Pullanma (WSF) veya Beyaz Dağlama Çatlakları (WEC) olarak bilinen sorundur.

Her iki arıza modu durumunda, rulmanın yuvarlanma yolunun altındaki belirli alanlar yerel kırılganlaşmayı gösterir. Kırılgan yapı, yüke dayanamaz ve böylece çatlak çekirdeği olur. Sonunda, bu çatlaklar yuvarlanma yoluna kadar büyür ve sonunda rulman hata verir. Bu tür hasarların nispeten erken, sistem hizmete girdikten kısa bir süre sonra görünmesi tipiktir.

Pikral dağlama yapıldıktan sonra, bu yapılar beyaz bir görünüm sergiler ve beyaz yapılar olarak adlandırılırlar.

NSK’nın araştırma ve geliştirme departmanındaki yoğun testler hasarı tekrarlamayı ve kökeniyle ilgili bir hipotez vermeyi başarmıştır. Çeşitli yuvarlanma teması yorulma testleri, beyaz yapıların hidrojen penetrasyonundan kaynaklandığını göstermiştir. Bu hidrojen penetrasyonu büyük olasılıkla yuvarlanma elemanları ve yuvarlanma yolları arasındaki eksenel veya çevresel kayma, elektrik ve belirli yağlama türleri de dahil olmak üzere çeşitli faktörler ve bunların kombinasyonlarından etkilenir.

Hidrojen daha sonra kanal yoluna nüfuz eder ve çatlak oluşumlarına yol açan tipik olarak beyaz dağlama yapılarını oluşturur ve bu da pullanma ile sonuçlanır. Bu çatlaklar birkaç milimetre uzunluğunda olabilir ve iç kısımdan yüzeye yayılabilir. Görünür yüzey hasarına işaret etmeyen kullanılmış rulmanların tahribatlı muayeneleri, beyaz dağlama alanlarının burada bile mevcut olabileceğini göstermiştir.

Hasar daha ayrıntılı olarak incelendiğinde, hidrojen etkisi altında, orijinal olarak martensitik mikroyapının çok ince taneli, kırılgan bir ferrite dönüştüğü gözlemlenebilir. Bu mekanizma, Hidrojenle Geliştirilmiş Lokalize Plastiklik (HELP) teorisi ile açıklanabilir. Karakteristik özelliklerinden biri, plastikliğin sadece lokal olarak ortaya çıkması ve rulmanın küresel yorulmasının hafif olmasıdır, bundan dolayı hasar, yuvarlanma yolunun altında (metalik olmayan partikül kalıntılarından dolayı) ya da yuvarlanma yolunda (aşırı kirlenme nedeniyle) oluşan klasik yorulma hasarlarından biri değildir.

Yeni ve kullanılmış rulmanların karşılaştırılması

Peki, hidrojen nereden geliyor? Yeni ve kullanılmış rulmanları karşılaştırarak NSK´nın merkezi araştırma ekibi, hidrojenin sadece rulmanlar çalışırken oluştuğunu belirledi.

Hidrojenin, yağlayıcıların hidrokarbon zincirlerinden ve bunların katkı maddelerinden gelmesi olasıdır (en azından bu ilk varsayımdır). Bu teori, beyaz yapıların tipik hasar semptomları laboratuvarda belirli tipte yağ ve gres ile yeniden meydana geldikten sonra doğrulanmıştır. 1990’lı yıllarda otomotiv endüstrisi tarafından benzer hasarların bildirilmiş olması da bu teoriyi destekledi. Burada, kayış gergilerin ve alternatörlerin rulmanları erken arızalanmış ama gresin ve kayış malzemesinin değiştirilmesi problemi çözmüştür. Ancak, bu hata modunda elektriğin (akım akışı) etkisi henüz belirlenmemiştir.

Yeni alaşımlar, özel ısıl işlem

NSK, yuvarlanma teması yorulma testleri sırasında daha iyi sonuçlar veren yeni alaşımlar geliştirdi. Hidrojen şarjı ile yapılan testlerde, optimize edilmiş kimyasal kompozisyon, geleneksel rulman çeliklerine kıyasla beyaz yapısal pullanma (WSF) direncinde beş kat artışa yol açtı.

Optimize edilmiş ısıl işlemle de önemli bir gelişme sağlanmıştır. Burada, yuvarlanma yollarının altındaki artık gerilim, kesiti sertleştirme yerine karbonitridizasyon ile artırılabilir. Bu önlem beyaz yapıların oluşumunu engellemese de, bu yapılardan çok daha az çatlak gelişir ve yüzeye daha yavaş yayılırlar.

AWS-TF, yeni bir rulman malzemesi

Bu bulgulara dayanarak NSK, optimize edilmiş ısıl işlem ile optimize edilmiş kimyasal bileşimi birleştiren ve rulmanlar için yeni bir malzeme olan AWS-TF (AWS – Beyaz Karşıtı Yapı) geliştirdi.

Testler, AWS-TF’den yapılan rulmanların Beyaz Dağlama Çatlağı (WEC) riskini tamamen ortadan kaldırmadığını, hasarın ortaya çıkmasındaki gecikmenin ise geleneksel rulman çeliklerine göre yedi kat daha uzun olduğunu göstermiştir. Kritik kurulum alanlarındaki ilk saha testleri şu anda devam etmektedir ve bu test sonuçlarını doğrulamaktadır.

Continue Reading

Eğitim ve Kurs

Sertifika değil, eğitim alın

Published

on

Mert Palaoğlu, GWO Eğitmeni, Proje Müdür Yardımcısı

Global Wind Organisation (GWO), rüzgâr türbini üreticileri ve rüzgâr enerjisi santralleri sahiplerinin bir araya gelerek oluşturduğu ve rüzgâr enerjisi santralleri sektörü için sıfır iş kazasını ve tam iş güvenlikli bir yüksekte çalışma ortamı yaratmayı hedefleyen ve bu amaçla eğitim standartları belirleyen bir kuruluştur. 

Bu kuruluşun BST (Basic Safety Training) adı altında verilen eğitim modülleri ise, Yüksekte Çalışma, İlk Yardım, Elle Taşıma ve Yangın Bilincidir.

GWO eğitimlerinin amacı, rüzgâr türbinlerinde çalışma ortamının güvenliğini sağlamakla beraberinde olası bir kaza durumunda en doğru ve güvenli kurtarma becerilerinin çalışanlar tarafından kazanılmış ve uygulana bilinir düzeyde tutmasıdır. İçerikler GWO standartlarında belirtilen konu başlıkları altında olmakla beraber, 5 gün gibi çok da uzun olmayan bir süre zarfı içerisinde katılımcılara bu beceriler kazandırılmaktadır.

Tüm dünyada geçerliliği olan bu eğitimin geçerlilik süresi toplam 2 yıldır.

Eğitimlerde kullanılan yönetmeliğe uygun kişisel koruyucu donanım ekipmanlarının amortismanları, kullanılan platformların yıllık periyodik bakımları, nitelikli ve tecrübeli eğitmen kullanımı, denetmen firmaların yıllık denetim giderleri, sertifika ücretleri ve bunlar gibi birçok gider eğitim sağlayıcısı olan firmalara maddi olarak ciddi yük yüklemektedir. Dolayısıyla eğer eğitimlerde devamlılık ve sağlıklı bir ortam hedefleniyorsa, ücretlerin belli bir barem üzerinde olması kaçınılmaz olacaktır. GWO ücretlerinin genel olarak pahalı olduğu düşünülse de şu an ki durum içler acısı durumdadır.

Eğitim sağlayıcılarının sürümden kazanmak mantığını güderek olması gereken reel fiyatların altında bu eğitimleri sağlamaya çalışması; zaman içerisinde kalitenin düşmesi ile beraberinde eğitimlerin sürdürülebilirliğinin ortadan kalkması anlamına gelecektir. Eğitim sağlayıcısı firmalar arası rekabet elbette olmalıdır ki rekabet beraberinde daha iyi hizmeti;, kaliteyi ve gelişimi getirir. Ama rekabet politikamız sadece en ucuz eğitim vermek ve hatta diğer eğitim sağlayıcısı firmaların verdiği fiyatların neredeyse yarı fiyatına yapalım şeklinde olursa, yakın gelecekte eğitimlerin önem ve ciddiyetinin kaybolmasıyla birlikte, eğitim vermek de eğitim sağlayıcıları için bir külfet haline gelecektir.

Eğitimin amacı nedir?

Eğitim ihtiyacı olan çoğu firma, eğitim kalitesi ve içeriğinden daha çok “nasıl en ucuza bu eğitimi aldırabiliriz?” diye arayışa girmekle beraber “eğitim değil sertifika almaya” odaklı görülmektedir. Kursa personelini göndermek istemeden sadece eğitim sertifikasını talep eden dahi olmaktadır. Bu eğitimlerin temel amacı nedir? Gerçekten türbinlerde çalışan personel için yeterli oranda güvenlik önlemleri var mıdır?

Örneğin kaç tane sahada sedye mevcut ya da olası bir yangın durumunda türbin içerisindeki çıkan kimyasal gazlardan etkilenmemek için kullanılan kaçış maskesi? Zaten çalışma ortamı gereği olası bir kaza anında sağlık ekiplerinin ulaşması açısından zor bölgelerde çalışılmaktadır. Ortalama bir ambulans ya da kurtarma biriminin çalışma sahasına ulaşma süresi 30 dakika civarındadır. Buradan çıkan sonuç personelin yapacağı ilk müdahale ve kurtarma harekâtının hayati önlem taşımasıdır. Bu aşamada türbinlerde çalışan personele aldırmayı planladığımız GWO eğitimleri “en ucuz kim verirse ona gönderelim” ya da “kursa gitmeden sertifika kim veriyorsa ona yollayalım” düşüncesi ile yola çıkmak en büyük İSG hatası olacaktır.

Fiyat üzerinden rekabetçi bir yol izlenmesi sonucu hesapsız ve yanlış fiyat politikaları;, ileride bu hizmeti alan firmaların GWO eğitimlerine karşı olan ciddiyetini kaybettirip; öneminin değersiz hale gelmesine neden olmakla birlikte İSG kuralları açısından niteliksiz personellerin de var olmasına yol açacaktır.

Ülkemizde hızla gelişmekte olan rüzgâr enerjisi santralleri, büyüme sürecinde daha çok nitelikli çalışana ihtiyaç duymakta. Biz eğitim sağlayıcıları olarak bu gelişme içindeki rolümüz; eğitime katılan personelin çalıştığı ortamdaki tehlikelerin farkında olmasını sağlamak; acil bir durumda doğru manevrayı yapabilme becerisini kazandırmak ve elimizde bulunan eğitici rolünü korumaktır. Bu eğitimin sadece sertifika değil, çalışanların evlerine güvenli bir şekilde dönebilmeleri için olduğu bilincini firmalara ve katılımcılara doğru rekabet yolları kullanarak göstermektir. Unutmayalım ki türbinlerde çalışanlar sizlersiniz sertifikanız değil ve sertifikanız bir amaç değil araçtır. Daima güvende çalışmanız dileği ile.

Continue Reading
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com